BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

KÜRESELLEŞEN DÜNYA

SSCB’DE YAŞANAN DEĞİŞİM VE SONUÇLARI

SSCB doğu blokunun lideri iken 1980’lerden itibaren büyük bir değişime mecbur kalmıştı. SSCB’nin mevcut devlet siyaseti işlemez durumdaydı. Buna rağmen SSCB bütün kaynaklarını nükleer silahlanmaya aktararak dünyadaki güçlü konumunu sürdürmek istiyordu. Fakat SSCB mevcut hâliyle bu yarışı sürdürecek ekonomik ve siyasi güce sahip değildi.

Aynı zamanda SSCB’nin uydusu konumundaki uydu ülkelerde özgürlük ve bağımsızlık isteğiyle toplumsal olaylar başlamıştı. Gorbaçov, Ocak 1987’de Glasnostu, Kasım ayında ise Perestroikayı açıkladı. Gorbaçov bu hamlesiyle Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeye karar vermişti.

Gorbaçov açıklık ve yeniden yapılanma programlarıyla, komünist iktidarın tepki çeken baskıcılığını, demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmak istiyordu.

Gorbaçov, siyasi otoritesini güçlendirdikten sonra Glastnost ve Perestroikaya uygun olarak verimliliği ve ürün kalitesini yükselten, sanayi ve araştırmada çalışanlara maddi-manevi teşvikler getiren kararlar aldı.

SSCB, 1989’da ani bir kararla 1979’dan beri işgal altında bulundurduğu Afganistan’dan çekildi. Ekonomide, sanayide ve teknolojide geri kalınması, nükleer silahların azaltılması isteğine Afganistan’ dan çekilme de eklenince süper güç SSCB imajı zedelendi.

 

MİHAİL GORBAÇOV (1931-...)

¥  2 Mart 1931’de, Kuzey Kafkasya’nın Stavropol bölgesinde Privolye köyünde doğan Mihail Gorbaçov, 1985’ten 1991’e kadar SSCB’yi yöneten liderdir. 25 Aralık 1991'de “Görevimi kaygı içinde ama umutla bırakıyorum. Herkese iyi şanslar diliyorum.” diyerek görevinden istifa etmiştir. Gorbaçov'un Perestroyka (yeniden yapılanma) ve Glastnost (açıklık) adını verdiği reform çalışmaları Sovyetler Birliği'nin dağılmasında etkili olmuştur. 1990’da Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Gorbaçov 2005’te “Point Alpha” Ödülü'ne layık görülmüştür.

 

SSCB’NİN DAĞILMASI

M Mihail Gorbaçov’un uygulamaya koyduğu politikalar nedeniyle başta Baltık ülkeleri Letonya, Estonya, Litvanya′da başta olmak üzere SSCB’ye bağlı ülkeler bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamıştır.

M Gorbaçov, ülkede başlayan bağımsızlık hareketlerine çözüm bulmak ve SSCB içindeki cumhuriyetler arasında iş birliğini geliştirmek amacıyla 1990’da “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” fikrini ortaya atmıştır.

M Ermenistan Ağustos 1990′da SSCB′ye bağlı kalmak kaydıyla bağımsızlığını ilan etti. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Mart 1991′de Gorbaçov′un istifasını istedi. SSCB′nin dağılma süreci hız kazanmıştı. 31 Mart 1991′de ise Gürcistan bağımsızlığını ilan etti. İlk ayrılan devlettir.

M Radikal komünistler 16 Ağustos 1991 ′de bir askeri darbe yaparak Gorbaçov′u düşürmeye çalıştı. Halk Boris Yeltsin′in liderliğinde darbe girişiminin başarısız olmasını sağladı. Gelişmeler Boris Yeltsin′i  halkın gözünde bir kahraman haline getirmiştir.

M Kremlin Sarayı′na 1917 İhtilali öncesindeki Rus bayrağı çekildi. Gorbaçov, Komünist Partisi Genel Sekreterliği′ni bırakarak sadece devlet başkanlığı görevini sürdüreceğini açıkladı. 24 Ağustos′ta Ukrayna, 25 Ağustosta da Beyaz Rusya bağımsızlığını ilan etti. 29 Ağustosta ise Sovyet Komünist Partisi resmen kaldırıldı.

SSCB’NİN DAĞILMASININ DOĞU AVRUPA’YA ETKİLERİ

M Doğu Bloku, Doğu Avrupa′da komünist yönetimler tarafından idare edilen ülkeleri ifade eden bir terimdir. Bu ülkeler 2. Dünya Savaşı ile birlikte SSCB′nin uydusu haline gelmişti. Glasnost ve Perestroika Doğu Bloku ülkelerini de etkiledi. Doğu Bloku ülkelerinde rejim değişikliği ve Sovyetlerden kopma süreci başladı.

M Macaristan Komünist Partisi, Marksizm′den vazgeçerek Macaristan Sosyalist Partisi adını aldı. Ülkede çok partili sisteme geçildi. Polonya′da Komünist Parti kendisini feshetti ve Sosyal Demokrasi Partisi adını aldı. Çekoslovakya′nın adı Çekoslovakya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi.

M Bulgaristan′da 15 Ocak 1990′da Komünist Partisi′nin yönetimdeki tekelini öngören madde anayasadan çıkarıldı.

M Romanya′da Mayıs 1990′da demokratik ve serbest seçimler yapıldı. Doğu Almanya, Batı Almanya ile birleşti. Arnavutluk′ta da Aralık 1990′da siyasi partilerin kurulmasına izin verildi.

 

SSCB’NİN DAĞILMA SÜRECİ

Z      Gürcistan 28.04.1991

Z      Estonya 20.08.1991

Z      Letonya 21.08.1991

Z      Ukrayna 24.08.1991

Z      Beyaz Rusya 25.08.1991

Z      Moldova 27.08.1991

Z      Azerbaycan 30.08.1991

Z      Kırgızistan 31.08.1991

Z      Özbekistan 31.08.1991

Z      Litvanya 06.09.1991

Z      Tacikistan 09.09.1991

Z      Ermenistan 21.09.1991

Z      Türkmenistan 27.10.1991

Z      Kazakistan 16.12.1991

Z      Rusya Federasyonu 26.12.1991

 

1989 KADİFE DEVRİMİ (Çekoslovakya)

´  17 Kasım-29 Aralık 1989 tarihleri arasında meydana gelen ve “Kadife Devrimi” olarak nitelendirilen olay Çekoslovakya’da yaşanmıştır. Yapılan bu kansız devrimin ardından Çekoslovakya demokrasiye geçmiş ve devrimin öncülerinden Václav Havel, Çek Cumhuriyeti’nde 1990 yılında yapılan ilk serbest seçimler sonucunda cumhurbaşkanı olmuştur. 1993 yılında ise Çekoslovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

 

ŞANGHAY ALTILISI (1996)

b      1996’da Çin, Rusya, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan tarafından kurulan iş birliği yapılanmasıdır. Bu oluşumun adı, 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla “Şanghay İş Birliği Örgütü” olarak değişmiştir. Bu örgütlenmeye Hindistan, Pakistan, İran ve Moğolistan gözlemci devlet olarak destek vermektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAĞIMSIZ  TÜRK CUMHURİYETLERİ

 

AZERBAYCAN

m  Bolşeviklerin 1917’de yayınladıkları bildiride, milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin çizeceklerini ve bağımsız devletlerini kurabileceklerini belirtmeleri üzerine 1918’de Azerbaycan, Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsızlığını ilan etti.

m  SSCB’nin bu bağımsızlık ilanını tanımayarak kuvvet kullanması sonucu Azerbaycan tekrar SSCB yönetimine girdi. Azerbaycan özellikle Stalin döneminde baskıcı bir politika ile yönetildi ve bu durum SSCB’nin dağılmasına kadar devam etti. Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle SSCB’de başlayan değişim sonucu Azerbaycan’da da bağımsızlık hareketleri tekrar başladı. Ebulfez Elçibey’in önderliğinde Halk Cephesi adıyla bir teşkilat kuruldu.

m  SSCB’nin dağılmasından sonra 1991’de yeniden bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. 1992’de devlet başkanı olan Ebulfez Elçibey döneminde Türkiye- Azerbaycan ilişkileri büyük gelişme gösterdi.

m  1993’te cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’inbiz bir millet iki devletiz”  Sözleri Türk-Azeri ilişkilerine egemen olmuştur. 2003 yılında Haydar Aliyev’in yerine cumhurbaşkanı seçilen İlham Aliyev döneminde de iyi ilişkiler devam etmektedir.

m  Azerbaycan’ın petrol gelirleriyle güçlenmesi, topraklarında 30 milyona yakın Azeri Türkü’nün yaşadığı İran’ı tedirgin etmektedir. Ayrıca Karabağ sorunu nedeniyle Ermenistan, Azerbaycan’ın gelişmesini istememektedir.

m  Zengin petrol ve doğal gaz yataklarına sahip olan Azerbaycan’ı Rusya, ABD ve Batılı devletler bir nüfuz mücadele alanı olarak görmektedir. Azerbaycan, Türkiye’nin de aracılığıyla ABD ve Batı ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. ABD, Türkiye ve Batılı devletlerin desteği ile Bakü-Tiflis- Ceyhan petrol boru hattı İran, Rusya ve Ermenistan’ın bütün karşı çıkmalarına rağmen hayata geçirilmiştir.

Dağlık Karabağ Sorunu (Azerbaycan & Ermenistan)

m  Şubat 1988′de Azerbaycan′a bağlı Dağlık Karabağ yönetimi, bölgenin Ermenistan′a bağlanmasını öngören bir karar aldı. Moskova yönetimi bu kararı reddetti. Ermenilerin çoğunlukta bulunduğu Karabağ bölgesinde Azerilere karşı bir Ermeni ayaklanması başladı.

m  Ayaklanma genişleyince Sovyet yönetimi Dağlık Karabağ′ı Azerbaycan′ın sorumluluğundan alarak merkezi idareye bağladı. Azeri-Ermeni çatışmasının büyümesi üzerine 20 Ocak 1990′da Azerbaycan′a giren Sovyet ordusu halk gösterilerine karşı güç kullanmaya başladı ve büyük bir katliam gerçekleştirdi.

m  Ermeniler 1992′de Nahçıvan′a saldırdı. Ağustos 1993′de Azerbaycan topraklarının yaklaşık % 25′i Ermeniler tarafından işgal edildi. Azerbaycan′ın Eylül 1993′te BDT′ye üye olma kararı ile Ermeni saldırıları durdu. Ancak işgal altındaki Azeri topraklarının boşaltılması ve Karabağ sorunu günümüzde de çözümlenmiş değildir.

Hocalı Katliamı: 1992’de Karabağ’daki Azeri sivillerin Ermeni kuvvetleri tarafından katledilmesi olayıdır. Kimi ülkeler bu olayı katliam olarak değerlendirirken kimileri (başta Azerbaycan olmak üzere) soykırım olarak kabul etmektedir.

 

KAZAKİSTAN (Nursultan Nazarbayev)

C  Kazakistan yüzölçümü bakımından SSCB′nin ikinci büyük cumhuriyeti idi. 1990′da 16,5 milyon olan nüfus, 1999′da Slav ve Almanların ülkeden göç etmeleriyle 14,5 milyona kadar düşmüştür. 1990′da nüfusun % 41′i Rus ve % 36′sı Kazak olan ülkede bu oran bugün % 60 Kazak, % 25 Rus şeklinde değişmiştir.

C  Kazakistan nüfus dengelerinin de etkisiyle hem bağımsızlık öncesinde olduğu gibi sonrasında da Rusya Federasyonu ile iyi ilişkiler içinde oldu. 16 Aralık 1991′de bağımsızlık ilan edildi. Kazakistan′da birbiri ardına gerçekleştirilen reformlarla yeni bir siyasi sistem kuruldu.

C  Kazakistan, Avrasya Ekonomik Topluluğu, Shangay İşbirliği Örgütü ve BDT′nin aktif katılımcısı durumundadır. Ayrıca BM, İKÖ, AGİT üyesidir. Ülkenin ekonomik faaliyetlerinde tarım en önemli gelir kaynağıdır. Meraların geniş yer tutmasından dolayı hayvancılık da önemlidir. Ülkede ayrıca zengin petrol, doğal gaz, altın, kömür ve kurşun yatakları bulunmaktadır.1993 yılında Türkiye ve Kazakistan’ın ortak katkılarıyla Türkistan’da Ahmet Yesevî Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi kurulmuştur.

1991’de bağımsız olan Kazakistan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye’dir.

 

KIRGIZİSTAN (Asker Akayev)

b      Gorbaçov’un uyguladığı politikalar, Kırgızistan’da 1990’da etkisini göstermeye başlamıştı. Mayıs 1990’da, 24 küçük siyasi grubun birleşmesiyle oluşan Kırgızistan Demokratik Hareketi ilk siyasi kuruluş olarak ortaya çıktı.

b      Bu siyasi grubun etkisiyle Kırgızistan parlamentosu “Demokrasi ve Millî Birlik Deklarasyonu” yayınladı. 1990 sonbaharında yapılan seçimlerde Askar Akayev Cumhurbaşkanı seçildi. Şubat 1991’de başkent Frunze’nin adı Bişkek (devrim öncesi adı) olarak değiştirildi.

b      Kırgızistan SSCB’nin dağılması üzerine 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Türkiye, Kırgızistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir. Türkiye Kırgızistan’ın tanınması, uluslararası ve bölgesel kuruluşlara kabulü konularında destek olmuştur. Kırgızistan 1991’de BDT’ye, 1992’de BM ve AGIT’e üye oldu. Kırgızistan-Türkiye ilişkileri her geçen gün daha fazla gelişmektedir. İki ülke arasında eğitim ve kültürel ilişkileri sağlamlaştırma amacı ile 1995’te yapılan protokol ile Bişkek’te, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi kurulmuştur. Ayrıca çok sayıda Kırgız öğrenci ülkemizde yüksek öğrenim görmektedir.

b      Kırgızistan’ın yetiştirdiği ve bütün dünyada tanınan önemli bir yazar olan Cengiz Aytmatov’un romanları ülkemizde de büyük ilgi görmektedir.

 

ÖZBEKİSTAN (İslam Kerimov)

ö      SSCB’nin dağılması üzerine, 31 Ağustos 1991’de Özbekistan bağımsızlığını ilan etti ve Kerimov, Cumhurbaşkanı seçildi.

ö      Özbekistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra gelişmiş ülkelerle özellikle, ekonomik anlamda ilişkiler kurarak Orta Asya’nın güçlü devletlerinden biri hâline gelmiştir. Bağımsızlığından günümüze kadar devlet başkanlığını İslam Kerimov yapmaktadır. Özbekistan ile Türkiye arasında ekonomik ve kültürel ilişkiler her geçen gün gelişmektedir..

 

TÜRKMENİSTAN (Saparmurad Niyazov)

þ  1985’te Türkmenistan Komünist Partisi Başkanlığına Saparmurad Niyazov getirildi. Türkmenler arasındaki kabileciliği ortadan kaldırıp birliği sağlayan Niyazov, Türkmen dilinin resmî dil olmasını sağladı. Türkmenistan 1991’de bağımsızlığına kavuştu.

þ  Türkmenistan ekonomisinin temeli doğal gaz ve petrolden oluşur. Türkmenistan Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en büyük doğal gaz rezervlerine ve yıllık üretim kapasitesine sahiptir.

þ  Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur. Türkmenistan-Türkiye ilişkileri hızlı bir şekilde gelişmektedir. İki ülke arasında “Ekonomik ve Ticari İş Birliği Anlaşması” imzalanmıştır. Ayrıca Latin alfabesine geçiş, Türkmen öğrencilerin ülkemizde yüksek öğrenim görmesi, Türkmenistan’da ortak okullar açılması gibi çalışmalar yapılmaktadır. Aşkabat’ta bulunan Türkmenistan-Türk Üniversitesi ortak olarak kurulmuştur.

 

BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU (ALMA ATA ZİRVESİ)

k Bağımsız Devletler Topluluğu adı ile de bilinen bu zirve, 21 Aralık 1991’de Kazakistan’ın zamanki başkenti Alma Ata’da; Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan, Tacikistan, Ermenistan ve Moldova’nın katılımıyla toplanmıştır.

k Alma Ata Zirvesi ile 21 Aralık 1991’de SSCB fiilen sona vermiş; topluluktaki 11 cumhuriyet, her cumhuriyetin bağımsızlığı ve eşitliği ilkesi saklı kalmak şartıyla, aralarında yeni bir yapılanma yoluna gitmişlerdir.

k Alma Ata Zirvesi’ne 1993’te gözlemci olarak katılan Gürcistan, Güney Osetya Savaşı’ndan sonra 15 Ağustos 2008’de topluluktan ayrılmıştır. 2005’te üyelikten ayrılan Türkmenistan da topluluğa gözlemci olarak destek vermektedir.

 

TİKA (TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA AJANSI) (24 OCAK 1992)

a TIKA, 24 Ocak 1992’de başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere; gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, teknik, sosyokültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini geliştirmek amacıyla kurulan bir teşkilattır.

a İlgili ülkelerin kalkınma ihtiyaç ve hedeflerini, ülkemizin önceliklerini göz önüne alarak, yapılabilecek iş birliği ve yardım konularını belirlemek, gerekli program ve projeleri hazırlamak TİKA’nın öncelikli görevidir. Ayrıca ekonomik, ticari, teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini projeler vasıtasıyla geliştirmek, bağımsız devlet yapılarını güçlendirmek, pazar ekonomisine geçiş çabalarını desteklemek, TİKA’nın görev ve sorumluluklarındandır.

 

DOĞU BLOKU’NDAN SONRA AVRUPA

W  Mihail Gorbaçov’un 1985’te iktidara gelmesiyle başlayan değişim ve gelişmeler Orta ve Doğu Avrupa’daki SSCB’ye bağlı devletleri de etkilemiştir.

W  Doğu Avrupa’daki devletler önce kendi ülkelerindeki komünist partilerin idaresinden kurtulmuşlar, daha sonra demokratik eylemler ve seçimler yoluyla sistemlerini değiştirmişlerdir. Ancak Romanya’da demokratikleşmeye karşı direnen Devlet Başkanı Nikolay Ceausescu (Çavuşesku), halkın yönetime karşı ayaklanması sonucu görevinden uzaklaştırılmış ve 1989’da karısıyla birlikte infaz edilmiştir.

W  1990’da birçok Doğu Bloku ülkesi bağlı bulundukları Bloktan kopmaya başlamış; önce COMECON, sonra da Varşova Paktı’na son verilmiştir. (1991)

W  Doğu Bloku’nun yıkılması, soğuk savaşın sona ermesine neden oldu. Bu da, 1990’lı yılların başlarında dünyada yeni bir durumun ortaya çıkmasına, aynı zamanda güç dengelerinde yeni gelişmelere ve yapılaşmalara yol açtı. SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan devletlerden bazıları BDT’yi kurarken Doğu Bloku’na dâhil bir çok ülke de NATO’ya ve AB’ye üye oldu.

 

BERLİN DUVARI’NIN YIKILMASI

®  1961’de inşa edilen Berlin Duvarı 1989 yılı başlarında Alman Demokratik Cumhuriyeti Hükûmeti’nin, isteyen Doğu Almanya vatandaşlarının SSCB dâhilindeki diğer Doğu Bloku ülkelerine geçiş yapabilmesine izin vermesiyle önemini kaybetmiştir.

®  1989’da Demokratik Almanya’nın kendi vatandaşlarına ülkeden çıkış vizesi vermesi üzerine on binlerce kişinin Batılı ülkelerin büyükelçiliklerine sığınarak iltica talebinde bulunması, uluslararası bir sorun hâline geldi.

®  Batılı devletlerin bu sorunun çözümü konusunda Demokratik Almanya’ya ve SSCB’ye baskısı ile birlikte Demokratik Almanya’daki özgürlük isteyen halk hareketleri sonunda 9 Kasım’da Berlin Duvarı geçişlere açıldı.

®  İki Almanya arasında gezi ve göç serbestliği başladı. Böylece iki kutuplu dünyanın sembollerinden biri olan Berlin Duvarı 9 Kasım 1989’da yıkılmış oldu.

®  Federal Almanya Başbakanı Helmut Kohl’ün iki Almanya’nın birleşmesiyle ilgili olarak, önce sıkı bir iş birliğini sonra da aşamalı şekilde birliği öngören planını SSCB’nin de kabul etmesiyle 3 Ekim 1990’da iki Almanya resmen birleşti. İki Almanya’nın birleşmesini sağlayan anlaşmaya göre Almanya tam egemenliğe sahip olacak, NATO’ya girebilecek ve Sovyet askerleri 3 veya 4 yıl içinde Almanya’dan geri çekilecekti. SSCB dağılınca onun yerine Rusya, ordusunun Berlin’de kalan son bölümünü 31 Ağustos 1994’te, Batılı müttefikler de askerlerini 9 Eylül 1994’te geri çekti.

 

AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞU’NDAN (AET) AVRUPA BİRLİĞİ’NE (AB)

 

1951 Paris Antlaşması

  • Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur.

1957 Roma Antlaşması

  • Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na dönüştürülmüştür.

1992 Maastricht Antlaşması

  • Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Birliği’ne dönüştürülmüştür.

1985 Schengen Antlaşması

´  AB’ye üye ülkeler arasında pasaport kontrolünün kaldırılması kararlaştırılmıştır.

´  Avrupa Birliği 2002’de ortak para birimi olarak EURO’nun kullanılmasını kararlaştırmıştır.

2007 Lizbon Antlaşması

W  Bugüne kadar yaptığı tüm antlaşmaları güncellenen Avrupa Birliği’nin üye sayısı, 1 Temmuz 2013’te en son Hırvatistan’ın katılımıyla günümüzde 28’e ulaşmıştır.

 

AB Üyesi Olup EURO’yu Kullanmayan Devletler

b      Danimarka, İsveç, İngiltere

AB Üyesi Olmayıp EURO’yu Kullanan Devletler

b      Monaco, San Marino, Vatikan

AB ile Bir Antlaşma Yapmaksızın EURO’yu Kullanan Devletler

b      Andorra, Karadağ, Kosova

 

AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYE DEVLETLER

4     Almanya Finlandiya İsveç Malta

4     Avusturya Fransa İtalya Polonya

4     Belçika Hollanda Güney Kıbrıs Portekiz

4     Bulgaristan Hırvatistan* Letonya Romanya

4     Çek Cumhuriyeti İngiltere Litvanya Slovakya

4     Danimarka İrlanda Lüksemburg Slovenya

4     Estonya İspanya Macaristan Yunanistan

4     1 Temmuz 2013 tarihinde AB’ye üye olan son devlet Hırvatistan’dır.

 

Maastricht Kriterleri

ý  1990-91 yılları arasında Avrupa Topluluğu üyesi ülkeler Avrupa′nın güvenliği ile ilgili çalışmalara hız verdi. 7 Şubat 1992′de 12 üye devlet Hollanda′nın Maastricht kentinde Avrupa Birliği′ni kuran Maastricht Antlaşması′nı imzaladı. 1 Ocak 1993′te yürürlüğe giren bu antlaşma ile; Avrupa ekonomik ve para birliği, güvenlik ve dış politika ortaklığı, Avrupa vatandaşlığı, adalet ve içişleri işbirliği oluşturuldu. Batı Avrupa Birliği′nin Avrupa′nın tek güvenlik sistemi haline getirilmesi kabul edildi.

ý  Maastricht Antlaşması′nda ekonomik birliğin aşamaları, bu süreçte izlenecek ekonomik politikalar ile bunların gerektirdiği kurumsal değişiklikler düzenlenmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde ekonomik birliğin son aşamasına geçiş öncesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini için bazı kriterler tespit edilmiştir.

Maastricht Antlaşması ile üye devletler;

  • Ekonomik ve Parasal Birlik
  • Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası
  • Avrupa Vatandaşlığı
  • Adalet ve İçişleri konularında anlaşmışlardır.

¥  Bu durum uluslararası iş birliğini desteklemek, insan haklarına saygı duymak ve bunları geliştirmek, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden ödün vermemek gibi ilkeleri kapsamaktadır.

 

KOPENHAG (COPENHAGEN) KRİTERLERİ (22 HAZİRAN 1993)

Z      22 Haziran 1993’te yapılan Kopenhag Zirvesi'nde Avrupa Konseyi, AB'nin genişlemesinin Merkezî Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin karşılaması gereken kriterleri belirtmiştir.

Z      Bu kriterler siyasî, ekonomik ve topluluk kazanımına uyum olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

 

KOPENHAG KRİTERLERİ

Siyasî Kriterler

  • İstikrarlı bir demokrasinin var olması
  • Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü
  • İnsan haklarına saygı
  • Azınlıkların korunması

Ekonomik Kriterler

  • Arz-talep dengesinin bağımsız bir şekilde kurulmuş olması
  • Ticaret kadar fiyatların da liberal olması
  • Piyasaya giriş ve çıkış (iflaslar) için engellerin bulunmaması
  • Mülkiyet haklarını içeren düzenlemeleri kapsayan yasal bir sistemin olması
  • Fiyat istikrarını içeren bir ekonomik istikrara ulaşılmış olması
  • Sürdürülebilir dış dengenin Varlığı

Topluluk Kazanımına Uyum Kriterleri

  • AB'nin siyasî, ekonomik ve parasal birlik hedeflerinin kabul edilmesi
  • AB'nin aldığı kararlara ve uyguladığı yasalara uyum sağlanması

 

 

 

 

 

NATO’NUN AVRUPA’DA GENİŞLEMESİ

O  NATO 1949′da 12 ülke tarafından kurulmuştu. Kuruluş bildirgesinde NATO′nun genel amacı, "Kuzey Atlantik bölgesinde, istikrar ve refahın temini ile üyelerinin özgürlüğü, ortak mirası ve uygarlığının korunması" olarak belirtilmişti.

O  NATO, SSCB′nin dağılması ve Varşova Paktı′nın ortadan kalkması ile yeni bir kimlik arayışına girdi. Bu süreçte üye sayısını arttırarak etki sahasını genişletmeyi hedefledi. Eski Varşova Paktı üyeleriyle ilişkilerini geliştirdi.

O  1994 Ocak ayında Brüksel Zirvesi′nde bir araya gelen NATO liderleri, diğer Avrupa ülkelerinin üyeliğine açık olduklarını açıkladı. 1997 Madrid Zirvesi′nde NATO′ya katılım görüşmelerine davet edilen Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya 1999 Washington Zirvesi′nde üyeliğe kabul edildi.

O  2004 Mart ayında Estonya, Litvanya ve Letonya ile Slovenya, Slovakya, Bulgaristan ve Romanya′nın katılımı ile üye sayısı 26′ya ulaştı. 2004 İstanbul Zirvesi′nde ise Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya için üyelik sürecinin sürdürülmesine, Ukrayna′nın üyelik süreci için çalışmalar yapılmasına karar verildi.

O  Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra Doğu Avrupa ülkeleri, güvenlik sorunları nedeniyle NATO’ya girip ABD ve Batılı ülkelerle siyasî ve ekonomik bağlarını güçlendirmeyi amaçlamışlardır.

O  Bu amaçla Ocak 1999’da ilan edilen “Barış İçin Ortaklık(BİO) adıyla bir ortaklık programı uygulamaya konulmuş, NATO ile yakınlaşmaları ve farklı tarihlerde üye olma imkânı sağlanmıştır.

O  Nisan 2008’de Bükreş’te yapılan NATO Zirvesi’nde, Rusya’nın tüm karşı çıkmalarına rağmen, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye olacakları karar altına alınmıştır. Ayrıca Arnavutluk ve Hırvatistan 2009’da üye olma hakkı kazanırken Makedonya Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi de Türkiye tarafından veto edilmiştir.

 

TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ

_ Türkiye, 31 Temmuz 1959′da Avrupa Ekonomik Topluluğu′na (AET) "ortak üyelik" başvurusunda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında imzalanan Ankara Antlaşması, hedef olarak Türkiye′nin tam üyeliğini öngörmüştür.

_ AET, Türkiye′nin 1960′lı yıllardaki topluluğa katılma çabalarını olumlu karşılamıştır. Çünkü bu dönemde hızlı bir kalkınma sürecine giren Avrupa ekonomileri için Türk işçisi daha düşük ücret demekti.

_ 1970′li yıllarda Türkiye′nin AET ile ilişkilerinde ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı bir yavaşlama süreci yaşandı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye′nin AET ile olan ilişkilerini daha da bozdu. Avrupa Parlamentosu 22 Ocak 1982′de Türkiye′de demokrasi ve insan haklan sağlanıncaya kadar Türkiye ile olan ilişkilerini dondurdu.

_ İlişkiler 1986 yılında yeniden kuruldu. Ancak Yunanistan′ın sürekli vetosu nedeniyle Türkiye bu dönemde AET′den mali yardım alamadı.

_ Türkiye ile AB arasında 1 Ocak 1996′dan itibaren geçerli olacak şekilde Gümrük Birliği anlaşması imzalandı. Türkiye, AB ülkelerine yönelik olarak gümrük vergilerini kaldırdı. Üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifesi uygulamaya başladı.

_ 1999 Helsinki Zirvesi′nde Türkiye, AB′ye aday ülke olarak kabul edilmiş, diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir. Nisan 2000′de Lüksemburg′da toplanan Ortaklık Konseyi, Gümrük Birliği′nden bu yana üzerinde çalışılan hizmetler alanındaki müzakerelerin başlatılması kararı almıştır.

_ 2001 yılında aday ülkelerin katılım hazırlıklarını hızlandırmak amacıyla AB tarama süreçlerini ortaya koymuş; Türkiye’den de Kopenhag Kriterleri’nin yerine getirilmesini istemiştir.

_ 17 Aralık 2004’te Brüksel’de toplanan AB Zirvesi’nde, Türkiye’nin siyasî kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiği belirtilmiş ve katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005’te başlanması kararlaştırılmıştır.

_ 2005 yılında AB ile Türkiye arasında tam üyelik müzakereleri başlamışsa da, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği hâlâ kabul edilmemiştir.

 

 

 

YENİ OLUŞUM SÜRECİNDE BALKANLAR

YUGOSLAVYA’NIN DAĞILMASI

±  II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Yugoslavya’yı işgali ile Nazi yanlısı ayrılıkçı Büyük Hırvatistan Devleti kuruldu. Hırvatlar, Ustaşa adı verilen ayrılıkçı bir örgüt kurup etnik arındırma politikası uyguladılar. Alman işgaline karşı Sırpların oluşturduğu Çetnik adı verilen örgüt, aşırı milliyetçi Ustaşa’nın faaliyetlerine karşı mücadele etti ve bulundukları yerlerde soykırıma giriştiler.

±  Tito’nun önderliğindeki komünist partizanlar, Batı ittifakının da desteğini alarak Alman ordusuna ve yerel milislere karşı başarılı oldu. 1945’te yapılan seçimleri kazanan Tito, Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti’ni kurarak ülkedeki monarşi (krallık) yönetimine son verdi.

±  1945’te sosyalist temeller üzerine kurulan Yugoslavya, krallık döneminden itibaren farklı toplulukların, siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan sorunları tek parti yönetiminde etnik uyumu sağlayarak aşmayı amaçladı. Ulusların ayrı siyasi varlığı ve kendi geleceklerini belirleme ilkesini kabul ettiği Yugosavya’da egemen ulus anlayışının engellenmesi amacıyla siyasi yapı “federalizm” olarak belirlendi. Yugosavya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, Makedonya Federal Cumhuriyetleri ile Voyvodina ve Kosova özerk bölgelerinden oluşturuldu. Bu durum özellikle Yugoslavya Krallığı’nda etkin güç durumunda bulunan Sırpları rahatsız etti. Bütün toplulukların dil ve eğitim açısından ulusal hakları vardı. Fakat bu kâğıt üzerindeki eşitliğe rağmen Tito Yugoslavya’sında da Krallık döneminde olduğu gibi Sırpların egemenliği ve kuzeyden güneye ekonomik gelişmişlik farkı devam etti.

±  Tito yönetimi dış politikada Sovyet hegemonyasına karşı duruşu ile SSCB’den uzaklaşırken Batılı devletlere ve ABD’ye yakınlaştı. Hatta ABD, Yugoslavya’ya askerî ve mali yardımda bulundu. Bu gelişmeler Yugoslavya’nın COMINFORM’dan ihraç edilmesine neden oldu. Bunun üzerine Bağlantısızlar Bloku’nda yer aldı. 1980’de Tito’nun ölümünden sonra yaşanan ekonomik sıkıntılar sonucu aşırı milliyetçilerin faaliyetleriyle de Yugoslavya parçalanma sürecine girmiştir.

±  1987’de bir darbeyle Sırp Komünist Partisi’nin başına geçen Slobodan Miloseviç, Yugoslavya Federal Ordusu’nu (JNA) kontrol altına alarak Kosova ve Voyvodina’ya verilen özerklik hakkını reddetmiştir.

±  Bu gelişmeler karşısında ilk kez 2 Temmuz 1990’da Slovenya, ardından Hırvatistan bağımsızlığını ilan etmiş, böylece Yugoslavya’da parçalanma süreci başlamıştır.

±  1991’den itibaren ülkede başlayan Sırp-Hırvat çatışmaları beraberinde Yugoslavya’da iç savaşın başlamasına da yol açmıştır.

±  Aynı dönemde Makedonya ve Bosna-Hersek de bağımsızlıklarını ilan etmiş, ancak Sırbistan Bosna-Hersek’in bağımsızlık kararına karşı çıkmıştır.

±  Yugoslavya’daki bu gelişmeler üzerine ABD, Fransa ve İngiltere bu ülkenin toprak bütünlüğünü savundu. Almanya ise tarihî, dinî ve kültürel bağlarının da etkisiyle 23 Aralık’ta Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlıklarını tanıdı ve AT ülkelerine de bu konuda baskı yaptı. Bosna-Hersek’i tanımadığı gibi Bosna’ya uygulanan silah ambargosunun kalkmasına da karşı çıktı. Bosna-Hersek Cumhuriyeti Sırp, Hırvat ve Boşnakların birlikte yaşaması nedeniyle Yugosavya Fedaral Cumhuriyeti içinde “Küçük Yugoslavya” olarak anılmaktaydı. Bosna Hersek’te 15 Ekim 1991’de Bosna-Hersek Meclisi bağımsızlık kararı alırken Bosnalı Sırplar da yeni bir anayasa kabul ederek Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin temellerini attı. Bosna-Hersek’in bağımsızlık kararı 29 Şubat 1992’de, Bosnalı Sırpların seçimi boykot etmelerine rağmen referandumla onaylandı. 6 Nisanda da AT Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıdı. Bu durumu kabul etmeyen Sırbistan, Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’yı ele geçirmek ve Bosna-Hersek’te Sırpların yoğun olduğu yerlerle Sırbistan’ı bir koridorla birleştirmek istedi. Bosna’ya askerlerini gizlice göndermenin yanında milis grupları da silahlandırarak silahsız Boşnaklara karşı acımasız bir savaş başlattı.

±  1992’de Sırbistan ve Karadağ Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni, sonrasında da Bosnalı Hırvatlar Bosna-Hersek Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Fakat Boşnak ve Bosnalı Hırvatların anlaşmazlığa düşüp kendi aralarında savaşmaya başlamasıyla Sırpların işi daha da kolaylaşmıştır.

±  Serebrenika, ‘güvenli bölge’ olarak ilan edilmiş olmasına rağmen 11 Temmuz 1995 tarihinde General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp güçlerinin eline geçmiştir. Bunun sonucu 8 bin civarında sivil Boşnak öldürülmüş ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da görülmeyen bir soykırım gerçekleşmiştir. (Serebrenika Katliamı)

4     Sırpların bölgeden çekilmek istememesi ve katliamlara devam etmesi üzerine 30 Ağustos-14 Eylül 1995 arasında NATO Hava Kuvvetleri, havadan Sırp hedeflerine taarruzda bulunmuş ve Sırplar geri çekilmek zorunda kalmıştır.

4     14 Aralık 1995’te Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franyo Tucman ve eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç tarafından Dayton Anlaşması’nın imzalanmasıyla Bosna Savaşı sona ermiştir. Bu gelişmede ABD’nin girişimleri etkili olmuştur.

4     Özellikle AB, insan hakları ihlalleri yaparak savaş suçu işleyen kişilerin tespitine ve yakalanmasına büyük önem verdi. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı, Sırp liderlerden Slobadon Miloseviç, Ratko Mladiç ve Radovan Karadziç’i savaş suçlusu ilan ederek tutuklama kararı aldı. AB, üyelik için başvuran Hırvatistan ve Sırbistan’a ülkelerinde saklandığı tespit edilen savaş suçlularını yakalama ve uluslararası mahkemelere teslim etme şartı ile savaş suçlularının saklandığı yerlerle ilgili bilgi verenlere para ödülü verme gibi çeşitli yollar izledi. Yakalananlar, yargılama sürecinden sonra ağır cezalara çaptırıldılar. Miloseviç ise 2006’da tutuklu iken hücresinde ölü bulundu.

4     Yugoslavya’nın iç savaşla parçalanmasından sonra kurulan devletlerden olan Hırvatistan ve Slovenya hem AB’ye hem de NATO’ya üye oldular. Makedonya’nın NATO’ya üyeliği ise Yunanistan tarafından veto edilmiştir.

 

KOSOVA SORUNU

ý  Kosova′da yaşayan Sırp ve Arnavut unsurlar, XX. yüzyıl boyunca bölgenin kontrolünü elde etmek için rekabet içinde olmuştur. Miloseviç 1989′da Kosova′nın özerk statüsünü iptal ederek bölgeyi doğrudan Belgrad′a bağladı. Kosova′da binlerce Arnavut ayaklandı.

ý  Kosovalı Arnavutlar Temmuz 1990′da bağımsızlıklarını ilan etti. Buna karşın Sırbistan yönetimi de Kosova Meclisi′ni feshetti. Kosovalı Arnavutlara ait kültür kurumları kapatıldı ve Arnavutça eğitime son verildi. 1996′da Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) Sırp devlet görevlilerine yönelik saldırılara başladı. Sırbistan, Şubat 1998′de Kosova′da etnik temizlik başlattı. Yüz binlerce mülteci Kosova′dan kaçmaya başladı.

ý  NATO, Sırp hedeflerine Mart 1999′da hava operasyonları düzenledi. Kosova′yı BM idaresine bırakan karar çerçevesinde NATO gücü KFOR bölgede konuşlandırıldı. Sırp birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı.

ý  Kosova′nın 17 Şubat 2008 tarihindeki bağımsızlık ilanını tanıyan ilk devlet Kosta Rika oldu. ABD ve Avrupalı devletlerin destek verdiği Kosova′nın bağımsızlığını ilk tanıyanlardan birisi de Türkiye′dir. Kosova′nın bağımsızlığını Sırbistan ve Rusya, İspanya, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Romanya ve Slovakya tanımamıştır.

 

ARNAVUTLUK’TA DEMOKRATİKLEŞME ÇABALARI

Z      XV. yüzyılda Osmanlı hâkimiyetine giren Arnavutluk, 1912’de bağımsız oldu. II. Dünya Savaşı’nda İtalyanlar tarafından işgal edilen Arnavutluk Enver Hoca liderliğinde, İtalyan ve Almanlara karşı mücadele verdi ve savaş sonunda Komünist Partisinin yönetimine girdi. Başlangıçta SSCB ile iyi ilişkiler kuran Enver Hoca liderliğindeki Arnavutluk, 1961’de SSCB’den uzaklaştı ve Avrupa’da yalnız kaldı. Bu arada Çin, Adriyatik Denizi kıyısında kendisine bir üs verilmesi karşılığında Arnavutluk’a önemli iktisadi yardımlarda bulundu. Bu gelişmeler Arnavutluk’u Çin Halk Cumhuriyeti’ne yaklaştırdı. Ancak 1976’da Çin Halk Cumhuriyeti’nde başlayan reformlar bu ilişkileri olumsuz etkiledi ve Arnavutluk Çin’den de uzaklaştı.

Z      1985’te Enver Hoca’nın ölümünden sonra, Arnavutluk Komünist Partisi liderliğine ve devlet başkanlığına Ramiz Aliya getirilmiştir.

Z      Aliya döneminde dışa kapalı bir politika takip eden Arnavutluk, bu yüzden SSCB’de başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen devlet olmuştur.

Z      Balkanlarda ve Avrupa’da meydana gelen gelişmeler üzerine Ramiz Aliya, Arnavutluk’un dış politikasını temelden değiştirerek, ekonomide liberalizmi benimsemiş ve dış sermayenin ülkeye girmesine izin vermiştir.

Z      İlk kez 1992’de iktidar partisinin denetiminde olmakla birlikte çok partili seçimler yapılmış ve demokrasiye geçilmiştir.

Z      22 Mart 1992’de yapılan seçimlerde Sosyalist Parti iktidarına da son verilmiş ve Ramiz Aliya istifa etmiştir. Cumhurbaşkanlığına da Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçilmiştir. Arnavutluk’un AB ve NATO’ya üyelik görüşmeleri hâlâ sürmektedir.

 

MAKEDONYA

ý  Eski Yugoslavya′yı oluşturan altı cumhuriyetten biri olan Makedonya, Yugoslavya′nın dağılmasıyla birlikte 21 Kasım 1991′de bağımsızlığını ilan etti.

ý  Yugoslavya döneminde Makedonya′da Türklerle birlikte kurucu millet statüsünde olan Arnavutlar, Makedonya′nın bağımsızlığı ile bu haklarını kaybettiler. Bu nedenle anayasanın değiştirilmesi istendi. Makedonya yönetimi bu istekleri reddederek Arnavutça eğitim ve siyasi temsil hakkı gibi konularda Arnavutların önüne set çekti.

ý  Makedonya′nın % 30′unu oluşturan Arnavutlar siyasi ve kültürel hakları için Makedonya yönetimine karşı silahlı mücadeleye başladı. Makedonya′nın bağımsızlığı, BM tarafından 1993 yılında tanındı. BM, isim anlaşmazlığı nedeniyle Makedonya′yı Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya olarak tanımaktadır.

ý  Ohri Çerçeve Anlaşması, Makedonya Cumhuriyeti hükümeti ile bu ülkede yaşayan Arnavut temsilcileri arasında imzalanan barış anlaşmasıdır. Anlaşma 13 Ağustos 2001 tarihinde yapılmıştır. Anlaşma, Makedonya’nın güneybatısında yer alan Ohri şehrinde imzalanmış ve şehrin adını almıştır.

 

AB - ABD - RUSYA VE BALKANLAR

ý  1990′larda Balkanlarda yaşanan çatışmalar sırasında oldukça etkisiz kalan Avrupa Birliği, bugün Arnavutluk, Hırvatistan, Bosna, Makedonya ve Sırbistan Karadağ ile siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirme amacına dönük adımlar atmakta ve Balkan ülkelerinin kalkınma projelerini desteklemektedir.

ý  ABD bölgede yaşanan bağımsızlık süreçlerini desteklemektedir. En son Kosova′nın Sırbistan′dan bağımsızlığını desteklemiş ve yeni kurulan bu devleti ilk tanıyan ülkelerden birisi olmuştur. Balkanlarda yaşanan gerginlik ve çatışmalarda Sırbistan′ın en büyük destekçisi Rusya′dır. Ruslar Balkanlarda yaşanan ve ABD′nin destek verdiği bağımsızlık sürecinden rahatsız durumdadır.

®  ABD, SSCB’nin dağılmasından sonra bölgede aktif bir siyaset izlemeye başlamıştır.

®  ABD’nin girişimiyle bölgedeki savaşı sona erdiren Dayton Barış Antlaşması 21 Kasım 1995’te  imzalanmıştır.

®  ABD’nin Sırpların Boşnaklara karşı uyguladığı katliama müdahale etmesinde 1995’te işlenen Serebrenika Katliamı etkili olmuştur.

®  ABD, Balkanlar’da yaşanan savaşların Makedonya’ya yayılmasını engellemek için savaşın içinde olmayan Makedonya’ya 1993’te BM Barış Gücü askerlerinin yerleştirilmesini sağlamıştır.

®  ABD’nin bölgeye yönelik müdahalesi Kosova Savaşı yüzünden 1999’da Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı düzenlenen NATO müdahalesiyle devam etmiştir.

®  ABD Makedonya’da yaşanan çatışmaları sona erdirmek amacıyla özel temsilci olarak James Pardew’i arabulucu olarak atamış ve 13 Ağustos 2001’de bölgede barışı sağlayan Ohri Barış Antlaşması’nın imzalanmasına da önemli bir katkı sağlamıştır.

®  Ancak 2001 İkiz Kule Saldırısı’ndan sonra ABD’nin Balkan politikası eski aktifliğini kaybetmiş, ABD’nin gözü Ortadoğu coğrafyasına yoğunlaşmıştır.

 

ORTA DOĞU VE AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER

 

KÖRFEZ SAVAŞLARI

I. Körfez Savaşı (1990-1991)

N     Irak-İran Savaşı′nda Batılı devletler Arap ülkelerinin büyük bölümü ve Doğu Bloku Irak′ı destekleyerek Humeyni’yi devirmek istemişlerdi. Irak yönetimi savaştan sonra hızla silahlanmıştı.  Bu süreçte Batılı devletlerin Irak′a açık ya da gizli biçimde destek oldukları bir gerçektir. Irak’ın hızlı bir şekilde silahlanması ve 8 yıllık İran ile yapılan savaşta deneyim kazanması ve bölgenin güçlü ordusuna sahip olması İsrail’i ve bölgede çıkarları olan Batılı devletleri endişelendirdi.

N     2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle Ortadoğu da büyük bir savaşın eşiğine gelindi. “Körfez Krizi” olarak da adlandırılan bu süreç ABD’nin Kuveyt’in işgaline sert tepki koyacaktır. ABD işgali önlemek için yanına İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devleti alarak askerî koalisyon ordusu kuracaktır. Bu oluşan birliklerle Irak Devletine savaş açacaklardır.

N     Saddam Hüseyin yönetimi 8 Ağustos 1990’da uluslararası çağrılara rağmen ısrarlı bir tutumla Kuveyt’teki kuvvetlerini çekmeyi reddetmiş ve Kuveyt’i Irak’ın 19. İli olarak ilhak ettiğini açıklamıştır.

N     Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el Ahmet el Sabah'ın da Körfez'deki ABD askeri yığınağını ve koalisyona katılan ülkelerin ekonomilerini canlandırmak için para yardımı yapmayı taahhüt ettiğini açıkladı.

N     Saddam'a karşı kızgınlık duyan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek yönetimi Suudi Arabistan'da oluşturulan koalisyon gücüne destek vereceğini,

N     ABD Dışişleri Bakanı James Baker Suriye'de, devlet başkanı Hafız Esed'le 4,5 saatlik bir görüşme yaptı. 1983 yılında Beyrut'taki ABD Deniz Piyadelerinin kışlasına düzenlenen bombalı saldırıdan beri iki ülke ilişkilerinin bozuk olmasına rağmen Esed'in Saddam'a duyduğu husumet nedeniyle Körfez'de oluşturulan koalisyona asker göndermeyi kabul etti.

N     Amerikalı general Norman Schwarzkopf, Jr. da koalisyon güçlerinin komutanı olarak atandı.

N     Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesini sağlamak amacıyla Güvenlik Konseyi kararıyla oluşturulan koalisyon güçlerine ABD ve Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya gibi) yanında Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suriye gibi Arap ülkeleri de destek verdi. BM, Irak’a karşı güç kullanılması kararı alırken Irak’ın kuvvetlerini geri çekmesi için 15 Ocak 1991’e kadar süre tanıdı.

N     Savaş, 16-17 Ocak 1991’de ABD öncülüğünde Irak’a karşı girişilen ve Çöl Fırtınası (Desert Storm) Operasyonu adı verilen geniş çaplı hava saldırısıyla başlamıştır.

N     Saddam, Sovyetler'den aldığı Scud füzelerine ve bu füzelerin ucuna yerleştirmeyi planladığı kimyasal/biyolojik başlıklara güveniyordu. Ancak, bu füzeler savaş sırasında istenilen başarıyı gösteremedi. Füzeler Amerikan Patriot Hava Savunma sistemi tarafından havada yok edildiler.

N     Koalisyon kuvvetleri 24 Şubat’ta kara harekâtını başlatarak kısa sürede Kuveyt’teki Irak ordusunu kıskaca aldı. 28 Şubat 1991’de Irak’ın ateşkes isteğinde bulunması üzerine koalisyon güçleri kara harekâtını durdurdu. 3 Nisan’da ateşkesin nihai şartlarını görüşen BM Güvenlik Konseyi, Kuveyt’in işgalden önceki sınırlarının kabul edilmesi, Irak’ın nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlardan arındırılması kararını aldı.

N     Irak’ın ateşkes koşullarına uyup uymadığını kontrol etmek için uluslararası “Çekiç Güç” kuruldu. Merkezi Türkiye’deki İncirlik Üssü olan bu güç; Amerikan, İngiliz, Fransız ve Türk hava birliklerinden oluşuyordu. BM tarafından oluşturulan Irak Özel Komisyonu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı haziranda nükleer silahlara ilişkin denetim görevine başladı.

 

Savaşta Türkiye

ý  Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra Batı açısından stratejik önemini kaybedeceğini düşünen Türkiye'nin endişeleri Irak'ın Kuveyt'i işgaliyle birlikte ortadan kalktı.

ý  Özellikle Cumhurbaşkanı Turgut Özal, doğan fırsatı kullanarak Türkiye'nin stratejik öneminin azalmadığını göstermek istiyordu.

ý  Körfez krizinde aktif politika izlemek isteyen Özal, temkinli bir siyasetten yana olan Başbakan Yıldırım Akbulut, Dışişleri Bakanı Ali Bozer ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay ile karşı karşıya kaldı,

ý  Özal'ın tutumuna tepki gösteren Dışişleri Bakanı Ali Bozer (11 Ekim 1990), Millî Savunma Bakanı Safa Giray ve Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay (3 Aralık 1990) görevlerinden istifa ettiler. Ayrıca Özal'ın uygulamak istediği aktif siyaset muhalefet tarafından sert biçimde eleştirildi.

ý  Turgut Özal, ABD Başkanı George H. W. Bush yönetiminin kararını destekleyerek, Irak'a karşı saldırı amacıyla Türk Hava sahası ve İncirlik Üssü'nün kullanılmasına izin verdi.

ý  Türkiye, Körfez krizinin başında ılımlı bir politika izlemesine rağmen 8 Ağustos 1990'da, BM'nin Irak'a ambargo kararlarına uyarak Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattını kapattı.

 

II. Körfez Savaşı (2003 - ...)

i  ABD ve İngiltere’nin 1998’deki Çöl Tilkisi Operasyonu ile Irak’taki kitle imha silahlarının denetimi sona ermiş ancak ambargo kaldırılmamıştı. Buna karşın 1999’dan itibaren Irak’ta yeniden nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların denetimi başladı. Irak’taki silah denetçileri, herhangi bir bulguya rastlamadıklarını 2002 ve 2003’ün ilk aylarında açıkladılar. Buna rağmen yine de ABD, İngiltere ve İspanya Irak’a güç kullanımını öneren karar tasarısını BM’ye sundular. Almanya, Rusya, Fransa, Çin, Suriye ve Belçika başta olmak üzere Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğunluğu bu tasarıya karşı çıktı. BM Güvenlik Konseyi’nde Irak’a zaman tanınmasına ilişkin tartışmalar yaşanırken ABD ve İngiltere, kararı beklemeden 20 Mart 2003’te “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adıyla Irak’a saldırı başlattılar.Irak yönetimi fazla direnememiş, yöneticilerin bir bölümü teslim olurken bazıları kaçarak kurtulmayı denemiştir. Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ise 30 Aralık 2006 tarihinde idam edilmiştir.

i  13 Temmuz 2003’te “Geçici Irak Yönetim Konseyi” oluşturulmuş ve bu geçici yönetim 2005’e kadar görev yapmıştır.

i  30 Ocak 2005’te yapılan seçimler sonucunda cumhurbaşkanlığına Celâl Talabani seçilmiş ve yeni anayasa referanduma sunularak kabul edilmiştir.

i  ABD ile Irak yönetimi arasında 2008’de yapılan antlaşma doğrultusunda ABD; 2009’da şehir merkezlerinden, 15 Aralık 2011’de de tüm Irak’tan askerlerini çekti. Irak’ta 2014’te yapılan seçimler sonunda Fuad Masum parlamento tarafından cumhurbaşkanı seçildi.

 

AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMLER

ABD′nin New York kentinde 11 Eylül 2001 ′de yaşanan terör saldırısını, El Kaide örgütü tarafından yapıldığını öne süren ABD yönetimi, teröre destek veren ülkeleri hedef aldı. Bu anlamda ilk hedef El Kaide yönetimine destek veren Afganistan’daki Taliban yönetimi olmuştur.

ABD yönetimi Taliban yönetiminden,

ý  Afganistan′da bulunan tüm El Kaide liderlerinin ABD′ye gönderilmesini,

ý  Tüm tutuklu yabancıların serbest bırakılmasını,

ý  El Kaide kamplarının kapatılmasını İstedi.  Taliban, Üsame bin Ladin ile 11 Eylül saldırısının bağlantısını kanıtlayan kesin bir delil olmadığını söyleyerek bu isteği reddetti. BM, Afganistan′da NATO liderliğindeki askeri operasyonlarda güç kullanılmasına izin verdi.

ý  Afgan Savaşı 7 Ekim 2001′de ABD ve İngiltere′nin hava bombardımanı ile başladı. 2002′de Amerikan ve İngiliz askerleri ile Afganistan Kuzey İttifak′ı savaşa katıldı. Saldırılarla ciddi zararlar verilen Taliban bir süre sonra yeniden toparlanmaya başladıysa da El  Kaide lideri Üsame bin Ladin bir operasyonla öldürüldü. Ama BM Afganistan’da El-Kaide örgütünü tamamen kaldıramadı.

 

 

 

FİLİSTİN SORUNU VE ORTA DOĞU’DA BARIŞ GÖRÜŞMELERİ

X  BM. 29 Kasım 1947’de Filistin topraklarını paylaştırmış Kudüs uluslar arası statüye tabi tutulmuş ve 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulmuştu. Filistin halkı çıkan İsrail-Arap savaşlarında mülteci konumuna düştü. Filistin topraklarını kurtarmak için İsrail’e karşı çeşitli örgütler kuruldu. Bu örgütler 1962’de silahlı mücadeleyi organize ederken aynı zamanda İsrail ile çatışmaya girdiler. 1964’te etkin olmaya başlayan bu silahlı Filistinli Arap mücahitler 1967 Arap İsrail savaşlarında Barı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’in eline geçmesiyle insan kaynaklarının büyük kısmını kaybettiler. Ve burada Yaser Arafat önderliğinde Filistin Kurtuluşu Örgütü (FKÖ) altında birleştiler.

X  BM’nin 1974’te FKÖ’yü 4,5 milyon Filistinlinin tek temsilcisi olarak tanıması sonucunu ortaya çıkardı.

Camp David Antlaşması ile Sina Yarımadası′nı Mısır′a geri veren İsrail, işgal altında tuttuğu topraklardan da geri çekileceğini açıkladı. Ancak 1982′de güvenlik gerekçesiyle Lübnan′ı işgal etti ve Beyrut′u kuşattı. Filistinli direnişçileri yok etmeyi hedefleyen İsrail, Eylül 1982′de Sabra ve Şatilla katliamlarını geçekleştirdi.

X  1987′de İsrail işgali altındaki Batı Şeria ve Gazze′de Filistinliler tarafından "İntifada" olarak adlandırılan direniş başlatıldı. Arafat liderliğindeki FKÖ′nün İsrail′e yönelik yumuşak tutumu nedeniyle  Filistin halkı HAMAS’ın etrafında örgütlenmeye başladı.14 Kasım 1988’de Filistin Ulusal Konseyi “Bağımsız Filistin Devleti” nin kurulduğunu ilan etmiş, 1989’da da Yaser Arafat Filistin Devlet Başkanlığı’na seçilmiştir.

X  Ekim 1991’de düzenlenen Madrid Konferansı İsrail ile Filistin’e ilk kez yüz yüze görüşme imkanı sağlamıştır. 1993’te FKÖ lideri Yaser Arafat’la İsrail Başbakanı İzak Rabin arasında imzalanan geçici Otonomi Antlaşması (OSLO-I)  “Oslo görüşmeleri” sonunda FKÖ İsrail’i, İsrail’de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanımıştır. Bu tarihten sonra sayısı onlarla ifade edilebilecek barış görüşmeleri yapıldı.

Otonomi: Merkezî bir teşkilât içinde kendi kendini idare etme hakkıdır. (Özerklik)

Bu sürecin bir sonucu olarak, 1994’te Yaser Arafat, İzak Rabin ve İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür.

X  4 Mayıs 1994’te ise Arafat ve Rabin, Kahire’de Gazze - Eriha Antlaşması’nı imzalamış ve böylece “Filistin Otonomi Dönemi” başlamıştır.

X  29 Eylül 1995’te Washington’da bir araya gelen Arafat ve Rabin, Batı Şeria’da Filistin otonomi bölgesinin genişletilmesine yönelik Batı Şeria Antlaşması’nı (OSLO-II) imzalamıştır.

X  İsrail ile Filistin arasındaki bu barış dönemi, İsrail Başbakanı İzak Rabin’in fanatik bir Yahudi tarafından öldürülmesi ve Benyamin Netanyahu’nun iktidara gelmesiyle sekteye uğramıştır.

X  İsrail, 2002 yılında Filistin lideri Arafat’ı Ramallah’taki teşkilât merkezinde kuşatmış ve onu teslim olmaya zorlamıştır. Aynı yıl içinde İsrail, güvenlik gerekçesiyle Batı Şeria ile arasına büyük bir duvarın inşasına da başlamıştır.

X  İsrail, 2004’te Gazze Şeridi’ndeki tüm Yahudi yerleşmelerinin boşaltılacağını açıklarken Gazze’ye saldırılarını yeniden başlattı. “Refah operasyonu” adı verilen saldırılar Yaser Arafat’ın ölümü sonrasında Filistin Devlet Başkanı olan Mahmut Abbas tarafından İsrail’le ateşkes imzalanması ile son buldu..

X  2007 sonlarında İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm esasına dayanan “Anna Polis” toplantısı yapıldıysa da sonuç alınamadı.

X  İsrail, 2008’de yeniden saldırıya geçti, birçok insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Filistin Sorunu, insan hakları ihlalleri yaşanmasına karşın günümüzde de sürmektedir.

 

AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER

  • SSCB’nin 1989’da Afganistan’daki birliklerini çekmesinden sonra SSCB destekli Afganistan Devlet Başkanı Muhammed Necibullah ile ABD’nin desteklediği İslami mücahit örgütleri arasında çatışmalar başladı.
  • 1992’de mücahitler başarılı oldu ama 1996’ya kadar Rabbani, Hikmetyar ve Raşit Dostum gibi liderler arasında çatışmalar yaşandı. Bu ortamdan yararlanarak 1994’te Molla Muhammet Ömer liderliğinde kurulan Taliban (Talebeler) Hareketi, 1996’da Kabil dâhil olmak üzere Afganistan’ın büyük bölümüne egemen oldu.
  • Taliban yönetimine karşı olan birçok mücahit grup ve Raşit Dostum güçleri Afganistan’ın kuzeyinde “Kuzey İttifakı” adı altında birleştiler.
  • Taliban, yönetimindeki yerlerde şeriatı uyguladığını ileri sürerek özellikle kadınların çalışmalarını engelledi, tek başlarına ve peçesiz sokağa çıkmalarını yasakladı. Soğuk Savaş Dönemi sonrası bölgede Usame Bin Ladin gibi terör eylemi yapan kişi veya gruplar etkili olmaya başlamıştı. BM Güvenlik Konseyi, 1999-2000’de Usame Bin Ladin’le birlikte terörizme destek verdiği ve uyuşturucu ticareti yaptığı gerekçesiyle Taliban’a karşı yaptırımlara başladı.
  • ABD, 11 Eylül 2001’de New York şehrindeki Dünya Ticaret Merkezi (İkiz Kuleler)’ne ve ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon)’na yapılan saldırılardan Afganistan’da bulunan El-Kaide Örgütü’nü sorumlu tutmuştur.
  • El-Kaide lideri Usame Bin Laden’in kendisine teslim edilmesini isteyen ABD, Taliban yönetimi olumsuz cevap verince Afganistan’a hava taarruzu başlatmış, Özbek General Raşid Dostum ve Kuzey İttifakı da harekâta karadan destek vermiştir.
  • Operasyonlar karşısında çaresiz kalan Taliban yönetimi 2001’de devrilmiş ve Afganistan’da Hamid Karzai liderliğinde yeni bir hükûmet kurulmuştur.
  • Bu hükûmetin ülkede güvenliği sağlamasına destek olmak amacıyla BM Güvenlik Konseyi tarafından “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü(ISAF) kurulmuştur.
  • 2002’de Türkiye’nin devraldığı ISAF’ın komutası 2003’te NATO’ya geçmiş, 2004’te ise komuta tekrar Türkiye’ye verilmiştir.
  • ISAF, Afgan halkının güvenliğini sağlamanın yanı sıra Taliban ile mücadeleye bugün de devam etmektedir. 18 Eylül 2005’te yapılan seçimler sonunda kurulan Hamid Karzai Hükûmeti ise henüz ülkede güvenliği tam olarak sağlayamamıştır.

 

ORTA DOĞU’DA “SU” SORUNU

b      “Su Sorunu”, Orta Doğu’da güvenliği ve barışı etkileyen önemli faktörlerden biridir.

b      Bölgenin önemli su kaynakları Dicle, Fırat, Asi, Şeria ve Nil nehirleridir.Bu nehirlerin kaynaklarının ve denizlere döküldükleri yerlerin farklı ülkelerin sınırları içinde yer alması “Su Sorunu”nun bölge de önemli bir sorun olmasında etkili olmuştur.

b      Türkiye’nin sorunun çözümüne yönelik girişimleri, Suriye’nin olumsuz yaklaşımları nedeniyle hayata geçirilememiştir.

b      Türkiye ayrıca, Suriye ve Irak’a 1965’te ortak bir toplantı yapılması teklifinde bulunmuşsa da bu toplantı gerçekleşmemiştir.

b      1970’ten itibaren Türkiye’nin GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi)’ı uygulamak üzere çalışmalara başlaması Suriye ve Irak tarafından tepkiyle karşılanmış, hatta bu iki devlet Türkiye’nin bu projesini engellemek için çalışmalar yapmıştır.

b      Dicle ve Fırat üzerindeki egemenlik haklarından taviz vermeyeceğini vurgulayan ve sorunu barışçı yollarla çözmeye çalışan Türkiye, 1987’de Şam’da imzalanan “Ekonomik İş Birliği Protokolü” çerçevesinde, Fırat Nehri’nden Suriye’ye saniyede 500 metreküp su bırakmayı kabul etmiştir.

b      1990’lı yıllarda Türkiye ile Suriye ve Irak arasında devam eden “Su Sorunu”, 1999- 2001 yılları arasında bölgede kuraklığın da görülmesiyle gerginliği artırmış, Türkiye, projeler yoluyla suyun daha verimli kullanılmasını önerirken, Suriye’nin olumsuz tavrı çözümü engellemiştir.

b      Diğer yandan da 1980’lerde Özal Dönemi’nde geliştirilen “Barış Suyu Projesi” çerçevesinde Seyhan ve Ceyhan suyunun Arap Yarımadası’na kadar uzanacak bir boru hattı ile satılması, diğer yandan da Manavgat Çayı’nın İsrail’e satılması gündeme geldi. Ancak birçok Arap ülkesi, su gibi yaşamsal bir konuda Türkiye’ye bağımlı olmak istemedikleri için projeyi pahalı olması gibi çeşitli gerekçelerle yokuşa sürdüler ve proje gerçekleştirilemedi. Ayrıca Fırat Nehri üzerinde Birecik Barajı’nın yapılmaya başlaması Suriye’nin; Dicle Nehri üzerinde Ilısu Barajı’nın yapılması Suriye ve Irak’ın tepkisine yol açmıştır. Projeler ile suyun daha verimli kullanılması önerilirken Suriye ve Irak’ın paylaşım tezleri nedeniyle sorun sürmektedir.

b      Türkiye’den Kıbrıs’a su götürmek için 2011’de başlatılan ve “asrın projesi” olarak belirtilen proje “Can Suyu” olarak da ifade edilmektedir. Bu proje 2015 eylül ayında faaliyete geçmiştir.

 

DÜNYA’DAKİ GELİŞMELER

 

BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELER

6  Günümüzde insanları etkileyen, bilimsel alanda devrim niteliğindeki en önemli gelişme “nanoteknoloji”dir.

6  Bu teknolojinin ana teması, bir maddenin en küçük ölçüde kontrolüdür ve yine bu uzunluk ölçüsünde cihazların üretimidir. Nanoteknoloji; makine yapımında, tıp, elektronik, tarım, fizik, havacılık, uzay araştırmaları, çevre ve enerji üretimi başta olmak üzere birçok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır.

6  İlk kez 1954’te gerçekleştirilen organ nakli, dünya genelinde hız kazandı. Bilim adamları, organ bağışı yetersizliğinden dolayı laboratuvar koşullarında doku ve organ üretimi konusuna yöneldiler. Bu çalışmaların sonunda klonlama olarak adlandırılan yöntemle bazı hayvanların kopyalanmasında başarı elde edildi. Dünyada ilk kez 1996’da Dolly (Doli) adı verilen koyun kopyalandı. Türkiye’de ise Oyalı adıyla ilk koyun 2007’de kopyalandı.Ülkemizde ise 2007 yılında “Oyalı” adı verilen ilk koyun kopyalanmıştır. (Oyalı akciğer enfeksiyonu nedeniyle 2012’de ölmüştür.)

6  Canlıların kopyalanması soyları tükenmekte olan canlı türlerinin soylarının devamı, doku ve organ nakli ile hastaların tedavi edilmesi imkânı sunmuştur.

6  1990’lardan sonra dünyada internet kullanıcı sayısı da hızla artmıştır.

6  Bu dönemde müzikte ise bateri eşliğinde ve klavye ile yapılan elektronik seslerle tanışılmış, ABD’li pop yıldızları Madonna ve Michael Jackson bu türün öncülüğünü yapmışlardır. Ayrıca CD ve DVD kullanımı müzik ve sinema sektöründe son derece önemli bir yer işgal etmiştir.

6  Askerî teknolojide “komuta hiyerarşisi” yerine “ağ kurgusu” öne çıkmıştır. Küresel hedef bulma sistemi, lazer tarayıcılar, dijital iletişim, yerleşik bilgisayarlar vb. üstün teknolojiler gelişmiştir.

6  İnternet’in yanında cep telefonu da yüzyılın son çeyreğinde yaygınlaşan bir diğer iletişim aracı oldu. İlk olarak 1973’te Martin Cooper (Martin Kupır) tarafından üretilmesinden günümüze kadar çok önemli gelişmeler geçiren cep telefonu, gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası oldu.

6  Bilgisayar teknolojisinin kullanılmasıyla sinema ve müzik alanlarında önemli gelişmeler yaşandı. Film yapımında bilgisayar teknolojisinin kullanılması elektronik sinemayı ön plana çıkartırken bağımsız sinemayı da canlandırdı. Bu durum, küçük şirketlerin de film yapma olanaklarını arttırarak yenilikçi sinemayı geliştirdi. CD ve DVD kullanımı, müzik ve sinema sektöründe önemli bir yer tutmaya başladı. Müzikte öncülüğünü Michael Jackson’ın (Maykıl Ceksın) yaptığı, elektronik seslerin kullanıldığı ve görselliğin danslarla zenginleştirildiği müzik türü özellikle genç nesil tarafından yakından takip edildi.

6  1993’te Ant Dağları’nda dünyanın en eski dinozor kalıntılarına rastlanmıştır.

6  Bu dönemde ABD ve SSCB ortak uzay araştırmaları yapmaya başlamıştır. 1990’da Venüs yüzeyine inilerek araştırmalar yapılmış, 1994’te ise Venüs yüzeyinin haritası çıkarılmıştır.

6  Uzay araştırmalarında yoğunlaşılan konu, dünya dışında insanoğlunun yaşayabileceği gezegenler olup olmadığıdır. ABD’nin Phoenix (Anka kuşu) adlı uzay aracı 2008’de Mars’a bu amaçla gönderilmiştir.

6  1998’de bütün devletlerin uzay araştırmalarında kullanabileceği bir “Uluslararası Uzay İstasyonu”nun inşasına başlanmıştır.

6  Bu gelişmelerin dışında, 1986’daki Çernobil kazası çevre sorunlarına duyarlılığı artırmış, ABD ve Batı Avrupa ülkeleri; yağ kullanımını azaltmak, çöpleri yeniden işlemek, su ve enerji tüketiminde tutumlu davranılmasını sağlamak için “Yeşil Dostu” politikalar izlemeye başlamışlardır.

6  Mimarlık alanındaki gelişmeler de doğa dostu, çevreye zarar vermeyen kendine yeterli yapılarla “Yeşil Mimarlık” adı verilen yeni bir anlayışı ortaya çıkarmıştır.

6  1980’lerden sonra spor alanında “spor bilimi” önem kazanmaya başlamış, sporculara yönelik birçok alanda bilimsel gelişmelerin kullanılması bu dönemde çok sayıda dünya ve olimpiyat rekorlarının kırılmasında etkili olmuştur.

 

KÜRESELLEŞME VE ETKİLERİ

a En yalın anlamıyla küreselleşme, “endüstriyel genişlemeye ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasına paralel olarak siyasi, kültürel ve ekonomik düzeydeki çok yönlü toplumsal ilişkilerin dünya çapında yaygınlaşması” olarak tanımlanmaktadır.

a Küreselleşme, gerek siyasi gerek kültürel ya da ekonomik anlamda olsun toplumsal ilişkilerin dünya çapında yaygınlaşmasını ifade etmektedir. bir örnekle açıklamak gerekirse; bir sinema filminin -Harry Potter, Titanic, Avatar gibi- bütün dünyada yarattığı büyük etki, bu filmlerin müziklerinin dahi tüm dünyada ilgi görmesi bir küreselleşme örneğidir.

a İlk olarak 1980’li yıllarda başlayan küreselleşme, kitle iletişim araçlarının, teknolojinin gelişmesine bağlı olarak 1990’larda hızlanmaya başlamıştır. imkanların genişliği, dünyanın bir ucundaki her gelişmeden diğer bir ucundaki insanların haberdar olabilmesini sağlamıştır.

a Bir ülkede baş gösteren ekonomik krizin diğer bir çok ülkeyi de etkilemesi kültürel anlamda; müzik, spor, sinema gibi alanlardaki faaliyetlerin her ülkeye yayılması küreselleşme gereğidir. Örneğin spor alanında dünya şampiyonaları ve olimpiyat oyunlarının yapıldığı ülkelere giden milyonlarca insanın sağladığı ekonomik gelir ve canlı yayınlar yoluyla elde edilen reklam imkanı sporun önemini arttırmaktadır. Bunun dışında film yapımcıları da küreselleşmenin nimetlerinden faydalanmaktadır. Başta Oscar olmak üzere uluslararası yarışmalarda başarılı olmak ve yüksek oranda ekonomik kazançlar elde etmek film yapımcılarının en büyük hedeflerindendir.

a Önemli Örnek: 1985’de Portekiz’de doğan Cristiano Ronaldo, Sporting Lizbon, Manchester United ve Real Madrid kulüplerinde futbol oynadı. Defalarca gol kralı olan ve yılın futbolcusu seçilen Ronaldo, aynı zamanda dünyanın en fazla tanınan, bonservisi ve yıllık ücreti en yüksek olan futbolcularındandır.

 

 

DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

I  SSCB’nin dağılması ve iki kutuplu dünya düzeninin yıkılmasıyla Türkiye’nin temel dış politika dinamiklerinde büyük bir değişim olmuştur. Bu çerçevede Türk dış politikasının esasları yeniden belirlenmeye çalışılmıştır. Bu dönemde Türkiye, Türk topluluklarının da bulunduğu Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu ’da siyasi ve ekonomik iş birliği imkânları yakalarken etnik-dinî çatışmaların ortaya çıkardığı güvenlik sorunlarından olumsuz etkilenmiştir.

I  Körfez savaşlarından sonra Orta Doğu Bölgesi, Türkiye için güvenlik tehlikesi oluşturan bir alan hâline gelmiştir. Türkiye’nin jeopolitik konumu siyasi ve ekonomik kazançların yanında güvenlik risklerini de beraberin de getirmektedir.

I  Dünyanın en istikrarsız üç bölgesine (Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu)komşu olan Türkiye’nin, doğrudan dâhil olmadığı pek çok sorundan etkilenmesine sebep olmaktadır.

 

 

TÜRKİYE-RUSYA FEDERASYONU İLİŞKİLERİ

ý  Kafkaslar Türkiye′nin uluslararası dış politikalarına etkisi yanında, bölgedeki Türk unsurlar nedeniyle ile iç politikasında da önemli rol oynamaktadır. Orta Asya′da bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye′nin temasının sağlanmasında Kafkaslar adeta bir köprü vazifesi görmektedir.

ý  Kafkasların bir barış kuşağı ve Rusya ile bir tampon bölge teşkil etmesi Türkiye için önemlidir. Gürcistan ile iyi ilişkiler kuran Türkiye, Ermenistan ile de ilişkilerini normalleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye Azerbaycan′ın komşuları ile olan sorunlarının çözülmesine yardımcı olmak için çaba harcamaktadır.

ý  Kafkaslar, coğrafi yakınlık, ekonomik işbirliği imkanları ve doğal kaynakları nedeni ile Türkiye için önemli bir ilgi alanı durumundadır. Türkiye bölge ülkelerinin birbirleriyle ve uluslararası sistemle ekonomik ve siyasi yönden bağlarını artırmasına çalışmaktadır. Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı Türkiye′nin bölgedeki etkinliğini son yıllarda artıran bir başka gelişmedir.

ý  Enerji alanında atılacak adımlar ve ekonomi alanındaki kısıtlamaların kaldırılacağına yönelik açıklamalarla iki ülke arasındaki ticaret hacminin gelecek dönemde hız kazanması bekleniyor.

ý  Türkiye açısından sadece yeni nükleer güç anlamına gelmeyen Akkuyu Nükleer Santrali Projesi ile aynı zamanda, yeni sanayi branşı da ortaya çıkacak. Proje, personel yetiştirme ve teknolojiyi de kapsıyor. Rusya'da halihazırda 200'ü aşkın Türk öğrenci eğitim alırken, gelecek günlerde nükleer güç uzmanı olacak gençler ilgili kurumlarda eğitim de görecek.

ý  Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'nin gerçekleştirilmesi için 2010 yılında Rusya Federasyonu ile hükümetler arası anlaşma imzalanmıştı.

ý  Fakat 24 Kasım 2015'te Türkiye'nin hava sahasını defalarca ihlal eden Rus savaş uçaklarından birinin Türk jetleri tarafından düşürülmesi, Türkiye-Rusya ilişkilerinde gerginliğe neden olmuştur.

ý  Son zamanlarda siyasal ilişkiler yeniden düzelmeye başlamasıyla birlikte 2016 Türk Akımı Projesi yeniden gündeme gelmiştir. Rusya doğal gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak olan "Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi" için hükümetler arası anlaşma, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ve Rus Enerji Bakanı Aleksander Novak tarafından imzalandı.

 

TÜRKİYE’NİN KAFKASYA VE ORTA ASYA POLİTİKASI

b      Soğuk Savaş şartlarının ortadan kalkmasıyla beraber tek süper güç olan ABD, Heartland olarak anılan bu bölgeyle ilgili stratejisinde köklü değişikliklere gitti. Soğuk Savaş öncesinde Heartland’dan kenar kuşağa yönelebilecek tehditleri engellemeye yönelik bir Avrasya politikası yürütmekteyken, Soğuk Savaş sonrası bölgenin Batı bloğunda yer almasıyla tek güç olan ABD, bölgede kıtasal, bölgesel güç dengesi oluşturmaya yönelik stratejiler belirlemeye başladı. Ancak Türkiye değişen bu konjonktürel yapıya ayak uyduramadı, Orta Asya’da oluşan Türk Cumhuriyetleri konusunda hazırlıksız yakalandı.

b      1991’de SSCB’nin dağılması Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında bir dönüm noktası oluşturmuştur. Ziyaretler devlet başkanları düzeyine gelmiştir. Yine de tam olarak Moskova’yı dışlayan bir tutumun sergilenemediği, bekle gör mantığının uygulandığı görülmektedir. Ancak Türk kamuoyunda beklentiler artmış, etkisini de Türkiye’nin Türk Cumhuriyetlerini tanıması olarak göstermiştir.  Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarnayev Eylül 1991’de Türkiye’yi ziyaret etmiş ve o zamana kadar gündeme gelmeyen görüşmeler yapmıştır. 21. yüzyılın Türk yüzyılı olacağı konuşulmuştur.

b      Hemen akabinde Türkiye Azerbaycan’ın 30 Ağustos 1991’de, Özbekistan ve Kırgızistan’ın 31 Ağustos 1991’de bağımsızlık ilan etmeleriyle, kendi içinde zor durumda kalmıştır.  Türkiye henüz SSCB’nin dağılışı resmen ilan edilmeden, hatta bağımsızlığın tanınması için de ilgili ülkelerden talep gelmeden, SSCB’den ayrılacak devletleri tanımış ve kendileriyle diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğunu ilan etmiştir. Türkiye böylelikle, tüm Orta Asya ve Kafkas cumhuriyetlerini tanıyan ilk ülke olmuştur.

b      16–19Aralık 1991’de Ankara’yı ziyaret eden Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ve 22–26 Aralıkta gelen Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev Türkiye’den bekledikleri desteği açıkça ilan etmişler, Türkiye’yi karşı konulması zor bir konuma sokmuşlardır. Kerimov Türkiye’den örnek alınacak “ağabey” olarak bahsederken, acil olarak ekonomik, siyasi ve kültürel yardım talep etmekte, Akayev ise Türkiye’yi “sabah yıldızı” na benzetmektedir. Dönem şartlarına baktığımızda 1991’de bu devletlerin bağımsızlıklarının desteklenmesi ve dünyada tanınmalarının sağlanması konusunda Türkiye’nin desteğine şiddetle ihtiyaç duydukları; Orta Asyalı liderlerin de belli ölçüde uzun zamandandır unutulmuş “Türklük hissinden en azından bu ilk dönemde etkilendikleri ve bunu da Türkiye’ye yansıttıkları söylenebilir.

b      28 Şubat- 6 Mart 1992’de Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin tüm Türk cumhuriyetlerini, ardından iki ay sonra Başbakan  Süleyman Demirel Orta Asya ülkelerini ziyaret etmiştir.  Türkiye hızla Moskova merkezli  politikasını terk ederken; Orta Asya ülkeleri ile 1993 yılına kadar 140’dan fazla ikili anlaşma imzalanmıştır.

b      24 Ocak 1992 tarihinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığını yani TİKA’yı kurmuştur. Ticari anlamda bir Avrasya Birliği yaratma ve haber acentelerinin, yazarlarının ve üniversite rektörlerinin oluşturduğu Türkî birliklere fon sağlama” ile faaliyetler arasında eş güdüm sağlamak ve bölgede yardım akışını düzenlemek amacıyla kurulmuştur.

b      Türkiye, siyasî açıdan Kafkasya’daki yeni bağımsız cumhuriyetleri desteklemiş ve toprak bütünlüklerini korumasına öncelik vererek ekonomik açıdan da bölge ülkeleriyle ticarî ilişkileri geliştirmeyi amaçlamıştır. Türkiye, Kafkasya’da siyasî, ekonomik ve güvenlik boyutu olan bir politika izlemiştir.

b      Türkiye ve Azerbaycan’ın birçok konuda ortak çıkarlara sahip olması iki ülkeyi yakınlaştırmıştır. Özelikle Dağlık Karabağ sorununda Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında yer alması Türk-Azeri ilişkilerini daha da geliştirmiştir.

b      Azerbaycan petrollerinin taşınması amacıyla 2002’de yapımına başlanan “Bakü- Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı”, boru hattı projeleri içinde ilk kez gündeme gelmiş ve 2005’te tamamlanmıştır.

b      Bunun dışında Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile paralel olarak geliştirilen Güney Kafkasya Boru Hattı ile de Azerbaycan doğal gazının Şah Deniz Projesi’yle Gürcistan ve Türkiye üzerinden dünyaya pazarlanması hedeflenmektedir.

b      Trans-Hazar Boru Hattı (THB) Projesi ile Türkmenistan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması amaçlanmakta olup, bu konuda Aşkabat ile yapılan müzakerelerin sonuna gelinmiştir.

b      Ortak kültürel ve tarihî bağları olan Gürcistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Hazar enerji kaynaklarının Batı’ya açılma projeleri ile hem ekonomik hem de siyasi olarak gelişmiştir.

b      Türkiye Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmek amacıyla ise kuruluşunda öncü olduğu Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilâtı (KEİ)’na üye olarak davet etmiştir. Ancak Türkiye, 1915 olaylarını sürekli gündemde tutması ve Azerbaycan topraklarından çekilmemesi nedeniyle bu devlete kara sınırını kapatarak kısmî ambargo uygulamıştır.

 

KARADENİZ EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ TEŞKİLÂTI (KEİ) (1992)

Türkiye’nin girişimi ile 19 Aralık 1990’da Ankara’da yapılan toplantıyla temelleri atılan Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (KEİ) Anlaşması, 25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Zirve Toplantısı’nda imzalanarak resmen işlerlik kazanmıştır. KEİ’nin temel amacı üye devletlerin coğrafi yakınlıklarından ve ekonomilerinin birbirlerini tamamlayıcı özelliklerinden yararlanılarak ticari, ekonomik, bilimsel ve teknolojik iş birliğini geliştirmeleri ve Karadeniz’in bir barış, iş birliği ve refah bölgesi hâline gelmesini sağlamaktır. KEİ, hükûmetler dışında parlamenterler, özel sektörler ve belediyeler arasında iş birliği yapılması için çalışmalar yapmaktadır. Daimi Sekreteryası İstanbul’da bulunan KEİ’nin finansal birimi, Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankasıdır.

KARADENİZ EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ TEŞKİLÂTI  ÜYE ÜLKELER

 Arnavutluk      Azerbaycan     Bulgaristan

 Ermenistan      Gürcistan         Moldova

 Romanya         Rusya               Türkiye

 Ukrayna           Yunanistan       Sırbistan

 

 

Rektör Uyarıyor

8-10 Mart 1993’te Ankara’da T.C. Dış İşleri Bakanlığı ve TİKA’nın davetiyle toplanan Alfabe-İmla Konferansı prensip olarak Türk cumhuriyetlerin tek bir alfabede birleşmeleri gerektiği ve bu alfabenin “hem Türk dilinin yapısına uygunluğu hem de modern dünyayı daha yakından ve kolay olarak takip edip yararlanmak ve modern dünyada hak edilen yeri almak için Latin esasında” oluşturulmasını kararlaştırdı. Turgut Özal:“Bundan böyle bütün dünya Türklüğün tarih sarkacında yükselişini seyredecektir.” derken Başbakan Süleyman Demirel: “Kurultayın iki yüz yıl geciktiğini, Adriyatik’ten Orta Asya’ya kadar uzanan Avrasya’nın yeni Türk dünyasını oluşturduğunu” belirtiyordu.

 

 

TÜRK KÜLTÜRÜ VE SANATLARI ORTAK YÖNETİMİ (TÜRKSOY) (1993)

Z      Türk dünyası’ nın UNESCO'su olan TÜRKSOY, 1993yılında, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye cumhuriyeti kültür bakanları tarafından imzalanan antlaşmayla Alma Ata’da kurulmuştur.

Z      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonuna bağlı Tataristan, Başkurdistan, Altay, Saha, Tıva, Hakas Cumhuriyeti ve Moldova'ya bağlı Gagavuz Yeri TÜRKSOY' a gözlemci üye olarak katılmışlardır. TÜRKSOY kurulduğu günden buyana Türk halklarının gönül birlikteliğini ve kardeşliğini güçlendirmek, ortak Türk kültürünü gelecek nesillere aktarmak ve dünyaya tanıtmak için çalışmaktadır.

Z      TÜRKSOY’ un çalışmaları, kuruluşundan bu yana üye ülke devlet başkanlarının himayelerinde yürütülmüş ve takdirlerini kazanmıştır. Örgütün genel merkezi Ankara, resmî dili ise Türkçedir.

Z      2009’da adı “Uluslararası Türk Kültürü Teşkilâtı” olarak değiştirilen TÜKSOY’ un günümüzde 14 üyesi bulunmaktadır.

 

TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (TÜBA) (1993)

Türkiye Bilimler Akademisi, 2 Eylül 1993'te yürürlüğe giren 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kuruldu. Kurucu üyelerin başbakan tarafından atanması, ilk genel kurulun oluşturulması, Başkan ve Akademi Konseyi'nin seçilmesi, Başkanın atanması sonuçlandırıldıktan sonra Akademi, 7 Ocak 1994'te çalışmalarına başladı. TÜBA yasası gereği, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanına bağlı, tüzel kişiliği olan, bilimsel, idari, mali özerkliğe sahip bir kurumdur.

 

TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU POLİTİKASI

O  Türkiye, Osmanlı Devleti′nin yıkılarak Yeni Türk Devleti′nin kurulması sonrasında Orta Doğu′ya yönelik mesafeli bir yaklaşıma sahip olmuş, Batı′ya dönük bir devlet politikası geliştirmiştir. Orta Doğu ile olan ilişkiler 1980′li yıllarda dışarıya açılma çalışmalarıyla yeniden canlandırıldı.

O  Türkiye′nin Orta Doğu ülkeleri ile ilişkileri Körfez Krizi, PKK sorunu Filistin  İsrail anlaşmazlığı, su sorunu gibi ana başlıklar altında toplanabilir. Uzun yıllar gergin seyreden Türkiye-Suriye ilişkileri Hafız Esad′ın yerine geçen Beşşar Esad döneminde hızla gelişmiştir.Son dönemde ise bozulmuştur.

O  Türkiye′nin Irak′la olan ilişkilerinde 1990′da Irak′ın Kuveyt′i işgali belirleyici oldu. Türkiye, Körfez Krizi′nde sırasında ABD yanlısı bir politika sergiledi. ABD′nin 2003 yılında Irak′ın işgali, Irak konusunu Türkiye için daha da hassas bir hale getirmiştir.

O  Türkiye, İsrail-Arap anlaşmazlığında uzun yıllardır Arap tezlerini desteklemekte, ancak İsrail ile işbirliğini de sürdürmektedir. Türk hükümetleri Filistin sorununda arabulucu rolü üstlenmeye çalışmaktadır. Arap dünyası ile Türkiye′nin siyasi ilişkiler her geçen gün güçlenmekte, Türkiye′nin bölge ülkeleri ile ticaret hacmi hızla artmaktadır.

O  Türkiye ile Suriye arasındaki “Su Sorunu” ve Suriye’nin Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine destek vermesi 1990’lı yıllarda iki ülke ilişkilerini bozmuştur. 2000’li yıllarda ise Suriye’nin politikasında görülen değişim iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini sağlamıştır.

O  Türkiye-İsrail ilişkileri ise 1991’den itibaren karşılıklı iş birliği çerçevesinde gelişmeye devam etmiştir. Ancak 2000’li yıllarda İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları ve İsrail’in Kuzey Irak’taki oluşumu desteklemesi, Türkiye-İsrail ilişkilerini bozmuştur.

O  2004’ten sonra ilişkiler kısmen düzelmeye başladıysa da istenilen düzeyde değildir. Özellikle yakın bir dönemde Gazze’ye yardım malzemesi götüren Mavi Marmara Gemisi’nin uluslararası sularda İsrail askerleri tarafından basılması ve 9 Türk vatandaşının öldürülmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir.

O  Orta Doğu’da kalıcı barışın İsrail-Filistin uyuşmazlığının müzakere yoluyla çözümlenmesi gerektiği tezini savunan Türkiye, uluslararası barış çabalarına aktif olarak katılmaktadır. 1988'de bağımsızlığını ilan edilen Filistin Devleti, Türkiye’nin de desteği ile 2015'te çok sayıda ülke tarafından tanınmıştır.

 

TÜRKİYE’NİN BALKAN POLİTİKASI

±  Türkiye, Balkan ülkeleri arasında barış içinde birlikte yaşamaya dayalı bir ortamın oluşturulmasına önem vermiştir. Bunun için Balkanlar’da istikrar ve güvenliği sağlamaya yönelik bütün faaliyetlere katkı sağlamış, BM ve NATO’nun Balkanlar’da oluşturduğu barış gücü içinde görev almıştır.

±  Türkiye Boşnaklara yönelik saldırıların durdurulması için BM, NATO, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilâtı (AGİT), İKÖ ve Avrupa Konseyi gibi tüm uluslararası örgütleri harekete geçirmiş; NATO’nun Kosova harekâtında, Makedonya’nın bağımsızlık mücadelesinde ve Arnavutluk’taki iç karışıklıklarda aktif olarak rol almıştır.

±  Yugoslavya’nın dağılma sürecinde bağımsızlık mücadelesi veren Makedonya, Yunanistan’ın baskısıyla karşılaştı ve bünyesindeki Arnavut azınlıklarla ilgili sorunlar yaşadı. Türkiye bu dönemde Makedonya’nın bağımsızlığını tanımış, toprak bütünlüğünün korunmasında önemli rol oynamıştır. Arnavutluk’ta 1990’da başlayan dışa açılma politikası Türkiye tarafından desteklenmiş, Arnavut askerleri Türkiye’de eğitilmiştir. Ayrıca Arnavutluk’ta meydana gelen toplumsal olayları yatıştırmak için oluşturulan uluslararası barış gücüne Türkiye de katılmıştır.

±  1980-1990 arasında Bulgaristan’da sayıları 1,5 milyonu bulan ve ülke nüfusunun % 15’ini teşkil eden Türk azınlığın, isimlerini zorla değiştirmek yoluyla Bulgarlaştırmaya (asimilasyon) tabi tutulması Bulgaristan’la ilişkilerimizde önemli bir sorun olmuştur..

±  Bulgaristan’ın uzlaşmaz tutumu nedeniyle Türkiye, sorunu uluslararası platforma taşımış; Helsinki İzleme Komitesi, Milletlerarası Af Örgütü, Avrupa Konseyi ve İslâm Konferansı Örgütü’nün konu ile yakından ilgilenmeleri sağlanmıştır.

±  Ancak Bulgaristan bu kuruluşların da uyarılarına kulak asmayınca, Türkiye 1989’da soydaşlarımızı kabule hazır olduğunu açıklamış ve 300 bin soydaşımız Türkiye’ye göç etmiştir.

±  İlişkilerdeki bu gergin durum 1989’da Cumhurbaşkanı Jivkov’un iktidardan uzaklaşmasına kadar devam etmiş, yeni Devlet Başkanı Mladenov’un soydaşlarımıza yönelik bu uygulamalardan vazgeçildiğini açıklamasıyla sorun çözülmüştür.

±  1990 sonrası Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerine destek olması iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca Yunanistan, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusunda veto yetkisini kullanmaktadır. Bu durum iki ülke ilişkilerini daha da gergin bir hâle getirmiştir. Ocak 1996’da Ege Denizi’ndeki Kardak Kayalıkları yüzünden Türkiye ve Yunanistan savaşın eşiğine kadar gelmiştir. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’dir.

±  Türkiye ile Yunanistan arasında yıllardır süren Batı Trakya sorunu bu dönemde de devam etmiştir. Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan Türklerin haklarına kısıtlama getirmesi, 26 Ocak 1990’da Batı Trakya Türkleri liderlerinden Dr. Sadık Ahmet’in “Türk” kelimesini kullandığı için cezalandırılması ve Rodop’ta Türklere yönelik saldırılar Türkiye’nin Yunanistan ile diplomatik ilişkilerini kesmesine yol açmıştır.

±  Yunanistan’da 1990 seçimlerinde Sadık Ahmet ve Ahmet Faikoğlu’nun bağımsız milletvekili olarak seçilmesi üzerine yeni bir seçim yasası çıkarıldı.

±  Öte yandan uluslararası kuruluşların yoğun baskısı ile 1995’ten sonra Yunanistan’ın azınlık politikasında önemli değişiklikler olmuştur. Bunun sonucunda iki ülke arasındaki ilişkilerde yumuşama olmuş, hatta Yunanistan 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin AB’ye adaylığına olumlu bakmıştır.

±  Türkiye ile Yunanistan arasında yıllardır devam eden sorunlardan biri de “Kıbrıs Sorunu”dur. 1992 sonlarına kadar yapılan görüşmelerde bir çözüm sağlanamayan Kıbrıs Sorunu’na, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’nin AB’ye yaptığı tam üyelik başvurusunun kabul edilmesiyle AB müdahil olmuştur.

±  Kıbrıs Sorunu’nun çözümüne yönelik en önemli gelişme ise, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı plandır.

 

ANNAN PLANI’NA GÖRE;

ý  Annan Planı, Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası'nın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren Birleşmiş Milletler planıdır.

ý  Adını, planı ortaya atan BM eski genel sekreteri Kofi Annan'dan alır. Plan, Kıbrıs adasının İngiliz üsleri bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngörüyordu. Plan gereğince Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki bakanlıkların en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değişecekti.

ý  Nisan 2004'de KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 64,91 oranında kabul gördüğü halde Rum oylarının % 75,38'i red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir.

ý  Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Rum ve Türk oluşturucu (constituent) devletlerinin aralarında oluşturduğu federatif yapıya dayanarak kurulması öngörülen yeni devletin adıydı.

ý  1 Temmuz 2008'de Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas, tek egemenlik ve tek vatandaşlıkta anlaştıklarını belirtip kurulacak yeni devletin "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" olmasında uzlaştılar. Bu devlet çatısı altında başlayacak olan müzakereler sonrası, başarılı olunursa, 1960'taki model artık kullanılmayacaktır, fakat Kıbrıs'ın her iki tarafı, Almanya Modeli ile yeniden birleşecektir.

 

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)

Z  Türkiye'nin uluslararası alanda bölgesel işbirliğine yönelik olarak üye olduğu teşkilatlardan biri de Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) veya (ECO olarak adlandırılır.. EİT, üye ülkelerin sürdürülebilir sosyoekonomik kalkınmalarını sağlamak amacıyla 1985 yılında Türkiye, İran ve Pakistan tarafından kurulan bölgesel bir teşkilattır.

Z  Teşkilata 1992 Kasım ayında Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan Cumhuriyetleri ile Afganistan da katılmıştır.

Z  Teşkilat, zirve ve dışişleri bakanları düzeyindeki dönemsel toplantılarına ek olarak, ticaret, ulaştırma, tarım, enerji, çevre, sağlık, sanayi, maliye ve ekonomi gibi alanlarda bakan düzeyinde düzenli toplantı yöntemini benimsemiş; böylelikle, sektörel bazda alınan kararların ve kararlaştırılan işbirliği projelerinin belirli zaman dilimleri içinde izlenebilmesine imkân sağlanmıştır.

 

 

KIZILAY’IN YURT DIŞI YARDIM FAALİYETLERİ

Türk Kızılay’ı, ülke içindeki pek çok doğal afette aktif roller üstlendiği gibi, yurt dışında yaşanan savaş ya da doğal afetlerde sivil halkın göreceği zararları asgariye indirebilmek amacıyla da çalışmalar yapmıştır. Son yıllarda gerçekleştirilen bu faaliyetlerden bazıları şunlardır:

Pakistan:

Z  29 Ekim 2008 tarihinde meydana gelen deprem üzerine bölgeye ulaşan Türk Kızılayı 120 ailenin barınabileceği 180 yaşam biriminden oluşan 10 oba kenti bölgeye gönderdi.

Gazze:

Z  2009 yılı başında İsrail′in Gazze Şeridi′ne yönelik olarak gerçekleştirdiği hava saldırılarının ardından Gazze′ye ilaç ve gıda gibi insani yardım malzemesi ulaştırılmıştır.

Lübnan:

Z  Temmuz 2006′da İsrail′in Lübnan′a yönelik hava saldırıları sonrasında Türk Kızılayı bölgeye 23 tır, 1 kargo uçağı ve 1 gemi dolusu insani yardım malzemesini 6 parti halinde bölgeye ulaştırmış, 5 milyon dolar değerindeki barınma, gıda ve sağlık malzemelerinden oluşan insani yardım ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır.

Z  Ayrıca Lübnan′da savaştan dolayı okulların gördüğü büyük hasar sonucunda, binlerce okul çağındaki çocuk eğitime ara vermek zorunda kalmış, bu yönde hazırlanan proje kapsamında, Türk Kızılayı Lübnan′ın savaştan etkilenmiş farklı yerleşim merkezlerinde, 37 adet prefabrik okulun inşasını gerçekleştirmiştir.

Irak:

Z  Irak′ta yaşanan savaş sonrasında bölge insanının yaralarını sarmak üzere çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

Çad:

Z  Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Çad, Türk Kızılayı′nın çalışmaları sonucunda uluslararası standartlarda bir eczaneye kavuşturuldu. Bağışlarla çalışan eczanede ücretsiz ilaç dağıtılmaktadır.

Endonezya:

Z  Aralık 2004′te meydana gelen deprem ve arkasından oluşan tsunami, 13 ülkede 280.000 kişinin ölümüne yol açtı. Müdahale planları çerçevesinde yurt çapında bir yardım kampanyası başlatıldı. Türk Kızılayı Ekipleri, Endonezya, Tayland ve Sri Lanka′ya hareket etmiş, Açe′ye ulaşarak insani yardım operasyonu başlatmıştır.

Z  Endonezya′da köylere temiz su sağlamak için çalışmalar yapılmıştır. Açe′de bulunan ve tsunamiden etkilenen Zeynel Abidin Hastanesi Pediatrik Yoğun Bakım ünitesi tekrar işler hale getirilmiştir..

 

TÜRK ORDUSU VE DÜNYA BARIŞINA KATKILARI

Z  Türkiye dünya barışını korumak ve barışa katkı sağlamak amacıyla BM, NATO ve AB liderliğindeki çeşitli uygulama harekâtlarına barış gücü olarak katılmıştır.

 

TÜRK ORDUSUNUN ALDIĞI GÖREVLER

Somali:

Z  Somali′deki gruplar arasında yaşanan düşmanlığın durdurulması ve insani yardımlar için güvenli bir ortamın sağlanması amacıyla, BM′nin 1993-1994 tarihleri arasında gerçekleştirdiği operasyonlara 300 askerle katılan Türkiye, bir süre de barış gücünün komutanlığını yürüttü.

Arnavutluk:

Z  BM′nin Arnavutluk′a yardımlarla ilgili kararı doğrultusunda İtalya liderliğindeki çokuluslu gücüne katılan TSK, bir deniz piyade taburuyla Nisan 1997′den itibaren yardım faaliyetlerinde bulundu. Türk birliği Arnavutluk′taki Türk vatandaşlarının tahliye edilmesinin ardından 1 Ağustos 1997′de Türkiye′ye döndü.

Bosna-Hersek:

Z  Türkiye, Bosna-Hersek′te insani yardım harekâtı için emniyetli bölgelerin korunması maksadıyla kurulan BM Koruma Kuvveti′nde (UNPROFOR) yer aldı. TSK 1993-1995 tarihleri arasında 1400 askerden oluşan bir alayla bölgede konuşlanırken, Dayton Anlaşması sonrasında barış gücünü takviye etti.

Kosova:

Z  Türk Silahlı Kuvvetleri, Kosova′da silahlı çatışmalar karşısında NATO′nun 24 Mart 1999 tarihinde başlattığı hava harekatına 10 adet F16 uçağıyla destek verdi. Türkiye, Kosova krizine çözüm bulunması amacıyla oluşturulan 42 bin kişilik güce de bir mekanize piyade taburuyla katıldı.

Arnavutluk ve Makedonya:

Z  Türkiye, Makedonya ve Arnavutluk′a yönelik mülteci akınlarının ardından, Arnavutluk′ta görevlendirilen AFOR′a 1999′da bir sahra hizmet bölüğüyle katıldı. TSK, Makedonya′daki çokuluslu tugaya Ağustos 2001 ′de bir bölük timiyle katıldı.

Afganistan:

Z  Türkiye, ABD′deki terörist saldırılara karşı başlatılan "Sürekli Özgürlük" harekatına katıldı. Afganistan′da barışı sağlamak üzere oluşturulan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti′nde (İSAF) yer alan TSK, Haziran 2002′de ISAF′ın 2. dönem kuvvet komutanlığını devraldı.

Z  Yaklaşık 1300 kişilik birliği Afganistan′a intikal ettiren TSK, Şubat 2003′e kadar Kabil ve çevresinde görev yaptı. Eğitim, sağlık, şehir suyunun iyileştirilmesi, idari yönetimin desteklenmesi ve altyapı konularında birçok projeye imza attı. Afgan Milli Muhafız Taburu′na eğitim veren TSK, Afgan bakan ve üst düzey devlet personelinin korumasını yapacak 794 korumanın eğitimini başarıyla gerçekleştirdi.

 

Rektör Uyarıyor

TSK’NIN YURTDIŞI FAALİYETLERİ

Somali 1993-1994 BM’nin oluşturduğu insani yardım amaçlı barış gücüne katkı sağlamak.

Bosna-Hersek 1993-1995 BM’nin insani yardım için emniyetli bölgeler oluşturulması amacıyla kurduğu Koruma Kuvvetine katkı sağlamak.

Bosna-Hersek 1995-1996 NATO’nun oluşturduğu Uygulama ve İstikrar Kuvvetine katkı sağlamaya devam etmektedir.

Bosna-Hersek (Adriyatik Denizi) 1992-1996 Bosna Savaşı’nda NATO’nun oluşturduğu görev kuvvetine katkı sağlamak için görev yapmıştır.

Bosna-Hersek 2004 BM’ nin oluşturduğu Koruma Kuvveti, NATO’nun oluşturduğu Uygulama ve İstikrar Kuvveti ile AB liderliğinde oluşturulan İstikrar Harekâtı’na Saraybosna’da katkı sağlamaktadır.

Arnavutluk 1997 Arnavutluk’ta insani yardımın güvenle dağıtılabilmesi için BM kararı ile oluşturulan çok uluslu birliğe katılmıştır.

Arnavutluk 1999 Makedonya ve Arnavutluk’taki mültecilere yardım etmek için oluşturulan İnsani Yardım Kuvvetine katılmıştır.

Kosova 1999 Kosova krizi sırasında NATO’nun başlattığı hava harekâtına katılmıştır.

Kosova 1999- NATO’nun oluşturduğu Çok Uluslu Güney Görev Kuvvetine katkısını sürdürmektedir.

Afganistan 2002- BM Güvenlik Konseyi tarafından oluşturulan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvvetine katkıda bulunmaya devam etmektedir.

Lübnan 2006- BM Güvenlik Konseyi tarafından oluşturulan Lübnan Geçici Güvenlik Gücüne destek sağlamaya devam etmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1980 SONRASI TÜRKİYE SİYASÎ GELİŞMELER

z  1983 yılında yapılan seçimler sonucunda Turgut Özal önderliğinde Anavatan Partisi (ANAP) iktidara gelmiştir.

z  Türkiye bu dönemde dışa açılma konusunda önemli adımlar atarak AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Ayrıca 12 Eylül Askerî Müdahalesi ile siyaset yasağı getirilen Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş’in 1987 Referandumu ile siyasi yasakları da kaldırılmıştır.

z  ANAP 1987 Genel Seçimleri’nde tekrar birinci parti olmuştur.

z  31 Ekim 1989’da Turgut Özal TBMM kararıyla cumhurbaşkanı seçilmiş, Özal’ın yerine Yıldırım Akbulut başbakan olmuştur.

z  1991 seçimlerini kazanan Doğru Yol Partisi lideri Süleyman Demirel, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Erdal İnönü  ile birlikte DYP-SHP Koalisyon Hükûmeti’ni kurmuştur.

z  Turgut Özal’ın 1993’te ölümü üzerine Süleyman Demirel cumhurbaşkanı olmuştur. Süleyman Demirel’in yerine DYP genel başkanlığına Tansu Çiller seçilmiştir. Tansu Çiller Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın başbakanıdır.

z  Çiller Dönemi’nde AB standartlarına uyum sağlamak amacıyla 1995’te anayasada siyasî partilerle ilgili bazı yasaklar kaldırılmış, ayrıca AB ile “Gümrük Birliği Antlaşması” imzalanmıştır.

z  1995-2001 yılları arasında Türkiye’yi Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükûmetleri yönetmiş, bu dönemde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğini sağlamak için önemli çalışmalar yapılmıştır. Nitekim hazırlanan “Ulusal Program” çerçevesinde AB’ye uyum yasaları çıkarılması bunlardan en önemlisidir.

z  Mayıs 2000’de Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı seçilmiştir.

z  2002, 2007 ve 2011’de yapılan seçimlerde tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin kurduğu hükûmet hâlâ ülkeyi yönetmektedir.

z  2007’de görev süresi dolan Ahmet Necdet Sezer’in yerine Abdullah Gül cumhurbaşkanı Seçilmiştir.

z  2014 yılında yapılan Cumhurbakanlığı seçimleri sonucu oyların %52 lik bölümünü alan Recep Tayyip ERDOĞAN  halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.

 

SOSYO-KÜLTÜREL VE SANATSAL GELİŞMELER

 

ö      Arabesk müzik Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve Ferdi Tayfur ile çok geniş kitlelere ulaşmıştır.

ö      Türk Pop Müziği ise Sezen Aksu, Erol Evgin, Barış Manço gibi isimlerle birlikte 1990 yılı sonrasında ilgiyle takip edilmiştir.

ö      Tarkan ile geniş kitlelere ulaşan Türk Pop Müziği, Sertab Erener’in 2003’te Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazanmasıyla uluslararası alanda da önemli bir başarı kazanmıştır.

ö      Türkiye’de 1984’te ilk renkli televizyon yayını başlamış, 1990’da ilk özel televizyon kanalı Star Tv açılmış, 1994’te de Özel Radyo ve Televizyon Yasası çıkarılarak birçok özel radyo ve televizyon yayın hayatına başlamıştır.

ö      2008 yılında 61.si düzenlenen Cannes Film Festivali’nde “Üç Maymun” adlı filmiyle en iyi yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan almıştır.

ö      Toplumsal sorunları konu alan filmler de çekilmiştir. Kırsaldan büyük şehirlere göç eden insanların yaşadığı sorunları mizahî bir şekilde anlatan Kemal Sunal ve Şener Şen filmleri kuşkusuz döneme damgasını vurmuştur.

ö      Edebiyat alanında Orhan Pamuk’un ilk kez Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır..

ö      1981’de çıkarılan Yükseköğretim Kanunu ile tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmıştır.

ö      1997-98 eğitim-öğretim döneminde 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi toplumu en çok etkileyen gelişmelerdendir.

ö      2012-13 eğitim-öğretim yılında 4’er yıl süreli ilkokul, ortaokul ve lise olmak üzere zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmıştır.

 

 

 

 

 

DÖNEMİN DİĞER ÖNEMLİ GELİŞMELERİ

ú     ODTÜ’de ilk internet bağlantısı kurulmuş, bilgisayar kullanıcı sayısı hızla artmıştır. Okullarımızın Fatih Projesi kapsamında etkileşimli (akıllı) tahtalarla donatılması ve öğrencilere tablet bilgisayarların dağıtılması, İnternet kullanımını hızla yaygınlaştırdı.

ú     1988 Seul Olimpiyatları’nda Naim Süleymanoğlu altın madalya kazanmıştır.

ú     1988 Seul Olimpiyatları’nda altın madalya kazanmasıyla başlayan süreç, bir çok branşta olimpiyat madalyaları kazanılmasıyla devam etmiştir. En çok altın madalya Naim Süleymanoğlu, Hafız Süleymanoğlu ve Halil Mutlu başta olmak üzere halterci sporcular tarafından kazanılmıştır. Bayan haltercilerimizde son yıllarda bir çok uluslararası yarışmada madalyalar kazanmıştır.

ú     1992 Barcelona Olimpiyat Oyunlarında Mehmet Akif Pirim grekoromen güreşte 24 yıl aradan sonra şampiyon olmuştur.

ú     1996 Atlanta Olimpiyatlarında Türkiye son 36 yılın en başarılı sonucunu elde ederek, oyunları 4 altın, 1 gümüş ve 1 bronz madalyayla kapadı. Serbest güreşte Mahmut Demir, grekoromen güreşte Mehmet Akif Pirim altın madalya kazandı. Judoda da Hülya Şenyurt ise üçüncü olarak Türkiye’ye bayanlarda ilk madalyayı kazandıran sporcu oldu.

ú     1994 Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye 28 yıl aradan sonra takım hâlinde Dünya Şampiyonu olmuştur. Ayrıca Judo, tekvando ve boks başta olmak üzere bir çok branşta olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında çok sayıda madalya kazanan sporcumuz yetişmiştir.

ú     Türk Millî Futbol Takımı 2002 Dünya Şampiyonası ve 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda üçüncü olmuş; Basketbol Millî Takımı ise 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda altıncı olmuştur.

ú     Basketbol Millî Takımımız ise 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda 6. oldu.

ú     Bayan Voleybol Milli Takımımız ve kulüp takımlarımız da 1990 sonrası uluslararası spor organizasyonlarında önemli başarılar kazanmışlardır.

ú     Kimya dalında 2015 Nobel Ödülü’nü kazanan Aziz Sancar gibi birçok bilim insanımızın, sanatçımızın, edebiyatçımızın kazandığı uluslararası başarılar gurur kaynağımız olmuştur.

 

Rektör Uyarıyor

NAİM SÜLEYMANOĞLU (1967-...)

1967’de Bulgaristan’da doğan ve “Cep Herkülü” olarak anılan Naim Süleymanoğlu bütün otoritelere göre tüm zamanların en iyi haltercisidir. Bulgaristan’da Türklere yönelik asimilasyon ve baskılar nedeniyle 1986’da Türkiye’ye sığınan Süleymanoğlu’nun, kariyeri boyunca 3 olimpiyat altın madalyası, 7 Dünya Şampiyonluğu ve 6 Avrupa Şampiyonluğu vardır. Tam 46 kez dünya rekoru kırmış; 1984, 1985 ve 1986 yıllarında dünyada yılın haltercisi seçilmiş ve 1988 Seul Olimpiyatları’nda 9 dünya, 6 olimpiyat rekoru kırarak Türkiye’ye olimpiyatlar tarihinde güreş dışında ilk altın madalya kazandıran sporcu olmuştur. 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan Süleymanoğlu, aynı yıl “Uluslararası Halter Basın Komisyonu” tarafından “Dünyanın En İyi Sporcusu” seçilmiştir. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda 4 dünya rekoru kırıp 3. kez olimpiyatlarda madalya kazanan Naim Süleymanoğlu, 2000’de halteri bırakmıştır.

 

 

 

EKONOMİK GELİŞMELER

1980’de alınan “24 Ocak Kararları” Süleyman Demirel’in Başbakanlığında , Turgut Özal tarafından yayınlanmıştır.

1997, 1998, 2001 ve 2008’de yaşanan ekonomik krizler Türk ekonomisini olumsuz etkilemiş, dış ticaret açığını kapatabilmek için IMF (Uluslararası Para Fonu) ile anlaşmalar imzalanmıştır.

d  2005’te Türk lirasından altı sıfır atılmıştır.

d  Devlet kurumlarını özelleştirmek için Özelleştirme Yüksek Kurulu kurulmuştur.

d  Merkez Bankası bağımsız bir yapıya kavuşturulmuştur.

d  Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin hayat standardını yükseltmek ve tarımda verimliliği ve iş imkânlarını artırmak amacıyla GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) geliştirilmiştir.

GAP Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Kilis, Siirt ve Şırnak illerini kapsamaktadır.

 

 

Rektör Uyarıyor

BANKER SKANDALI

24 Ocak kararlarıyla mevduat faiz oranlarının serbest bırakılması sonucu halka çok yüksek faiz vermeyi taahhüt eden çok sayıda bankerlik şirketi kurulmaya başlandı. 1982’lere gelindiğinde bankerlerin sayısı binleri bulmuştu. O dönemde ülkemizde faaliyet gösteren 38 bankanın 31’i bankerler adına para topluyordu. Birikimlerinden yüksek oranda gelir elde etme hayaline kapılan on binlerce kişi paralarını bu bankerlere teslim etti. Lüks bir arabanın 3 milyon lira olduğu o günlerde bankerlerin halktan topladıkları paranın yaklaşık 150 milyar lira olduğu tahmin edilmektedir. Maliye Bakanı’nın “Vatandaş üç-beş kuruş fazla kazanmak için kumar oynamıştır.” demesi üzerine on binlerce kişi bankerlerden paralarını almak için müracaat etti. Bunun üzerine bankerlerin bir kısmı yurt dışına kaçarken kalanlar da iflas ettiklerini açıkladılar. Böylece yüksek faiz geliri hayali kuran on binlerce kişi ellerindeki bütün birikimlerini kaybetmiş oldu.

 

1980 sonrasında terör sorunu:

Z  Terör, büyük çaplı korku veren ve bireylerde yılgınlık yaratan bir eylem durumunu ifade etmektedir. Terörizm ise siyasi amaçlar için mevcut durumu yasa dışı yollardan değiştirmek amacıyla örgütlü, sistemli ve sürekli terör eylemlerini kullanmayı bir yöntem olarak benimseme durumudur. Günümüzde uluslararası çıkar mücadelelerinde terör faaliyetleri ön plana çıkmıştır.

Z  Son 30 yıl içinde Türk toplumunu en fazla etkileyen olay kuşkusuz ki terördür. Türkiye’deki terör faaliyetlerinin ortak amacı devletin üniter yapısını bozarak millî birlik ve beraberliği ortadan kaldırmaktır. Terörizmin amacına ulaşmada seçtiği yöntemlerden bazıları; halkı veya hedef bir topluluğu korkutarak dehşete düşürmek, düzene karşı olan güçleri harekete geçirmek, kamuoyunu yönlendirmek, hedef ülkenin ekonomisine zarar vermek, vb.dir

 

 

17 Ağustos Depremi Sonunda Ortaya Çıkan Sorunlar

17 Ağustos 1999’da meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremin merkez üssü, İzmit’ in 12 km. güney doğusunda, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde bulunmaktadır. Deprem, kentleşme ve nüfus yoğunluğunun fazla olduğu, önemli endüstri tesislerinin bulunduğu İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Bursa, Zonguldak, Eskişehir ve Yalova illerinde can ve mal kaybının oldukça fazla olmasına sebep olmuştur. Depremin yaşandığı bölgede, Türkiye’nin çeşitli illerinden göç eden insanların bulunması depremin etkilerini yurt geneline yaymıştır.

 

 

KÜRESEL SORUNLAR

KÜRESEL ISINMA

  • Küresel ısınmaya neden olan gazlar içinde en etkili olan karbondioksitin, 1958’ten itibaren % 9 artması dünyanın iklim dengelerini bozmuştur. Karbondioksit başta olmak üzere havayı kirletin gazların yağışlarla yeryüzüne inmesi su ve toprak kirliliğinin önemli nedenlerinden olmuştur. Küresel ısınmada etkili olan gazlardan kloroflourkarbonlar ise günümüzde buzdolabı, klima, sprey, yangın söndürücü ve plastik sanayinde kullanılmakta olup bu ürünlerin sayısı her geçen gün artmaktadır.
  • Küresel ısınmanın etkisinin XXI. yüzyılda yoğun olarak görüleceği, buzulların erimesiyle denizlerin su seviyelerinin yükseleceği bilinmektedir. İnsanların büyük bir kısmının yaşadığı dünyanın tarımsal üretim deposu olan kıyı ovalarının sular altında kalacağı bilim adamları tarafından açıklanmaktadır. Ayrıca iklimlerde değişmeler olacağı, kuraklık ve su ihtiyacının artacağı, bazı yerlerin çölleşeceği, yağışların dengesizleşeceği ve 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun yarısının susuzlukla mücadele etmek zorunda kalacağı tahmin edilmektedir. 2050’ye kadar ise bitki ve hayvan türlerinin dörtte birinin yok olacağı ve bu durumun doğal dengeyi geri dönülemez şekilde bozacağı ifade edilmektedir.  

 

KYOTO PROTOKOLÜ (11 Aralık 1997)

b      Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliğine yönelik olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne bir ek niteliğindeki uluslararası tek çevre anlaşmasıdır.

b      Kyoto Protokolü’ndeki amaç, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun azaltılması çalışmasıdır..

b      Protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera gazı salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını artırmaya söz vermişlerdir.

b      Protokole göre; atmosfere salınan sera gazı miktarı % 5’e çekilecek, sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek, ulaşım ve çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak ve güneş enerjisinin önü açılacaktır.

b      11 Aralık 1997’de Japonya’nın Kyoto şehrinde imzalanan Kyoto Protokolü, 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise 30 Mayıs 2008’de bu protokolü imzalayacağını açıklamış ve 13 Mayıs 2009’da imzalamıştır.

b      Sera gazlarının salınmasına kısıtlama getirdiği için ekonomik anlamda zarara uğradığı belirten ABD 2001’de Kyoto Protokolü’nden imzasını geri çekmiştir.

 

ÇERNOBİL NÜKLEER KAZASI (1986)

Z  Çernobil kazası, 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat şehrinin 14.5 km. kuzeybatısında bulunan Çernobil şehrinde konuşlu olan Çernobil Nükleer Santrali'nde yapılan bir deney esnasında meydana gelen nükleer kaza felaketi. Nükleer Santralde meydana gelen patlama ve yangın sonrasında SSCB ile Avrupa ve Türkiye'ye büyük miktarda radyasyon yayıldığı tespit edilmiştir.

Z  Kaza Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğine göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazadır. Çernobil felaketi, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğinde en yüksek sınıflandırma oranı olan 7 ile ölçeklendirilmiştir. Bu sınıfta ölçeklendirilen yalnızca iki nükleer felaket bulunmaktadır.

Z  Bunlardan birisi Çernobil felaketi, diğeri ise 2011 yılında meydana gelen Fukushima Daiichi nükleer felaketidir. Felaket maliyeti ve kayıpları açısından tarihin en kötü iki nükleer felaketinden birisidir. Sonuç olarak 500.000'den fazla işçi nükleer faciaya müdahalede çalışmış ve bu nedenle radyasyona maruz kalmış ve tahmini olarak yapılan masraf ise 18 milyar ruble (18 milyar ABD doları) olmuştur. Meydana gelen kaza esnasında 31 kişi ölmüştür fakat çok büyük bir alana yayılan radyasyon neticesine uzun vadede sonuçlarının daha ağır olduğu değerlendirilmektedir.

 

YOKSULLUK VE AÇLIKLA MÜCADELE

Z  Tarım Örgütü (FAO), 2015 yılına kadar dünyada açlık çeken kişi sayısını yarı yarıya azaltarak 800 milyondan 400 milyona indirmek için 24 milyar dolara ihtiyaç olduğunu bildirmiştir. Bu rakam her yıl silahlanmaya harcanan yüzlerce milyar doların yanında çok küçük bir rakamdır. Stockholm Uluslararası Barış Enstitüsü (SIPRI) ve Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2013’te dünya genelinde 1,75 trilyon dolar silahlanmaya harcanmakta ve silahlanma yarışı gittikçe hız kazanmaktadır.

Z  Açlık sorununun çözümünde önemli bir faktör açlık nedenlerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenlerin ortadan kaldırılması için birkaç devletin çabası yeterli olmayacağından uluslararası iş birliği yapılması ve açlık sorunu yaşayan ülkelere destek verilmesi gerekir. Dünyada yoksulluk ve açlıkla mücadele için Dünya Gıda Programı (WFP), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) çalışma yapmakta ve projeler üretmektedir.

 

SALGIN HASTALIKLAR

Z  Aıds (Hıv)

Z  Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı

Z  Kuş Gribi (H5n1)

Z  Sars (Akut Solunum Yolu Yetmezliği Sendromu)

Z  Hepatit

Z  Sıtma

Z  Domuz Gribi A(H1n1)

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası