YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

3.2. TIMAR SİSTEMİ

3.2. TIMAR SİSTEMİ

“Memleket tutmak için çok asker ve ordu lazımdır, askerini beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerekir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır, bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır. Dördü birden ihmal edilirse beylik çözülmeye yüz tutar”

TARTIŞALIM

Kutadgu Bilig’e göre bir devletin yıkılmasını engellemek için hangi unsurlara dikkat edilmelidir?

Osmanlı Devleti; Balkanlar, Anadolu, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'yı fethettiğinde farklı ekonomik sistem ve çeşitli kültürlere sahip toplulukları da bünyesine katmıştır. Bu toprakların idaresi ve merkezî otoritenin bu bölgelerde de sağlanması için bir sistemin oluşturulması gerekmiştir. Oluşturulacak sistem hem merkezden uzak toprakların idaresini hem de toprağın işlenmesini sağlamıştır. İşte Osmanlı Devleti daha önce de Büyük Selçuklu ve Memlûklular gibi devletler tarafından kullanılan toprak sistemini geliştirip tımar sistemini ortaya çıkarmıştır.

Tımar; geçimleri veya hizmetlerine ait masrafları karşılamak üzere bir kısım asker ve memura, vergi toplama yetkisinin devredilmesi anlamına gelmektedir. Tımar sahiplerine ise “ehli tımar veya Tımarlı Sipahi” denilmektedir. Tımar sisteminin uygulanması, dönemin şartları gereğidir. Paranın kullanımı ve naklî, günümüzdeki kadar gelişmediği için merkezî hâzineye alınması gereken vergiler hem nakit hem de ürün olarak toplanmıştır. Toplanan bu vergilerin bir kısmı bölgedeki devlet görevlilerinin maaşlarını karşılamak için bırakılmış ve kalan kısmı hazineye aktarılmıştır.

Osmanlı köylüsünün devlete ödediği en önemli ve en yaygın vergi, ürettiği tahıldan alınan öşür vergisidir. Köylü bu vergiyi ürün olarak ödemiştir. Vergilerin nakde çevrilmesi ve merkezde toplanması zor olduğu için Osmanlı Devleti tarım gelirlerinin büyük kısmını sipahilere tımar olarak vermiştir. Böylece Tımarlı Sipahiler aracılığıyla vergilerin tahsil edilmesi sağlanmıştır.

Tımar sisteminin uygulanmasında ilk aşama, fethedilen herhangi bir bölgenin tahririnin yapılarak vergi gelirlerinin belirlenmesidir. Bu gelirler, farklı büyüklükte parçalara ayrılarak ilgili şahısların rütbe ve mevkilerine göre dirlik olarak verilmiştir. Tımar sistemi içerisinde yer alan bu dirlikler gelir durumuna göre has, zeamet ve tımar olarak üçe ayrılmıştır.

CEVAPLAYALIM

Osmanlı Devleti'nin, tımar sistemini uygulamasındaki amaçları nelerdir?

DİRLİKLER
Yaptıkları hizmet karşılığında devlet görevlilerine ve savaşlarda yararlılık gösteren askerlere tahsis edilen gelir kaynaklarına dirlik adı verilir.
HAS
ZEAMET
TIMAR
Yıllık geliri 100 000 akçeden fazla olan dirliklerdir. Padişah ve üst derecede görev alan devlet adamlarına verilmektedir. Has sahipleri, dirliğinin her 5 000 akçesi için sefere bir cebelü (atlı asker) göndermekle mükelleftir.Yıllık geliri 20 000 ile 100 000 akçe arasında olan dirliklerdir. Zeametler genellikle orta dereceli subaşı, kadı gibi devlet memurlarına verilirdi. Zeamet sahipleri dirliğinin her 5 000 akçesi için sefere bir cebelü gönderirdi.
.J
Yıllık geliri 20 000 akçeye kadar olan dirliklerdir. Savaşlarda yararlılık gösteren askerlere verilirdi. Tımar sahibine Tımarlı Sipahi denirdi. Gelirin ilk 3 000 akçesine kılıç denir ve kılıç hakkı Tımarlı Sipahi'ye aittir. Bunun dışındaki her 3 000 akçesi için Tımarlı Sipahi bir cebelü yetiştirmek zorundadır.
Osmanlı Devleti'nin tarım gelirlerinin büyük bir kısmı tımar sistemi içerisinde değerlendirilmiştir. Buna göre devlet, ziraattan alacağı vergiyi doğrudan asker olan tımar sahiplerine bırakmıştır. Tımarlı Sipahi, toprak üzerinde yaşayan reayadan, devletin belirlediği vergiyi toplama yetkisine sahiptir. Ancak toprağın mülkiyeti devlete aittir. Bu sistemde, Osmanlı Devleti vergi toplamak için masraf yapmamış, bu görevi Tımarlı Sipahi'ye vermiştir. Bununla birlikte Tımarlı Sipahiler, padişahın taşradaki temsilcileri olarak idari yöneticilik görevi de yapmıştır.


YORUMLAYALIM-Tahrir


Osmanlı Devleti'nde, tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerde yapılan sayımlara “tahrir” adı verilir. Tahrir yapmanın esas amacı, eyaletlerdeki nüfus ve gelir kaynaklarını tespit etmek ve bunları devlet görevlilerine, şahıslara ve vakıflara hizmetleri karşılığında; maaş, mülk ve gelir olarak dağıtmaktır. Gelirlerin bu yolla dağıtımı Osmanlılara, merkezî hazineden ödeme yapmaksızın ordu beslemesini, topluma her türlü sosyal hizmet götürmesini kolaylaştırmıştır. XV. yüzyılın ilk dönemlerinde başlayan tahrirler, 20 ile 30 yıllık aralarla XVII. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Bir bölgenin fethi, yeni bir padişahın tahta geçmesi veya savaş, afet gibi gelir toplama ve dağıtımında meydana gelen değişiklikler, yeni bir tahririn yapılmasını gerektiren sebeplerdendir. Tahrir işlemi yapıldıktan sonra iki ayrı deftere kayıt yapılmıştır (Acun, 2002, s.899-908'den düzenlenmiştir).

Tahrir işleminin devlete sağladığı faydalar neler olabilir?


111 Numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrîr Defterine (Kanûnî Devri) Ait Bir Kayıt.

“Mezkûr karyede her haneden sekizer akça alınur ve her inek- den beş akça alınur ve her koyundan ve keçiden buçuk akça alınur ve sertagar her beş tagardan buğdaydan ve arpadan altı akça alınur ve cevzekadan ve simsimden her tagardan iki akça alınur ve siteviden ve sayfiden altıdan bir alınur ve cüllah cumesinden beş akça alınur. Sahh. Ve her dişi eşekden iki buçuk akça alınur. Sahh"



cevzekanınpamuk kozasıcüllahdokumacı
tagarbuğday ölçüsücumetamamı
simsimsusamsahhdoğrudur, yanlışsız.
sitevikışlık sebzeKaryeköy
sayfiyazlık sebzemezkûrönceden zikredilen
akçaOsmanlı parasıserbaş, kafa


Tahrir kaydını incelediğinizde o dönemle ilgili hangi bilgilere ulaşılabilir?


Osmanlı Toplumunda Askerîler ve Reaya


Osmanlı Devleti’nde idari sisteme bağlı olarak bugünkü manada hem askerlik hizmeti yapanlar hem de memur statüsünde bulunanlar askerî sınıfı oluştururdu. Bu sınıfa mensup beylerbeyi, sancakbeyi, Tımarlı Sipahi gibi kişiler vergi vermez ve yaptıkları askerlik hizmetleri karşılığı bir yerin veya köyün vergisini toplama yetkisine sahip olurdu. Vergi veren şehir, kasaba ve köy ahalisi ile konar-göçerlere ise “reaya" denirdi.

Osmanlı Devleti'nde, askerî ve reaya ayrımı, tımar sisteminin siyasi ve ekonomik temellerine dayanmaktadır. Tımar sistemi içerisinde yer alan reayanın ve Tımarlı Sipahi'nin bir takım sorumlulukları bulunurdu. Osmanlı köylüsünün devlete ve sipahiye karşı görevlerinin sınırları kanunlarla belirlenmişti. Bu görevleri dışında reayanın karşılıksız çalıştırılması yasaktı. Köylü, kendisine tahsis edilen toprağı işlemek ve vergisini sipahiye ödemekle yükümlüydü. Köylü, keyfî olarak tarlasını boş bırakamaz, çiftini, çubuğunu terk edip bir başka memlekete gidemezdi. Devletin sosyo-ekonomik, üretim ve askerî yapısını bozacağı için köylünün keyfî hareket etmesine asla müsaade edilmezdi.


CEVAPLAYALIM

Osmanlı Devleti'nde keyfî olarak toprağı ekip biçmeyen köylünün elinden arazinin alınmasının nedenleri nelerdir?


Tımarlı Sipahi; reayadan kanunnamelerde belirtilen oranlardan fazla vergi talep edemezdi. Ayrıca ürün olarak ödemesi gereken vergiyi nakit olarak alamaz veya ürünü daha uzak pazarlara götürmesini köylüden isteyemezdi. Bu sistemin denetlenmesi kadıya aitti. Böylece Tımarlı Sipahilerin, toprak ve köylü üzerindeki yetkileri hukuk çerçevesine alınmıştı.

Sipahi ile köylünün hak ve görevleri kanunnamelerle tespit edilerek aralarındaki ilişkiler denetim altında tutulmuştur. Köylünün sipahiden gelebilecek bir haksızlığa karşı direnme hatta kuvvetle karşı koyma hakkı meşru kabul edilmişti. Sipahiler, üretimin yükselmesi için gerektiğinde köylüye tohumluk zahire ya da nakit yardımında bulunur ve tüm toprakların ekilmesine dikkat ederdi.


Tımar topraklarının devlet mülkü olması nedeniyle miras bırakılması, satılması, kiraya verilmesi, vakfedilmesi ve bağışlanması yasaktı. Tımar toprakları, sipahinin ve köylünün elinden keyfî olarak alınamazdı. Ancak sipahi sefere katılmazsa devlet o senenin gelirini ondan alırdı. Bu şekilde Tımarlı Sipahilerin merkezî otoritenin aleyhine toprak ve mevki kazanmaları ve ayrı bir toprak aristokrasisi oluşturmaları önlenmişti. Bu durum merkezî otoritenin taşrada güç kazanmasını sağlamış ve Tımarlı Sipahiler taşrada merkezî otoritenin temsilcisi olmuştu.

Tımar sisteminin bu faydalarının yanında askerî yönü de önemliydi. Osmanlı ordusu içinde eyalet ordusu denince öncelikle Tımarlı Sipahiler akla gelirdi. Bunlar, XVII. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı ordusunun en büyük bölümünü oluşturan atlı askerlerdi. Osmanlılar, devlet gelirlerinin tamamını merkez hazinesine alıp maaş olarak askerlere dağıtmak yerine, daha pratik bir yol olan tımar sisteminin askerî yönünü geliştirmişti. Tımarlı Sipahi, vergi toplayarak hem kendini geçindirmek hem de tımarın büyüklüğüne göre cebelü adı verilen askeri yetiştirmek zorundaydı.


BİLİYOR MUSUNUZ?

Moğolca; silah, zırh anlamına gelen “cebe” kelimesinden Türkçe “-lü” ekiyle türetilen cebelü; zırhlı, teçhizatlı asker demektir.

Tımar sahipleri, savaş zamanında hazırladıkları cebelülerle birlikte sefere katılırdı. Seferlere katılmayan sipahilerin dirlikleri ellerinden alınır, idam da dâhil çeşitli cezalara çarptırılmaları söz konusu olabilirdi. Sancaklara dağıtılan Tımarlı Sipahiler, sancakbeyinin emri altındaydı. Seferler sırasında sipahilerin onda biri, bulundukları bölgenin korunması, asayişin sağlanması ve günlük işlerin görülmesi amacıyla geride bırakılır böylece üretimin devamlılığı sağlanırdı.

Osmanlı Devleti'nin asıl savaş gücünü, eyalet askerleri yani Tımarlı Sipahilerin de içinde olduğu askerî birlikler teşkil etmiştir. Böylece devlet tımar sistemi sayesinde her an savaşa hazır büyük bir askerî kuvvet bulundurmuştur. Osmanlı Devleti'nde Tımarlı Sipahilerden başka yine eyalet askeri statüsünde akıncılar, deliler, yörükler, beşliler, yayalar ve müsellemler gibi yardımcı kuvvetler kullanılmıştır. Bu kuvvetler daha çok öncü, geri hizmet ve kale kuvvetleri şeklinde görevlendirilmiştir.


ÖRNEK METİN- Deliler

Mecazen korkusuz, gözü pek, atılgan anlamında kullanılan deli kelimesi, tarih terimi olarak delice cesaret ve atılganlıklarından dolayı bir askerî zümreyi ifade ederdi. Bunlar, şecaat ve cesaretleriyle meşhur olup düşmana korkusuzca saldırmaları ve gözlerini budaktan esirgememeleri nedeniyle deli olarak adlandırılmıştı. Deliler, sefere ordunun önünde gider, savaş sırasında düşman saflarını yarar, düşman ordusunda esirler alarak onlar hakkında bilgi edinilmesini sağlardı. Savaşlarda hızlı hareket etmeleri gerektiği için ağır zırh ve silahlar kullanmaz, genelde hafif piyade silahları ve zırhları kullanırdı. Deli zümresine mensup süvariler, silah olarak eğri pala, mızrak ve atlarının eyerine takılmış bozdoğanlar kullanırdı. Bir delinin ayırt edici özelliği, sıradışı ve süslü kıyafetiydi. Deliler; benekli sırtlan, samur, kaplan, leopar veya kar leoparı derisinden yapılmış, üzerinde kartal kanatları ve tüyleri takılmış gösterişli bir başlık kullanırdı. Üzerlerine ise sırtlarını kapatacak şekilde leopar, kaplan veya aslan postunu geçirirdi (Gündüz, 2012, s.170'ten düzenlenmiştir).



Yeniçeri Ocağı ve Tımarlı Sipahiler

Osmanlı Devleti, Orta Doğu ve Doğu Avrupa'daki ekonomik, sosyal ve kültürel yapıyı değiştirmeden korumayı başarmıştır. Bu yapıyı nasıl ve hangi amaçlarla korumaya çalıştığı önemlidir. Bu bölgelerde uygulanan sıkı idari, mali ve sosyal politikalar sayesinde Osmanlı Devleti, tarım ve ticaret faaliyetlerini artırmıştır. Askerî ve adli kurumlardaki teşkilatlanma da bu doğrultuda geliştirilmiştir.

Osmanlı Devleti'nde askerî güç olarak eyalet askerleri ve yeniçeriler etkin bir şekilde kullanılmıştır. Merkezde Kapıkulu askerleri ile eyaletlerde Tımarlı Sipahilerden oluşan Osmanlı ordusu, XVI. yüzyılın sonlarına kadar dünyada önemli düzenli ordulardan olmuştur. Askerî eğitim alarak yetiştirilen Tımarlı Sipahiler hem tarım ekonomisini hem de bölge halkının mal ve can güvenliğini korumuştur. Büyük çoğunluğu İstanbul'da bulunan yeniçeriler ise daha çocuk yaşta başlayan özel bir askerî eğitimle yetiştirilmiş seçkin askerlerden oluşmuştur.

Devletin şehir ve kasabalarında belirli süreler için görevlendirilen yeniçeriler, buralarda halkın can ve mal güvenliğini, sosyal, kültürel ve hukuki haklarını kanunlara göre korumuştur. Böylece şehir ve kasabalarda el sanatları ve ticaret için güven ve barış ortamı sağlamıştır. Tımarlı Sipahiler ise taşradaki köylü, esnaf ve memurun hukuki haklarının korunmasından ve güvenliklerin sağlanmasından sorumludur. Asayiş ve güvenliği sağlamak için birinci derecede sorumlu olan yeniçeriler ve Tımarlı Sipahiler, sahip oldukları askerî, hukuki, idari görev ve yetkileri ile merkezî devletin otoritesini temsil etmiştir.

Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde devşirme kökenli askerî sınıf, merkezî otoritenin kurulmasında etkili olmuştur. Bu otorite kurulurken devşirme kökenli yeniçeriler ve yöneticiler, Tımarlı Sipahilere karşı bir denge unsuru oluşturmuştur. Osmanlılar, bu askerî gruplardan herhangi birisinin imtiyazlı ve güçlü bir sınıf hâline gelmesine izin vermemiştir.


CEVAPLAYALIM


Osmanlı Devleti, kapıkulları ile Tımarlı Sipahiler arasında denge kurarak neleri amaçlamıştır?

Koçi Bey’e Göre Yeniçeri ve Tımarlı Sipahiler

(...) Bunca kalelerin ve memleketlerin fethedilmesi zeamet ve tımar erbabının desteğiyle olmuştur. Aralarında bir tek yabancı kişi olmayıp tamamı ocak ve ocakzadelerdi. Tımar erbabından yararlılığı görülmeyene, sefer-i hümayunda terakki olunmazdı. Tımar erbabının her biri zeamet ve tımarları olan sancaklarda oturup bayraklarının altında bulunurlardı. Başka yerde olmaları imkânsız ve yasaktı. Böyle olmasının sebebi şudur ki: Her sancağın sipahisi her zaman orada mevcut bulunup bir köşede düşman peyda olsa hepsi üç günde hazır ve amade olur; her ne tarafa gitmek icap etse o tarafa koşup teşekküre değer hizmetler var ederlerdi.

Altı bölük halkı, yeniçeriler, cebeciler, topçular ve diğer ocaklarda olan kullar belirli ve hazineden kararlaştırılmış maaşı olup fazla veya noksan kabul etmezdi. Bunların zeamet ve tımar erbabı olan sipahilerle alakası yoktu. Yeniçeri taifesi genellikle erginler olup hepsi ocaklarında mevcuttu. İstanbul'dan dışarıda bir tek yeniçeri olmazdı. Sefere gelmemekten veya eşkıyalık yüzünden birinin ulufesi kesilirse bundan sonra düzeltilme ihtimali olmazdı. Velhasıl Kapıkulu kapıda, tımar erbabı da tımarlarında otururdu, başka yerlerde olmaları kanun değildi (Koçi Bey Risaleleri, 2008, s.32-40'tan düzenlenmiştir).


YORUMLAYALIM

Tımarlı Sipahiler ile yeniçerilerin özellikleri nelerdir? Karşılaştırınız.
Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası