BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası

KERİMADDİN AKSARAYİ

KERİMADDİN AKSARAYİ 13 YY.

ý  Moğolların Anadolu'yu işgalini anlatan Müsameretü'l- Ahbar isimli eseriyle ünlüdür.

ý  Kerimüddin Mahmud-i Aksarayî ya da gerçek adıyla Mahmud bin Muhammed, ne zaman ve nerede doğduğu ve öldüğü bilinmeyen Selçuklu memur ve yazar. Yazdığı Müsâmeretü'l-Ahbâr isimli eser günümüzde İbn Bîbî'nin el-Evâmirü'l-Alâiyye fi'l-umûri'l-Alâiyye'sinin ardından Selçuklu tarihi hakkındaki en önemli kaynak olarak kabul edilmektedir.

ý  Türkiye Selçukluları döneminde yetişen ve dönemin aynası olan iki büyük tarihçiden biri Kerimüddin Mahmud-i Aksarayî olup yazdığı eserin ismi Müsâmeretü’l-Ahbar’dır.

ý  Adı geçen tarihçi ve eseri ile ilgili çalışmalar yapan Selçuklu tarihçisi Prof. Osman Turan, onun Aksaraylı olduğunu, bununla beraber hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip bulunmadığımızı belirtir. Zira Aksaraylı Kerimüddin kendisi ile ilgili olarak, ne yazdığı eserinde bilgi vermiş ne de o dönemin tarihî ve edebî kaynakları ondan bahsetmiştir. Tarihçi Kerimüddin’in Aksaraylı olduğuna dair bilgimiz, isminde taşıdığı Aksarayî nisbesinin yanı sıra eserinde Aksaray’la ilgili ayrıntılı bilgiler vermesiyle pekişir.

ý  Nitekim 13. Yüzyıl Türk İstiklal Hareketinde Aksaray’ın oynamış olduğu rolü onun satırlarından tafsilatlı bir şekilde öğrenebilmekteyiz. Aksarayî’nin doğum ve ölüm tarihi belli değildir. Bununla beraber yazdığı eserdeki anlatımlarından çıkardığımız sonuca göre, 1276 yılında devlet hizmetinde bir görev ifa etmekte, 1323 yılında ise hâlâ hayatta görünmektedir. Dolayısıyla kendisi Türkiye Selçukluları Devleti’nin son yıllarına ve Beylikler Türkiye’sinin teşekkülüne şahitlik etmiştir. Bu münasebetle müellif Aksarayî için, Selçuklular Döneminin Son Tarihçisi ve Beylikler Anadolu’sunun İlk Tarihçisi dememiz tarihen yanlış olmaz. Nitekim Selçuklu Türkiye’sinin diğer büyük tarihçisi olan İbn Bibi’nin eserindeki olayların anlatımı 1282 yılına kadar gelir.

ý  Bu tarihten sonrası için ise döneme çağdaş yegâne tarih Müsâmeretü’l-Ahbar’dır. Anadolu’da 1243 yılından itibaren başlayan Moğol işgal yıllarında, tarihçi Aksarayî’nin kalemini Moğol yanlısı olarak kullandığını görüyoruz. Bu durumun, kasıp kavuran Moğol egemenlik yıllarında, özellikle şehirlerde yaşayan pek çok insan için geçerli bir durum olduğunu burada ifade edelim. Bunun yanı sıra Aksarayî, kendisinin, Moğol noyanlarından (beylerinden) baskı ve tehditler gördüğünü eserinde belirtir. Nitekim Evkaf (Vakıflar) Nazırlığı yaptığı yıllarda, Moğol - Türkmen mücadeleleri sırasında iki burcu yıkılarak zarar gören Büyük Alaaddin Kervansarayını (Sultan Hanı) tamir ettirdiğini fakat daha sonra Moğollara isyan eden Aksaraylı İlyas adında bir Türk Beyinin bu kervansaraya sığındığını ve Moğolların 20 bin askerle kuşatmalarına rağmen Türkmenlerin teslim olmaması dolayısıyla İrencin isimli bir noyandan eziyet gördüğünü belirtir. 

ý  Mamafih bu olayda görüldüğü üzere Moğollar karşısındaki istiklal hareketi şehirlilerden çok Anadolu kırsalında yaşayan Türkmenler tarafından devam ettiriliyordu. Aksarayî eserini dönemin resmî ve bilim dili olan Farsça ile yazmıştır. Eserinde kullandığı ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden, Arapça şiir ve sözlerden ve kullandığı Farsça’dan dolayı onun oldukça eğitimli biri olduğunu söyleyebiliriz. Yine eserinde yer verdiği şiir ve kasideler onun şairlik yönünün olduğunu da ortaya koymaktadır. Onun eserinde terennüm ettiği pek çok inci benzer sözden bazıları şöyledir; (Bir cimri devlet görevlisi ile ilgili olarak) Eğer güneş ekmek yerine onun sofrasında bulunsaydı, dünyada kimse kıyamet gününe kadar aydınlık yüzü görmezdi. (Görevden alınan bir vezir için) İşi acele olan feleğin ikiyüzlülüğünden hiç bir insan kendi işini tamamlayamadı. Dünyada hiçbir kimse dikenle karşılaşmadan bir gül koparamadı. (Mülk ve makam sahipliği için) Mülk süsü, şarabın rengini alan kadehin rengi gibi yanıltıcıdır.  Makam süsü ise, mükemmel hâle geldiği zaman azalıp kaybolan gölge gibi geçicidir. Dünya ve onun varlıkları, kirli bir adamın elinden, başka bir kirliye devir edip gelen hamam tasına benzer.


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI