YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

I.2. UZUN SAVAŞLARDAN DİPLOMASİYE

I.2. UZUN SAVAŞLARDAN DİPLOMASİYE

TARTIŞALIM
XVI.yüzyılda Osmanlı Devleti'nin dünya gücü olmasında etkili olan politikalar neler olabilir?
962 yılında kurulan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu tahtına 1516'da Şarlken geçmiş ve Avrupa'da Habsburg Hanedanı hüküm sürmeye başlamıştır. Avusturya ise bu hanedana bağlı olarak Türklere karşı mücadele eden bir arşidüklük olarak ortaya çıkmış, 1804-1867 arasında Avusturya İmparatorluğu, 1867-1918 arasında da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu olarak adlandırılmıştır. Osmanlı Devleti'nin yayılması, Avrupa'daki siyasi ortamı etkilemiş ve Osmanlılar, bölgede bir denge unsuru olarak ön plana çıkmıştır. Mohaç Zaferi'yle Kanuni Sultan Süleyman zamanında Macar Krallığı'na son verilmesiyle de Habsburg İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti karşı karşıya gelmiştir.

Habsburg İmparatorluğu'nun İngiltere ve Fransa gibi millî monarşilerle giriştiği mücadeleler, yeni bir mezhep olarak Protestanlığın yayılması, Osmanlıların siyasi ve ekonomik ilişkilerinde belirleyici olmuştur. Orta Avrupa'da Habsburglar ve doğuda Safeviler, Osmanlıların doğu-batı yönündeki genişlemesine büyük ölçüde set çekmiş ve kuzeyde de yeni bir güç olarak Rusya ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Kanuni Devri'nde doğuda ve batıda sürdürülen fetih siyaseti, sonraki padişahlar döneminde yavaşlamaya başlamıştır.

II.Selim Dönemi’nde, yapılan barış antlaşmasından sonra 1592 yılına kadar Habsburglar ile Osmanlı Devleti arasında sınır anlaşmazlıklarının haricinde önemli bir olay yaşanmamıştır. 1578'de başlayıp 1590'a kadar sürecek olan yıpratıcı Safevi savaşları, Osmanlıların Batı'daki sorunlarla ilgilenmesini engellemiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Osmanlı padişahları, II. Selim'e kadar sefere çıkmayı ve gazayı başlıca vazifeleri olarak kabul etmişlerdir. Ordunun başında sefere çıkmayan ilk padişah II. Selim'dir.


Osmanlılar, XVI. yüzyılın sonunda Fransa'nın, İspanyol hâkimiyetine girmesini engellemek için Henri de Navarre'yi (Anri di Naver) Fransa tahtına geçmesi için desteklemiştir. Aynı dönemde İngiltere, İspanya'ya karşı girişeceği mücadelede Osmanlı Devleti'nin kendisine bir donanma göndermesini sağlamak için çalışmıştır. Böylece Osmanlılar, tekrar Avrupa siyasetinin merkezinde yer almıştır. Özellikle Avrupa'nın batısında İngiltere ve Fransa'nın İspanya'yı oyalaması, Venedik'in tarafsızlığını koruması, bölgede Osmanlılar için çok elverişli bir ortam oluşturmuştur.



Avusturya ile Uzun Savaşlar Dönemi


1591'den beri Osmanlı Devleti'ne ödemesi gereken vergiyi ödememesi ve sınır boylarında yaşanan saldırılar nedeniyle Avusturya'ya karşı sefere karar verilmiştir. Bölgede görevli olan Bosna beylerbeyinin, Hırvatistan topraklarına akınlar yaparken ölmesi, savaşı başlatan gelişme olmuştur. Böylece 1593'te başlayan ve Karadeniz'den Hırvat topraklarına kadar geniş bir cephede on dört yıl sürecek olan savaşlar başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin Avusturya'ya savaş ilan etmesi üzerine papanın faaliyetleri sonucunda Avusturya, Erdel Prensliği, Eflâk ve Boğdan voyvodalıkları ile Lehistan gibi devletlerarasında Osmanlı'ya karşı bir Haçlı İttifakı oluşturulmuştur. 1594'te Viyana yolunda stratejik önemi olan Yanıkkale alınmışsa da Haçlı İttifakı karşı saldırıya geçmiş ve Estergon Kalesi'ni ele geçirmiştir. Bu gelişmeler üzerine yeniçeriler, tahta yeni çıkmış olan III. Mehmed'i bizzat sefere gitmeye zorlamıştır.

Kanuni Dönemi'nde kuşatılan ancak alınamayan Eğri Kalesi'nin fethinden sonra 1596'da, Haçova'da yapılan meydan savaşında Osmanlılar, Avusturya ve Erdel'in oluşturduğu müttefik orduya karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Bu zaferin kazanılmasında Osmanlı ordusunun gücünden ziyade Avusturya ordusunun disiplinsizliği etkili olmuştur. Haçova'da, kesin bir sonuç alınamadığı için taraflar arasındaki savaşlar on yıl daha devam etmiştir. Bu süreçte Avusturya, Yanıkkale'yi geri almış ve Budin'i kuşatmıştır. Bu savaş yılları, iki taraf arasında Estergon, Kanije ve Belgrad kalelerinin el değiştirmesi ve karşılıklı kuşatmalarla geçmiştir.

Anadolu'da yaşanan isyanlar ve Safevilerin 1603'te doğudan saldırıya geçmesi, Avusturya karşısında Osmanlıları zor durumda bırakmıştır. Buna karşın 1605'te Erdel'de, Osmanlı Devleti lehinde başlayan ayaklanma, Osmanlıların Avusturya'ya karşı güç kazanmasını sağlamıştır. Bu ayaklanmadan sonra Estergon, geri alınmıştır. Avusturya'nın, Macar topraklarındaki isyanlarla uğraşması ve Osmanlı Devleti'nin de doğuda Safeviler ile mücadeleye devam etmesi üzerine iki devlet arasında 1606 Zitvatorok Antlaşması yapılmıştır.

Zitvatorok Antlaşması'nın önemli maddeleri şöyledir:

• Osmanlılar, Avusturya arşidükü için Caesar (Sezar) unvanını kullanacaktır.

• Savaş sırasında taraflarca kazanılan topraklar kendilerinde kalacaktır.

• Avusturya yıllık vergi ödemeyecek, imparator bir defaya mahsus olmak üzere 200.000 kuruş gönderecektir.

• Taraflarca esir almak ve kale işgal etmek yasaklanacak, eldeki esirler geri verilecektir.

• Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlı Devleti'nde kalacaktır.

YORUMLAYALIM
Zitvatorok’un Düşündürdükleri
Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlılar, Macaristan’da durumunu korumuş hatta Eğri ve Kanije adlarında iki yeni beylerbeylik oluşturmuştur. Fakat Osmanlılar; eski Macaristan Krallığı’ndan, Habsburglarda kalan yerler üzerindeki iddialarından ve bunun için ödenen yıllık 30 bin altın vergiden vazgeçmiştir. Bu durum, Habsburglar karşısında OsmanlIlar için açıkça bir gerileme ifade etmiştir. Osmanlı padişahının, rakibini “Caesar” unvanıyla kendisiyle eşit bir hükümdar olarak tanıması ve antlaşmayı yirmi yıl için imzalaması, Osmanlı Devleti’nin artık Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’ndeki büyük iddialarından vazgeçtiğini göstermiştir. Uzun savaş yılları Osmanlı Devleti’nin, Habsburglar karşısında askerî zaaflarını ortaya çıkarmıştır. Yeni harp teknolojisini kullanan Avusturya askeri karşısında eski usul ile savaşan Tımarlı Sipahilerin yetersizliği ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Osmanlı hükûmeti, Anadolu'da tüfek kullanabilen sekban askeri toplamak zorunda kalmıştır.
Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye IV, s.187'den düzenlenmiştir.​
Osmanlı Devleti'nin askerî yönden zayıflamasının diplomasiye olan etkileri neler olabilir?


Zitvatorok Antlaşması, Osmanlı Devleti'ne dış politikada prestij kaybettirmişti. Bu antlaşma, Osmanlı Devleti'nin sadece Macaristan'da toprak kazanma amaçlarından vazgeçmesi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda Zitvatorok Antlaşması, Avusturya'nın ödemek zorunda olduğu vergilerin kaldırılmasını, Avusturya'nın büyük devlet seviyesine çıkmasını ve Osmanlı Devleti ile diplomatik protokolde eşit olmasını sağlıyordu.

Avusturya ile süren uzun savaşlar, iki buçuk asırdan beri Balkanlar ve Orta Avrupa'yı hedefleyen Osmanlıların bundan sonra uygulayacağı politikaları da belirledi. Uzun savaşlar sonucunda imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile birlikte Osmanlı Devleti artık Avrupa diplomasisinde mütekabiliyet esasını kabul etti. Bu süreçteki askerî seferler ve kuşatmalar, Batı'da Osmanlı Devleti'nin askerî gücünün eski seviyesinde olmadığı hakkında yeni kanaatlerin oluşmasına yol açtı. Aynı şekilde Osmanlılar da Batı'daki askerî yapıda meydana gelen teknik değişimleri fark etti.

Uzun savaş yılları her iki taraf için de kazanç sağlamaktan ziyade yıpratıcı oldu. Bu süreçte dışarda Safeviler ve Avusturya, içerde de Celâli İsyanları ile uğraşan Osmanlılar, üç cephede birden mücadele etmek zorunda kaldı. Bu durum Osmanlı'nın uzun vadeli planlar yerine günü kurtarmaya yönelik pratik ve kısa vadeli siyaset üretmesine neden oldu.

CEVAPLAYALIM
Avusturya ile Osmanlılar arasında yaşanan uzun savaşların Osmanlı Devleti'nin dış siyasetine etkileri nelerdir?


Osmanlı-Safevi Savaşları (1578-1639)


Yavuz Sultan Selim’in 1514 Çaldıran Zaferi ile başlayan Osmanlı-Safevi mücadelesi, Kanuni Dönemi'nde Osmanlı Devleti'nin üstünlüğü ile devam etmiş ve 1555 Amasya Antlaşması ile iki devlet arasında barış süreci başlamıştır.

Safevi Devleti, XVI. yüzyıl sonlarından itibaren Karadeniz kıyılarına çıkmak için tüm Kafkasya'yı ve Batı Türkistan'ı ele geçirmek isteyen bir politika gütmüştür. Osmanlı Devleti ise Kafkasya'yı ele geçirerek Hazar Denizi'ne ulaşmayı ve böylece hem Rusya'nın güneye inmesini hem de Safevilerin Kafkasya'ya ve Batı Türkistan'a doğru yayılmasını engellemek istemiştir. Bu sayede Osmanlılar, Rus ve Safevi tehditlerini ortadan kaldırarak devletin bütünlüğünü korumayı amaçlamıştır.

Şah Tahmasb'ın 1576'da ölümünden sonra İran'da karışıklıklar baş göstermiştir. Tahta geçen II. Şah İsmail'in, Osmanlı Devleti'ne karşı olumsuz faaliyetlerde bulunması ve Anadolu'da Şii propagandasının artması üzerine Osmanlılar, yeni bir Safevi Seferi'ne karar vermiştir. Yavuz ve Kanuni dönemlerinde olduğu gibi Safevilerle yapılan savaşların sebeplerinden birisi de iki devletin ticaret yollarının kontrolünü ellerine geçirmek istemesidir. XVI-XVIII. yüzyıllar arasında Osmanlı-Safevi ilişkilerinin kaderini jeopolitik, ekonomik ve dinî faktörler belirlemiş ve bu faktörler iki devlet arasındaki ilişkilerde önemli rol oynamıştır.

Lala Mustafa Paşa komutasında Gürcistan üzerine harekete geçen Osmanlı ordusu, 1578'de Çıldır'da Safevi birliklerini yenilgiye uğratmıştır. Kafkasya'ya hâkim olmak için 1583’e kadar devam eden mücadelelerden sonra Özdemiroğlu Osman Paşa, Beştepe mevkisinde İran ordusunu yenmiştir. Böylece Osmanlı Devleti, Dağıstan ve Gürcistan'ın güvenliğini sağlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
1583'te Beştepe mevkisinde yapılan savaşta, taraflar meşaleler yakarak savaşa gece de devam etmiştir. Bu nedenle bu savaşa Meşaleler Savaşı denir.


1585'te Tebriz'i, 1588'de de Karabağ'ı alan Osmanlılar; 1590'a kadar olan dönemde Gürcistan, Şirvan ve Dağıstan'ı ele geçirerek Hazar kıyılarına ulaşmıştır. Doğudan ise Şeybanilerin baskısına maruz kalan Safeviler, Osmanlıların şartlarını kabul ederek barış yapmak zorunda kalmıştır. 1590 yılında yapılan Ferhat Paşa Antlaşması ile Safeviler, Osmanlı üstünlüğünü tanımıştır. Bu antlaşmayla Tebriz, Karabağ, Gence, Gürcistan, Nihavend, Luristan ve Şehrizor Osmanlı idaresinde kalmıştır. Osmanlılar, bu antlaşmayla doğuda ciddi anlamda bir ilerleme yakalamıştır. Ayrıca bu antlaşmaya, İran'daki Sünnilere baskı yapılmaması yönünde ayrı bir madde de konulmuştur.

1590 Ferhat Paşa Antlaşması'ndan sonra ülkesinde siyasi sükûneti sağlayan I. Abbas, Osmanlı askerî sistemini örnek alarak daimî askerî birlikler kurmuş, ordusunu top ve tüfeklerle takviye etmiştir.

Ayrıca Fransa ve Almanya ile ittifak kurmaya çalışan Şah Abbas, Osmanlıları kuzeyden sıkıştırmak için de Rus çarı ile ittifak kurmak istemiştir.

Ferhat Paşa Antlaşması'ndan sonra Safeviler, ipek ihracatını yasaklayarak Osmanlı ekonomisine büyük zarar vermiştir. Bunun üzerine Osmanlı Devleti karşı önlem olarak İran'ın çok ihtiyacı olan kıymetli madenlerin ve bakırın İran'a ihracını yasaklamıştır. Safeviler, Osmanlıların dışta Habsburglarla mücadelesini ve içte Celâli İsyanları'yla uğraşmasını fırsat bilerek Şirvan, Azerbaycan ve Gürcistan'ı geri almıştır. Anadolu'da devlet otoritesini yeniden kuran Sadrazam Kuyucu Murad Paşa'nın, Safeviler üzerine yürümesiyle Şah Abbas, Osmanlılardan barış istemiş ve sonuçta iki devlet arasında 1612 Nasuh Paşa Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla 1555 Amasya Antlaşması'ndaki sınırlara geri dönülmüştür. Ayrıca Safeviler, Osmanlılara yıllık iki yüz deve yükü ipek ödemeyi kabul etmiştir. Ancak Nasuh Paşa Antlaşması her iki devleti de tatmin etmemiştir.

1615'ten itibaren İran'ın antlaşma şartlarına uymaması nedeniyle iki devlet arasında savaş yeniden başlamış ve Şah Abbas'ın barış istemesi üzerine 1618'de Serav Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre Nasuh Paşa Antlaşması'nda kabul edilen iki yüz deve yükü ipek, yüz deve yüküne indirilmiştir. Bu antlaşma iki taraf için kısa süreli bir mütareke olmaktan öteye gidememiştir.

CEVAPLAYALIM
Safevilerle uzun süren savaş döneminde, Osmanlı Devleti'nin Batı'ya karşı uyguladığı siyasetin genel özellikleri nelerdir?


Sınırları Belirleyen Antlaşma: Kasr-ı Şirin (1639)

Şah Abbas, Osmanlı Devleti'nde yaşanan isyanlardan faydalanarak 1623'te Bağdat'ı ve bütün Irak'ı Osmanlılardan geri almıştır. Ayrıca Basra'ya saldıran Safeviler’e karşı Osmanlılar, Portekizlilerle ittifak yaparak saldırıyı püskürtmüştür. Bağdat'ı geri almak için 1625 ve 1630 yıllarında da yapılan girişimler sonuç vermemiştir. Devlet içinde mutlak otoritesini sağlayan IV. Murad , ordunun başına geçerek Safeviler üzerine yürümüş ve 1635'te Revan'ı, 1638'de de Bağdat'ı geri almıştır. Sonuçta iki devlet arasında 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalanmış ve bu antlaşmayla bugünkü Türkiye-İran sınırı belirlenmiştir. Kasr-ı Şirin Antlaşması'na göre Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılarda kalırken Revan ise Safevilere bırakılmıştır. Ayrıca bu antlaşmaya göre Safeviler; Irak, Kars, Ahıska ve Van'a saldırmayacaktır. Böylece 1578'den beri aralıklarla devam eden 61 yıllık savaş durumu sona ermiştir. Bu antlaşma ticari yasakları da kaldırıp eski tarihî yolların yeniden canlanmasını sağlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
XVII. yüzyılın ilk yarısında Safevilerle giriştikleri yoğun mücadele sebebiyle askerî güçlerinin büyük kısmını İran üzerine seferber eden Osmanlı Devleti, Otuz Yıl Savaşları ile uğraşan Avrupa'nın güçsüz ve zayıf durumundan istifade edememiştir.


XVII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Dış Politikası

Osmanlı Devleti XVI. yüzyılın sonlarından itibaren ülkede ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşamış, devlet idaresinde zafiyetler ortaya çıkmıştır. Ancak Avrupa'da 1618-1648 yılları arasında devam eden Otuz Yıl Savaşları nedeniyle Avusturya, Osmanlı Devleti'nin bu zafiyetinden yararlanamamıştır. Avrupa'da yaşanan bu karışıklıklar, Osmanlı Devleti'nin Batı'da gücünü korumasını sağlamıştı. XVII. yüzyılın ilk yarısında Avusturya ile büyük bir sorun yaşamayan Osmanlı Devleti, Otuz Yıl Savaşları'ndan sonra batıda stratejik rakibi olan Avusturya ile Erdel Meselesi yüzünden yeniden sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazamlığı döneminde bu mesele tam olarak halledilememiştir. Köprülü Mehmed Paşa'dan sonra sadrazam olan oğlu Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Dönemi'nde Avusturya, Erdel işlerini bahane ederek Osmanlı Devleti'ne karşı girişimlerde bulunmuştur. Bu nedenle Avusturya üzerine sefere çıkan Fazıl Ahmed Paşa 1663'te Uyvar Kalesi'ni fethetmiş ve burayı eyalet hâline getirmiştir. 1664'te Osmanlı ve Avusturya arasında yapılan Vasvar Antlaşması ile Erdel'deki Türk hâkimiyeti onaylanmıştır.



BİLİYOR MUSUNUZ?
Osmanlıların bütün zor şartlara rağmen en küçük bir yılgınlık göstermeden büyük bir azim ve sebatla otuz sekizinci günde kaleyi fethetmeleri “Uyvar önünde bir Türk gibi kuvvetli” deyimini tarihe mal etmiştir.


Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında III. Murad Dönemi'nden itibaren dostane şekilde sürdürülen ilişkiler, XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde bozulmuştur. İlişkilerin bozulmasındaki temel sebep Kırım hanının, Lehistan topraklarına seferler yapması ve Lehistan denetimindeki Kazakların Osmanlı sahillerini vurmasıdır. Diğer bir sebep ise Lehistan'ın, Eflâk ve Boğdan'daki Osmanlı egemenliğine karşı bazı girişimlerde bulunmasıdır. İki devlet arasındaki bu sorunlar yüzünden Sultan II. Osman (Genç Osman) Lehistan üzerine sefere çıkmıştır. Hotin Seferi olarak bilinen bu sefer, Lehistan'ın barış isteğiyle sonuçlanmış ve Kanuni Dönemi'ndeki sınırlar esas alınmıştır.



YORUMLAYALIM
Genç Osman
Otuz Yıl Savaşları dolayısıyla Avrupa'da durumun iyice karıştığı sırada II. Osman Lehistan üzerine sefere çıktı. Ancak II. Osman'ın askere az bahşiş vermesi, ulemanın arpalıklarını kesmesi gibi sebeplerle özellikle kapıkulları savaşta başarı göstermedi. Hotin'i iyi savunan Leh ve Kazak ordularına karşı yapılan hücumlar, bizzat padişahın gayretlerine rağmen sonuç vermedi. II. Osman bu sırada gelen barış teklifini kabul etti ve Hotin Kalesi, Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Hotin Savaşı'ndaki gayretsizlikleri nedeniyle II. Osman, Kapıkulu Ocaklarını kaldırmak istedi. Ancak padişahın yapmak istediği ıslahatlardan rahatsız olan kesimlerin isyanıyla padişah tahttan indirildi ve kapıkulları tarafından Yedikule Zindanlarında öldürüldü.
Tufan Gündüz, Osmanlı Tarihi El Kitabı, s.112'den düzenlenmiştir.​
II. Osman'ın tahttan indirilmesinin nedenleri nelerdir?


IV. Mehmed Dönemi'nde Osmanlı Devleti ile Lehistan arasındaki barışın yenilenmesine rağmen muhtemel bir Leh-Rus ittifakı Osmanlıları endişelendirmişti. Ukrayna'yı yöneten Kazakların 1668'de Osmanlılardan yardım istemesi üzerine Lehistan, Ukrayna'yı işgal etti. Bunun üzerine IV. Mehmed, Lehistan üzerine sefere çıkarak Kamaniçe'yi fethetti ve Podolya'ya hâkim oldu. Bu mücadeleler sonucunda 1672 yılında Bucaş ve 1676'daki Zoravna Antlaşmalarıyla Podolya ile Kamaniçe Osmanlı Devleti’ne, Ukrayna da Osmanlı himayesindeki Kazaklara bırakıldı. Osmanlı himayesinde Ukrayna'yı yöneten Kazak beyinin, Rusya'ya yanaşması nedeniyle Rusya üzerine Çehrin Seferi'ne çıkıldı. Osmanlı ordusunun bazı önemli kaleleri fethetmesi üzerine Rusya barış istedi ve 1681'de Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki ilk antlaşma olan Bahçesaray Antlaşması yapıldı.


Osmanlı Devleti'nin XVII. yüzyılda karşı karşıya kaldığı bir diğer stratejik tehdit de Venedik'ti. IV. Murad Dönemi'nde Venedik yönetimindeki Girit'in bir korsan yatağı hâline gelmesi nedeniyle Osmanlı-Venedik ilişkileri bozulmaya başlamıştı. Korsan faaliyetlerin artması sonucu Osmanlı donanması, 1645'te Girit'i kuşatmış ve 1669'da Girit Adası tamamen Osmanlı yönetimine geçmişti.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Osmanlı Devleti, 24 senelik bir kuşatma sonucunda Girit'e hâkim olmuştur. Bu uzun kuşatma sırasında Venedik, karşı hamle yaparak Boğazlar ve çevresini abluka altına almış ve bunun sonunda İstanbul'da büyük bir kıtlık yaşanmıştır.


Kutsal İttifak Osmanlılara Karşı

Osmanlı Devleti, Köprülüler Dönemi'ndeki fetihlerle yeniden güç kazanmıştı. Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'dan sonra sadrazam olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da fetihleri devam ettirmek istedi. Merzifonlu; Avusturya, Lehistan, Venedik ve Rusya ile ayrı ayrı yapılan savaşlarda elde edilen başarılara güvenerek genişleme siyaseti gütmüştü.





Orta Macaristan'da Protestan Macarların lideri konumundaki Tökeli İmre; Avusturya'ya karşı Osmanlı'dan yardım isteyince Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Viyana üzerine sefere çıktı. Avusturya Kralı Leopold'un (Liopolt) Osmanlılara karşı yardım istemesi üzerine Lehistan, Venedik ve Alman prenslikleri bu yardım talebine olumlu cevap verdi. Osmanlıların aslında bütün Hristiyan dünyasını hedeflediğini söyleyen papa, Avrupa devletlerini kutsal bir çatı altında toplamayı amaçladı ve bunda da başarılı oldu. Fransa doğrudan katılmasa da sessiz kalarak dolaylı bir şekilde bu ittifaka destek verdi. 1683 yılında gerçekleşen II. Viyana Kuşatması'nda bazı komutanların Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ya tam destek vermemesi nedeniyle Viyana önlerinde Osmanlı ordusu bozguna uğradı.

II. Viyana Kuşatmasının başarısız olmasında Avusturya'ya gelen desteklerin yanında Viyana'nın dört taraftan kuşatılmayacak kadar büyük olması da etkili oldu . Bununla birlikte Osmanlı ordusunda lojistik ve disiplin sorunları da vardı. Orduda ganimet hırsıyla hareket eden askerler asıl işlerini yapmayı bıraktı. Osmanlı askerleri Viyana'nın konumu sebebiyle güçlerini bir noktada toplayamazken rakipleri tek bir merkez etrafında savunma yapabiliyordu. Sefer yolunun uzaklığı nedeniyle kuşatmaya hafif toplarını götüren Osmanlı, ateş gücü bakımından düşmanının gerisinde kaldı. Ayrıca Osmanlı ordusunda zahire kıtlığı görülmeye başlamış, süvarilerin atlarına ve topları çekecek öküzlere bile yem verilemez olmuştu. Bütün bunlara rağmen savaşın kaderini değiştiren asıl olay Lehistan kralının Bavyera ve Saksonya kuvvetleriyle birleşerek beklenenden önce Viyana önlerine gelmesi ve Osmanlı ordusunu iki ateş arasında bırakması oldu.

Osmanlı ordusunun Viyana önlerinde bozguna uğraması, Avrupa'da heyecana yol açtı. Osmanlı'yı Avrupa'dan atma zamanının geldiğini düşünen papanın teşvikiyle Avusturya, Lehistan, Rusya, Venedik ve Malta'nın da dahil olduğu Kutsal İttifak kuruldu. Osmanlı Devleti, bu ittifakta yer alan devletler ile aynı anda savaşmak zorunda kaldı.

Lehistan daha önce Osmanlılara kaybettiği toprakları geri almanın yanı sıra Boğdan'ı, Akkirman ve Kili gibi Osmanlı kalelerini almak istiyordu. Ancak pek çok cephede aynı anda savaşan Osmanlı ordusu karşısında Leh birlikleri sadece Boğdan'ın bazı bölgelerini ele geçirebilmiştir. Kırım topraklarına saldıran Ruslar ise Tatarlar'ın direnişi karşısında ilk başta başarısız olsa da kara ve denizden yaptığı kuşatmayla 1696 da Azak kalesini ele geçirdi. Avusturya ile yapılan savaşlar sonucunda Sofya'ya kadar olan bütün Osmanlı toprakları Avusturya tehdidi altında kaldı. 1687'de Mora'yı işgal eden Venedik; Papalık, Malta ve Floransa donanmalarının desteğiyle Sakız Adası'nı ele geçirdi. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa'nın sadrazamlığında toparlanan Osmanlı Devleti, Belgrad ve Niş'e tekrar hâkim oldu. Fakat 1691'de Salankamen'de ve 1697'de Zenta'da yenilgiye uğrayan Osmanlı Devleti, 1699 yılında Karlofça Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı.

ÖRNEK METİN
Köprülü Fazıl Mustafa Paşa
Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, 1689-1691 yılları arasında sadrazamlık yapmıştır. İstanbul'da iyi bir medrese öğrenimi görmüş, devlet kademelerinde önemli vazifelerde bulunmuştur. Devletin zorluklar yaşadığı bir dönemde II. Süleyman, Fazıl Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getirmiştir. Ağır vergilerin bir bölümünü kaldıran Paşa, Yeniçeri Ocağı'nı düzene koymuştur. İleri görüşlü bir devlet adamı olan Fazıl Mustafa Paşa II. Macaristan Seferi'nde Salankamen Savaşı'nda ordunun önünde hücum ederken şehit düşmüştür. Merkezî yönetimde ve orduda yaptığı düzenlemelerin yanı sıra ülke içindeki Hristiyanların yaşam koşullarını iyileştirmek için büyük çaba harcamış, âyanların güçlenmesini engellemiştir.
Ş. Tufan Buzpınar, “Mustafa Fazıl Paşa”, s.301-302'den düzenlenmiştir.


Karlofça Antlaşması ile Kutsal İttifak'a karşı on altı yıl süren savaşlar sona erdi. Bu antlaşmayla Avusturya, Temeşvar hariç Macaristan ve Erdel'i aldı. Lehistan'a Podolya ve Ukrayna; Venedik’e Mora ve Dalmaçya kıyıları bırakıldı.

XVII. yüzyılın başında Avusturya İmparatoruna, Roma Sezarı şeklinde hitap etmeyi kabul eden Osmanlılar için Macaristan ve Tuna boylarının kaybı, dış siyaset ve diplomaside yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Müzakerelere katılan Rus temsilci, tam yetkili olmadığı gerekçesiyle Karlofça Antlaşması'nı imzalamamıştır. Daha sonra Rusya ile 1700 tarihinde İstanbul Antlaşması yapılmıştır. Bu antlaşmaya göre Karadeniz kıyısındaki Azak Kalesi Rusya'ya bırakılmış ayrıca Ruslar İstanbul'da daimî elçi bulundurma hakkı kazanmıştır.




YORUMLAYALIM
Karlofça’yla Değişen Siyaset
Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması ile ilk defa yabancı devletlerin (İngiltere ve Hollanda) ara buluculuğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu kabullenme bir zamanlar hiçbir devleti kendisi ile eşit görmeyen Osmanlı için önemli bir itibar kaybıdır. Aynı zamanda ilk büyük toprak kaybının da yaşandığı Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti, bir daha toparlanamayacağı uzun bir savunma dönemine girmiştir. Diplomatik açıdan da güç ve itibar kaybeden Osmanlı Devleti, Karlofça'da ilk kez müzakere yoluyla bir antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır. Oysa daha önceki dönemlerde diplomaside üstün olan Osmanlı, sürekli olarak kendi şartlarını kabul ettirip antlaşmalarda belirleyici taraf olmuştur.
Uğur Kurtaran, Osmanlı Avusturya Diplomatik İlişkileri, s.112'den düzenlenmiştir.
Karlofça Antlaşması'nın Osmanlı diplomasisine etkileri nelerdir?


Karlofça Antlaşması Sonrası Dış Siyaset


Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşmasından sonra Avrupalılar için tehlike olmaktan çıkmaya başlamıştır. Bu antlaşmadan sonra Osmanlı Devleti daha önceki dönemlerde önem vermediği İngiltere, Hollanda ve Fransa gibi Avrupalı devletlerin siyasetlerinin etkisinde kalmaya başlamış ve denge siyaseti izlemek zorunda kalmıştır. XVII. yüzyıldan sonra Protestanlar arasında da Haçlı zihniyeti zayıflamış ve İngiltere, İsveç, Hollanda gibi devletler; Osmanlılarla iyi ilişkiler kurma politikası izlemiştir. İngiltere ve Hollanda gibi sömürgecilik faaliyetlerine hız veren devletler için de Osmanlı Devleti ile iş birliği yapmak çok önemli hâle gelmiştir. Buna karşın Osmanlı Devleti de Almanya, Lehistan, Rusya ve Venedik ile olan mücadelesinde Fransa dışında başka devletlerle de iş birliği yapmanın gerekliliğini görmüştür.


Birden çok Avrupa Devleti ile aynı anda savaşacak güce sahip olmayan Osmanlı Devleti, bu dönemde Avrupa siyasetindeki mevcut duruma göre dönemin durum ve şartlarını menfaatleri doğrultusunda gözeterek konjonktürel ittifaklar kurmuştur. Osmanlı Devleti’nin Karlofça’da kaybettiği toprakları geri alma düşüncesi 1718 Pasarofça Antlaşmasına kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı, barış politikası benimsemek zorunda kalmıştır. Osmanlı Devleti bu süreçte sadece 1736-1739 tarihleri arasında Rusya ve Avusturya ordularıyla savaşmışsa da savaşı başlatan taraf olmamıştır. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar tarihinin en uzun barış sürecini yaşamış olan Osmanlı Devleti, barışı korumak için Avrupa devletlerinin kendi aralarında yaptıkları Veraset ve Yedi Yıl savaşlarını bile değerlendirmeyi düşünmemiştir. Hatta bu süreçte Fransa'nın, Rusya ve Avusturya’ya karşı ittifak teşebbüslerine bile karşılık vermemiştir. Çünkü Fransa, yaptığı diplomatik hamlelerle Osmanlı'nın güvenini sarsmış bu yüzden de Osmanlı Devleti, Avrupa'nın yükselen gücü Prusya'ya yaklaşmak istemiştir.

XVIII. yüzyılın ilk yarısında Osmanlıların Avusturya'ya yönelik politikalarının amacı diğer Avrupalı devletlerle yapılan mücadelede Avusturya'nın tarafsız kalmasını sağlamaktır. Bu yüzyılda gücünü kaybeden Venedik, kendisi için asıl tehlikenin Osmanlı Devleti değil Hristiyan âlemi olduğunu düşünmüştür. Avrupa'da doğal sınırlarına ulaşan Fransa, Avusturya ile mücadelesi sebebiyle Osmanlılarla iyi geçinme politikaları üretmiştir. XVIII. yüzyılın ilk yarısında Rusya'nın saldırgan politikası sonuç vermemiş fakat yüzyılın ikinci yarısında Rusya, Osmanlı Devleti'ne büyük zararlar vermiştir.

ARAŞTIRALIM
Osmanlı Devleti'nin XVIII. yüzyılda Avrupalı devletlere karşı izlediği siyasetin genel özellikleri nelerdir? Elde ettiğiniz sonuçları sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası