BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

DİL VE EDEBİYAT ANADOLU SELÇUKLU

DİL VE EDEBİYAT

µ  Anadolu Selçukluları ve Anadolu Türk beylikleri döneminde, halk Türkçe konuşurdu.

µ  Ancak, Anadolu Selçuklularında bilim dili Arapça, edebiyat dili de Farsça idi.

µ  Beylikler döneminde ise hem bilim ve edebiyat dili hem de resmi dil Türkçe oldu.

µ  Anadolu beylerinin çoğu Türkçeden başka bir dil bilmedikleri için Arapça ve Farsça eserler Türkçeye tercüme edildi.

µ  Karamanoğlu Mehmet Bey, 1277 yılında Konya'yı ele geçirdiğinde bir ferman yayınlayarak herkesi Türkçe konuşup yazmaya davet etti.

µ  Anadolu'da, Türkçenin XII. yüzyılda hakim olma­sının en önemli sebebi Yunus Emre, Aşık Paşa, Gülşehri gibi şairlerin eserlerini Türkçe yazmalarıydı.

µ  Anadolu Selçuklularında ve beylikler döneminde edebiyat; halk edebiyatı, tasavvuf edebiyatı, divan edebiyatı olmak üzere üç dalda gelişmiştir.

 

HALK EDEBİYATI:

BATTALNAME

— Battalname, 8. yüzyılda Emevi-Bizans savaşlarında ün kazanan Arap komutan Battal Gazi'nin efsanevi yaşamı ve kahramanlıkları çevresinde oluşan halk öyküsüdür.

— Battal Gazi ile ilgili menkıbeler, henüz yaşadığı sırada halk arasında yayılmaya başlamıştır. Daha sonra bilinmeyen bir yazar bunları toplamış, Haçlı Seferleri sırasında oluşan başka bedir-Himme) adıyla anılan bir Arap halk öyküsü oluşmuştur. Bu kitapta Battal Gazi ancak ikinci bölümde ortaya çıkar. Birinci bölümde ise onunla ilgili menkıbeler BaşkomutanMesleme bin Abdülmelik'in arkadaşı Sahsah'ın başından geçmiş gibi anlatılır. Ayrıca Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki savaşları konu edinen Bizans halk öyküsü Digenis Akritasın da Battalname ve Zatü'l-Himme ile benzer yönleri vardır.

— Battalname'nin 11. yüzyıl sonları ile 12. yüzyıl başlarında yazıldığı sanılmaktadır. Zâtü'l-Himme ile Battalname arasında konu benzerliği vardır. Ama Battalname'nin bu yapıtın doğrudan çevirisi ya da uyarlaması olmadığı iki metnin karşılaştırılmasından anlaşılmıştır.

 

DANİŞMENDNAME

ý  Dânişmendnâme; Anadolu'nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, 12. yüzyılda sözlü olarak şekillenen 13. yüzyılda yazıya geçirilen İslâmî Türk destanlarındandır. XI. Yüzyılda yaşamış Türk devlet adamı Melik Dânişmend Gazi'nin hayatını, savaşlarını, Anadolu'daki bazı şehirlerin fethini ve çeşitli kerametlerini anlatmaktadır. Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu'da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılır.

ý  Anadolu'ya gelen Oğuzlar, Türkçeden başka dil bilmediklerinden Farsça ve Arapça yazılan şiirlerden anlamıyorlardı.

ý  Halk edebiyatı, ozan denilen halk şairlerinin saz eşliğinde şiirler okumaları ile doğmuştur.

ý  Konusunu günlük olaylardan alan bu edebiyatın ilk eserleri, destanlar olmuştur.

ý  Horasanlı Ebu Müslim, Hz. Hamza, Hz. Ali ile ilgili menkıbeler halk arasında büyük ilgi görmüştür.

ý  Bu destanlardan en önemlileri Battal name ve Danişment name’dir.

ý  Battal name XII. ve XIII. yüzyıllarda Danişmentli top­raklarında söylenen ve yazıya geçirilen Türkçe bir destandır.

~  Danişment name’de ise başta Danişment Ahmet Gazi olmak üzere birçok Danişmentli devlet adamı ve komutanın Kahramanlıklar anlatılmaktadır.

 

DİĞER KİŞİ VE ESERLER

~  Ayrıca edebiyat tarihimizde büyük önemi olan Dede Korkut Hikayeleri, XV. yüzyılda yazıya geçirilmiştir.

~  Bu hikayelerde Türklerin Gürcü, Abaza ve Trabzon Rumlar ile yaptıkları savaşlar anlatılmaktadır.

®  Fıkralarındaki hazırcevaplılığıyla tanınan Nasrettin Hoca XIII. yüzyılda yaşadı. Sivrihisar'ın Hortum köyünde 1209 yılında doğan Nasrettin Hoca, devrinin değerli ilim adamlarından dersler alarak kendisini yetiştirdi.

®  XIV. yüzyılda Anadolu'da milli bir edebiyat doğmuştur.

®  Bu dönemde Şeyh Ahmet Gülşehri,  Feridüddin Attar'ın Mantıku't Tayr (Kuşların Dili) adlı eserini genişleterek Türkçeye çevirmiştir.

®  Bu dönemdeki halk edebiyatının diğer ünlü simalarından birisi de Aşık Paşa’dır (1272­-1333).

®  Onun en büyük eseri olan Garip name, Türklere hak yolunu göstermek, tasavvufun inceliklerini aktarmak ve onların yanlış yola gitmelerini engellemek amacıyla yazılmıştır.

®  Şeyh Ahmet Gülşehri ve Âşık Paşanın ısrarla Türkçe söylemeleri ve yazmalar, bu edebiyatın gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.

TASAVVUF EDEBİYATI:

 

MEŞŞAİLİK FELSEFESİ

¥  Meşşailik ya da Meşşai okulu, İslam felsefesi içinde doğa felsefesinin etkisinden sonra başlayan rasyonalist felsefe eğiliminin sistemli hale gelmesinden oluşan okul anlaşılır. İslamda Aristoculuk olarak bilinen akım olarak da bilinir.

¥  Aristo'nun Arapçaya çevrilmesi, İslam düşüncesinde hem Meşşailik denilen akımın ortaya çıkmasına hem de atomculuk ve kuşkuculuk dönemlerinin ardından kelam felsefesi denilen Rasyonalist eğilimin oluşmasında rol oynamıştır. Özellikle Organon ve Metafizik yapıtlarının ehl-i sünnet öğretisinin gelişiminde temel bir rol oynamış olduğu söylenebilir. Sokrates öncesi felseler ile dinin uyuşmazlığı söz konusu iken, Aristotales felsefesi, uzun bir aradan sonra da olsa medreselerde okutulabilmiş ve sonuç olarak resmî islam felsefesi olarak şekillenmiştir.

¥  Meşşailik elbette yalnızca Aristo'ya dayanmakta değildir, ayrıca genel anlamda meşşailik, Plotunis'un yorumladığı şekliyle Platon'un öğretilerini de içine alır. Burada bir tür Aristotales ile Platon uzlaştırılması ya da sentezi söz konusudur denilebilir. Bu kaynaklardan çıkarımlar gerçekleştiren İslam düşüncesi, ayrıca özel bir düşünsel atmosfer içinde de yer almaktadır söz konusu dönemde; gnostisizm, eski Babil öğretisi ve maniciliği birleştiren bir gelenektir (Hermes) söz konusu olan. Yunan felsefesi bu etkilerle birleştirilince ortaya özgün İslam felsefesi denilen süreç çıkmıştır.

¥  Bu felsefenin kendine özgü güçlüklerinin kaynağı da yine burasıdır. Bu güçlükler Meşşailik okulunu her zaman meşgul etmiştir. Aristo-Palton uzlaştırma girişimi bu güçlüğün ilkidir. Ayrıca, öncesiz evren ya da doğanın başlangıçsızlığı teorisiyle İslamın yaradılış teorisinin uzlaştırılması diğer bir güç sorun olmuştur. Meşşailer ve Kelamcılar bunu farklı yollardan aşmaya çalışırlar. "Sudûr teorisi" denilen bir teoriyle bu sorun giderilmeye çalışılmıştır. Bu arada Mezopotamya'daki sinkretisizm, İslam filozoflarını etkileyen, zaten tam oturmamış felsefelerinde karışıklık yaratan başka bir etken olmuştur. Belirlenimci bir görüşe sahip olan Meşşailik okulu, buna rağmen astrolojik görüşün etkilerinden de tamamen kurtulamamıştır.

 

İŞARİLİK (İŞRAKİYYE)

é  İşrakîlik, kelime anlamı olarak ışığın çılması ya da güneşin doğması anlamındaki işrak kelimesinden gelmektedir: Hakikatin direk olarak ortaya çıkması, açılması anlamındadır. Hem felsefi hem de mistik boyutları olan bir akım olarak varlığını sürdürmüştür.

é  Miladi 12. yüzyılda öldürülmüş olduğu ve söz konusu akım daha sonra ardılları tarafından kurulduğu için okulun öncüsü Maktül Şahabeddin Sühreverdi kabul edilir. İşrakî felsefe, islam felsefe tarihi içinde büyük akımlardan biridir ve yaygınlığı ya da kabul edilirliği diğerleri kadar olmasa da, en özgün felsefi akımlardan biri sayılır.

é  Kendisini çekemeyen çevrelerin jurnalleriyle yönetim tarafından tehlike görüldüğü için idam edilerek öldürülen ve bu sebeple Sühreverdilik tarikatının kurucusu diğer Sühreverdi'den ayırt edilmek için adının arkasına Maktül ibaresi konulan Şihabüddin Sühreverdi çok genç yaşta felsefe ile ilgilenmiş, Aristo'nun ve Meşşailerin ve Sufi büyüklerin eserlerini tetkik etmiş ve akıl yoluyla sezgi yolunu bir araya getirerek uyumlu bir birlik oluşturmaya çalıştığı gnostik İşrakilik akımının temellerini atmıştır. Ne yazık ki pek çok eseri günümüze gelememiş ancak İran, Türkiye ve Hindistan kütüphanelerinde bazı eserleri kalabilmiştir. Bu eserlerin en önemlilerinden ve İşrakiliğin temel kitaplarından biri onun Hikmet'ül İşrak adlı eseridir.

 

SÜHREVERDİYYE;

µ  Sühreverdiyye, bir Sufi tarikatı, İranlı bir Sufi piri Diyaüddin Ebu'n-Necib Es-Suhreverdi (1097 – 1168) tarafından kurulmuştur.

µ  O, İmam-ı Gazali'nin bir mürididir.[1] Onun erkek kardeşi olan Ebu Hamid al-Gazali. (ö. Hicri 545.) El-Nizamiyye Bağdat İslam Üniversitesi'nde Şafii fıkıh öğretmenliği yapmıştır. Kitab Adab El-Muridin ismindeki kitabı yazmıştır.

µ  Diyaüddin Ebu'n-Necib Es-Suhreverdi'nin amcasının oğlu Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî Sühreverdiyye tarikatını genişletmiştir. Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî (1144 - 1234) ve onun bilgin Sufi tezi 'Avarif el-Ma'ârif'dir.


DİVAN EDEBİYATI

^ Anadolu Selçuklularında divan edebiyatı, XIII. yüzyıl sonlarına doğru gelişmeye başladı.

^ Bu dönemin ilk divan şairi Hoca Dehhani' dir.

^ Hoca Dehhani, Türkçeyi çok sade ve akıcı bir şekilde kullan­mıştır.

^ En önemli eseri Farsça kaleme aldığı Selçuklu Şehnamesi'dir.

^ XIV. yüzyılda, Germiyanlı Ahmedi de Divan edebiyatının en güzel örneklerini vermiştir.

^ En önemli eserleri Türkçe yazdığı Divan, İskendername ve Cemşid il Hurşid'dir. Divandaki kasidelerin birçoğu, Yıldırım Bayezıt'ın oğlu Süleyman adına yazılmıştır.

^ Hoca Mesud, Şeyhoğlu Mustafa, Meddah Yusuf ve İzzettin Ahmed de bu dönemin önemli temsilcilerindendir.


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası