PAROLAMIZ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Abdullah ŞAHİN

MENÜ
10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

1.3. I. DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

1.3. I. DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

Araştır Öğren Paylaş
1. XX. yüzyılda, teknolojinin gelişmesi savaş meydanlarına nasıl yansımıştır?
2. Savaşların toplumlar üzerindeki sosyal ve ekonomik etkilerini araştırıp değerlendiriniz.


1. 3. 1. I. Dünya Savaşı’nın Nedenleri ve Savaşın Gelişimi

1914’te başlayıp 1918’e kadar süren I. Dünya Savaşı’na bütün devletler katılmamış olsa da etkisi dünya genelinde hissedildiği için adı dünya savaşı olarak tarihe geçmiştir.

Savaşın en önemli nedenlerinden olan Fransız İhtilali (1789), tüm dünyada etkisini göstererek birçok ulus üzerinde etkili olmuştur. Bu düşünceden etkilenen ulusların millî devlet kurma düşünceleri doğrultusunda bağımsızlık savaşları başlamıştır. Diğer önemli neden ise sömürgecilik yarışıdır. Sanayi İnkılabı’nın ham madde ve pazar bulma yarışı, sömürgeci devletler arasında büyük bir rekabet başlatmıştır. Devletler arasındaki mücadelenin, silahlanma yarışına ve bloklaşmaların çıkmasına neden olmuştur.

Almanya’nın önderliğinde Avusturya-Macaristan ve İtalya bir araya gelerek 1882’de Üçlü İttifak (Bağlaşma) Devletleri’ni oluşturdu. Bu birlikteliğe karşı İngiltere ve Fransa İtilaf (Anlaşma) Devletleri’ni kurdu. Daha sonra İtilaf Devletleri’ne Rusya’nın da katılmasıyla 1907’de Üçlü İtilaf Devletleri kurulmuş oldu.



Tablo 1. 2: Savaşın Genel Nedenleri


Milliyetçilik akımı
Sömürgecilik yarışı
Ham madde ve pazar arayışı
Devletlerarası bloklaşma
Silahlanma yarışı

Tablo 1. 3: Savaşın Özel Nedenleri
Japonya’nın Uzak Doğu’da sömürgeler elde etmek istemesi
Fransa’nın Sedan Savaşı’nda, Almanya’ya kaptırdığı kömür yatakları açısından zengin olan Alsace Lorraine’i (Alsas Loren) geri almak istemesi
Avusturya-Macaristan’ın kendisi için tehlike olarak gördüğü Sırbistan’ı ortadan kaldırıp Doğu’ya doğru genişlemek ve Rusya’yı Balkanlar’dan uzaklaştırmak istemesi
Rusya’nın Balkanlar’daki bütün Slavları kendi idaresinde birleştirme isteği (Panislavizm politikası) ve sıcak denizlere ulaşma amacı
Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini tamamlaması ve sömürgecilik rekabetine katılmaları
İngiltere ve Almanya arasındaki siyasal ve ekonomik rekabet
İtalya’nın Akdeniz ve çevresinde yeni sömürgeler ele geçirmek istemesi


Düşün ve Tartış
Devletler arasında çatışmaların yaşanmasında temel etkenler nelerdir?


Savaşın Başlaması: Yaşanan pek çok gelişmelerin ardından İttifak ve İtilaf devletlerinin aralarında bir savaşın başlaması için küçük bir kıvılcım yeterliydi. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand (Franz Ferdinand) ve eşi, bir Sırp milliyetçisi tarafından suikast sonucu öldürüldü. Bu olay, İttifak ve İtilaf devletlerini savaşa sürükledi. 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan, Sırbistan’a savaş ilan etti. Almanya, Avusturya-Macaristan’ın yanında yer alarak savaşa katıldı. Rusya ise Sırbistan’ın tarafında yer aldı. Almanya’nın Fransa ve Belçika’ya saldırması üzerine, İngiltere harekete geçerek Almanya’ya savaş açtı.

Avrupa’da savaşın başlamasıyla birlikte Japonya da Asya’daki yayılmasını hızlandırmak için, İngiltere’nin yanında yer alarak Almanya’ya savaş ilan etti. Japonya, kısa bir süre içinde Asya ve Büyük Okyanus’taki sömürgeleri ele geçirerek amacına ulaşmış oldu. Savaş başladığında İtalya tarafsızlığını ilan etmişti. Ancak Almanya ve Avusturya-Macaristan’la yaptığı ittifak antlaşmasına uymayarak 1915’te taraf değiştirip kendisine toprak vadeden İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa katıldı. İtalya, 20 Mayıs 1915’te Avusturya-Macaristan’a, kısa bir süre sonra da Almanya’ya ve Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.Çanakkale Muharebeleri’nden sonra Bulgaristan, İttifak Devletleri’nin yanında savaşa katıldı. Bulgaristan, İkinci Balkan Savaşı’nda kaybettiği toprakları Romanya, Sırbistan ve Yunanistan’dan geri almayı hedeflemekteydi.

Tablo 1. 4: İtilaf ve İttifak Devletleri

İtilaf Devletleriİttifak Devletleri
Savaş Başlamadan Önceİngiltere, Fransa, RusyaAlmanya, İtalya, Avusturya-Macaristan
Savaş Başladıktan Sonraİngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Sırbistan, ABD Romanya, Japonya, YunanistanAlmanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Bulgaristan


Bolşevik İhtilali: 1917 yılında Rusya’da çarlık yönetimine son veren ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kuruluşuna yol açan ihtilale verilen isimdir.

Turancılık: Dünyadaki bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplama düşüncesine verilen isimdir.


Anzak: Australian and New Zealand Army Corps (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde İngilizlere destek vermek amacıyla savaşmışlardır.



1.3. 2. I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti

Sıra Sizde
Sizce Osmanlı Devleti savaşa katılmayıp tarafsız kalabilir miydi? Nedenleriyle beraber tartışınız.


Bilgi Notu:
Goeben:
 1912’de Almanya’da yapıldı. Balkan Savaşları boyunca Akdeniz’de devriye görevi üstlendi. 28 Temmuz 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Goeben ve Breslau İngiltere’nin Akdeniz Donanması’nın takibinden kaçarak İstanbul’a sığındılar. İki gemi 16 Ağustos 1914’te Osmanlı Donanması’na verildi. Goeben, Osmanlı hizmetine girdiğinde Yavuz Sultan Selim, kısaca Yavuz, adını aldı. 1936’da adı resmen TCG Yavuz olarak değiştirildi. Bu gemiyle 1938’de Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı İstanbul’dan İzmit’e taşındı. Yavuz, 1950’de hizmetten çekilene kadar Türk Donanması’nın bayrak gemisi olarak görev yaptı. (Komisyonca hazırlanmıştır.)


I. Dünya Savaşı başladığında tarafsız olan Osmanlı Devleti, böyle bir savaşta yalnız kalmamak için ittifak girişimlerinde bulundu. İtilaf Devletlerinin yanında yer almayı hedefleyen Osmanlı Devleti’nin talebi reddedildi. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını aralarında paylaşmayı amaçladıkları için Osmanlı Devleti’nin savaşa katılmayıp tarafsız kalmasından yanaydı. Osmanlı Devleti tarafsız kalırsa İngiltere ve Fransa, müttefikleri olan Rusya’ya yardım edebilmek için Boğazlardan serbestçe geçebileceklerdi. Osmanlı Devleti tarafsız kalması karşılığında; kapitülasyonların kaldırılması, Ege Adaları’nın kendisine verilmesi, Mısır meselesinin çözümü gibi isteklerde bulundu. Fakat İngiltere ve Fransa bu isteklere olumlu yanıt vermediler.

Osmanlı Devleti, İtilaf Devletlerine yaptığı ittifak önerisinin reddedilmesi üzerine Almanya’ya yakınlaştı. İttihat ve Terakki yöneticileri, Almanya’ya karşı sempati duyuyorlardı ve Almanların savaşı kazanacağına kesin gözüyle bakıyorlardı. Böylece Osmanlı Devleti, Almanya’dan da alacağı destekle kaybettiği toprakları geri kazanabilecekti. Osmanlı Devleti, Almanya ile yaptığı gizli ittifak antlaşmasıyla İttifak Devletleri arasında yer almış oldu.

Almanya, Osmanlı Devleti’ni bir an önce kendi yanında savaşa sokmak istiyordu. Böylece yeni cepheler açılacak ve Almanya’nın savaş yükü de hafifleyecekti. Ayrıca halifeliğin Müslümanlar üzerindeki nüfuzundan faydalanacak, İngiltere’nin sömürgeleriyle bağlantısını kesecek, Osmanlı’nın ham madde ve insan gücünden faydalanacaktı.

Akdeniz’de bulunan Almanların iki savaş gemisi olan Goeben (Goben) ve Breslau (Brislav), İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale’ye sığınmaları, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesine yol açan olayların başlangıcı oldu. Osmanlı Devleti’nin, tarafsız bir devlet olarak, gemilerin silahlarını sökmesi ve personelini de tutuklaması gerekiyordu. Fakat Osmanlı Devleti, bu gemileri satın aldığını açıkladı ve Goeben’e Yavuz, Breslau’a da Midilli adını verip gemilere Türk bayrağını çekti. Bu gemilerin Osmanlı limanına sığınması, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesini hızlandırdı. Karadeniz’e açılan bu gemiler, Rusya’nın Sivastopol, Odesa gibi limanlarını top ateşine tuttu (29 Ekim 1914). İttihat ve Terakki’nin bilgisi dâhilinde gelişen ve Almanya’nın uyguladığı bu planla Osmanlı Devleti, oldubittiyle savaşa dâhil oldu. İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya’nın yanında yer alarak Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti (1 Kasım 1914). Osmanlı Devleti’nin savaşa katılmasıyla savaş daha geniş bir alana yayıldı. V Mehmet Reşad, halife sıfatıyla cihat ilan etti; Müslümanları İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı savaşa çağırdı. Fakat olumlu bir karşılık alınamadı.



1.3. 3. Cephelerde Osmanlı Devleti

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas, Kanal, Çanakkale, Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin, Galiçya, Makedonya, Romanya cephelerinde savaştı.


1.Dünya Savaşı Osmanlı Devleti'nin Savaştığı Cepheler Haritası



Düşünelim Tartışalım

Harita 1.5’i incelediğinizde Osmanlı Devleti’nin çok farklı coğrafyalara asker göndermesinin toplum üzerindeki etkileri neler olmuştur?

Tablo 1.5: I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Savaştığı Cepheler

Taarruz CepheleriSavunma CepheleriYardım Cepheleri
Kafkas CephesiÇanakkale CephesiGaliçya Cephesi
Kanal CephesiIrak CephesiMakedonya Cephesi
Hicaz-Yemen CephesiRomanya Cephesi
Suriye-Filistin Cephesi



Kafkas Cephesi ve 1915 Olayları


Osmanlı Devleti ilk olarak Doğu Anadolu’da, Kafkas Cephesi’nde, Rusla-ra karşı savaştı. Bu cephede Almanların en büyük hedefi Bakü petrollerini ele geçirmekti. Rus ilerleyişini durdurmak ve Kafkasya üzerinden Orta Asya Türklerini, Turancılık fikri merkezinde Osmanlı ile birleştirmek isteyen Enver Paşa, 22 Aralık 1914’te Sarıkamış Harekâtı’nı başlattı.

Enver Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri, Ruslara karşı taarruza geçti . Allahuekber Dağları’nı aşmaya çalışan binlerce Türk askeri, ağır kış koşulları ve salgın hastalıklar nedeniyle düşmanla henüz savaşamadan şehit oldu. Osmanlı ordusunun yaşadığı bu felaketten sonra Ruslar, Ermeni-lerin de desteğini alarak Van, Muş, Bitlis, Erzincan ve Trabzon’u ele geçirdi. Çanakkale zaferinden sonra 1916’da Kafkas Cephesi’ne atanan Mustafa Kemal, Ruslara karşı başarılı bir şekilde mücadele edip Muş ve Bitlis’i düşman işgalinden kurtardı. Cephede savaşlar devam ederken Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı (Ekim 1917). Çarlık rejimi yıkılıp yerine kurulan Sovyet Rusya, savaşa devam etmedi ve Brest Litowsk Antlaşması ile savaştan çekildi. Bu antlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği topraklardan çekilen Sovyet Rusya daha önceden almış olduğu Kars, Ardahan ve Batum’u (Elviye-i Selase) Osmanlı Devleti’ne geri verdi.

Sıra Sizde
Genel ağdan Sarıkamış Harekâtı ile ilgili sanal gezinti yapabileceğiniz siteleri ziyaret ederek izlenimlerinizi sınıfta paylaşınız.


1915 Olayları
: Osmanlı Devleti’ni paylaşma planı yapan Rusya, İngiltere ve Fransa; Ermenileri kışkırtarak Doğu Anadolu’da bağımsız bir devlet kurmaları için onları harekete geçirdi. I. Dünya Savaşı’nda, Kafkas Cephesi’n-de, Osmanlı ordusu Ruslara karşı çok zor koşullar altında mücadele etmeye çalışırken, bazı Ermeniler de çeteler oluşturarak devlete karşı ayaklandılar. Bu gelişmeler Rus ordusunun da ilerlemesini kolaylaştırdı. Hınçak ve Taş-nak komiteleri öncülüğünde kurulan Ermeni çeteleri; Van, Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ gibi Anadolu’nun birçok yerinde Müslüman halka yönelik katliamlar yaptılar.

Bilgi Notu
Zeve Köyünde Katledilen Türkler

I. Dünya Savaşı sırasında 1915’te Van’da başlayan Ermeni isyanı sonucu oluşan durumdan yararlanan Ermeni çetelerini Van’ı işgal etti. Ermeni çetelerin katliamlarına hedef olmamak için Hakis, Derebey, Göllü, Gülsünler gibi bölgedeki köylerde yaşayan iki binin üzerindeki kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan halk, Zeve köyüne sığındı. Kendini savunabilecek silahtan yoksun kadın, yaşlı ve çocuklardan oluşan köylüler, Ermenilerle yoğun çatışmaya girdiler. Yetersiz mühimmatları bitinceye kadar mücadeleye devam ettiler. Fakat bir süre sonra Ermeni çeteleri köyün tümünü ele geçirdi. Gerek Osmanlı ordusundan çaldıkları gerekse Rusya’dan kaçak yollarla aldıkları silahları kullanarak Zeve Köyü’ne sığınan 2 bin 500 Türk’ü şehit ettiler.

1915’te, Ermenilerin Van’da yaptıkları katliamlardan sağ kurtulabilen Türk-lerin bir kısmı, yaşadıkları vahşet karşısında evlerini terk edip Anadolu’nun içlerine doğru göç etmek zorunda kaldı. Göç eden Türkler, yollarda Ermeni çeteleri tarafından saldırıya uğradı ve pek çoğu katledildi. Osmanlı Devleti, Kafkas Cephesi’nde Ruslara, Çanakkale Cephesi’nde İngiliz ve Fransızlara karşı savaşırken, aynı anda Ermeni çetelerinin de içerideki saldırıları karşısında zor durumda kaldı. Ruslar, silahlandırdıkları Ermenilerin, Osmanlı topraklarında yaptıkları katliam ve saldırılarından yararlanıp Doğu Anadolu içlerine kadar ilerledi.


Ermenilerin yaptıkları saldırı ve katliamlar karşısında Osmanlı Devleti, birtakım tedbirler almak zorunda kaldı. Osmanlı Dâhiliye Nezaretinin, 24 Nisan 1915’te yayınladığı bir genelgeyle Hınçak ve Taşnak komite büroları kapatıldı ve bu komitelerin üyeleri de tutuklandı. Ermenilerin, 1915 olaylarının yıl dönümü olarak her yıl andıkları “24 Nisan” bu genelgenin yayınlandığı tarihi işaret eder. Osmanlı Devleti’nin bu genelge ile yaptığı tutuklamaları, Erme-niler katliam olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Osmanlı Devleti, insanları katleden Ermeni çetelerini yakalayıp halkın huzurunu sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapmamıştır.


Oku-yorum
Taşnak komitesi tarafından 1914’te Şam’daki şubeye yazılmış olan bir mektupta şu satırlar yer almaktadır: Ruslar sınırı geçip Osmanlı orduları geri çekilmeğe başladığı zaman, mevcut vasıtalardan istifade edilmek suretiyle her tarafta genel bir isyan yapılmalıdır. Osmanlı ordusu bu suretle iki ateş arasına alınmış olacaktır. Bütün resmi binalar uçu-rulacak, hükûmet dahilde işgal edilecek ve Alman nakliyatına hücum edilecektir. Bunun üzerine Osmanlı ordusu ilerlediği takdirde Ermeni askerler silahları ile birlikte kıt’alarını terk edecekler, çete teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir. Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, s. 147. (Kısaltılmış ve sadeleştirilmiştir.)
Taşnak örgütünün yayımladığı bu bildiriyi, 1915 Olaylarında Osmanlı Devleti’nin aldığı kararlar doğrultusunda değerlendiriniz.

Alınan bütün tedbirlere rağmen Ermenilerin saldın ve katliamları artarak devam etti. Ermeniler, başka bölgelerde de isyan çıkardılar. Bunun üzerine hem iç güvenliği sağlamak hem de cephelerde Türk askerinin güvenliğini artırmak için, 27 Mayıs 1915’te Sevk ve İskân (Tehcir ya da Zorunlu Göç) Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla Ermeniler arasından Ruslarla iş birliği içinde olanlar, çeteciler ve isyan hareketine karışanlar zorunlu olarak göçe tabi tutuldu. Göç ettirilenler Osmanlı sınırları içerisindeki başka bölgelere yerleştirildiler. Böy-lece binlerce Ermeni vatandaşın da can ve mal güvenliği sağlandı. Çünkü Ermeni çeteleri, isyanlara ve katliamlara katılmayan diğer Ermenileri de öldürüyordu. Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerle ilgili gerekli tedbirleri aldı. Ermenilerin mallarının, canlarının korunması, yol buyunca ihtiyaçlarının karşılanması için memurlar görevlendirdi. Göç ettirilen Ermenilerin, taşınabilir mallarını ve eşyalarını yanlarına almalarına izin verildi. Taşınmaz malları ise hükûmet tarafından açık artırmayla satılıp bedeli kendilerine verildi. Osmanlı Devleti, göç ettirilen Ermenilerin yerleştirilecekleri yerlerde de eski düzenlerini kurmaları için gerekli tedbirleri aldı. Göç işlemleri için komisyonlar kuruldu. Göç esnasında Ermenilere karşı saldırı düzenleyen bazı saldırganlar da yakalanarak Divan-ı Harpte yargılandı. Osmanlı Devleti’nin aldığı bütün tedbirlere rağmen; ulaşım güçlüğü, olumsuz hava koşulları ve salgın hastalıklar gibi nedenlerle tehcir sırasında hayatını kaybeden Ermeniler de olmuştur. Ermeniler ve onları destekleyenler; yaşanan süreçte 1 milyon 500 bin Ermeni’nin hayatını kaybettiğini iddia etmektedirler. Oysaki Osmanlı Devleti’nin toplam nüfusu içinde bile o kadar Ermeni yoktu. Çeşitli yerli ve yabancı kaynakların verdikleri bilgilere göre 1914’te Türkiye’deki Ermeni nüfusunun toplamı 1 milyon 300 bin civarındaydı. Ermeni kayıplarının iddia edilen sayılarda olması asla mümkün değildir. Osmanlı Devleti’nin Ermenilere yönelik bir soykırım düşüncesi olsaydı; göç esnasında ve sonrasında bu kadar önlem alması da söz konusu olmazdı. Ermenilerin soykırıma uğradığını iddia edenlerin tam tersine, Ermeni çeteleri yüz binlerce Türk’ü katletmiştir.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı sona erince, 31 Aralık 1918’de Geri Dönüş Kararnamesi yayınladı. Göçe tabi tutulan Ermenilerden isteyenler geri dönmüş, mal ve mülklerini de geri almışlardır. Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdikleri, gerçeklikten uzak bir sorun olarak ortaya atılan, Ermeni sorunu olarak bilinen bu asılsız iddialar, çıkar çevreleri tarafından sürekli gündemde tutulmaktadır.



Kafkas İslam Ordusu: 1917 yılında Rusya’da yaşanan Bolşevik devrimi ile Çarlık rejiminin yıkılmasının ardından Rus Kafkas Ordusu dağıldı. Bolşevik Devrimi sonrasında Osmanlı ve Rus orduları arasında çatışma yaşanmadı. Rus birlikleri bölgeden ayrılırken silahlarını Ermeni ve Gürcülere bırakarak Osmanlı ile mücadeleyi onlara devretti. Rus ordusundan kalan 120.000 kadar Ermeni asker ile bölgedeki Ermeni çeteleri güçlerini birleştirerek Kafkasya’da yeni kurulan Ermeni ordusunu oluşturdular ve Bolşeviklerden de destek gördüler. Amaçları Kafkasya ve Doğu Anadolu’da Rusya’ya bağlı Büyük Ermenistan Devleti’ni kurmaktı. 1917 sonlarında Gürcüler ve Ermeniler askerî faaliyetlere başladılar. 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse) Osmanlı Devleti’ne geri verildi. Bölgeden Rusların çekilmesiyle birlikte Ermeni ve Gürcü çeteleri Müslüman ve Türklere karşı katliamlara başladı. Bunun üzerine Azerbaycan Türkleri, Osmanlı Devleti’ne bir heyet göndererek yardım istediler. İstanbul Hükümeti de bölgedeki mevcut durumu değerlendirerek Azerbaycan Türklerine yardım etmeye karar verdi. İstanbul Hükümeti, Nuri (Killigil) Paşa’nın komutanlığında, Azerbaycan Türkleri ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti vatandaşı Dağıstanlı gönüllülerden oluşan bir Kafkas İslam Ordusu kurdu. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Nuri Bey’e Ferik (Tümgeneral) rütbesi vererek Kafkas İslam Ordusu'nun komutanlığına getirdi.


VİLAYETKATLEDİLEN NÜFUSKATLEDİLEN NÜFUS
ORANI
VAN194.167%62
BİTLİS169.248%42
ERZURUM248.695%31
DİYARBAKIR158.043%26
MAMURATÜL AZİZ (ELAZIĞ)89.310%16
SİVAS186.413%15
HALEP50.838%9
ADANA42.511%7
TRABZON49.907%4
TOPLAM1.189.132%24
Kaynak: Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, s.265-273
Tablo 1.6: Amerikalı tarihçi Prof. J. McCarthy’nin (J. Makkartiy) tespitlerine göre 1912-1922 Yıllan Arasında Doğu Anadolu’da Ermeni Çeteleri Tarafından Katledilen Türklerin Sayısı

Kafkas İslam Ordusu’yla Bolşevik ve Ermeni Taşnak birlikleri arasında önemli muharebeler yaşandı. Bakü şehrini Türklere vermek istemeyen Bolşevik, Taşnak ve İngiliz birlikleri direnişe başladı. Ama 15 Eylül 1918’de, Kafkas İslâm Ordusu Halil (Kut) Paşa komutasında Bakü’ye girdi. Böylece şehir düşmandan temizlendi. Bu harekât boyunca Türk ordusu, Azerbaycan’ı kurtarmak için 1130 şehit verdi. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade “Azerbaycan Cumhuriyeti” adlı kitabında “Kardeş Türkiye’nin İmdadı” başlığı altındaki bölümde Bakü’nün geri alınmasını “Mehmetçiğin tarihe altın harflerle yazılacak bir fedakarlığı” olarak ifade etmiştir.

Kanal Cephesi

Almanya ve Osmanlı Devleti’nin bu cepheyi açmaktaki amacı, Süveyş Kana-lı’nı ele geçirerek İngiltere’nin sömürgeleriyle bağlantısını keserek insan ve ham madde sağlamasını önlemekti. Osmanlı Devleti, Mısır’ı da geri almayı amaçlamaktaydı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1915’te taarruza geçti. Sina Çölü’nü aşmayı başaran Osmanlı kuvvetleri, Süveyş Kanalı’na saldırdı. Fakat İngilizler karşısında başarısız olan Osmanlı kuvvetleri geri çekildi. 1916’da ikinci bir taarruza geçildiyse de başarılı olu-namadı. İngiltere 1917’de saldırıya geçip Sina Yarımadası’nı alarak Suriye’ye kadar ilerledi.

Biyografi
CEVAT ÇOBANLI
(1870-1938)
18 Mart Kahramanı Mirliva (Tümgeneral)
İstanbul’da doğdu. 1891’de harp okulunu, 1894’te harp akademisini bitirdi. Trablus-garp, Balkan ve I. Dünya Savaşı’nda görev aldı. Çanakkale Deniz Muharebeleri’nde üstün başarı kazandı. Harbiye Nazırlığı (1918), Genelkurmay Başkanlığı (1919) görevlerinde bulundu. 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edilince tutuklanarak Malta’ya sürüldü. 1921’de yurda dönünce, Elcezire Cephesi Komutanı olarak İstiklal Savaşı’na katıldı. Büyük zaferden sonra bir süre 3. Ordu Komutanlığı yaptı. 1923-1924 yılları arasında Elâzığ Milletvekili olarak TBMM’de görev aldı. Orgeneral rütbesine yükseldi (1926). Askerî Şura Üyeliği, Generaller Askerî Mahkemesi Başkanlığı görevlerinden sonra 1935’te emekliye ayrıldı. İstanbul’da öldü.
Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi Kataloğu, T.C. Genelkurmay Başkanlığı, s. 135.


Çanakkale Cephesi


İtilaf Devletleri’nin Çanakkale Cephesi’ni açmasındaki amaçları; İstanbul ve Boğazları ele geçirip Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak, müttefikleri olan Rusya’ya gerekli askerî ve ekonomik yardımları yapmak, Rusya’nın buğdayından faydalanmak ve bu cephede kazanılacak başarıyla birlikte hâlâ tarafsız olan Balkan Devletleri’ni kendi yanlarında savaşa çekmekti. Dolayısıyla Çanakkale Muharebeleri hem savaşın gidişatı hem de Osmanlı Devleti açısından çok önemli bir yere sahipti.

İtilaf Devletleri, Çanakkale’yi önce denizden geçmeyi denediler. İngiltere ve Fransa donanmalarından oluşan büyük bir filo, 19 Şubat 1915’te Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını bombalamaya başladı. Çok şiddetli olan bombardıman yaklaşık bir ay kadar devam etti. 18 Mart 1915’te İtilaf donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçmek için harekete geçti. Ancak bir gece öncesinden Nusret Mayın Gemisi ile Boğaz’a döşenen mayınlar ve kahraman Türk topçusunun başarısı sayesinde İtilaf donanması büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. “18 Mart Kahramanı” olarak anılan Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Tümgeneral Cevat Çobanlı’nın bu zaferde büyük katkısı vardır.

İtilaf Devletleri’nin beklenmeyen bu başarısızlığı bütün dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Deniz yolu ile Çanakkale’yi geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri, Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardılar. 25 Nisan 1915’te çoğunluğu Anzaklardan oluşan İtilaf ordusu, Seddülbahir, Kumkale ve Arıburnu’na çıkarma harekâtı düzenledi. 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal ve emrindeki Türk ordusu; Anafartalar, Conkbayırı, Anburnu ve Kireçtepe’de destan yazarak düşmana geçit vermediler.

Çanakkale Cephesi Haritası - www.turkosfer.com | Tarih, Savaş, Türkler

Deniz savaşlarında aldıkları yenilgiden sonra karada zafer kazanarak hedeflerine ulaşmayı planlayan İngiltere ve Fransa, Türk askerinin kahramanca mücadele ederek yazdığı destan karşısında bir kez daha ummadıkları bir yenilgiyle karşılaştılar.

Çanakkale’de kara savaşlarında da başarılı olamayan İtilaf kuvvetleri, Ocak 1916’da Gelibolu’yu boşalttılar. Böylece İstanbul kurtarılmış ve Çanakkale’nin geçilemeyeceği bütün dünya tarafından görülmüş oldu.

I. Dünya Savaşı süresince Osmanlı Devleti’nin zafer kazandığı tek cephe Çanakkale Cephesi’dir. Çanakkale Muharebeleri’nin kazanılmasında Seyit Onbaşı’nın kahramanlığı, Nusret Mayın Gemisi komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı’nın özverisi, 57. Alay’ın fedakârlığı büyük rol oynadı.

Çanakkale Muharebeleri’ni Osmanlı’nın kazanmasıyla I. Dünya Savaşı’nın süresi de uzadı. Bulgaristan, İttifak Devletleri’nin yanında savaşa katıldı. Böylece Almanya ile Osmanlı Devleti arasında kara bağlantısı sağlandı. Müttefiklerin yardım götüremediği Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı. Rusya’daki Çarlık rejimi yıkıldı. Bolşevik İhtilali’nin ardından Rusya savaştan çekildi.

“Anafartalar Kahramanı” olarak tanınan Mustafa Kemal’in bu cephedeki başarısı, Millî Mücadele’nin de lideri olmasında etkili oldu. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale’deki kayıplanmn büyük çoğunluğu, eğitim seviyesi yüksek insanlardı. Bu yüzden Cumhuriyet’in ilk yıllarında pek çok alanda yetişmiş eleman bulma sıkıntısı yaşanmıştır.

Lapsekili Halil ve İbrahim Onbaşı...
Çanakkale Savaşının en kanlı sahneleri yaşanıyordu... Kocadere Köyüne büyük bir “sargı evi” kuruldu. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Sivaslı, kimi Halepli, kimi Antepli, kimi Muşlu çok sayıda yaralı buraya getiriliyor ve burada tedavi ediliyordu. Yaralı kahraman erlerden biri de Lapseki’nin Beybaş Köyünden Halil’di. Halil’in yarası oldukça ağırdı. Zor nefes alıp vermekteydi. Alçalıp yükselen göğsüyle hayata biraz daha tutunabilmek için komutanının elbisesine sıkı sıkıya yapıştı. Nefes alıp vermesi gittikçe zorlaşıyordu. Dudaklarından tane tane ve kesik kesik dökülen kelimelerle komutanına şunları söyledi:
“Bana hakkını helâl etsin!”
-Komutanım! Ölme ihtimalim çok fazla. Ben bir pusula yazdım. Alın, bunu arkadaşıma ulaştırın!..
Tekrar derin derin nefes alıp defalarca yutkunan Halil, devam etti:
-Ben... ben köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşı’dan bir Mecidiye borç al-dıydım. Kendisini bir daha göremedim. Belki ölebilirim... Borçlu ölürsem söyleyin hakkını bana helâl etsin...
Komutan çok duygulandı. Halil’in kırmızıya boyanmış alnını eliyle silip saçını okşarken:
-Sen onu merak etme evlâdım, dedi.
Halil, son nefeste bir kez daha mırıldandı.
-Komutanım... ben ölürsem söyleyin hakkını helâl etsin!..
Ve... Kahraman er Halil, biraz sonra komutanının kolları arasında kan kaybından şehit oldu...
***
Sargı yerine sürekli yaralılar getiriliyordu. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaşmadan şehit düşüyordu. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyordu.
“Ona hakkımı helâl ettim!”
Fazla zaman geçmedi. Komutana yeni bir künye ve yanında bir pusula ulaştı.
Komutan gözyaşlarını silmeye fırsat bulamamıştı. İçinde bir not bulunan pusulayı açıp okuyunca, olduğu yere yığılıp kaldı. Ellerini yüzüne kapattı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Pusuladaki not şöyleydi:
“Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e bir Mecidiye borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin. Ben hakkımı helâl ettim...”
https://www.tbmm. gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1 = 132236​
Oku-yorum
KEMALYERİ
Conkbayırı’na geçen Mustafa Kemal, daha aşağıdaki 261 rakımlı tepedeki gözcü erlerin Conkbayırı’na kaçtıklarını görür. Onların önüne geçer:
- Nereye gidiyorsunuz?
- Düşman geldi.
- Nerede?
Elleriyle 261 rakımlı tepe yönünü gösterirler. Hakikaten düşman tepeye serbestçe yaklaşmaktadır. Mustafa Kemal’in ise elinde kuvveti yoktur. Düşman ona, Kocaçimen’deki askerlerinden daha yakındır. Ama bu düşman önlenmez ve gelirse onun kuvvetlerini de mahveder. Derhal kararını verir.
- Düşmandan kaçılmaz!
- Cephanemiz yok.
- Süngünüz var ya!
Bu asker kendi birliklerinden değildir. Ama o derhal kumandayı ele alır. Süngü taktırır. Arkadan 57’nci Alay yetişir. Bir dakika sonra da taarruz emrini vermiş ve taarruz başlamıştır. Kendisi Conkbayırı’nda harekâtı idare eder. Bu harekâtı anlatırken onun sözleri şunlardır: “Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı...”
Evet, içinde bulundukları an, kritik bir andı. Kumandan, işte böyle bir anda bu emri verebilen insandır. Bu emri alanlar, öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Netice şu oldu. Düşmana saldırdı. Düşman dayanamadı. Geri çekildi. Arıburnu Cephesi işte böyle açıldı, ya 57’nci Alay? Çanakkale Harbi’nde 57’nci Alay, tamamen şehit oldu.
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C. I, s.220-222. (Kısaltılmış ve sadeleştirilmiştir.)
Düşün ve Tartış
Beybaşı köyünden Halil’in bu davranışı sizce hangi insani değerleri yansıtmaktadır?57. Alay’ın cephedeki tavrı muharebenin gidişatını nasıl etkilemiştir.


Hicaz-Yemen Cephesi


İngiltere Mac Mahon (Mak Mahon) Planı ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin’e bağımsızlık vadetmişti. Böylece İngilizlerin desteğini sağlayan bazı Arap kabileleri, Osmanlı egemenliğine karşı ayaklandılar. Osmanlı kuvvetleri kutsal yerleri korumak için İngiltere ve Mekke Emiri Şerif Hüseyin’e karşı savaştı. Özellikle Medine’yi Fahrettin Paşa komutasındaki Türk askeri olağanüstü bir şekilde müdafaa etti. İngiliz casus Thomes Edward Lawrence (Tomas Edvırd Lovrıns), Arapları Türklere karşı sürekli kışkırtarak, bazı Arap kabilelerinin İngilizlerin yanında yer almasını sağlamıştı. Lawrence, Medine’yi Suriye’ye bağlayan demir yollarını tahrip ettirerek kullanılmaz hâle getirtti. Az sayıda kuvvetle çölün ortasında yiyecek, hastalık gibi pek çok sıkıntılarla birlikte, Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası uzun süre devam etti.


Sıra Sizde
Fahrettin Paşa komutasındaki Türk askerlerinin tüm zorluklara rağmen Medine’yi bırakmamasını, vatan savunması açısından değerlendiriniz.

Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmasına rağmen Fahrettin Paşa uzun süre teslim olmayıp direnişini sürdürdü. Savaşın sonunda Osmanlı Devleti bu topraklardan çekilmek zorunda kaldı. V. Mehmet Reşad’ın halife sıfatıyla yaptığı cihat çağrısı, Araplar üzerinde istenilen etkiyi göstermedi. Bu durum İslamcılık (Ümmetçilik) politikasının etkisini kaybettiğini göstermiştir.



Irak Cephesi

Oku-yorum
Kut Zaferi’nden Sonra Halil Paşa’nın Askerlerine Hitabı

Orduma!
Arslanlar! Bugün Türklere şeref şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprakların güneşli havasında, şehitlerimizin ruhları şad ve handan uçuşuyorlar. Hepinizin pak alınların-dan öperek, hepinizi tebrik ederim. Bize 200 yıldan beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Allah’a hamd ve şükürler olsun. Allah’ın azametine bakınız ki 1500 senelik İngiliz tarihine böyle bir vakayı, ilk defa sizin süngülerinizle yazdırdı. Ordum, gerek Kut karşısında, gerekse Kut’u kurtarmak isteyenler karşısında, 300’den fazla zabiti ile 10 binlerini şehit veya yaralı verdi. Fakat buna karşılık İngiliz ordusundan bugün burada, 5 general, 481 subay, 13 bin 300 eri esir aldı. Bunları kurtarmaya gelen İngiliz ordusunun ise bugüne kadar zayiatı 30 bin kişidir, Türk sebatının, İngiliz inadını kırdığı bu harpte, birinci vaka Çanakkale’de ikinci vaka da burada geçti.
Bugüne ‘Kut Bayramı’ adını veriyorum. Ordumun her ferdi, her yıl bu günü kutlarken, şehitlerimize ‘Yasin’ler, ‘Tebareke’ler,’ ‘Fatiha’lar okunsun...
Altıncı Ordu Komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Halil Dr. Necdet ÖZGELEN, Bitmeyen Sa-vaş'ta Kut'ül Amare (Halil Paşa’nın Hatıratı), s.180.
Halil Paşa’nın orduya yukarıdaki hitabının askerler üzerinde yarattığı duyguları değerlendiriniz.
Cephe İngiltere tarafından açılmıştır. Orta Doğu petrollerini kontrol altında tutmak ve Kafkaslar’da Ruslarla birleşmek İngiltere’nin hedefleri arasında yer alıyordu. Böylece, Türk kuvvetlerinin İran’a girip İngiliz sömürgesi olan Hindistan’ı tehdit etmesini de önlemek istiyordu. İngilizler 1915 Eylül’ünde Bağdat’ın 160 kilometre güneyindeki Kut’ül Amâre’ye kadar ilerleyip burayı ele geçirdiler. Fakat Türk kuvvetleri, Selman-ı Pak Muharebesi’nde büyük bir başarı gösterip Kut’ül Amâre’deki İngiliz kuvvetlerini kuşattı. Aldıkları desteğe rağmen üst üste mağlup olan İngiliz kuvvetleri, Türk kuşatmasını kıramadı. İngiliz kuvvetleri 29 Nisan 1916’da Halil Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerine teslim oldu. Kut’ül Amâre’deki İngiliz tümeni, komutanı General Townshend (Tavsınt) ile birlikte esir alındı.

Böylece Osmanlı Devleti, Çanakkale’den sonra Irak’ta da İngilizlere karşı önemli bir zafer kazandı. Fakat I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Irak’taki Türk birliklerinin çoğu İran’a kaydırıldı. İngilizler, Irak’a daha büyük bir kuvvet yığarak karşı saldırıya geçtiler. Savaşın son yılında Bağdat’a kadar olan bölgeyi ele geçiren İngiliz kuvvetleri, Mondros Ateşkes Anlasması’nın imzalanmasından sonra da Musul’u işgal ettiler.



Suriye-Filistin Cephesi


Osmanlı Devleti’nin Kanal Harekâtı’nda yenilip geri çekilmesi üzerine, İngiltere büyük bir karşı saldırı başlattı. Gazze Savaşları’nda büyük başarılar gösterilmesine rağmen savaşın ilerleyen yıllarında artan İngiliz baskısı karşısında, buradaki Osmanlı kuvvetleri çözüldü. İngilizler, Kudüs ve Filistin’i işgal etti. Kısa bir süre sonra da İngiliz kuvvetleri Suriye’yi ele geçirdi. Yıldırım Orduları bünyesindeki VII. Ordu’nun komutanı olan Mustafa Kemal, İngilizlerin taarruzu karşısında geri çekilerek Antakya’dan Halep’in kuzeyine uzanan bir savunma hattı kurup İngilizleri burada durdurmayı başardı.

Ayrıca isyancı Arap güçleri ile 26 Ekim 1918’de yaptığı Katma Savaşı’nı kazanan Mustafa Kemal, Halep’in beş kilometre kadar kuzeyindeki bölgeyi Türk sınırı olarak belirledi. Böylece ileride kurulacak yeni Türk Devleti’nin millî hududu da Türk askerinin süngüleriyle fiilen burada tespit edilmiş oldu. Mondros Ateşkes Aniasması’nın imzalanmasının ardından Mustafa Kemal 31 Ekim’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na atandı. Bu ateşkes anlaşmasının imzalanmasından sonra İngilizler Suriye’yi tamamen kontrolleri altına aldı.



Galiçya, Makedonya ve Romanya Cepheleri

Osmanlı Devleti’nin kendi sınırları dışında savaştığı cephelerdir. Müttefikleri Bulgaristan, Almanya ve Avustmya-Macaristan’a yardım etmek amacıyla savaşmıştır.

Sıra Sizde
Bir devlet, hangi sebeplerle sınırları dışındaki bir ülkeye savaş için asker gönderir? Sizce Osmanlı Devleti zor durumda olmasına rağmen neden sınırları dışına yardım göndermiştir?


1.3. 4. Savaş Sona Ererken

1917’de yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Rusya’daki Bolşevik İhti-lali’dir. Rusya’da sosyal, siyasi sorunlarla beraber ekonomik sıkıntıların artmasıyla, Bolşevikler hükümet darbesi yaparak iktidarı ele geçirdi (7 Kasım 1917). İktidara gelen Bolşevik yönetimi, İttifak Devletleri ile 3 Mart 1918’de Brest Litowsk Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi. Bolşevik yönetimi, Çarlık hükümetinin bütün gizli antlaşmalarını dünya kamuoyuna açıkladı. Böylece Osmanlı Devleti’nin paylaşıldığı gizli antlaşmalar da açığa çıktı.

İtilaf Devletleri, Rusya’nın çekilmesiyle oluşan boşluğu ABD ile tamamladılar. Savaş başlarken tarafsız olan ABD, İtilaf Devletleri’ne silah ve cephane satmaktaydı. Amerikan ticaret gemilerinin,

Alman denizaltıları tarafından batırılması üzerine ABD, Almanya’ya savaş ilan etti (2 Nisan 1917). ABD savaşa katılınca müttefiklerine yardım etmek amacıyla Avrupa’ya kuvvet gönderdi. Böylece savaş kısa sürede İtilaf Devlet-leri’nin lehine sonuçlandı. ABD, I. Dünya Savaşı’na katılarak aynı zamanda ilk kez Monroe (Monrö) Doktrini’nden de ayrılmıştır.

Haziran 1917’de Yunanistan’ın da İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa katılması, İttifak Devletleri üzerindeki baskıyı artırdı. İngiliz, Fransız ve Sırp kuvvetlerinin ortak taarruzu neticesinde Bulgaristan yenildi. Selanik Ateşkes Anlaşması (29 Eylül 1918) ile Bulgaristan savaştan çekildi. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesiyle İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Boğazlar üzerine harekete geçmek için hazırlandı. Osmanlı Devleti bu tehlike karşısında ateşkes istedi ve Mondros Ateşkes Anlasması’nı İtilaf Devletleri ile imzaladı (30 Ekim 1918). Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, iç karışıklıklarının da artmasıyla birlikte, Villa Gusti Ateşkesi’ni imzalayıp savaştan çekildi (3 Kasım 1918). İtilaf kuvvetlerinin Batı Cephesi’ndeki ağır taarruzu karşısında Almanya da Rethondes (Rethıns) Ateşkes Anlaşması’nı (11 Kasım 1918) imzalayarak savaştan çekildi. Böylece dört yıl süren I. Dünya Savaşı da sona erdi.

İngiltere, savaştan en kârlı çıkan devlet oldu. Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları savaş sonunda dağıldı. Bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti, Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan gibi yeni millî ve bağımsız devletler kuruldu. Sömürgecilik anlayışı yerini manda ve himaye anlayışına bıraktı. Rusya’da Sosyalizm, Almanya’da Nazizm, İtalya’da Faşizm gibi yeni siyasi rejimler ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’nda kimyasal silahlar, denizaltı ve tank gibi savaş araçları ilk kez kullanıldı. Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Dünya barışını korumak amacıyla Cemi-yet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kuruldu.

I. Dünya Savaşı sonunda yenilen devletlerle imzalanan barış antlaşmalarının koşulları çok ağırdı (Harita 1.7). Bu ağır koşullar, II. Dünya Savaşı’nın çıkmasının en önemli nedenlerinden biri olmuştur.

Monroe Doktrini: ABD’nin yalnızlık politikasıdır. ABD başkanı James Monroe (Ceymıs Monrö) tarafından 1823’te doktrinin ilkeleri belirlenmiştir. ABD, Avrupa işlerine karışmayacaktır. Buna karşılık Avrupa’da ABD’nin içişlerine karışmamalı ve Amerika Kıtası’ndan uzak durmalıdır.



Birinci Dünya Savaşı Sona Ererken - İnkılap Tarihi


1.3.5. I. Dünya Savaşı’nda Anadolu

Oku-yorum
Mustafa Kemal Paşa’nın, gözlemlerine dayalı olarak kaleme aldığı günlüklerinde, çocukların içinde bulunduğu üzücü durum hakkında çok net ifadeler bulunur: “9 Kasım 1916 Ziyaret Veyselkarani’den hareket olundu... Yollarda birçok muhacir gördük, Bitlis’e geri dönüyorlardı. Cümlesi aç sefil, ölüme mahkûm bir hâlde. 4-5 yaşlarında bir çocuğu ailesi yol üzerinde terk etmiş, bu da bir karı kocanın peşine takılmış. Onları ağlayarak 100 metreden takip ediyor. Kendilerini niçin çocuğu almadıkları için tekdir ettim (azarladım) ‘Bizim evladımız değildir.’ dediler”
Alev GÖZCÜ, I. Dünya Savaşı ve OsmanlI Devleti’nin Gündelik Hayatından Kesitler, s. 140. (Kısaltılmış ve sadeleştirilmiştir.)​
Sizce günümüzde yaşanan savaşlar çocuklar üzerinde böyle yıkıcı etkiler gösteriyor mu? Tartışınız.

I. Dünya Savaşı’nın ardından, Anadolu harap ve yıkıktı. Türk milleti ise perişan ve bitkin bir hâldeydi. Peş peşe gelen savaşlar bu coğrafyada ekonomik yıkımı da beraberinde getirdi. Bölgede yaşayan erkek nüfusun büyük çoğunluğunun cephelere gitmesi, savaşlarda yaşamını yitirmesi ya da sakat kalıp çalışabilecek durumda olmaması nedeniyle ülkedeki tarıma dayalı ekonomi olumsuz etkilendi. Türk milletinin en büyük sorunu gıda ve erzak sıkıntısıydı. Savaş dönemi boyunca açlık ve yoksulluk nedeniyle çok fazla insan hayatını kaybetti. Cephe gerisinde kalan kadın ve çocuklar çok büyük acılar yaşadılar. Sıtma, verem, tifüs, çiçek gibi salgın hastalıklar birçok kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu. Salgın hastalıklar ve yetersiz beslenme nedeniyle birçok bebek daha kundaktayken hayatını kaybetti. Bu durum, o dönemde Türk milletini savaşlar kadar olumsuz etkilemiş ve beraberinde büyük dramlar yaratmıştır.

Seferberlik dönemi boyunca Anadolu insanı; ellerinde kendi ihtiyaçlarını gidermeye dahi yetmeyecek miktarda kalan yiyeceklerini, hayvanlarını ve erzaklarını devlete teslim etmişlerdir. Yıllarca süren bu sefalet ortamı, halkta savaş bıkkınlığı oluşturmuştur. Osmanlı Devleti’nin girdiği bu son savaşta Anadolu insanı sadece cephelere koşarak vatan savunması yapmakla kalmadı. Aynı zamanda gerek maddi gerekse manevi tüm varlığını ortaya koydu. Türk milleti Balkan Savaşları’nın yaralarını saramadan 1914-1918 yılları arasında çok ağır bir sınav verdi. Türk milleti I. Dünya Savaşı’nın ardından bu şartlar içerisinde Kurtuluş Savaşı’na girdi ve millî varlığını savunma mücadelesi verdi.

Sıra Sizde
I. Dünya Savaşı sürecinde cephe gerisinde kalan sivillerin yaşadıkları sıkıntıları anlatan bir pano hazırlayınız.



Osmanlı İmparatorluğu’nun Paylaşılmasını Öngören Gizli Antlaşmalar

İstanbul Antlaşması (18 Mart-10 Nisan 1915):
 İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanmıştır. Buna göre; Boğazlar, Midye-Enez çizgisine kadar Trakya, Gelibolu Yarımadası, Sakarya Irmağı’na kadar Kocaeli Yarımadası ile İmroz ve Bozcaada savaştan sonra Rusya’ya bırakılacaktı.

Londra Antlaşması (26 Nisan 1915): Üçlü İtilaf Devletleri, İtalya’yı kendi yanlarına çekmek için bu antlaşmayı İtalya’yla imzalamışlardır. Bu antlaşmaya göre Antalya, Rodos ve 12 Ada İtalya’ya bırakılacaktı.

Sykes-Picot (Sayks Piko) Antlaşması (26 Nisan 1916): Bu antlaşmayla Rusya’ya; Kafkas sınırına yakın yerler, yani Van ve Erzurum illeriyle Trabzon ve Bitlis illerinin doğu bölümleri; Sivas, Harput (Elazığ) ve Diyarbakır illerinin bir kısmı bırakılacaktı. Fransa’ya; Adana ile Beyrut illeri, Halep, Harput ve Diyarbakır illerinin büyük kısmı; Şam ve Sivas illerinin bir kesimi ve Cebel-i Lübnan sancağının tamamı bırakılacaktı. İngiltere’ye Bağdat ve Basra illerini de içeren Güney Irak bırakılacaktı. Rusya’nın isteği üzerine Trabzon’a kadar Doğu Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu da Rusya’ya bırakılacaktı.

Sykes-Picot
1916 yılında imzalanan Sykes-Picot Antlaşması’yla Osmanlı egemenliğindeki Arap toprakları sömürgeci İngiltere ve Fransa arasında paylaştırıldı. Sömürgeci devletlerin yapay sınırlarla bölgenin tarihine, kültürüne ve sosyal yapısına aykırı olarak şekillendirdiği Orta Doğu bölgesi bu nedenle sürekli savaş ve çatışmalara sahne oldu. 21.yüzyılda Sykes-Picot Antlaşması yüzüncü yılına girdiğinde Orta Doğu bölgesi küresel güçler tarafından yeniden yapay sınırlar oluşturularak tarih ve sosyolojiye aykırı olarak biçimlendirilmek istenmektedir. Günümüzde Orta Doğu bölgesinin karşı karşıya kaldığı sıkıntıların temelinde, sömürgeci Batı tarafından oluşturulan Sykes-Picot zihniyetinin yattığı görülür.

St. Jean De Maurıenne (Sen Jan Dö Moryen) Antlaşması (17 Nisan 1917): İngiltere, Fransa ve İtalya arasında yapılan bu antlaşmaya göre; Antalya, Menteşe Sancağı ve Konya ilinin bir kısmı ile İzmir ve kuzeyi İtalya’ya bırakılacaktı.
Yorumlar - Yorum Yaz
Anket
"PAROLAMIZ YA İSTİKLAL YA ÖLÜM" KİTABIMIZI OKUDUNUZ MU?
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası