PAROLAMIZ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Abdullah ŞAHİN

MENÜ
10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

5.5. GUCUNUN ZİRVESİNDE OSMANLI

5.5. GUCUNUN ZİRVESİNDE OSMANLI

TARTIŞALIM


Daha önceki padişahlar da kanun yaptığı hâlde I. Süleyman'a niçin Kanuni denmiştir?

Yavuz Sultan Selim'in oğlu ve onuncu Osmanlı padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı Devleti'nde en uzun süre tahtta kalan padişahtır. Kırk altı yıllık iktidarı, devletin en ihtişamlı dönemi olmuştur. Yaşadığı çağda Avrupa'da Sultan Süleyman; “Muhteşem” (Magnificent, Magnifique) veya “Büyük Türk” (Grand Turc) olarak isimlendirilmiştir. I. Süleyman için günümüzde kullanılan “Kanuni” sıfatını, ilk defa XVIII. yüzyılda Rumen tarihçi Dimitrie Cantemir (Dimitri Kantemir) kullanmıştır. XIX. yüzyıl Osmanlı kaynaklarında, adalet alanında taviz vermemesi ve özellikle devletle toplum yapısına dair kanunları uygulamaya koyması nedeniyle I. Süleyman için "Kanuni" unvanı kullanılmaya başlanmıştır. Dolayısıyla Kanuni sıfatı onun kendisi için takındığı veya döneminde onun için kullanılan bir unvan değildir. I. Süleyman'ın bu unvanı almasında Ebüssuûd, Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi ve Müftü Kemal Paşazade Efendi gibi hukuk adamları etkili olmuştur. Dönemin tarihçilerinden Celalzade Mustafa Çelebi, Kanuni'nin bilhassa üç özelliğine vurgu yapmıştır. Bunlar; adaletli olması, halkını koruyarak onları velinimet bilmesi ve cihanşümul bir fatih vasfına sahip olmasıdır.

Belgrad’dan Haçova’ya Osmanlı Zaferleri

Kanuni’nin tahta çıktığı dönemde Avrupa'da çok önemli gelişmeler yaşanmaktaydı. Almanya'da Martin Luther adında bir rahip, Katolik kilisesini hedef alan bir bildiri yayınlamış ve büyük taraftar toplamıştır. Luther'in çalışmaları sonucunda Avrupa'da yeni bir mezhep olarak ortaya çıkan Protestanlık, toplumu ve idarecileri sarsmaya başlamıştır. Böylesine bir dönemde Şarlken (V. Karl) Kutsal Roma-Germen İmparatoru olmuştur. Avrupa'da Katolik dünyası bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca papa ve İmparator Şarlken, Martin Luther ve taraftarlarına karşı mücadeleye başlamıştır. Dolayısıyla Kanuni tahta çıktığında Avrupa'da mezhep kavgaları başlamak üzeredir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, 962-1806 yılları arasında Avrupa'da hüküm sürmüştür. İspanya'da Aragon Kralı'nın 1516'da ölümü üzerine tahta Habsburg hanedanından 16 yaşındaki Şarlken geçmiştir. İspanya Kralı Şarlken, 1519'da dedesinin ölümüyle Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun en güçlü adayı olmuş ve 1519'da Alman prensleri tarafından imparator seçilmiştir. Ancak Türk tehdidi ile baş edemeyen Şarlken, 1555 yılında tahttan feragat ederek ülkesinin İspanya topraklarını oğlu II. Phillip'e (Filip), Avusturya topraklarını ise kardeşi Ferdinad'a bırakmıştır.


Şarlken, başta Fransa olmak üzere Avrupa'nın tamamını hâkimiyeti altına alma politikası izledi. 1521'de Hristiyan dünyasının iki büyük hükümdarı Şarlken ile I. Fransuva arasında başlayan savaş ile Avrupa iki cepheye ayrıldı. Avrupa'daki bu siyasi durum, Osmanlı Devleti'ne Avrupa ile doğrudan ilgilenme ve kendisine karşı oluşabilecek bir Haçlı birliğinin parçalanmasına imkân sağladı.

Kanuni için batıda gazanın devam edebilmesi, Hristiyan dünyasının iki önemli kalesi olan Belgrad ve Rodos'un alınmasına bağlıydı. Bu sebeple bizzat padişahın komuta ettiği ordu, 1521'de Belgrad'ı fethetti. Bu fetihle Orta Avrupa'nın önemli bir kilidi açılmış oldu. Osmanlıların Avrupa'daki kara seferleri için Belgrad, askerî merkez hâline geldi. Kanuni, ikinci hedefi olan Rodos'u da 1522'de fethetti. Böylece Mısır ve İstanbul yolu üzerindeki önemli bir engel ortadan kalkmış oldu. Her şeyden önemlisi Rodos'un alınmasıyla Akdeniz'e yönelik yapılacak harekâtlar için de yeni bir askerî merkez oluştu.

TARTIŞALIM

Martin Luther'in başlattığı Protestanlık hareketinin, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki ilerleyişi üzerindeki etkileri nelerdir?




Mohaç Meydan Savaşı (1526)

Avrupa'da 1521'de Şarlken ile I. Fransuva arasında başlayan savaş iyice kızışmış ve 1525'te Fransa Kralı I. Fransuva yenilerek esir düşmüştü. Fransa kralının annesi Osmanlı padişahına başvurarak oğlunun kurtarılması talebinde bulunmuş, Kanuni de fiilî yardımda bulunacağı sözünü vermişti. Bu gelişme sonucunda Avrupa meseleleriyle karşı karşıya gelen Osmanlılar, bölge siyasetinde artık belirleyici bir güç unsuru olmuştu.

Fransuva’nın Kanuni’ye Mektubu
Matrakçı Nasuh, Muhteşem Süleyman'ın seferlerini anlatan “Süleymannâme” adlı eserinde, Fransa kralı I. Fransuva'nın mektubunu şöyle özetlemiştir:
Ey yedi iklimin padişahı, dünyanın sığınağı yiğitlik menbaı, ey şahım benim halimden haberdar ol ve bu gönlü yaralıya lütuf ve merhametini gönder. Senin gibi bir dünya hükümdarı yok. Başka hükümdarlar senin kapında ancak kapıcı olabilirler. Senin kullarına dostum, düşmanlarına da düşmanım. Ben kendi hâlimce Fransa ülkesine Şah bulunuyorum. Siz şâh-i cihâna durumumu anlatmak gerekirse şunu beyan ederim ki bizim aramızdan kötü talihli bir adam (Şarlken), mel'un birisi sezar oldum diye hile ile yüksek payelere ulaştı. Ey şah ben de bu hâli görünce yanıma nice askerle varıp onunla savaşayım ve o kötü adamı ortadan kaldırayım. Siz cihan padişahının kapısından şu beklenir ki Avrupa'da kötü hükümdarları saldırıları ile bertaraf eden Hayreddin Paşa, donanma gemileriyle bu tarafa gelip yardım eder ve Macaristan tarafından da padişah hazretleri savaşa girerse düşmanın fesadı kılıç ile ortadan kaldırılmış olur ve dünya yeniden eski parlaklığına kavuşur (İnalcık, 2010, s.256-257'den düzenlenmiştir)._
YORUMLAYALIM
Fransuva'nın Kanuni'den yardım istemesinin gerekçeleri nelerdir?


Habsburglara karşı Macaristan'ı bir üs olarak kullanmak isteyen Kanuni , Macaristan üzerine sefere çıkmıştır. Osmanlı ordusu Macaristan'a ilerlerken harp yürüyüşü yapmış aynı zamanda psikolojik üstünlük için mum donanması ile de ateş ve ışık şenliği meydana getirmiştir. Kanuni, casus teşkilatı sayesinde Macar Kralı Layoş’un her taraftan yardım istediğini öğrenmiştir. Bu sebeple savaşın ünlü kumandanları olan Bali Bey ile Hüsrev Bey’e, Hırvat-lardan gelecek bir yardıma karşı dikkatli olmalarını emretmiştir.

Osmanlı ordusu, askerî taktik anlayışı gereği Macar zırhlı süvarisinin hücumuna engel olmuştur. Araziyi iyi tanıyan ve en uygun yerde mevzilenmiş olan Macar ordusu, coğrafi konumu müsait olmayan Osmanlı kuvvetlerine kısım kısım saldırmıştır. Fakat kısa sürede çember içine alınan Macar ordusu üzerine Türk topçusunun mermiler yağdırmasıyla iki saat gibi kısa bir sürede galibiyet sağlanmıştır. Kesin bir imha savaşı olan Mohaç’ta bozguna uğratılan Macar kralı, çekilirken bataklığa saplanarak hayatını kaybetmiştir. Osmanlı ordusunun 29 Ağustos 1526'da Macar ordusunu böyle-sine bir hezimete uğratmasıyla Macar Krallığı tarih sahnesinden silinmiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Mohaç Savaşı öncesinde bir nevi gaza şenliği olan mum donanması; askeri sadece psikolojik olarak savaşa hazırlamakla kalmıyor, savaşı topluca kutlanan bir zafere dönüştürüyordu. Vakanüvis Solakzade “Güya yedi göğün yıldızları bir yere toplanmış gibi oldu. Alem ruşen edip vadiyi bir gül bahçesine çevirdiler.” diyordu.


Mohaç Savaşı'ndan sonra Osmanlı ordusu Budin’e yürüyerek 10 Eylül 1526’da şehre girdi. Budin’i doğrudan doğruya Osmanlı idaresine bağlamayan Kanuni, Osmanlı hâkimiyetini kabul eden Zapolya’yı Macar kralı olarak tanıdı. Macar Krallığı gibi Orta Avrupa’nın güçlü bir devletinin, kısa sürede bozguna uğratılması Avrupa’da korku yarattı. Bu nedenle Avrupa orduları uzun bir süre Osmanlı ordusu ile meydan savaşına girmeyi göze alamadı. Çünkü Avrupa orduları iaşe ve lojistik kaynakları ile hareket kabiliyeti bakımından Osmanlı ordusu ile boy ölçüşebilecek durumda değildi.

I. Viyana Kuşatması (1529)

Kanuni’nin İstanbul’a dönmesinden sonra Alman taraftarı bazı asilzadeler Macar Krallığı için Zapolya’ya karşı, Şarlken’in kardeşi olan Arşidük Ferdinand’ı destekledi. Akrabalık bağlarına dayanarak Macar tahtında hak iddia eden Ferdinand ise 1527’de Zapolya’yı Budin’den çıkardı. Bunun üzerine Zapolya, Osmanlılardan yardım talebinde bulundu.

Macar tahtını ve topraklarını korumak isteyen Osmanlı Devleti, 1529’da Budin’i kurtarmak için sefere çıktı. Budin önlerine gelen Kanuni, şehri teslim alarak Macar tahtını yeniden Jan Zapolya’ya verdi. Kanuni, Budin’deki himayesini kuvvetlendirmek için Viyana’ya doğru ilerledi. İyi tahkim edilmiş olarak Viyana önlerine gelen Osmanlılar, 27 Eylül 1529’da şehri muhasaraya başladı . Kışın yaklaştığı bu mevsimde kuşatma alışıldık bir savaş yöntemi değildi ayrıca muhasara için büyük toplar da getirilmemişti.

ÖRNEK METİN

Osmanlı Ordusu Viyana’da
Viyana Seferi’nde şehir tepelerine kurulan bezemeli gül renkli otağ ve çadırlar Viyanalıların akıl erdiremediği bir görüntüydü. Çalınan kösler ise gerginlik ve korkunun etkisini artırıyordu. Hieronimo Sempere (Hayıronimo Sempır) eserinde Osmanlı ordusu için:

Müzik, haykırışlar, çığlıklar, velvele Yolda çığlık çığlığa nasıl da heyecanlılar Yeri, göğü ve elementleri yok eden Çıldırmış aslanlara benziyorlar.
demiştir (Kumrular, 2005, s.123'ten düzenlenmiştir).
Kanuni, aslında Budin’e hareket etmek üzere toplanan Ferdinand'ın ordusu ile karşılaşmak istemiş ve hazırlıklarını da buna göre yapmıştır. Hatta Viyana Kuşatması'yla bu orduyu kendi üzerine çekmek istemiştir. Ancak Ferdinand , Osmanlı ordusunun karşısına çıkmamıştı. Daha fazla ilerlemeyi riskli gören Kanuni, muhtemel bir savaşı Budin’e daha yakın olan Viyana önlerinde yapmak istemiştir. I.Viyana Kuşatması bu şartlar altında başarıya ulaşmasa da Osmanlı ordusunun Viyana önlerinde görülmesi Avrupa'da büyük heyecana sebep olmuştur.

Almanya Seferi (1532)

Avusturya Arşidükü Ferdinand'ın, ağabeyi Şarlken’e güvenerek Macaristan üzerinde hak iddia etmeye devam etmesi üzerine Kanuni, 1532'de Şarlken üzerine yürümüştür. Alman Seferi olarak bilinen bu seferde Şarlken, Osmanlı ordusunun karşısına çıkmamıştır. Kanuni doğrudan Viyana'yı hedeflemeyen bu askerî harekâtıyla Macar topraklarındaki Osmanlı hâkimiyetini sağlamlaştırmayı ve Şarlken'e gözdağı vermeyi amaçlamıştır. Osmanlılar, bu seferde Şarlken'in ordusunu kendi şartları altında bir savaşa mecbur etme taktiği izlemiştir. Fakat Şarlken, savunma amaçlı bir ordu topladığı için Osmanlı ordusunun karşısına çıkmamıştı. Osmanlılar, bu sefer sonucunda Slovenya ve Hırvatistan'daki bazı şehir ve kasabaları ele geçirmiştir. Alman Seferi sonucunda Osmanlı Devleti'nin istediği şartlarda 1533 İstanbul Antlaşması yapılmıştır.

Osmanlı diplomasisinin bir başarısı olan bu antlaşmaya göre Ferdinand, Macaristan topraklarında iddia ettiği haklardan vazgeçmiş ve Jan Zapolya'yı Osmanlı vasalı olarak tanımıştır. Kanuni, Ferdinand'ın Kuzey Macaristan'daki hâkimiyetini kabul etmiş ancak Osmanlıların hak iddia ettiği bölgeler için Avusturya'nın vergi ödemesi hükme bağlanmıştır. Protokolde Avusturya Arşidükü Ferdinand, Osmanlı sadrazamına eşit kabul edilmiştir. Antlaşma belirli bir süre ile sınırlandırılmamış, Ferdinand antlaşmaya uyduğu sürece bu antlaşma yürürlükte kalmıştır.

CEVAPLAYALIM

Avusturya arşidükünün protokolde Osmanlı sadrazamına eşit sayılması ne anlama gelmektedir?

Macar Kralı Zapolya'nın ölümüyle Ferdinand, bütün Macaristan'ı ilhak etmek üzere harekete geçmiştir. Macar meselesine kesin olarak son vermek isteyen Kanuni, 1541'de yeniden sefere çıkmış ve Alman kuvvetlerini ani bir baskınla dağıtmıştır. Bu galibiyet sonrası Budin, beylerbeylik merkezi yapılmıştır.

Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında 1547, 1562, 1566, 1568 ve 1576 yıllarında siyasi, askerî ve ekonomik antlaşmalar imzalanmıştır. XVI. yüzyılda yapılan bu antlaşmaların tamamında üstün olan Osmanlı Devleti, antlaşma şartlarını ve süresini belirleyen taraf olmuştur. Avusturya ise şartları belirlenen bu antlaşmaları kabul etmek zorunda kalmıştır.

ÖRNEK METİN
1547 Tarihli Ahitname-i Hümayun
Kanuni Sultan Süleyman tarafından Ferdinand'a verilen bu ahitname, beş yıl süreyle geçerli olacaktır. Bu antlaşmaya göre Habsburglar, Macaristan'da kendi hâkimiyetleri altında bulunan yerler karşılığında Osmanlı Devleti'ne her sene 30 bin altın gönderecektir. Bunun yanında Macaristan'da Osmanlı hâkimiyetinde bulunan kaleler; bunlara bağlı köyler, bağlar, bahçeler ve içerisinde yaşayan halk Osmanlı askerinin kontrolünde kalacaktır. Macaristan'da Osmanlı'ya ait bulunan yerlerin reayası, Osmanlı yönetimine geçmezse bunlara karşılık her yıl Osmanlı hazinesine bin altın verilmesi kararlaştırılmıştır. Antlaşmaya göre her iki tarafın tüccarları kendilerinden istenilen vergiyi verdikten sonra güvenli bir şekilde ticaret yapabilecektir. Bu ahitnamede Eflâk, Boğdan ve Erdel'in Osmanlı topraklarına dâhil olduğu belirtilmiştir. Budin, Osmanlı'ya bağlı bir beylerbeylik hâline getirilecek ve buradaki reayadan her kim olursa olsun karşı tarafa kaçarsa geri Osmanlı'ya iade edilecektir. Ahitnamede denizlerdeki durum da belirtilmiş ve “Şarlken tarafından hiçbir şekilde Osmanlı topraklarına ve Kuzey Afrika sahillerine saldırı girişiminde bulunulmayacaktır.” şeklinde bir madde eklenmiştir.

Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında yapılan ilk resmî antlaşma olan 1533 tarihli antlaşma yazıya geçirilmediği için 1547 tarihli bu ahitname, Avusturya tarafına Osmanlı sultanları tarafından verilen ve yazıya geçen ilk ahitname-i hümâyun olmuştur (Kurtaran, 2009, s.50-53'ten düzenlenmiştir).
Zigetvar Seferi (1566)

Avusturya'nın; Osmanlı idaresindeki Macar topraklarına saldırılara devam etmesi üzerine Kanuni, onların direnç noktaları olan Zigetvar ve Eğri kalelerini alarak gözdağı vermek istemiştir. Kanuni, 1565'te uğranılan Malta bozgununun izlerini silmek ve tebaasına yaşına rağmen hâlâ iktidarın ve gücün eskisi gibi elinde bulunduğunu göstermek arzusuyla sefere çıkmıştır. 1566'da 72 yaşında Zigetvar üzerine yürüyen Kanuni, hücumlar sürerken vefat etmiştir.

Ordunun moralinin bozulmaması için vefatı askerden gizlenmiş ve ertesi gün Zigetvar fethedilmiştir.

ÖRNEK METİN
Zigetvar Kalesi’nin Düşmesi
Zigetvar şehri , etrafı surlarla çevrili bir kale ile eski ve yeni kentten oluşuyordu. Kalenin etrafında su dolu hendekler vardı. Bir ay süren kuşatmada her iki tarafta da yüksek miktarda can kaybı oldu. Yoğun top ateşi ve hendeklerdeki suyun akıtılma-sından sonra, önce eski şehir ardından da yeni şehir bölümü alındı. Kalede ise direniş sürdü.
Üç genel hücumun ardından 5 Eylül'de açılan bir lağıma yerleştirilen humbaranın ateşlenmesiyle kalenin altında müdafilerin sakladığı barut mahzeni ateş aldı ve ardarda patladı. Savunmanın çökmesi üzerine ümitsiz duruma düşen komutan, yanındaki askerlerle kaleden çıkmak için yarma hareketine giriştiyse de yaralı hâlde esir düştü (David, 2009, s.158'den düzenlenmiştir).
Kanuni'nin ölümünden sonra II. Selim zamanında Avusturya ile bir antlaşma yapılmış olsa da III. Murad devrinde mücadeleler yeniden başlamıştır. III. Mehmet devrinde Erdel, Eflâk ve Boğ-dan'ın Avusturya'dan destek alarak kurduğu ittifak sonucunda Osmanlı Devleti, Estergon ve Vişeg-rad kalelerini kaybetti. Bunun üzerine Sultan III. Mehmet, Avusturya üzerine sefere çıktı. Bu seferle Kanuni Döne-mi'nde alınamayan Eğri Kalesi alındı. 1596'da Haçova'da yapılan mücadelede Avusturya topçusunun üstün ateş gücü nedeniyle savaş Osmanlı aleyhine döndü. Avusturya askerleri, Otağ-ı Hümâyun'a kadar yaklaştı ve askerlerin büyük bir kısmı Türk ordugâhında yağmaya başladı. Bu sırada asker olmayıp seyis, aşçı gibi çeşitli geri hizmetlerde çalışanlar; ellerine geçirdikleri aletlerle Avusturya askerlerine saldırdı. Bu hareket Osmanlı ordusunun toparlanmasını sağladı ve zaferin kazanılmasında etkili oldu. Osmanlıların galibiyetiyle sonuçlanan bu büyük savaştan sonra meydan savaşları, yerini yavaş yavaş siper savaşlarına bıraktı. III. Mehmet Dönemi'nde meydana gelen Haçova Savaşı'nda zaferi kazandıran Osmanlıların uyguladığı taktikten ziyade zafer sarhoşluğu yaşayan Avusturya ordusunun içine düştüğü disiplinsizlikti.



Osmanlı-Safevi İlişkileri

Osmanlı Devleti, doğuda ve batıda aynı anda savaşa girmekten kaçınmıştır. Ancak Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde, zaman zaman bu politika değişmiş ve Osmanlı Devleti, aynı anda birden çok cephede savaşmıştır.

Irakeyn Seferi (1534-1535): Osmanlı Devleti’nin Avusturya ile mücadelesi sırasında Doğu’dan Anadolu’yu tehdit edecek gelişmeler yaşanmıştır. Anadolu’da ekonomik ve sosyal nedenlerle huzursuz hâle gelen zümreler, Safevilerin etkisiyle isyan etmeye başlamıştır. Safevi Hükümdarı Tahmasb , Şarlken ve Ferdinand’a elçiler göndererek Osmanlılar aleyhinde ittifak arayışında bulunmuştur. Bunun üzerine Kanuni, Bağdat’ı da hedef alan bir sefer için hazırlıklara girişmiştir. 1533 İstanbul Antlaşması ile batı sınırını güvence altına alan Kanuni, Tebriz aldıktan sonra Şah Tahmasb’ın üzerine yürümüştür. Ancak Şah, Osmanlı ordusunun karşısına çıkamamıştır. Kanuni’nin iki yıl süren Doğu Seferi sonucunda Tebriz ve Bağdat alınmıştır. Böylece Bağdat ve civarında Osmanlı hâkimiyeti başlamış ve burada beylerbeylik kurulmuştur. İki Irak anlamında Irakeyn Seferi olarak isimlendirilen bu harekât ile Basra-Bağdat-Halep ticaret yolunun denetimi de sağlanmıştır.

İran (Tebriz) Seferi (1548); Irakeyn Seferi sonrasında Safeviler karşı saldırıya geçmiş ve Tebriz dâhil birçok yeri geri almıştır. 1547’de Habsburglarla antlaşma imzalayan Osmanlılar, Avrupa ve Akdeniz’deki güvenliği sağlayarak yönünü tekrar doğuya çevirmiştir. Böylece Osmanlılar, Doğu Meselesi'ne son vermek için Safeviler üzerine ikinci defa sefere çıkmıştır. 1548’de Tebriz’i geri alan Kanuni’nin karşısına Şah Tahmasb yine çıkamamıştır. Batıda Erdel olayları tekrar başlayınca bölgede Van Beylerbeyliği kurularak Safevilere set çekilmek istenmiştir.

Nahçıvan Seferi (1553); Osmanlı ordusunun Macaristan’da olmasından faydalanan Şah Tahmasb, 1550 yılında Şirvan, Ahlat ve Erciş’i ele geçirmiştir. Şah Tahmasb’ın Bağdat’ı tehdit etmesi üzerine 1553 yılında Osmanlılar tekrar İran’a yönelmiştir. Osmanlı'nın karşısına Şah Tahmasb yine çıkmamış ve bunun üzerine Kanuni, kışı geçirmek üzere Amasya’ya dönmüştür. Burada ilk Osmanlı-Safevi antlaşması olan 1555 Amasya Antlaşması imzalanmıştır. Tebriz ve Bağdat’ın Osmanlılarda kaldığı bu antlaşma, İran’la imzalanacak daha sonraki antlaşmaların da temelini oluşturmuştur.

Osmanlı Devleti'nin Kapitülasyon Siyaseti

Osmanlı Devleti’nin kapitülasyon siyaseti, mali ve siyasi amaç taşımıştır. Mali amaç, topraklarından transit geçen ve ülkeden ihraç edilen mallardan vergi alarak hazineye gelir sağlamaktır. Siyasi amaç ise Osmanlıların kendi emniyet ve çıkarlarını koruma gayesiyle Batı devletlerine imtiyaz vererek müttefik edinmek ve böylece Haçlı birliğini parçalamaktır. Kapitülasyon; Hristiyan devletlere dostluk ve sadakat sözü vermeleri şartıyla Osmanlı Devleti’nde ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla verilen imtiyazlardır. Haleflerince yenilenmesi şartı ise yeni hükümdara değişiklik yapma olanağı sağlamıştır.

Osmanlı Devleti'nin kapitülasyon siyaseti iki döneme ayrılmıştır. Birinci dönem, 1352'de Ceneviz Cumhuriyeti'ne tanınan ilk kapitülasyonlardan Mısır'ın fethine kadar uzanan dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde Venediklilere de 1384 ile 1387 yılları arasında kapitülasyonlar tanınmıştır. Venediklilere verilen kapitülasyonlar daha sonra Çelebi Mehmet, II. Murad ve Fatih tarafından da onaylanmıştır. Fatih, Venediklilerle savaşa girdiğinde ise Venediklilere verilen kapitülasyonların aynısını Floransa'ya da tanımıştır. Birinci dönemde Osmanlıların Avrupa'yla olan ticaretinin büyük bölümünü Cenevizliler ve Venedikliler yapmaktadır.

Kapitülasyon siyasetinin ikinci dönemi Mısır'ın fethiyle başlamıştır. Suriye ve Mısır'ın fethiyle kapitülasyonların değeri çok artmıştır. Yavuz; 1517'de Memlûk sultanları tarafından Venedik’e, Katalan ve Fransızlara verilen kapitülasyonları yenilemiştir. Böylece Fransızlar da Osmanlı topraklarında ticaret ayrıcalığı elde etmiştir. Kanuni de Habsburgların Haçlı birliği faaliyetlerini dikkate alarak Fransa'ya verilen kapitülasyonları yenilemiştir. Nihayet Fransa'ya ilk gerçek kapitülasyon 1569 tarihinde, Venedik kapitülasyonu örnek alınarak verilmiştir. Bu imtiyaz sayesinde Doğu Akdeniz'de Fransız ticareti hızla gelişmiş ve Fransa, Venedik'in Doğu Akdeniz'deki ticari egemenliğinin yerini almıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Osmanlı Devleti'nde ilk kapitülasyonların 1535'te Fransızlara verildiği pek çok kaynakta yer almaktadır. Bu konuda Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye adlı eserinin 4. cildinde şunu belirtir: 1535'te Fransız Elçisi De La Forest (Di La Forıst) ile Vezîrâ-zam İbrahim Paşa arasında kapitülasyon antlaşması için bir taslak hazırlanmıştır. Fakat Sadrazam İbrahim Paşa'nın idamı üzerine antlaşma imzalanamamış ve taslak olarak kalmıştır.
İspanya ile mücadele hâlinde olan İngiltere, Osmanlıları Avrupa'da dengeyi sağlayabilecek bir güç olarak görmüş ve Osmanlı'ya yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşma sonucunda İngiltere'ye 1580'de kapitülasyon tanınmıştır. Doğu Akdeniz'de İngiliz bayrağı altında ticaret yapan ve İspanya ile mücadele eden Hollandalılara ise 1612'de ticari imtiyazlar verilmiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Kapitülasyonlar, XVIII. yüzyıla kadar Osmanlı padişahının yabancılara bir inayetiydi. Padişah istediğinde imtiyazı geri alabilirdi. Ticari imtiyazlar ancak 1718 Pasarofça Antlaşmasından sonra iki taraflı olmuştu.

Yorumlar - Yorum Yaz
Anket
"PAROLAMIZ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM" KİTABIMIZI OKUDUNUZ MU?
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası