YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

KOMİNİZM-KAPİTALİZM

Liberalizm ve Kapitalizm

      Bireysel özgürlüğü temel değer kabul eden liberalizm; özel mülkiyet, bireysel girişim ve ticaret özgürlüğü üzerine kurulu bir ideoloji olup devlet müdahalesini dışlar. Bunun için devletin, anayasa ile sınırlandırılması gerektiğini savunur. Bu özelliği ile liberalizm, diğer modern ideolojilerden ayrılır.

Liberalizm,
XVII ve XVIII. yüzyıllarda dönüşmekte olan birey-devlet ilişkisini, akılcılık üzerinden açıklamaya çalışan siyasal düşünce akımıdır. Bu ideolojiye göre toplum, zümre ya da sınıflardan değil bireylerden oluşur ve bireyler önce kendi kişisel çıkarları doğrultusunda hareket eder. Özgürlüğün hiçbir engel tarafından sınırlandırılmaması gerektiğini kabul eden liberalizm; devletin, ekonomik ve toplumsal yaşama kesinlikle müdahale etmemesini savunur. Bu ideoloji, siyasi ve ekonomik liberalizm olarak ikiye ayrılır. Siyasi liberalizm, devlet faaliyetlerinin bireysel hak ve sorumluluklarını koruyacak şekilde yürütülmesini esas alır. Ekonomik liberalizm ise özel mülkiyet ve serbest ticaret sistemine dayanır. Bireyler, devletin sınırlı koruması altında istedikleri gibi ekonomik faaliyette bulunabilir ve ekonomik ilişkiler kurabilir. Bu sisteme, serbest piyasa ekonomisi adı verilir. Liberalizm, ekonomik ve toplumsal örgütlenmenin dayandığı lonca gibi katı yapıları ortadan kaldırmıştır. Sanayi Devrimi’nin yayılmasını da kolaylaştıran liberalizm, iş dünyasında burjuvazinin yükselişini sağlamıştır. Ancak bu durum toplumsal açıdan ağır sonuçları beraberinde getirmiş ve işçileri, gittikçe güçlenen patronlar karşısında yalnız ve savunmasız bırakmıştır.


Amerikan ve Fransız devrimlerinde, insan hakları belgelerinin yayımlanması, liberal ilkelerin Avrupa’da hızlı bir şekilde yayılmasını sağlamıştır.

Kapitalizm;

   Yeni Çağ’da, Batı Avrupa’da sermaye ve üretim araçlarının özel mülkiyete geçmesi sonucunda sürekli kâr arama ilkeleri üzerine kurulmuş ekonomik bir sistemdir. Burjuvazi sınıfının yükselişe geçmesi, sanayileşme ve işçilerin ortaya
çıkması ile yeni bir ekonomik sistem olan kapitalizme geçiş süreci başlamıştır. Feodal sistemde kendi kendine yeterli olan kapalı bir ekonomik yapı hâkimdir. Sanayi Devrimi’nden sonra bu yapı dışa açık, ticaret ve sermaye birikimine dayalı bir sistem olan kapitalizme yerini bırakmıştır. Kapitalizmde sermaye sahipleri üretim araçlarına da sahip olmuş ve sistemin sürekliliğini sağlamak için daha çok hammadde ve iş gücüne ihtiyaç duymuştur. Gerekli olan insan gücü, hammadde ve pazar Coğrafi Keşifler’le karşılanmıştır. Böylece sistemin devamlılığı sağlanmış ve sömürge imparatorlukları kurulmuştur. Bunun sonucunda, sermaye sahibi girişimci sınıf zenginliğini artırmıştır. Avrupa’da giderek zenginleşen sermaye
sahibi girişimci sınıfa kapitalist sınıf, yeni oluşan bu düzene de kapitalizm denmiştir. Kapitalizmle bireylere din ve vicdan hürriyeti yanında mülk edinme imkanı verilmiştir. Ancak bu sistemde toplumda gelir dağılımında eşitsizlikler yaşanmıştır.


Sosyalizm ve Marksizm

      Sosyalizm, sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki eşitsizliği, servet ve refah farklarını ortadan kaldırma iddiasında olan bir ideolojidir. Kapitalizme tepki olarak doğmuştur. Kapitalizmi sömürü olarak gören sosyalizm; birlikte hareket etmeye, ortak mülkiyete ve sosyal eşitliğe önem vermiştir. Sosyalizm ile birlikte Avrupa’da meydana gelen işçi hareketleri sonucunda halk, sendikalar kurmaya
başlanmıştır.
Siyasal bir ideoloji olarak sosyalizm, Napoleon Dönemi’nin sona erdiği 1815 ile Karl Marx’ın (Karl Marks), “Komünist Manifestosu”nu kaleme aldığı ve Avrupa'da devrimlerin yapıldığı 1848 yılları arasında ortaya çıkmıştır. Avrupa'da ilk sosyalist
partiler, 1860'lı yıllarda kurulmuştur. Kapitalizme alternatifler geliştirmek isteyen sosyalizm, farklı düşünceleri de beraberinde getirmiş ve başlıca iki gruba ayrılmıştır. Reformcu sosyalistler, liberal ideallerin gerçekleşmesinde herkese
eşit fırsatlar oluşturulmasını istemiştir. Bu amaçla demokratik formüller önermiş ve ihtilalci tutumu reddetmiştir. Devrimci radikal sosyalistler ise piyasa ekonomisini yıkmayı, özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı ve kapitalist sistemin yerine komünist bir sistem getirmeyi hedeflemiştir.

      Marksizm, Alman Filozof Karl Marx’ın klasik Alman felsefesini, Fransız sosyalizmini ve İngiliz siyasal düşüncesini bir araya getirerek oluşturduğu ideolojidir. Önceki sosyalist düşünceleri hayalci olarak niteleyen Marx, Frederich Engels’le (Fridirih Engels) birlikte bilimsel sosyalizmi ortaya koymuştur. Marx, tarihin geçmişten itibaren bir sınıf mücadelesinin sonucunda oluştuğuna inanmıştır. Ona göre XIX. yüzyılda egemen sınıf burjuvazidir. Üretim
araçlarını elinde bulunduran burjuvazi, işçi sınıfının sömürülmesine olanak tanımıştır. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, sömürülen işçi sayısı da artmıştır. Karl Marx, yapılacak ihtilal için tüm işçileri sınır tanımadan birleşmeye ve devrimci partiler kurmaya çağırmıştır. Bu anlayışa göre işçiler, bir kez iktidara geldikten sonra üretim araçlarını özel mülkiyetten çıkaracak ve bir proleterya diktatörlüğü kurarak iktidara el koyacaktır. El emeğinden başka bir varlığı bulunmayan proleterya; ardından sınıfsız ve devletsiz, komünist bir toplum düzeni kuracaktır. Devrimci radikal sosyalistlerle reformcu sosyalistler ilk kez XIX. yüzyılın sonlarında karşı kaşıya gelmiştir. 1917 Rus Devrimi’ne kadar komünizm ve sosyalizm eş anlamlıyken bu devrimden sonra sosyalist partiler, kendilerini yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Buna göre kapitalizmin reformlar yoluyla dönüştürülmesi gerekliliğini düşünen ve siyasal hayatta çoğulculuğu kabul eden reformculara sosyalist denmiştir. Kapitalizmi reddeden ve ihtilal yoluyla ele geçirilen iktidarın tek partinin elinde olması gerektiğine inanan devrimcilere ise komünist denmiştir.

Mutlak Monarşiden, Anayasal Monarşiye Geçiş Yeni Çağ’da burjuvazinin desteği ile krallar, feodaliteye karşı iktidarını güçlendirmiş ve Avrupa’da mutlak monarşiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çağda yükselen sınıf olan burjuvazi, kendi üretim ilişkilerini destekleyecek ve güvenli bir merkezî yönetim kurabilecek olan kralların yanında yer almıştır. Böylece Avrupa’da değişen ekonomik yapıya uygun bir yönetim biçimi olan mutlak monarşiler kurulmuş ve ülkenin
her yerinde aynı ticaret yasaları hâkim kılınmıştır. Monarşinin oluşum sürecinde, çıkarlarına uygun davranan burjuvazi ile krallar arasında feodal güçlere karşı geçici bir iş birliği yapılmıştır. Ancak Sanayi İnkılabı sonrasında bu iş birliği bozulmaya başlamış ve belirleyici sosyal sınıf olan burjuva, soyluların yerini almıştır. Ekonomik gücüne dayanarak siyasal yapıda da hak arayışları içine giren burjuvazi ile krallar arasındaki denge, burjuvazi lehine değişmiştir. Artık burjuvazi, kralın yetkilerini sınırlandırarak siyasi haklar elde edebilmenin mücadelesini vermeye başlamıştır.

Anayasal sistem ilk kez İngiltere’de XIII. yüzyılda doğmuş ve gelişmiştir. Milliyetçilik ve demokrasi anlayışı; Sanayi Devrimi ve sömürgecilikle birleşmiştir. Böylece anayasal süreç; Batı Avrupa’dan Orta Avrupa’ya, oradan da Doğu Avrupa ve Osmanlı Devleti üzerinden geçerek tüm dünyaya yayılmıştır.

Avrupa’da Aydınlanma düşüncesi ilkelerine dayanan ilk modern ve yazılı anayasa 3 Mayıs 1791 tarihli Polonya Anayasası’dır. Bu anayasadan bir süre sonra yeni bir anayasa da Fransa’da ilan edilmiştir. İhtilalle birlikte mutlak iktidarını kaybeden kralın yetkileri, anayasayla sınırlandırılmış ve bu yetkiler meclisle paylaşılmıştır.
Diğer Avrupa ülkelerinin de örnek aldığı Fransa Anayasası’yla Avrupa'da anayasaya dayalı meşruti monarşiler devri başlamıştır. Bu sayede Viyana Kongresi’nde alınan kararların egemen kılınmak istendiği 1815-1830 yılları arasında bile Avrupa’da birçok ülke anayasa ile yönetilmiştir. Krallar bu anayasaları kaldırmak veya sınırlarını daraltmak için çalışmış, liberaller de anayasanın sınırlarını daha da genişletmek ve tam uygulanmasını sağlamak istemiştir.
















Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası