YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

FRANSIZ İHTİLALİ

1-1789 Fransız İhtilali

   Fransız İhtilali ile ortaya çıkan gelişme ve olaylar Avrupa’nın siyasi, sosyal ve ekonomik hayatını altüst etmiştir. Sonuçları bakımından da bu ihtilal, bütün dünyayı çok yönlü olarak etkilemiştir.


Fransız Devrimi Belgeseli (History Channel)




İhtilal Öncesi Fransa
Fransa, XVIII. yüzyılda Avrupa ülkelerinin çoğunda olduğu gibi katı bir mutlakiyetle yönetilmekteydi. Kral, ülkenin yönetimi ve geleceği üzerinde mutlak söz sahibiydi. Orta Çağ’da hâkim olan feodalitenin izlerini taşıyan Fransa’da, toplumsal sınıflar arasında ekonomik, hukuki, siyasi ve sosyal eşitsizliğe dayanan bir yapı vardı. Bu nedenle kral ile halk arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Fransa’da halk, genel olarak ayrıcalıklı ve ayrıcalıksız olmak üzere iki sınıfa ayrılıyordu. Ayrıcalıklı sınıf, din adamları ve soylulardan; ayrıcalıksız sınıf ise burjuvalar ve köylülerden oluşuyordu. Ülke ekonomisindeki etkileri artan burjuva sınıfı, siyasi ve sosyal haklara sahip olmak istiyordu. Vergi sisteminde de bir adaletsizlik söz konusuydu. Soylular ve din adamları vergi vermezken halktan,
doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki çeşit vergi alınıyordu. İltizam usulüyle toplanan vergiler, halkın tepkisine neden oluyordu. Adalet sisteminde yargıçlık ya babadan oğula geçiyor ya da satın alınıyordu. XVIII. yüzyıldaki uzun savaşlar da Fransa’yı maddi ve manevi olarak yıpratmıştı. Ancak aydınlanma düşüncesinin etkisiyle Montesquieu (Montesku), Voltaire (Volter) ve Rousseau (Ruso) gibi önemli düşünürler halkı etkiliyordu.



Sefiller (Les Miserables) ve Fransız Devrimleri (Dünya Tarihi / Orta ve Modern Çağ)



İhtilalin Başlaması ve Gelişimi

   Fransa Kralı XIV. Louis (Lui) ve onu izleyen kralların genişleme politikaları, Fransa’yı ekonomik olarak sıkıntıya sokmuştur. XVIII. yüzyılda özellikle Amerikan Bağımsızlık Savaşları’nda Amerika’ya yapılan yardımlar, Fransa’da halktan daha fazla vergi toplanmasına neden olmuştur. Soylular ile kilise mensuplarının da vergiden muaf olması, hazineyi güç duruma düşürmüş ve Fransa iflasın eşiğine
gelmiştir. Kral XVI. Louis, mali bunalıma çözüm bulmak amacıyla 1614’ten beri toplanmayan “Etats Generaux”yu (Eta Jenero) 5 Mayıs 1789’da toplamıştır.

   Etats Generaux; soylular, din adamları ve halk temsilcilerinden oluşan bir meclis olup herhangi bir yasama ve yürütme yetkisi yoktur. Bu mecliste alınan kararlarda her sınıfın bir oy hakkı vardır. Böylece çıkarları birbirine yakın olan din adamları ve soylular, mecliste daima çoğunluğu sağlamıştır. Sınıflar arasında yaşanan güç ve üstünlük mücadelesi nedeniyle bu meclis bir sonuca ulaşamamıştır. 17 Haziran 1789’da Etats Generaux’daki halk temsilcileri, halkın yüzde doksan altısını temsil ettiklerini söyleyerek kendilerinden oluşan meclisi “Ulusal Meclis” olarak ilan etmiştir. Ulusal Meclis, egemenlik hakkını halk adına ele alarak kendilerinin rızası olmadan halktan hiçbir vergi toplanamayacağını bildirmiştir. Kral, meclisin toplanmasına engel olmak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Ulusal Meclis, anayasa yapılıncaya kadar dağılmama kararı almıştı. Meclis bu hareketiyle yüzyıllardan beri süregelen monarşi yönetimini değiştirmeyi hedef almış ve bu karar Fransız İhtilali’ni başlatmıştır. Anayasa hazırlamaya başlayan Ulusal Meclis, 9 Temmuz 1789’da kendisini “Kurucu Meclis” ilan etmiştir.

"La Marseillaise" | Fransız Devrimi Marşı 



   Yaşanan bu gelişmeler ayrıcalıklı sınıf olan din adamları ve soyluları korkutmuş ve kralın da desteğiyle meclis dağıtılmak istenmiştir. Meclisin dağıtılacağı söylentileri üzerine halk, 14 Temmuz 1789’da kraliyetin baskısıyla hapse atılanların bulunduğu ve mutlakiyetin sembolü olarak görülen Bastille (Bastil) Hapishanesi’ni basmıştır. Aynı zamanda halk, Paris’te Commune (Komün) adı ile yeni bir yönetim kurmuş ve kralın koruma askerlerine karşı da ulusal bir ordu oluşturmuştur.

   Paris'te meydana gelen bu gelişmeler, Fransa’nın diğer yerlerine de hızla yayılmıştır. Kurucu Meclis, feodalite döneminden beri var olan ayrıcalıkları ortadan kaldırmış ve Fransa’da eşitliğe dayanan yeni bir toplum düzenine geçilmiştir. “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”ni ilan eden Kurucu Meclis, bir anayasa hazırlamış ve bu anayasa 1791’de kral tarafından da onaylanmıştır. Fransa’nın bu ilk anayasasıyla egemenlik hakkı halka verilmiş ve güçler ayrılığı prensibi kabul edilmiştir. Böylece Fransa’da mutlak monarşi dönemi sona ererek meşruti monarşi dönemi başlamıştır.


Demir Maske Fransa Fransa krallarının yutmak 1789 Fransız İhtilali ne Giden Yol 



   Anayasayı hazırlayarak görevini tamamlayan Kurucu Meclis, kendisini feshetmiş ve seçimlere gitmiştir. Seçimler sonucunda 1791-1792 yılları arasında “Yasama Meclisi Dönemi” başlamıştır. Bu meclis döneminden sonra Fransa’da Konvansiyon Meclisi kurulmuş ve bu meclis cumhuriyeti ilan etmiştir. Bu dönemde cumhuriyet rejimi, zor kullanılarak ülkeye yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak bu baskı yönetimine muhalif olanlar, ülke yönetimini ele geçirmiş ve Konvansiyon Dönemi’ne son vermiştir. Böylece Fransa’da Direktuvar Dönemi başlamıştır.

   1795-1799 yılları arasındaki bu dönemde, yürütme gücü meclis tarafından seçilen ve direktuvar denilen beş üyeden oluşan bir kurula verilmiştir. Ancak bu yeni idareden memnun olmayan halk, yeniden ayaklanmıştır. Bu isyanları genç bir general olan Napoleon bastırmış ve ülke içerisinde şöhret kazanmıştır. Direktuvar yönetimine son veren Napoleon kendisinin büyük yetkilerle başında bulunduğu bir konsül yönetimi kurmuştur. Ekonomik, idari ve yasal reformlara
girişerek büyük başarı sağlayan Napoleon, Fransa’da iç barışı sağlamıştır. Böylece konsüllük yönetimiyle Fransa’da, İhtilal Dönemi sona ermiştir. 1804’te yapılan halk oylaması ile konsül yönetimi imparatorluğa dönüştürülmüş ve Napoleon imparator olmuştur. Böylece Fransa’da 1799 yılından itibaren, on beş yıl sürecek olan Napoleon Dönemi başlamıştır.


Devrim (Discovery Channel Belgeseli)




İhtilalin Sonuçları

   Eşitlik, özgürlük, ulusçuluk, ulusal egemenlik, demokrasi, laiklik, adalet gibi düşünce akımları ve kavramlar; Fransız İhtilali ile Avrupa'ya yayılmıştır. İhtilalin ortaya çıkarmış olduğu bu düşünce akımları ve kavramlar, günümüze kadar uzanan büyük değişikliklerin ve gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır.

   Fransa, ihtilal hareketlerine karşı olan Avusturya ve Prusya başta olmak üzere Avrupalı devletler ile savaşmıştır. Koalisyon veya İhtilal Savaşları adı verilen bu savaşlar Avrupa’yı siyasi, sosyal ve ekonomik yönden büyük ölçüde değiştirmiştir. Liberalizm ve milliyetçiliğin Avrupa’ya yayılmasıyla ulus-devlet anlayışı ortaya çıkmıştır.

Fransa'nın Yükselişi ve Fransız Devrimi Belgeseli


Fransız İhtilali’nin İmparatorluklara Etkisi

   Bünyesinde çeşitli milletler bulunduran imparatorluklarda aynı millete ait insanların da ayrı ayrı siyasi teşekküller hâlinde yaşadığı olmuştur. İhtilal savaşlarıyla farklı milletler arasında milliyetçilik ve hürriyet fikirleri yayılmışmış ve bu milletler bağlı oldukları devletlere karşı ayaklanmaya başlamıştır. Fransız İhtilali ile ortaya çıkan bu fikirler; Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı
Devleti’nin sosyal ve siyasi hayatlarını etkilemiştir.

Fransız İhtilâli - 1789 (Animasyon)



1-Avusturya-Macaristan İmparatorluğu,


   Çeşitli ırk ve mezhepten oluşan toplumsal bir yapıya sahiptir. Metternich’in (Meternik) mutlakiyetçi yönetimi altında bulunan Avusturya, hâkimiyeti altındaki toplumların ihtilal düşüncesini benimsemesinden ve yönetime karşı ayaklanmasından korkmuştur. Nitekim Fransız İhtilali’nin etkisi ile 1848 yılında Avrupa’da meydana gelen olaylar, bu korkunun haklılığını ortaya çıkarmıştır. 1848 yılındaki olaylarda özgürlük düşüncesinin etkisiyle ülkede mutlakiyetin kaldırılması istenmiştir. Milliyetçiliğin etkisiyle Alman olmayan uluslar da bağımsızlıklarını elde edebilmek üzere harekete geçmiştir. Avusturya’da halk, ilk defa 1848’de Viyana’da anayasa için ayaklanmış ve Metternich İngiltere'ye kaçmıştır.

   Viyana’da toplanan Kurucu Meclis, feodal düzenin vergilerini kaldırmış ve sosyal eşitliği ilan etmiştir. Ancak Avusturya imparatoru, Viyana’yı işgal ederek meclisi dağıtmayı başarmıştır. Olaylar bu noktadan sonra Avusturya egemenliği altında bulunan ulusların bağımsızlık isyanlarına dönüşmüştür. Bunlardan en önemlisi Macarların bağımsızlık hareketi olmuştur. Avusturya, Macarların bağımsızlık hareketine tepki gösteren Rusya ile iş birliği yaparak 1849’da Macaristan'a girmiştir. Macar bağımsızlık hareketi kanlı şekilde bastırılmış ve Macaristan yeniden Avusturya’ya bağlanmıştır. Macar İsyanı’nın bastırılmasından sonra bağımsızlık taraftarlarından bir kısmı Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Yine bu sırada, Rusya’nın bastırdığı Lehistan İsyanı’ndan kaçan Lehler de Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Bu mültecilerin Avusturya ve Rusya tarafından Osmanlı Devleti’nden geri istenmesi ve Osmanlı Devleti’nin bu talebi reddetmesi ile “mülteciler sorunu” ortaya çıkmıştır.

   Avusturya egemenliğinden kurtulmak ve ulusal birliğini sağlamak isteyen İtalya’da da aynı dönemde ayaklanmalar çıkmıştır. Ancak Piyemonte orduları, Avusturya’ya yenilmiş ve bu nedenle İtalya bağımsızlığını ve siyasi birliğini sağlayamamıştır. Ardından küçük devletlerden meydana gelen ve Avusturya’nın nüfuzu altında bulunan Almanya’da da ayaklanmalar yaşanmıştır. Avusturya’da
Metternich’in yönetimden çekilmesinden sonra 1848’de Prusya’nın başkenti Berlin’de halk krala karşı ayaklanmıştır. Bunun üzerine Prusya Kralı IV. Wilhelm (Vilhelm), halka bir anayasa vadetmiş ve böylece Prusya’daki isyan sona ermiştir.


2-Rusya,

      1815 Viyana Kongresi ile Polonya’ya (Lehistan) hâkim olmuştur. Ancak bağımsızlık isteyen Polonyalılar, 1830’da isyan etmiştir. Ayaklanma, Rusya tarafından bastırılmış ve anayasa kaldırılarak Polonya bir Rus ili hâline getirilmiştir. Bu olayda Avusturya ve Prusya, Rusya’nın tarafını tutmuş; Fransa ve İngiltere ise tarafsız kalmıştır. Rusya’nın, ülkedeki azınlıklara baskı yapması nedeniyle 1863’te Polonya’da yeni bir ayaklanma daha çıkmıştır.

   Rusya bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra azınlıklara karşı Ruslaştırma politikası başlatmıştır. Rusya, XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki toprakları üzerinde genişleme politikası izlemeye başlamış ve aynı bölgede genişlemek isteyen Avusturya ile rakip hâle gelmiştir. Bölgeye hâkim olmak için Slav toplumlarını bir siyasi birlik altında toplamak isteyen Rusya, Panslavizm politikasını uygulamaya başlamıştır. XIX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Panslavizm, Fransız İhtilali’nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımıyla Slavlar üzerinde büyük etki yapmıştır.

   Panslavizme göre Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları yıkılmalı, bunların yerine Rusya’nın egemenliği altında bir Slav devleti kurulmalıdır. Rusya, bu politika gereği Osmanlı Devleti içerisindeki Slav ve Ortodoks topluluklara her türlü yardımı yapmaya başlamış ve bunlara özerklik verilmesini istemiştir.


3-Osmanlı Devleti;

      Çeşitli ırk, din, dil ve kültüre sahip toplumlardan meydana gelmiştir. Fransız İhtilali’yle birlikte milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti içerisinde yayılmaya başlamıştır. Bu akım XIX. yüzyılın başlarından itibaren birçok isyanın çıkmasına da neden olmuştur. Balkanları ele geçirmek, Mısır’a ulaşmak  ve Doğu Akdeniz’de Fransız hâkimiyeti sağlamak isteyen Napoleon, Osmanlı Devleti’ndeki Hristiyan topluluklar arasında bağımsızlık düşüncesinin yayılmasını istemiştir.

      Fransa’dan sonra Rusya da Balkanlarda milliyetçilik fikrini yayarak halkı kışkırtmaya devam etmiştir. Fransızlar, Napoleon’dan sonra bu bölgeden çekilmiş olmalarına rağmen propaganda faaliyetlerine devam etmiştir. Böylece Osmanlı Devleti içerisindeki Hristiyan topluluklar arasında, bağımsızlık istekleri hızla yayılmaya başlamıştır. Bu da Osmanlı Devleti’nde ilk olarak Sırp İsyanı’na neden olmuştur.


A-Sırp İsyanı (1804-1817)

      Osmanlı Devleti’nin XV. yüzyılda topraklarına kattığı Sırbistan’da halkın kendi diliyle konuşmasına ve kendi inancına göre ibadet etmesine izin verilmiştir. Sırpların yaşadığı bölgede, XVIII. yüzyılın ortalarına kadar devlete karşı önemli bir olay yaşanmamıştır. Ancak bu yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında yapılan savaşlarda Sırbistan savaş alanı hâline gelmiştir. Ayrıca Avusturya ve Rusya, Sırpları ayaklandırmak için milliyetçilik
propagandası yapmış, buradaki güvenli ve huzurlu havayı bozmuştur. Merkezî otoritenin zayıflaması, vergilerin artırılması ve yeniçeriler ile âyanların baskılarının artması sonucunda Sırplar, Osmanlı Devleti’ne baş kaldırmıştır.

   Sırplar, bağımsız bir devlet kurma isteğiyle 1804’te Kara Yorgi önderliğinde isyan başlatmıştır (Görsel 4.8). Sırpların, isyan hareketine Rusya destek vermiş ve Karadağlıların da katılmasıyla isyan daha da şiddetlenmiştir. Ancak Rusya’nın himayesinde bir Sırp devleti görmek istemeyen Avusturya, bağımsız Sırp Devleti’ne karşı çıkmıştır. Bu durum Avusturya ile Rusya arasında anlaşmazlığa
neden olmuştur. Sırp İsyanı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1812 Bükreş Antlaşması’na kadar sürmüş ve bu antlaşmayla Sırplara ayrıcalıklar verilmiştir.

   1812 Bükreş Antlaşması’ndan sonra Sırpların bağımsızlık hareketleri devam etmiştir. Bu sorunu kesin olarak çözmek isteyen Osmanlı Devleti, 1813’te Kara Yorgi’yi mağlup etmiştir. Böylece Sırp İsyanı sona ermiş ve Sırbistan yeniden devlet merkezine bağlanmıştır. Osmanlı Devleti, 1816’da Sırplara geniş haklar vermiştir. 1817 yılında Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde, İstanbul’a bağlı olmak koşuluyla Sırbistan Prensliği ortaya çıkmıştır. Böylece Osmanlı tarihinde ilk defa bir Hristiyan topluluğu bağımsızlık için harekete geçmiş, sınırlı da olsa başarıya ulaşmış ve siyasi olarak kendini tanıtmıştır. Bu durum diğer azınlıklar için de örnek olmuştur. Nitekim Sırp İsyanı’ndan hemen sonra Yunan İsyanı başlamıştır.


İngitere’nin Yunanistan Politikası
İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını sürdürmesine rağmen Mora İsyanı’nda Yunan bağımsızlığını desteklemiştir. Böylece İngiltere, bağımsızlığını kazanacak olan Mora Yarımadası’nın, Rus etkisi altına girmesini engellemeyi amaçlamıştır. Ayrıca İngiltere, yapacağı yardımından
sonra doğacak minnet duygularından yararlanarak Yunanistan üzerindeki etkisini artırmayı amaçlamıştır. Böylece Doğu Akdeniz’de olası Rus genişlemesine karşı stratejik bir müttefik kazanmıştır.



   Osmanlı Devleti, Mora’da başlayan isyanın genişlemesi üzerine Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemiştir. Mısır Valisi’nin de desteğiyle isyanın direnci kırılmıştır. Bunun üzerine İngiltere, Rusya ve Fransa’nın ortak donanması,
1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yakmıştır. Bunun yanında, 1828’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan 1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmiştir.

   Yunan Devleti’nin kuruluşu Osmanlı Devleti’nin dağılmasında başlangıç noktası olmuştur. Çünkü çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı halkı için bağımsız Yunan Devleti bağımsızlık faaliyetleri için bir örnek oluşturmuştur.


İLBER ORTAYLI, FRANSIZ İHTİLÂLİ DÜNYAYI NASIL ETKİLEDİ?




Fransız Devrimi (1. Bölüm): 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (Dünya Tarihi)



Fransız Devrimi (2. Bölüm): 1789 Sonrası Değişim (Dünya Tarihi / Orta ve Modern Çağ)



Fransız Devrimi (3. Bölüm): Terör Hükümdarlığı (Dünya Tarihi / Orta ve Modern Çağ)




Fransız Devrimi (4. Bölüm): Napolyon Bonapart'ın Yükselişi (Dünya Tarihi / Orta ve Modern Çağ)



ABDULLAHHOCA.COM UYARIYOR
İki Şehrin Hikayesi, Charles Dickens'ın 1859 yılında yazdığı bu eser hangi tarihi olayı anlatmaktadır?

İki Şehrin Hikayesi 

    İki Şehrin Hikayesi, Charles Dickens'ın 1859 yılında yazdığı, Fransız Devrimi dönemi ve sonrasını konu alan, Paris ve Londra'da geçen romandır. Dickens bu kitabı Fransa'da ihtilale yönelik yaşanan gelişmelere, ihtilalden sonra her gün giyotinle öldürülen bir sürü insanın acısına İngilizler'in dikkatini çekmek için yazmıştır. 

     İnsanların sınıf farkı dolayısıyla yaşadıkları sorunları, özellikle köylü ve kölelerin efedilerinden ve soylulardan çektikleri zulmü, ve devrim sonrasında da bu sefer alt tabaka sayılan insanların soylulara yaşattıkları vahşetleri anlatır. Alt tabakadan insanların yani işçilerin, kölelerin ve köylülerin ne çektiğini Charles Dickens kendisi küçükken çalıştığı ayakkabı fabrikası deneyimlerinden bilmektedir. 

 

     O dönemde ihtilalden sonra soylulara yapılan eziyetlerin kitaptaki örneğine Charles Darnay verilebilir. Madame Defarge Darnay'in uşaklarından birini esir alınca, Charles onu kurtarmak için Paris'e geri gittiğinde hemen tutuklanır ve sadece aristokrat aileden geldiği için giyotine gitmesine karar verilir. Uzun bir süre hapis yattıktan sonra mahkemeye çıkarılan Darnay, Dr. Manette'in Bastille'de yazdığı bir yazı yüzünden idama mahkum edilir. Yazıda Dr. Manette'in, Charles'ın amcası Marquis'nin Madame Defarge'ın kız kardeşinin ırzına geçtiğini öğrendiği için hapis yattığı yazar. Bu da o dönemdeki köle - efendi ilişkisinin adaletsizliğini ortaya koymaktadır. 

 

    Romanda, Dr. Manette'in kızı Lucie'yi seven iki adamdan bahsedilir, Charles Darnay ve Sydney Carton, ikisi de dış görünüş olarak birbirine çok benzer, fakat kişilikleri birbirine çok zıttır. Charles Darnay, aristokrat bir aileden gelen fakat halkın yanında duran biridir, İngiltere'de casusluk yaptığı gerekçesiyle mahkemeye çıkarılır ve idamı istenir, fakat ona avukatlık yapan ve işinde başarılı olan Sydney Carton, onu kurtarır. Dr. Manette ve Lucie de bu olaya şahit olmuştur. O günden sonra sık sık Dr. Manette'in evine giden Darnay ve Carton, Lucie'ye aşık olur. Ama Lucie Darnay'i seçer ve Carton da seçtiği kişi ve Lucie için bir iyilik yapmaya söz verir. Charles Dickens'ın da romanı yazarken evliliğinde Darnay'in evliliğindeki gibi sorunlar vardır ve Darnay karakteriyle kendi adının baş harflerinin aynı olması (C.D.) bununla bağdaştırılır. 

 







Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası