BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası

TÜRKLERDE SPOR

TÜRKLERDE SPOR

Eski Türklerde spor; Hun, Harzemşahlar, Samanoğulları, Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğu ve diğer Türk devletlerinde büyük aşamalar kaydederek yapılmıştır. Bu sporlar şöyledir:

“Güreş, avcılık, atıcılık, binicilik, kılıç, okçuluk, yaya koşuları, atlama, sıklet kaldırma ve lobut atma, gürz ve topuz kullanmak, cirit, çöğen, gökbörü, tepük, tomak, kayak, matrak” gibi sporları Türkler severek yapmışlardır.

 

GÜREŞ

Güreş Türklerde en eski spor türlerinden biri olup, ata sporlarımızdandır. Kültürel özellik taşıyan güreşlerimiz şunlardır: Karakucak, yağlı, aba, şalvar ve Kırım Türklerinin aba güreşine benzeyen fakat farklılık gösteren güreşlerdir. Çeşitli Türk lehçelerinde güreş sözcüğü farklı şekillerde söylenmiştir. Gerek ülkemizde gerekse diğer Türk diyarlarında güreş yapanlara pehlivan veya pehlevan denilmektedir.

 

OKÇULUK

Dünyanın en eski silahlarından biri olan okçuluğa Türkler büyük önem vermişlerdir. Ok ve yayın Türklerde kutsal bir niteliği vardır. Ok ve yay üzerine edilen yeminlerin özel bir önem taşıdığı bilinmektedir. Okmeydanı’nda her Pazartesi ve Perşembe günü, kalabalık bir seyirci kitlesi önünde atışlar yapılırdı. Padişah, ok ve mızrak atışlarında mükâfat verirken, sporculardan paraya ihtiyacı olmayanlar geriye çekilerek ihtiyaç sahibi arkadaşlarını öne çıkarırlar ve anlamlı bir dayanışma örneği verirlerdi.

 

AVCILIK

Avcılık, Türklerin binlerce yıllık geçmişine sahip sporlarındandır. Eski Türklerde avın değişik bir yeri ve anlamı vardı. Av için alıştırılmış kartal, şahin, doğan gibi yırtıcı kuşlarla, tazı ve zağar cinsi köpeklerde yaya ve at üzerinde yapılan ve “siğir” adı verilen sürek avları Türklerin sosyal hayatlarında çok önemli bir yer tutmuştur. Eski Türkler avcılığı, beslenme ihtiyaçlarını gidermek ve savaşa hazırlayıcı bir idman olarak kabul etmişler, savaşlardan önce büyük sürgün avları düzenlemişlerdir.

 

BİNİCİLİK

Atı ehlileştiren ve ata ilk binen Türklerdi. Kaşgarlı Mahmud’un “At Türk’ün kanadıdır” sözü, Türklerin bu asil hayvana ne gibi bir gözle baktıklarını, ona ne kadar büyük bir değer verdiklerini pek güzel ifade ediyor. Türkler, daha beşikte iken binicidir. Ölenlerin adına at koşuları yapma töresi vardı. Atlara eskiden beri isim koymak da, Türk törelerindendir.

 

AT YARIŞLARI

İki türlü at yarışı vardı. Bunlardın biri, sırf “yarışma” gayesi ile yapılan yarışlardı. Bu çeşit yarışma, düğünlerin, toyların, ölü aşlarının, şenliklerin başlıca süslerinden biri idi. Diğer türlü yarışlar ise, “savaşma” gayesi ile yapılırdı. Bazen iki ordu savaş için karşılaşınca, karşılıklı bir anlaşma yapılırdı. Çoğu zaman da iki taraftan birer pehlivan veya savaşçı çıkar ve temsili bir “savaş güreşi” yapılırdı. Hangi tarafın güreşçisi galip gelirse, o taraf zaferi elde etmiş olurdu.

 

CİRİT

Cirit, Türklerin çok eskiden beri bilinen ve davul zurna eşliğinde yapılan atlı savaş sporlarından birisidir. Mızrağın savaş aleti olduğu zamanlarda, atalarımız cirit oynayarak mızrak idmanlarına daha iyi hazırlanıyorlardı. Cirit, gözüpek, korkusuz yiğidin yetiştirilmesini, ata, savaşa, kana, yiğidin ve atın alıştırılmasını sağlayan bir oyundur.

 

ÇÖĞEN

Çöğen, günümüzde “polo” adıyla tanınan, atla oynanan bir spor olup, Türklerin ünlü bir oyunudur. Çöğen, ekseriya altışar veya dörder kişilik karşılıklı iki ekip halinde ve at üzerinde geniş ve düz bir meydanda oynanır. Çöğen denilen ucu eğri, çengelli ve sapı 1.30 m civarında bir değnekle oynanır. Oyundaki amaç, hakemin saha ortasında yere koyduğu topu (tepük), yarımşar saatlik devreler içinde, karşı takımın kalesine sokarak veya muayyen hedefe isabet ettirerek fazla sayı yapabilmektir.

 

GÖKBÖRÜ

Gökbörü oyunu da, Türklerin eski ve milli oyunlarından birisidir. Cirit gibi atlı bir spor olan Gökbörü oyununun esası, at salıp koşarak oğlağı kapmaktır. Oyundaki oğlak, başı ve ayakları kesilerek içine saman doldurulduktan sonra karnından dikilir ve o gece su içinde bırakılır. Böylece hayvanın ağırlığı otuz kırk kiloyu bulur.

 

TEPÜK

Tepük (futbol) oyununun, Türkler tarafından ne zaman oynandığı kesin olarak tespit edilememiş ise de, bu oyunun Orta Asya’da oynandığını Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lügati’t-Türk adlı eserinden anlamaktayız. Adı geçen eserde, “Kurşun eritilerek oval şeklinde kalıplara dökülür ve üzerine keçi kılı, keçe veya başka bir şey sarılır. Bu büyükçe topla ayakla teperek oynanır” demektedir.

 

KAYAK

Tarihi kaynaklar, Türklerin kayak yaptıklarını belirtmektedir. Türkler, kayak sözcüğü yerine, “çana” sözcüğünü, kızak yerine de “çanak” sözcüğünü kullanıyorlardı. Türkler, kemikten veya tahtadan patenleri ayaklarına geçirerek kışın en soğuk günlerinde bile, samur ve sincap avlayıp bunların ticaretini yapıyorlardı.

 

MATRAK

Matrak oyununun birçok çeşidi olmakla birlikte asıl bilinen türü günümüzdeki eskrim gibi uyumlu ve tartımlı hareketlerle dans eder gibi yapılanıdır. İki kişi arasında, bir çeşit gösteri gibi sunulan bu oyunda rakiplerin her birinin elinde bir tahta kılıç, ötekinde kalkan yerine yuvarlak bir yastık bulunurdu. Matrak oyunu 160 çeşit oyunu ihtiva etmektedir. Bunlardan en ünlüleri: kesme, bağla, sanı, bagal, sürme, kulak, bağla-top, top-kafa adını taşıyan hareketlerdir.

 

TOMAK

“Tomak” sözlük manası itibarı ile, ağaçtan yapılan top anlamına gelir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Enderûn-ı Hümayûn’da oynanan oyunlardan birisidir. Bu oyunu oynayan sporculara “Tomakçı” adı verilirdi. Tomak, bir ipin ucuna takılmış meşin bir topla oynanmaktadır. Taraflar tomaklarla birbirlerine saldırırlar. Tomak topu, içi kar keçesi ile sıkıca doldurulmuş, dolu olan tarafı yassı ve kamçı biçiminde örülmüş uzantısı ile elle tutma yeri bulunan, saplı bir araçtır. Bu oyunda amaç, Tokmak topunu rakibin sırtına vurmak, savunma ve atak sırasında çabukluk ve beceri göstermektir.

 

 

KIZBÖRÜ

Gökbörü oyununun evlenme törenlerinde yapılan türüne, kolbörü ya da kızbörü adı verilirdi. Bu oyunda da kesilmiş oğlak, gelin tarafından kaçırılır, damat ve diğer delikanlılar onu kovalar ve gelin oğlağı kaptırmamaya çalışırdı. Bu oyun çoğu kez gelinin iyi bir binici, iyi savunucu ve güçlü bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamak amacıyla düzenlenirdi.

 

 

BEYGE

Beyge oyunu, kasaba ve köylerdeki evlenme çağına gelen genç kızlar için evlenmeye talip olanlar arasından seçim yapmak üzere oynanan bir oyundur. Bütün taliplilere, yapılacak yarışmanın gün, saat ve yeri bildirilir. İster taliplileri, isterse kızı sevip de herhangi bir nedenle talip olmaya cesaret edemeyen gençler de atlarına binerek bu yere toplanırlar. Kız, en iyi ve süratli koşan ata bindirilir. Verilen işaretle kız atını dörtnala sürer, gençler de onu kovalamaya başlarlar. Kızı eş olarak almak isteyen gençler arasında başlayan yarış, onu yakalayıp atın terkisine alarak halkın toplandığı yere getirmesiyle sona erer.

 

SEĞİRTMENLİK - KOŞU

Eski Türklerdeki geleneklerden biri de yaya koşularıdır. Berlin Müzesinde bulunan bazı tabletlerde, Türklerde yaya koşuları hakkında bilgilere rastlanmaktadır. Eski Türklerde, yaya yarışlarına, “seğirtme” denirdi. Kırgızlarda çocukların doğumunda, kadınların da katıldığı uzun mesafeli koşu yarışları yapılırdı. Bunun yanında Türklerin dayanıklılık koşuları, tek ya da çift ayakla hız alarak veya almayarak uzun atlama yarışları düzenledikleri belgelerde yer almaktadır.

 

CÜNDİ

Cündi sözcüğü Osmanlılarda yalnız hünerli biniciler için kullanılmıştır. Eski Türkler kızbörü, gökbörü, beyge, çevgen ve cirit oyunlarıyla binicilikte ustalaşmışlardı. Cündilik Osmanlılarda usta binicilerin yetiştiği ve yarıştıkları bir teşkilat olmuştur.

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI