YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

5.4. ABBASİ DEVLETİ VE TÜRKLER

5.4. ABBASİ DEVLETİ VE TÜRKLER

Emevi Devleti’nin son dönem halifelerinin kötü yönetimi ve hanedan üyeleri arasındaki mücadeleler merkezî otoriteyi zayıflatmıştır. Uyguladıkları mevali politikası ve Kerbela olayı gibi gelişmeler de buna eklenince Emeviler halk desteğini kaybetmiştir. Bu gelişmelere karşı Abbasi ailesi, Horasan’da
eşitlik ve adalet düşüncesiyle isyan hareketi başlatmıştır.

Emevi hanedanına karşı cephe alan çeşitli grupların bu isyanda Abbasi ailesi ile birlikte hareket etmesi isyanı başarıya ulaştırdı. Ebü'l-Abbas, Kûfe’de halife ilan edilmiştir. Abbasiler, ikinci halifeleri Ebu Ca'fer el-Mansur zamanında Bağdat
şehrini kurarak burayı devletin merkezi hâline getirmiştir.

Halife Mansur Dönemi’nde, Arap ve mevali arasındaki fark ortadan kalkmıştır ve İranlılar, devlet içinde etkin hâle gelmiştir. Abbasi halifeleri, Sasanilerin yönetim yapısını örnek alarak vezirlik kurumunu kurmuştur. Mansur Dönemi’nde Anadolu’ya akınlar yapılmış ve Halife Mehdi Dönemi’nde Bizans vergiye bağlanmıştır.

Abbasi Devleti, Harun Reşid zamanında en parlak günlerini yaşamıştır. Bu dönemde ziraat, ticaret, bilim ve eğitim düzeyi artmış; Bağdat, Doğu’nun en büyük ve en önemli ekonomik merkezi hâline gelmiştir. Abbasiler, her ne kadar geniş topraklara hükmedip kültürel alanda gelişmiş olsa da ilk yıllardan itibaren devletten kopmalar başlamıştır.

Örneğin Endülüs Emevileri’nin bağımsızlığını kazanmasından sonra Fas'ta İdrisiler, Tunus'ta Ağlebiler gibi bağımsız ve yarı bağımsız devletler ortaya çıkmaya başlamıştır. IX. yüzyılın ortalarından itibaren Abbasilerin gücü, Mısır'dan batıya geçememiştir. 868-905 yılları arasında Tolunoğulları ve 935-969 yılları arasında İhşidler gibi Türk devletleri, Mısır ve Suriye'ye hâkim olarak batıdaki Abbasi sınırını daraltmışlardır. Doğudaki durum da batıdakinden çok farklı değildir. Maveraünnehir'de Samaniler, Horasan'da Tahiriler halifeye bağlı olmakla beraber iç ve dış işlerinde tamamen bağımsız hareket etmemiştir. Abbasiler, bütün olumsuzluklara rağmen siyasi yaşamını 1258 yılına kadar devam ettirmiştir.

Bu tarihte Cengiz Han’ın torunu Hülagü, Bağdat şehrini işgal ederek Abbasi Devleti’ne son verdi. Abbasi ailesinden el- Müstansır, Memlûk Sultanı Baybars tarafından Kahire’de halife ilan edilmiştir. Böylece halifelik makamı, 1517’de Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in Memlûkluları ortadan kaldırmasına kadar Abbasi ailesinde kalmıştır.

Abbasilerde Sosyal Hayat ve Devlet Teşkilatı
Abbasi Devleti’nin sınırları içinde Araplar başta olmak üzere İranlılar ve Türkler gibi çeşitli kavimler ve mezheplere mensup insanlar yaşamaktaydı. Zaman zaman bu kavimler arasında çatışmalar çıktığı gibi mezhepler arasında da mücadeleler eksik olmazdı.

Abbasilerde, İslam toplumu genel olarak havas ve avam denilen iki tabakadan oluşuyordu. Halifenin yakınları, vezirler, emirler, kadılar, âlim ve kâtipler havas tabakasında iken esnaf ve sanatkârlar, çiftçiler, askerler, köleler ve diğer gruplar da avam tabakasına mensuptu. Sosyal sınıflardan biri de zimmi
denilen Yahudi ve Hristiyanlardan oluşan gruptu.

Talas Savaşı’nda ele geçen Çinli esirler arasında İslam dünyasında kâğıt yapımını başlatacak ustalar bulunuyordu. Bu esirler 756 yılında Semerkant’ta kâğıt imalathanesi kurdular. Daha sonraki yıllarda bu imalathanelerin sayısı arttı. Avrupa’da ise kâğıt imalatına ancak XIII. yüzyıldan itibaren başlanmıştır.
Abbasi şehirlerinde asayiş, şurta teşkilatı tarafından sağlanırdı.

Halifelerin siyasi otoritelerinin zayıflaması üzerine devlet erkânı arasında ortaya çıkan iktidar mücadelesine son vermek maksadıyla kurulan kuruma Emirü’l-ümeralık deniyordu. Bu kurumun başındaki kişi olan Emirü’l-ümera, geniş yetkilere sahip olduğundan hutbe ve sikkelerde halifenin isminden sonra
geçmekteydi. Harun Reşid Devri’nden itibaren ise kadılkudatlık (başkadılık) makamı kuruldu.

Abbasiler Devri’nde siyasi, iktisadi ve dinî sebeplere dayanan isyanlara sık sık rastlanmaktadır. İsyan hareketinin altında milliyetçilik düşüncesinden daha çok özellikle İran kökenli dinî ideoloji yatıyordu. Bu isyanları bastırmak için Divanü’z-zenadıka adı verilen bir müessese kurulmuştur. Abbasiler, devlet işlerini görüşmek için farklı divanlar kurmuştur. Devletin mali işlerine Divân-ü Beytü’l-mâl, askerî işlere Divanü’l-ceyş, resmî yazışmalara Divan’ı-tevki, posta ve gizli istihbarat hizmetlerine Divanü’l-berid, idari haksızlıklara ve adli hatalara Divan’ı-mezalim bakardı (Yıldız, 1988, s.31-48’den düzenlenmiştir).




Abbasi Devlet Teşkilatında Türkler

747 yılında büyük bir ordu ile batıya doğru ilerlemeye başlayan Çin’in, Orta Asya’daki sert tutumu Türklerin Müslümanlara yakınlaşmasını sağladı. Türklerle Müslüman Arapların ortak güçleri Talas’ta Çin kuvvetleriyle karşılaştı. Türklerin desteğini alan Müslüman Araplar, 751’de Talas Savaşı’nı kazandı.Bu savaşın sonucunda, Orta Asya’yı egemenliği altına almak amacıyla gelen Çinliler geri püskürtülmüştür. Böylece Orta Asya’da, Çin hâkimiyetinin kurulması engellenmiştir.

Emeviler Dönemi’nde Türkler üzerine yapılan seferlerde Müslüman Arapların sert tutumu Türklerde, Müslümanlara karşı bir tepki oluşturmuştu. Ancak Talas Savaşı sonrasındaki yakınlaşma ile Türkler, Müslümanlığı kabul etmeye başladı.

Abbasilerin uyguladığı politika gereği Türklere devlet içinde görevler de verildi. Abbasi Halifesi Harun Reşid, muhafız birliğini Türklerden meydana getirmiştir. Bizans’tan gelebilecek tehditleri önlemek için merkezi Antakya olan Avasım eyaleti kurularak Türklerden oluşan askerî birlikler bu şehirlere yerleştirilmiştir. Harun Reşid’in oğulları Halife Me’mun ve Mu’tasım dönemlerinde ise Türklerin devlet içindeki etkileri daha da artmıştır.

Harun Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ve Me'mun arasındaki hilafet mücadelesi, Arap ve İranlıların iktidar mücadelesine dönüştü. Halife Me’mun’u bu mücadelede İranlılar desteklediği için devlet içinde İranlılar etkin bir hâle geldi. Ancak İranlıların güçlenmesi Me’mun’un iktidarını gölgelemeye başlayınca bu durumdan rahatsız olan halife, Arap ve İranlılara karşı Türkleri orduda bir denge unsuru olarak gördü. Çünkü Türkler, Abbasi Devleti’nde Arap ve İranlıların nüfuzuna karşı çıkabilecek siyasi tecrübe ve askerî güce sahipti. Me’mun’un halifeliğinin son yıllarında Türkleri, askerî birliklerin arasına almaya başladığı ve bunu bir devlet politikası hâline getirdiği görülmektedir.

Halife Mu’tasım zamanında devlet içindeki Türklerin durumu daha da sağlamlaştı. Afşin, Aşnas, Boğa el-Kebir, Urtuç gibi Türk komutanlar, ülke içinde çıkan isyanların bastırılmasında görev almış ve Bizans üzerine Anadolu’ya yönelik seferlere de katılmışlardır. Bu dönemde halife, Bağdat’ın kuzeyinde sadece Türklere ait olan Samarra şehrini kurdurmuştur.

Abbasi Devleti’nde  Türkler, sadece orduda değil siyasi ve idari sahada da güç
kazandı. Türk komutanlar, idari kadrolarda görev alıp devletin yönetiminde büyük ölçüde söz sahibi oldu. Hatta Halife Mütevekkil’den itibaren halifelerin belirlenmesinde bile rol oynadılar. Bu durum, Şii bir hanedan olan Büveyhilerin Bağdat'ı ele geçirmesine kadar devam etti. Bu olaydan sonra Abbasi halifeleri, bütün siyasi ve askerî otoritelerini kaybetti. Büveyhiler, merkezî hükûmetin
meşruiyet kaynağı ve dinî lider olarak Abbasi halifelerini başta tuttu. İstediklerini halife yapıyor, istemediklerini de hiçbir zorlukla karşılaşmadan bertaraf edebiliyorlardı. Bu süreçte artık Bağdat, İslam dünyasının bir merkezi olmaktan çıkmıştı.

XI. yüzyılda İran'da yeni bir güç olarak Büyük Selçuklular ortaya çıkmıştı. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055 yılında Bağdat'ı kurtararak halifeye dinî itibarını iade etti. Halifeler, yarım asır kadar Selçukluların siyasi hâkimiyetleri altında varlıklarını devam ettirdi. Bir Türk devleti olan Selçuklular sadece Bağdat'ı değil bütün Irak ve Suriye'yi de Şii tehlikesinden kurtardı. Başta Bağdat olmak
üzere büyük şehirlerde medreseler kuran Selçuklular, fikrî bakımdan da Şiilerle mücadele etti. Büyük Selçuklu Devleti taht kavgaları sebebiyle zayıflamaya başladığı sıralarda, Abbasi halifeleri maddi iktidarı da ele geçirmek üzere harekete geçtiler ancak başarılı olamadılar.



Mısır’da Kurulan Türk-İslam Devletleri


Tolunoğulları Devleti (868-905),

Ahmed b. Tolun tarafından Mısır’da kurulmuş Müslüman Türk devletidir. Ahmed b.Tolun’un babası Tolun, Türk olup Abbasi Devleti’nin önemli kumandanlarından biri olmuştur. Babasının ölümünden sonra Tolunoğlu Ahmed de babası gibi Abbasi Devleti’nde nüfuz sahibi olmuştur. Bunun sonucunda Mısır’a naib olarak gönderilen Tolunoğlu Ahmed, Türklerden oluşan bir ordu ile 868 yılında Mısır’a girmiş ve devletin temellerini atmıştır. Bu dönemde Mısır’da, Abbasi Devleti’ndeki hilafet mücadeleleri nedeniyle siyasî ve toplumsal açıdan istikrarsızlık hâkim olmuştur.

Abbasilerin içinde bulunduğu durumdan yararlanarak harekete geçen Tolunoğlu Ahmed, Suriye Seferi sonunda batıda Trablusgarp’tan doğuda Fırat Nehri’ne kadar olan topraklar üzerinde hâkimiyet kurmuştur. Tolunoğlu Ahmed’in Suriye ve Filistin’i ele geçirmesi, Abbasi halifesini harekete geçirmiş Tolunoğlu
Ahmed’i Mısır valiliğinden azletmiştir. Bunun üzerine Tolunoğlu Ahmed bağımsızlığını ilan etmiştir.

884’te vefat eden Tolunoğlu Ahmed’in yerine oğlu Humâreveyh geçmiştir. Babasından istikrarlı, zengin bir ülke devralan Humâreveyh’in on iki yıl süren hükümdarlığında Tolunoğulları en parlak dönemini yaşamıştır. Bu dönemde el-Cezîre ve Musul’a kadar olan toprakların tamamı Tolunoğulları hâkimiyetine
girmiştir. Ancak Humâreveyh’ten sonra kumandanlar arasında çıkan rekabet
yüzünden ordu bölünmüş ve hanedan mensupları birbirine düşmüştür.

Taht kavgaları nedeniyle devletin yıkılış süreci başlamıştır. Mısır’da karışıklıkların
devam ettiği 905 yılında Abbasi ordusu Mısır’a girerek Tolunoğulları hâkimiyetine
son vermiştir. Böylece Mısır’da kurulan ilk Türk devleti olan Tolunoğulları yıkılmıştır. Ahmed b. Tolun ve Humâreveyh zamanında Mısır, tarihinin en parlak devirlerinden birini yaşamıştır. Bu dönem refah, imar, ilim ve irfan devri olmuştur. Tolunoğulları Mısır’da ekonomiyi canlandırmış, ziraati geliştirmiş ve ülkede refahı yaygınlaştırmıştır. Sulama işlerine önem veren Tolunoğlu Ahmed, ekilebilir arazileri çoğaltmış ve Mısır’da yeni su kanalları açtırmıştır.


Ahmed bin Tolun’un yaptırdığı İbn Tolun Camisi, bimarhaneler, su kanalları, köprüler, hükûmet sarayı; Humaraveyh’in yaptırdığı parklar-bahçeler, içi cıva dolu havuzlar, Mısır’dan Bağdat’a kadar olan Berid menzilleri, binalardaki
süslemeler imar konusunda sayılabilecekler arasındadır. Tulûniyye Camisi ise Mısır’da Türk usulü yaptırılan ilk cami olup aynı zamanda minare geleneğini burada başlatan mimari bir eserdir.
BİLİYOR MUSUNUZ?   



İhşîdîler (935-969)
Mısır’da kurulmuş ve Suriye’de hâkimiyet kurmuş Müslüman Türk devletidir. Abbasi Devleti’nde merkezî otoritenin zayıfladığı dönemde kurulan bu devletin adı, kurucusu Muhammed b. Tuğç’a verilen “ihşîd” unvanından gelmektedir. Muhammed b. Tuğç, 935’te Mısır’a vali olarak tayin edilmiş ve böylece Mısır’da İhşîdîler Dönemi başlamıştır.

Abbasi Halifesi Râzî-Billâh, 939 yılında Muhammed b. Tuğç’a eski Fergana Türk hükümdarlarının kullandığı “ihşîd” unvanını vermiş; Mısır ve Suriye camilerinde hutbelerde adı halifenin adıyla birlikte anılmaya başlanmıştır.
BİLİYOR MUSUNUZ?  


Muhammed b. Tuğç, Mısır'da yönetimi tam anlamıyla ele aldıktan sonra halkın gönlünü kazanmaya çalışmıştır. Muhammed b. Tuğç öldükten sonra yerine on beş yaşlarındaki oğlu Ebü'l Kasım geçmiş ancak küçük yaşta olduğu için ailenin
azatlı kölesi Ebü'l Kafûr, sultana vasi tayin edilmiştir. Yirmi iki yıl devleti idare eden Kafûr’un 968’deki ölümünden sonra devlet yönetiminde karışıklıklar yaşanmaya başlamıştır. Bu dönemde kıtlık, salgın hastalıklar, toplanan vergilerin askerlere ödenmemesi ve iç çalkantılar halkı huzursuz etmiştir. Eskiden
beri Mısır üzerinde emelleri olan Fâtımiler, bu durumu fırsat bilerek 969 yılında Fustat'a girmiş ve İhşîdîler Devleti’ne son vermiştir. Tolunoğullarının yıkılışıyla yaklaşık otuz yıl süren karışıklıklardan sonra Mısır’a huzur ve istikrarı getiren İhşîdîler, birçok hususta Tolunoğullarını taklit etmeye çalışmıştır.


Eyyubiler (1171-1250),
Mısır’da kurulmuş Orta Doğu, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika'da hüküm sürmüş Müslüman Türk devletidir. Devlet adını hanedanın kurucusu Selahaddin Eyyubi’nin babasından almıştır. Selahaddin Eyyubi, Zengi Atabeyi Nüreddin Mahmud Zengi’nin en büyük yardımcılarından ve emirlerinden biri olmuştur.
Haçlıların Mısır’ı işgale teşebbüs etmeleri üzerine 1169’da Fâtımi Halifesi, Nüreddin Zengi’den yardım istemiştir. Büyük çoğunluğu Türklerden oluşan süvari birliğiyle Mısır’ın yardımına giden Şirküh, Mısır'da idareyi ele geçirmiş ve Fâtımi
halifesi tarafından vezir tayin edilmiştir. Şirküh’un ölmesi üzerine yeğeni Selahaddin Eyyubi, Fâtımi Devleti’ne vezir ve ordu komutanı olarak atanmıştır. Selahaddin Eyyubi, Nüreddin Zengi'nin teşvikiyle 1169-1171 yılları arasında Mısır'daki Fâtımi rejimini yavaş yavaş etkisiz hâle getirmiştir. Daha sonra Fâtımi hilafetine son vererek Mısır’da Abbasiler adına 1171’de hutbe okutmuştur.
Nüreddin Zengi’nin ölümü üzerine Selahaddin, 1174’te Suriye'ye hâkim olmuştur. Haçlılara karşı başarıyla mücadele eden Selahaddin Eyyubi, 3-4 Temmuz 1187’de yapılan Hıttin Savaşı’nda Haçlıları büyük bir yenilgiye uğratmış ve Kudüs’ü fethetmiştir. Bu zafer Avrupa’da büyük bir tepki meydana getirmiş ve İslam dünyası üzerine III. Haçlı Seferi’nin düzenlenmesine neden olmuştur. Selahaddin Eyyubi, III. Haçlı Seferi’ne karşı İslam dünyasını başarıyla savunmuştur. Selahaddin Eyyubi 4 Mart 1193 tarihinde vefat etmiştir. Bu sırada devletin sınırları Trablusgarp’tan Hemedan ve Ahlat’a, Yemen’den Malatya’ya kadar uzanmıştır. Eyyubi hükümdarları arasında sadece Selahaddin’e karşı isyan olmamıştır. Ondan sonra gelenler aynı başarıyı gösterememiş ve ülkede taht kavgaları ve iç karışıklıklar yaşanmıştır. Memlûklular etrafında toplanan muhalifler 30 Nisan 1250 tarihinde Sultan Turan Şah’ı öldürmüş ve böylece Mısır’da Eyyübiler Devri sona ermiştir.

Mekke ve Medine’ye önem veren Selahaddin Eyyubi, “Hadimü’l-Haremeyn” unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur.
Mehmet Akif Ersoy onu; “Şarkın en sevgili sultanı”, Fransız tarihçisi Champdor (Şondöğ); “İslamın en saf kahramanı” olarak nitelemiştir.
BİLİYOR MUSUNUZ?  

Memlûklular asker olduklarından askerî bir yönetim kurmuşlardı. Yönetimin başında ve kilit noktalarda yüksek dereceli emirler bulunurdu. Sultan da bu emirlerden biri olmuştur. Genel olarak Memlûklularda hükümdarlık babadan oğula geçmezdi.
BİLİYOR MUSUNUZ?   




Memlûklular (1250-1517),
Mısır’da kurulmuş ve Suriye ile Hicaz'da hüküm sürmüş Müslüman Türk devletidir. Mısır’da Eyyubi ordusundaki Türk asıllı azatlı emirler tarafından kurulan Memlûkluların (Kölemenler) ilk hükümdarı Aybek’tir. Sultan Kutuz Dönemi’nde İslam Dünyası’nı tehdit eden Moğollara karşı 1260’da Aynicâlut Savaşı kazanılmış ve Suriye'nin büyük kısmı Memlûkluların eline geçmiştir. Böylece Memlûklular, İslam dünyasının en büyük devleti hâline gelmiştir.
İlhanlıların 1258’de Abbasi Devleti’ni ortadan kaldırması üzerine Sultan I. Baybars, Memlûk tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır. Saltanatına dinî meşruiyet kazandırmak ve bu sayede hâkimiyetini kuvvetlendirmek isteyen Baybars, Abbasi ailesinden birini halife ilan ederek Abbasi hilafetini Mısır’da
yeniden kurmuştur. Böylece hilafetin koruyucusu sıfatıyla bütün İslam dünyası üzerinde nüfuz sahibi olmuştur. Sultan Baybars hükümdarlığı döneminde İlhanlılar ve Haçlılarla başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Memlûk Devleti, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sonucunda 1517’de sona ermiştir.














Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası