YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

1.5. FETİHLERDEN SAVUNMAYA

1.5. FETİHLERDEN SAVUNMAYA

  • 1711 Prut Antlaşması
  • 1718 Pasarofça Antlaşması
  • 1730 Patrona Halil İsyanı
  • 1732 Ahmet Paşa Antlaşması
  • 1739 Belgrad Antlaşması 1746 Kerden Antlaşması
  • 1740 Kapitülasyonların sürekli hâle gelmesi 1770 Çeşme Baskını
  • 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması



Osmanlı Devleti, Sultan II. Mustafa Dönemi'nde büyük toprak kayıplarına neden olan 1699 Karlofça ve 1700 İstanbul Antlaşmalarını imzaladı. III. Ahmed Dönemi'nde devletin dış siyasetini Karlofça Antlaşması'nın etkileri belirledi. Bu nedenle XVIII. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması'yla kaybedilen toprakları geri almaya çalıştı.

İstanbul Antlaşması'yla elde ettiği yerleri yeterli görmeyen Rusya, Avrupalı devletlerden Osmanlı Devleti'ne yeniden savaş açılmasını istedi. Ancak bu çağrıya olumlu yanıt alamayan Rusya, Osmanlı Devleti'yle tek başına savaşmayı göze alamadı ve Baltık Denizi'ne yöneldi. Rusya; XVIII. yüzyılda Lehistan, Avusturya, Prusya ve Danimarka ile birlikte Protestan ülkelerin lideri ve bölgenin en güçlü devleti olan İsveç’e savaş açtı.

Savaşın başlarında üstünlüğü elinde bulunduran İsveç Kralı XII. Şarl, 1709 yılında Poltova'da Rus Çarı I. Petro'ya yenilerek Osmanlı Devleti'ne sığındı. Rusya, Osmanlılardan XII. Şarl'ın teslim edilmesini istedi fakat bu istek III. Ahmed tarafından reddedildi. III. Ahmed'in barışçıl siyaset izlemek istemesine rağmen XII. Şarl ve Fransız elçisi, Osmanlı'nın Rusya'ya savaş ilan etmesini istedi.

CEVAPLAYALIM
İsveç Kralı XII. Şarl'ın Osmanlı Devleti'ne sığınma nedenleri nelerdir?


Rusya bir taraftan İstanbul Antlaşması'na aykırı olarak Azak ve Dinyeper'de yeni kaleler ve donanma inşa ettirirken diğer taraftan Balkanlardaki Ortodoksları, Osmanlı yönetimine karşı kışkırttı. Ayrıca Rus ordusunun Osmanlı topraklarına özellikle Kırım'a sınır ihlalleri yapması üzerine Osmanlı Devleti, 1710 yılında savaş kararı aldı. Böylece Rusya ile uzun yıllar devam edecek olan Boğazlar Meselesi'nin temelini teşkil eden ilk savaş başladı.

Çar I. Petro da XII. Şarl'ın kendisine teslim edilmemesini gerekçe göstererek Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Eflâk ve Boğdan voyvodalarından destek sözü alan Rusya, Balkanlardaki Ortodoksların da Osmanlı'ya karşı isyan edeceğini umuyordu. 1711'de Osmanlı ordusu ile Rus ordusu Yaş yakınlarındaki Prut Nehri kenarında karşılaştı. Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun çok çevik ve güçlü olduğunu anlayan Rus Çarı I. Petro, ordusunu geri çekmek istedi. Osmanlı ordusu tarafından kıskaca alınan Rus ordusu önce genel hücum daha sonra top atışlarıyla sindirildi. Erzak ve malzeme sıkıntısı da çekmeye başlayan Rus kuvvetleri, Osmanlı ordusu tarafından Prut'ta imha edilmek üzereyken Rusya barış istedi.

Osmanlı ordusunda malzemenin yetersiz olması ve Rus ordusuna yardım gelebileceği endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmemesi ve Kırımlıların sadakatinden şüphe etmesi gibi sebeplerle Rusların barış teklifini kabul etti.

1711 yılında imzalanan Prut Antlaşması'na göre Ruslar işgal ettikleri topraklardan geri çekilecek, İstanbul Antlaşması sonrası yaptığı kale ve istihkâmları yıkacaktı. Rusya, Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmayacak ve Rus tüccarlar Osmanlı ülkesinde serbestçe ticaret yapabilecekti. İsveç Kralı XII. Şarl ise ülkesine dönecekti. Bu antlaşmayla Osmanlılar, İstanbul Antlaşması'yla kaybettiği yerleri geri aldı. Rusya'ya karşı Prut Antlaşması ile elde edilen üstünlük, Osmanlılarda Karlofça Antlaşması ile kaybedilen yerlerin geri alınabileceği inancını güçlendirdi.

CEVAPLAYALIM
Prut Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin, Rusya'nın barış teklifini kabul etmesinin sebepleri nelerdir?


Prut Sonrası Gelişmeler

Mora Yarımadası ve bazı Ege adaları, Karlofça Antlaşması ile Venedik'e bırakıldı. Burada yaşayan halk, Venedik'in uyguladığı Katolik baskısı nedeniyle Osmanlı Devleti'nden yardım istedi. Ayrıca Venedik himayesinde bulunan korsanlar, Doğu Akdeniz'de ticaret ve hac gemilerine baskınlar yapıyordu. Bu gelişmelerin Karlofça Antlaşması'nın ihlali olduğu gerekçesiyle Osmanlı Devleti, 1714 yılında Venedik’e savaş ilan etti. Osmanlı ordusunun başarıları sonucu 1715 yılında Mora ve çevresindeki adalar Venedik'ten geri alındı.

Osmanlı-Venedik Savaşı'na başlangıçta ses çıkarmayan Avusturya, sıranın kendine geleceğini düşündüğünden tarafsız kalmaktan vazgeçti. Osmanlı Devleti'nin Karlofça sonrası elde ettiği başarılar Avusturya'yı korkuttu. Osmanlı ordusunun Dalmaçya'ya yönelmesi üzerine Avusturya, Venedik ile 1716 yılında ittifak antlaşması imzaladı. Böylece Venedik'le devam eden savaşa Avusturya da katıldı. Hazırlıklar tamamlanmadan sevk edilen Osmanlı ordusu Tuna Nehri kıyısında Petervaradin'de Avusturya ordusu ile karşılaştı. Taktik hatalar sonucu Osmanlı ordusu bozguna uğradı.

Avusturya ordusu ilerleyişini sürdürerek 1717 yılında Belgrad'ı işgal etti. Ayrıca Venedik'in, Papalık ve Malta şövalyelerinin yardımıyla Preveze'yi alıp Dalmaçya'ya asker çıkarması Osmanlı ordusunu zor durumda bıraktı. Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa'nın barış isteği üzerine İngiliz ve Hollanda elçilerinin girişimiyle 1718'de Pasarofça Antlaşması imzalandı.

Karlofça sonrası kaybedilen yerleri geri alma girişimlerinde Rusya ve Venedik’e karşı verdiği mücadelelerde başarılı olan Osmanlı Devleti, Avusturya-Venedik ittifakına karşı başarısız oldu. Pasarofça Antlaşması'yla Belgrad, Semendire dâhil kuzey Sırbistan ve Temeşvar gibi yerler Avusturya'ya bırakıldı. Avusturya, Osmanlı topraklarında konsolosluk açma hakkı ve ticari imtiyazlar elde etti. Bu antlaşmayla Bosna ve Preveze'de ele geçirilen kaleler ile Dalmaçya kıyıları Venedik'e verilirken Mora Osmanlı'da kaldı.

Pasarofça Antlaşması sonrası Osmanlı Devleti, Karlofça ile kaybettiği yerleri geri alma umutlarını kaybetti ve Avrupa'da mevcut topraklarını korumaya yönelik savunma esaslı bir siyaset izlemeye başladı.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Karlofça ve Pasarofça antlaşmaları sonrası yaşanan toprak kayıpları, sınırlar dışında kalan Osmanlı Müslümanlarını, Balkanlardan başta İstanbul olmak üzere Anadolu'ya doğru göçe zorlamıştı.


1733'te Avusturya ve Rusya, Osmanlı Devleti'ne karşı gizli bir ittifak antlaşması ile Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmıştı. Bu antlaşmaya göre Azak ve Kırım Rusya'ya; Bosna-Hersek ise Avusturya'ya bırakılmıştı. Rusya, Kırım Tatarlarının kendi topraklarına akınlarını önlemediği gerekçesiyle I. Mahmud'a Prut Antlaşması'nı tanımadığını bildirmişti. Osmanlı Devleti, batıda savaşmak istememesine rağmen Rusya'nın Azak ve Kırım'a saldırması sonucu 1736'da Rusya'ya savaş ilan etmişti. Rusya, başlangıçta Osmanlı ordusuna üstünlük kurarak Kırım, Azak ve Özi'yi işgal etmişti. Bu sırada Avusturya da Eflâk, Sırbistan ve Bosna'ya saldırarak Osmanlı topraklarında ilerlemeye başlamıştı. Karşı saldırıya geçen Osmanlı ordusu, Avusturya ordusunu geri püskürtmüştü. Avusturya'nın art arda aldığı yenilgiler sonrası Rus ordusu da geri çekilmeye başlamış ve Osmanlılar, Özi'yi geri almıştı. Osmanlı Devleti'ni zor durumda bırakmak isteyen Rusya, Balkan Ortodokslarını ayaklandırmak amacıyla harekete geçtiyse de başarılı olamamıştı. Semendire ve Belgrad'ı Osmanlıların almasıyla Avusturya barış istemek zorunda kalmış ve 1739'da Belgrad Antlaşması imzalanmıştı. Bu antlaşmayla Avusturya, Pasarofça Antlaşması'yla aldığı yerleri Osmanlı Devleti'ne geri vermek zorunda kalmıştı. İki ülke arasında Tuna Nehri, yeniden sınır kabul edilmişti.

Rusya gerek müttefiki Avusturya’nın savaştan çekilmesi gerekse Balkanlardaki Ortodokslardan da umduğunu bulamaması üzerine Fransa’nın aracılığıyla barış istemişti. Bütün isteklerinden vazgeçen Rusya ile de 1739 yılında yine Belgrat Antlaşması imzalanmış ve Rusya, Azak dâhil bütün işgal ettiği yerleri Osmanlı Devleti’ne bırakmıştı. Bu antlaşma ile Rusya’nın Azak Denizi ve Karadeniz’de askerî ve ticari gemi bulundurması yasaklanmıştı. Buna karşın Ruslar, Osmanlı topraklarında ticaret yapabilecek ve Hristiyanlarca kutsal sayılan yerleri de serbestçe ziyaret edebilecekti. Belgrad Antlaşmalarından üstün çıkan Osmanlı Devleti, Avrupa’da yeniden itibar kazanmıştı.

YORUMLAYALIM
D’argenson Markisi’nin Projesi (1738)
Fransız siyaset adamı Markisi, 1736-1739 Osmanlı ve Avus-turya-Rusya Savaşlarının devam ettiği yıllarda çağdaşlarıyla aynı duyguları paylaşıyordu. Türk Devleti’nin taksimi konusuna eğilenlerin kaleminden ilk kez çıkan cömert fikri şöyleydi:
“Avrupa’nın karşılaşacağı ilk büyük devrim muhtemelen Türk Devleti’nin ele geçirilmesi olacaktır. Türk yenilince herkesin kendi payına düşeni alması lazımdır veya daha iyisi, çok sayıda Hristiyan devlet kurdurmak, kadim Yunanistan’a ve Nil Nehri’ne, Ege adalarına yeniden hayat vermek gerekir. Bugün Avrupa barış içindeyken bütün bu ülkeleri Avrupa’nın dengesi ve ticareti için masrafını paylaşarak fethetmek, Hristiyanlığı yerleştirmek, kutsal mekânları tamir edip düzenlemek ve taksimi iyi yaparak Hristiyan kralların iktidarını yerleştirmek güzel bir proje olurdu"
Trandafir G. Djuvara (Romanyalı Diplomat), Türk imparatorluğumun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje, s.253’ten düzenlenmiştir.​
Markisi’nin Avrupa’nın karşılaşacağı ilk devrimi, Osmanlı’nın ele geçirilmesi olarak sunmasının nedenleri neler olabilir?


Doğu’da Mücadele ve Safevilerin Sonu


1639 yılında Osmanlılarla Safeviler arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması iki devlet arasında uzun bir barış dönemi başlatmış ve ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağlamıştır. III. Ahmed’in Safevilerle siyasi ve ticari ilişkileri geliştirmek istediği dönemde İran’daki Afgan Ayaklanmaları, siyasi bunalımları ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle hem Osmanlı Devleti hem de Rusya, dikkatini Kafkasya ve Batı İran’a çevirmiştir.

Safevilerin bu zor durumundan istifade etmek isteyen Çar I. Petro, 1723’te Kafkasya üzerine harekete geçerek Derbent ve Bakü’yü işgal etmiştir. Bu arada Kafkasya’daki Müslümanların Osmanlı Devleti’nin himayesine girmek istemesi üzerine Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın girişimiyle İran üzerine sefere çıkılmıştır. Bu seferle Tiflis, Revan ve Nahcivan’ı alan Osmanlı ordusu daha sonra Tebriz ve Güney Azerbaycan’ı da alarak Batı İran’ı ele geçirmiştir.

Osmanlı ve Rus ordularının İran'daki ilerleyişi, bu iki devleti yeniden çatışmanın eşiğine getirmiştir. Fransa'nın arabuluculuk yapmasıyla Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1724'te İstanbul'da İran Mukasemenâmesi (İstanbul Antlaşması) adıyla bir antlaşma imzalanmıştır. İran'ın paylaşımı için yapılan bu antlaşmaya göre Gürcistan, Şirvan, Azerbaycan Osmanlı Devleti'nde, Kafkasya'nın Hazar Bölgesi Rusya'da kalmıştır. Ayrıca her iki taraf da II. Tahmasb'ı Şah olarak tanımıştır. Ancak ülkesinin topraklarının paylaşılmasına razı olmayan Şah Tahmasb, Horasan Türkmenlerinin özellikle de Avşar boyu lideri Nadir Han'ın desteğiyle Afganlıları ülkesinden çıkartmıştır. 1731 yılında Şah Tahmasb komutasındaki İran ordusunun Revan'a saldırısıyla başlayan savaşta Osmanlılar, İran ordusunu mağlup etmiştir. Barış istemek zorunda kalan Şah Tahmasb ile 1732 yılında Ahmed Paşa Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Tebriz başta olmak üzere Batı İran ve Azerbaycan, İran'a bırakılırken Kafkasya Osmanlı Devleti'nde kalmıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Şah Tahmasb'ın isteği ile 1732'de yapılan Ahmed Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti'nde diplomasi anlayışının hâlâ zayıf olduğunu göstermiştir. Bu antlaşma savaşta kazanan Osmanlı Devleti'nin, masa başında kaybetmesine neden olmuştur.


Afganlıların İran'dan çıkarılmasında etkili olan Nadir Han, Ahmed Paşa Antlaşması'nı tanımamış ve Şah Tahmasb'ı tahtan indirmiştir. Osmanlıya karşı kaybedilen toprakları geri almak isteyen Nadir Han, halkın ileri gelenlerini toplayarak 1736 yılında kendisini Şah ilan ettirmiştir. Böylece İran'da iki yüz otuz altı yıl hüküm süren Safevi hanedanı sona ermiş ve Avşar hanedanı yönetimi ele almıştır. Nadir Han'ın Osmanlı Devleti tarafından şah olarak tanınmasıyla Osmanlı-İran ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. Bu dönemde 1639'da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'nda belirlenen sınırlar iki devlet arasında yeniden kabul edilmiştir.

1736-1739 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında devam eden savaşları fırsat bilen Nadir Şah, Doğu'da Afganistan'a ve Hindistan'a seferler düzenlemiştir. Bu sayede sınırlarım genişletmiş ve güçlü bir duruma gelmiştir. Nadir Şah'ın 1743'te Kerkük, Musul ve Bağdat'a saldırmasıyla Osmanlı-İran arasında savaş yeniden başlamıştır. Osmanlı Padişahı I.Mahmud'un Kırım ve Mısır'dan yardımcı kuvvetler çağırması üzerine Nadir Şah, Osmanlı Devleti'nden barış istemiştir. İki devlet arasında Tahran yakınlarındaki Kerden'de 1746 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşmasının maddeleri esas alınarak yeni bir antlaşma imzalanmıştır.

CEVAPLAYALIM
Osmanlı Devleti ile İran arasında yapılan savaşlar sonunda, Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın esas alınmasının nedenleri nelerdir?


1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki mücadelelerde genelde Osmanlı Devleti barışın devamından yanayken Rusya, saldırgan bir politika izlemiştir. Bunda Rusya'nın emellerini gerçekleştirmek için XVIII. yüzyılda Osmanlıların içinde bulunduğu durumu fırsat olarak görmesi etkili olmuştur. Rus Çariçesi II.Katerina'nın komşu devletlere karşı takip ettiği saldırgan politika ve yayılmacı siyaset önce Balkanlarda kendini göstermiş ve Rusya, Lehistan üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. II. Katerina, Lehistan kralının ölümünden sonra kendisine bağlı Stanislav'ı Leh Krallığı'na seçtirmiştir. Buna karşı Leh milliyetçileri, Osmanlı Devletinden yardım ve himaye istemiştir. Rusların yayılmacı politikalarından rahatsız olan Kırım hanı da Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya karşı harekete geçmesini istemiştir.

Devlet erkânından bazılarının teşvikiyle Lehistan'ı himaye etmek için Rusya'ya 1768'de sefer yapılmasına karar verilmiştir. Rusların, Osmanlı Devleti’ne ait Balta kasabasına saldırması sonrası Kırım Hanı, Kırım Giray'ın 1769'daki seferi ile savaş başlamıştır. Ancak Kırım Giray'ın ölümü üzerine yerine geçen Devlet Giray, Osmanlı Devleti'ne destek olmak bir yana Kırım'da bile düzeni sağlayamamıştır. Ayrıca Sadrazam Mehmed Emin Paşa'nın ordunun sevk ve idaresindeki yetersizliği, gerekli erzak hazırlığının yapılmaması, askerlerin maaşlarının zamanında ödenmemesi gibi sebepler de Osmanlı kuvvetlerini zor duruma sokmuştur. Buna karşın Rus ordusunun daha hazırlıklı ve disiplinli olması, Osmanlı kuvvetlerini zor duruma düşürmüştür.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Kırım Hanlığı, Altınorda Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nin Kırım Hanlığına Mengli Giray'ı getirmesi, Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı arasında yeni bir dönemi başlatmıştır. Bundan sonra Mengli Giray, Osmanlı Devleti'nin dostuna dost, düşmanına düşman olmayı ve hamiliğini kabul etmiştir.


Rus ordusu Ukrayna, Azak ve Kafkaslar üzerinden üç cepheden saldırmak için plan yapmıştır. Ayrıca Rusya, Balkanlardaki Ortodoksları da kışkırtmaya çalışarak Sırbistan, Karadağ ile Eflâk ve Boğdan'da ayaklanmalar tertip etmiştir.

1769-1770 kışında Rus orduları, Tuna'ya kadar ilerlemiş ve Eflâk ile Boğdan'ın merkezi durumunda olan Bükreş'i işgal etmiştir. 1770'teki muharebede 100.000 kişilik Osmanlı ordusunun yaklaşık üçte biri şehit olmuş, bir o kadarı da kaçarken Tuna'da boğulmuştur. Mühimmat, top ve tüfekle birlikte ordunun bütün erzakı da Rusların eline geçmiştir.

Balkanlarda mücadelenin devam ettiği sırada Rusya, Mora'da da halkı isyana teşvik etmeye çalışmıştır. Rus donanması 1770 yılı başlarında Mora'da ayaklanma çıkartmak için Baltık Denizi'nden geçerek İngilizlerin de desteğiyle Akdeniz’e açılmış ve Mora Yarımadası açıklarında faaliyet göstermeye başlamıştır. Rus donanması ile Osmanlı donanması 5 Temmuz 1770 tarihinde Çeşme Limanı’nda karşılaşmıştır. Osmanlı donanması, Çeşme Limanı’nın içinde manevra imkânı olmayan bir yerde, karadaki topların himayesinde Ruslara karşı bir savunma savaşı hazırlığı yapmıştır. Fırsattan istifade eden Ruslar, 6 Temmuz günü Çeşme Limanı’na baskın düzenlemiş ve liman içine ateş kayıkları salarak birbirine çok yakın demirlemiş bulunan Osmanlı donanmasına ait otuz kadar gemiyi ateşe vermiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Rus Kraliçesi II. Katerina Çeşme Baskını’nda başarı gösteren generallerinden Alexis Orlof’a (Aleksis Orlof) Çeşmeski (Çeşmeli) unvanını vermiş ve bu savaşın hatırasına Rusya’da bir de zafer abidesi diktirmiştir.


Osmanlı donanmasının imha edilmesi üzerine Rus donanması, Akdeniz ve Ege’de daha rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır. Korumasız kalan Çanakkale Boğazı abluka altına alınmış ve İstanbul tehdit edilmiştir. Rus donanmasının Çeşme Baskını’ndan, 1774’e kadar Akdeniz’de ve Ege’de gösterdiği faaliyetler, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir etken olmuştur.

Küçük Kaynarca Antlaşması (1774)

1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin imzaladığı en ağır antlaşmalardan biri olmuştur. 28 maddeden oluşan antlaşma, öncelikli olarak Kırım’ın Osmanlı Devleti’yle olan bağlılığına son vermiş, Kırım’ı müstakil bir hanlık hâline getirmiş ve böylece Kırım, Osmanlı Devleti’nin himayesinden çıkmıştır. Osmanlı Devleti ise Yeniçeri Ocağının yozlaştığı dönemde askerî boşluğu dolduran Kırım’ın askerî kuvvetlerinden mahrum kalmıştır. Bununla beraber dinî bakımdan Kırım’ın halifeye bağlılığı devam etmiş ve her iki devlet de Kırım’ın iç işlerine karışmamıştır. Rus ticaret gemileri boğazları kullanacak, Karadeniz ve Akdeniz'de serbestçe dolaşabilecekti. Ruslar, diğer devletlere verilen imtiyazlardan istifade edecek, gerekli yerlerde konsolosluklar açabilecekti.


BİLİYOR MUSUNUZ?
Osmanlı Devleti'nin Dinyeper ile Bug ırmakları arasındaki geniş topraklardan çekilmesiyle Karadeniz, Türk Gölü olmaktan çıkmıştır. Karadeniz'deki hâkimiyet sona ermiştir.


Kafkaslardaki kuvvetlerini geri çeken Rusya, savaş boyunca işgal ettiği Eflâk ve Boğdan'ı Osmanlı'ya geri vermiştir. Ayrıca Kili ve Akkirman gibi kaleler ile Akdeniz'de ele geçirdiği yerleri de Osmanlı’ya iade etmeyi kabul etmiştir. Rusların İstanbul'da daimî bir orta elçi bulundurmasına ve bir Ortodoks Kilisesi inşasına izin verilmiş ayrıca Rusya bu kilisenin himayesini üstlenmiştir.

Ruslar, kutsal yerleri serbestçe ziyaret edebilmiştir.

Osmanlı Devleti 4,5 milyon ruble tazminat ödemiştir. Ödenmek zorunda kalınan tazminatın yüksekliği bir yana Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasındaki bağın kopmuş olması çok daha önemlidir. Ayrıca antlaşma maddelerinin kasıtlı olarak yanlış yorumlanması Ruslara, Osmanlı Devleti'ne müdahale imkânı tanımıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Rusya, Küçük Kaynarca Antlaşması ile İstanbul'da bir Ortodoks Kilisesi inşa ederek burada ibadet edenleri himayesi altına alma hakkını elde etmiştir. Küçük görünen bu taviz, Rusya'nın daha sonraları Osmanlı Devleti'ne müdahale etme hakkına sahip olduğu iddiasının gerekçesini oluşturmuştur.

Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası