BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

YUSUF AKÇURA" ÜÇ TARZI SİYASET"

Üç Tarz-ı Siyaset
Avrupa’da ulus devlet, halk egemenliği, modernizm ve sekülerizm
gibi gelişmeler; din ve töre temelli değerlerin yerine insan aklını
ve bilimin ürünü olan değerlerin konulmasını sağlamıştır. Ulus
devletler, kendi halklarını dil ve ülkü birliğine sahip bir “ulus” hâline
getirmek ve “millî kültür” inşa etmek için çalışmıştır.
Ulus devlet modelinin öncüsü ve başarılı bir örneği olan Fransa,
onlarca etnik grubu aynı dili konuşan ortak duygu ve düşüncelere
sahip bir millet hâline getirmeyi başarmıştır. Bununla beraber
XIX. yüzyılda Fransa’da; Panslavizm, Pangermanizm gibi pek çok
ulusal akım ortaya çıkmıştır.
Avrupa’da yaşanan bu gelişmelerin Osmanlı Devleti’ne de yansımaları
olmuştur. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ülke parçalanmaya
doğru giderken kötü gidişi önlemek amacıyla birtakım
kurtuluş çareleri ortaya atılmıştır. Osmanlı Devleti’nde merkezî
idarenin ve düşünce adamlarının, devletin dağılmasını önlemek
için siyasi ve toplumsal birliği koruma çabaları, farklı fikir akımlarının
ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu fikir akımları Üç Tarz-ı
Siyaset olarak bilinmektedir.

Yusuf Akçura ve Üç Tarz-ı Siyaset
Yusuf Akçura, Türk siyasi hayatında “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı
makalesiyle meşhur olmuştur. 1904 yılında Mısır’da
“Türk” isimli gazetede yayımlanan bu makale, Türkçülük
akımının manifestosu olarak kabul edilmiştir. Akçura, bu makalesinde
Osmanlı Devleti’nin eski gücüne tekrar kavuşabilmesi
için Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olarak adlandırdığı
üç ana düşünceyi incelemiştir. Üç Tarz-ı Siyaset’te Yusuf Akçura
şu konular üzerinde durmuştur: Bir Osmanlı ulusu meydana
getirmek, İslamcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak ve
ırka dayalı bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek.


Fransız İhtilali ve Napoleon Savaşları sonrasında yaygınlaşan
milliyetçilik fikri, halkların yaşadıkları topraklar üzerinde kendi
devletlerini kurmak için faaliyetlere girişmelerine neden olmuştur.
Bu sebeple özellikle imparatorluklar, millî devletlere bölünme
tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Osmanlı Devleti’nde ise devletin
parçalanma tehlikesi karşısında pek çok aydın, Osmanlıcılık fikrini
savunmuştur.
Osmanlıcılık fikrine göre ırk, dil, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin
Osmanlı halkları; haklar ve ödevler bakımından eşit kabul
edilmiştir. Böylece ortak bir vatan kavramı etrafında bir Osmanlı
ulusunun oluşturulması amaçlanmıştır. Osmanlıcılık fikrinin
oluşturulma amacı devleti parçalanmaktan kurtarmak ve mevcut
sınırları korumak olmuştur. Akçura, Osmanlıcılık fikrinin Fransa’nın
liberal milliyet anlayışına göre II. Mahmud Devri’nde başladığını
belirtmiştir. Tanzimat Devri’nde güçlenen Osmanlıcılık söylemi,
Balkan Savaşları esnasında yaşanan millî felaket ve Rumeli top

raklarının tamamının elden çıkması ile kesin olarak sona ermiştir.
Namık Kemal (Görsel 4.69), Ahmed Midhat Efendi ve Ziya Paşa
gibi aydınlar Osmanlıcılık fikrinin önemli savunucularındandır.
İslamcılık, dünyadaki Müslümanlardan bir “İslam Birliği” meydana
getirilmesi fikri ve eylemidir. Sultan Abdülaziz zamanında
Osmanlıcılık fikrinin zayıflamaya başlamasıyla ortaya çıkan İslamcılık
fikri, Avrupalılar tarafından Panislamizm olarak da adlandırılmıştır.
Sultan II. Abdülhamid İslamcılığı fikirden eyleme
dönüştürmüştür. Onun döneminde sarayda, toplum hayatında,
eğitimde ve dış siyasette İslamcılığa önem verilmiştir. Ayrıca bu
dönemde, diğer İslam devletlerinde de geniş bir İslamcılık propagandasına
girişilmiştir. Dönemin şartları gereği toplumsal alanda
dine, milletlerarası alanda da hilafete daha çok vurgu yapılmaya
başlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başında halife tarafından
ilan edilen cihat çağrısı etkili olmamıştır. Bu savaş sırasında bazı
Arap liderlerin Osmanlı’ya karşı İngilizlerin yanında yer alması,
milliyetçilik fikri ve bağımsızlık düşüncesinin, İslamcılık fikrinin
önüne geçtiğini göstermiştir. Sultan II. Abdülhamid ve ünlü şair
Mehmet Akif Ersoy (Görsel 4.70) bu fikrin önemli savunucularıdır.
Türkçülük, Türk birliğini kurmayı hedef alan bir siyasi düşüncedir.
Bu düşünceye göre önce Osmanlı Türklerinin, Türk olmadıkları
hâlde Türkleşmiş olanların ve millî bilinçten yoksun olanların
bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Daha sonra ise Asya kıtasıyla
Doğu Avrupa’da yayılmış olan Türklerin birleştirilmesine geçilerek
büyük bir siyasal milliyet meydana getirilmesi amaçlanmıştır.


Türkçülük Fikrinin Güçlenmesinin Nedenleri Şunlardır:
• Milliyetçilik hareketinin Hristiyan tebaa arasında yayılması
ve bunun sonucunda isyanların çıkması,
• Türk olmayan Müslüman toplulukların Batılı devletlerin
propagandalarıyla Osmanlı Devleti’nden ayrılmaya başlamaları,
• Osmanlı’nın kaybettiği topraklardaki Müslümanların Anadolu’ya
göç etmek zorunda kalması ve bu insanların karşı
karşıya kaldıkları felaketlerin uyandırdığı tepki,
• Avrupa’nın Türkler aleyhindeki propagandaları,
• Avrupa’ya giden Türk aydınlarının, Avrupalıların Türkler
hakkındaki çalışmalarından rahatsız olmalarıdır.

Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Gaspıralı
ve Ahmet Ağaoğlu Türkçülük fikrinin önemli savunucularındandır.
Gerek Osmanlıcılık gerek İslamcılık ve gerekse Türkçülük fikrini
ortaya atan ve savunanlar, merkezî idareyi elinde bulunduranlar
veya fikir adamlarıdır. Bu kişilerin ortak amacı Osmanlı Devleti’nin
siyasi ve toplumsal birliğini koruyarak dağılmasını önlemektir.

Türkçülük fikri, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birlikte XX. yüzyılın
başından itibaren güçlenmiş ve bu fikir Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşunda da etkili olmuştur.








Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası