BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası

KOÇİ BEY RİSALESİ

Osmanlıyı eleştiren Koçi Bey

Koçi Bey 17. yüzyıl Osmanlı yazar, düşünür ve devlet adamı. Aslen Arnavut olup günümüzde Arnavutlukta bulunan Görice’den (Gorica, Korçe) devşirme yoluyla İstanbul’a getirilmiş, Osmanlı Sarayına girmiş. Karısının ve oğlu Sefer Şah’ın mezarlarının Görice’de Mirahur İlyas Bey camiinde, kendisinin mezarının ise Görice’ye bağlı Plamet köyünde olması nedeniyle, Koçi Bey’in Göriceli olduğu tahmin edilmektedir.

Koçi Bey padişah Birinci Ahmet devrinden, IV. Murat devrine kadar Enderun’da (saray okulu) çeşitli hizmetlerde bulunduğu bilinmektedir. Özellikle IV. Murat döneminde Has Oda’ya (padişahların Enderun avlusundaki özel dairesi) alınmış ve Padişah’ın güvenini kazanarak onun sırdaşı olmuştur. Padişah IV. Murat’ın muhasibi olarak Bağdat seferine katılmıştır. Koçi Bey’in sarayın içinde yaşaması ve padişahın danışmanları arasında olması, devlet çarkının nasıl işlediğini, yapılan hataları ve padişahın çıkar çevreleri tarafından art niyetli olarak yönlendirilmesini yakından gözlemlemesi ve tanımasına neden olmuştur. Sultan Murat’ın ölümünden sonra yerine geçen Sultan İbrahim’in de muhasibi ve sırdaşı olmuştur. Koçi bey Sultan İbrahim’in son günlerinde veya Dördüncü Mehmet’in ilk yıllarında emekliye ayrılmış ve Görice’ye yerleşmiştir.

Koçi Bey’in yaşadığı dönem, her ne kadar Osmanlı devletinin sınırlarının büyüklüğü göz önüne alındığında dünyanın en büyük imparatorluğu gibi gözükse de, devletin idaresinde ortaya çıkan aksaklıklar, saray çevresi, isyanlar, devlet adamlarının yetersizliği, ekonomik sıkıntılar, Osmanlı’nın zor durumda olduğunu ve gelecek için pekiyi umutların görülmediği bir dönemdir.

Koçi bey Sultan IV. Murat ve Sultan İbrahim’e sunduğu risaleleri (eleştirel tarzdaki raporları) ile tanınır. Bu risaleler Osmanlı’da o döneme kadar padişaha sunulmuş ilk yazılı raporlar olma özelliğine sahiptir.

İlk risaleyi 1631 tarihinde devlet yönetimini ele aldığı günlerde Sultan IV. Murat’a sunmuştur. Bu risale, kısa kısa yazılmış yirmi iki bölümden oluşmaktadır. Sultan IV. Murat’a sunulan risaleyi iki kısımda incelemek mümkündür. Birinci kısımda Koçi Bey, devlet teşkilatındaki bozuklukları açıklamaktadır. Bunları yaparken padişahı bile eleştirme cesaretini göstermiştir. İkinci kısımda, bütün bozuklukların düzeltilmesi için alınması gereken önlemleri anlatmaktadır. IV. Murat’ın Topal Recep Paşa’yı astırarak idareyi ele aldığı 1632 tarihinden önce risalenin sunulmuş olması, Koçi Bey’in Padişah üzerindeki etkisini göstermektedir. O tarihe kadar annesi Kösem Sultan’ın sözlerinden çıkmayan padişah IV. Murat’ın yönetimi ele geçirerek devlet yönetiminde köklü ıslahat yapma düşüncesini eyleme dökmesi, özellikle Koçi Bey’in risalelerinden etkilendiğini ve risalelerde belirtilen sorunları çözmek amacıyla harekete geçtiği, Koçi Bey’in ileri sürdüğü ıslahatları yaptığı söylenebilir. İçki ve tütünü yasaklaması da risale sonrasındadır.

Koçi Bey, başlangıç bölümü olan birinci bölümde, “Padişahların reaya (halkın haraç vereni, yani Müslüman olmayan halk) ve beraya (halkın haraç vermeyeni, yani Müslüman halk) yani bütün halk ile ilgilenmesini ve bilgisine göre hareket eden din bilginleri ile mücahit gazilere hak ettiklerinin verilmesini” anlatmaktadır. Daha sonra on üçüncü bölüme kadar, Osmanlı devlet yönetiminde gördüğü aksaklıkları, saray çevresinin yönetimde etkilerini, tımar ve zeametin neden bozulduğunu, bilginlerin nasıl bir ahlak sahibi olduklarını, yeniçerilerin ilk kez nasıl ve neden bozulduğunu, ülkede çıkan fitne ve fesadın sebebini, halkın içinde bulunduğu durumu anlatarak durum tespitinde bulunmuştur. Koçi Bey saptamalarının ardından her bir aksayan hususun düzeltilmesi amacıyla alınması gereken önlemleri önermiştir.

İkinci risale Sultan İbrahim’e sunulan risaledir. Ciddî bir eğitime sahip olmayan ve iktidar öncesi hayatını kafeste geçirmiş olan Sultan İbrahim, Koçi Bey’den kendisine Osmanlı Devleti’nin sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin bir risale yazmasını istemiştir. Bunun üzerine kaleme alınan risale, 1640 tarihinde Sultan İbrahim’e sunulmuştur. On sekiz bölümden oluşan Sultan İbrahim’e sunulan risale, sade ve açık bir dille yazılmıştır. Bunun nedeni olarak Sultan İbrahim’in kültür düzeyinin daha düşük olması ve yıllar boyu sarayın bir odasında her an boğulma korkusu içinde beklemenin yarattığı ruhi durumda olması gösterilebilir. Koçi Bey, Sultan İbrahim’e ders verir gibi sorunları dile getirmektedir. Bu risalede Koçi Bey âdeta bir hoca, Sultan İbrahim de bir talebe gibi görünmekte, Koçi Bey, Sultan İbrahim’e devlet teşkilatına, devlet erkânına nasıl hitap ve muamele edileceği, fermanların nasıl yazılacağı, mülki taksimata, vergi ve para işlerine, elçi kabulüne dair bilgiler vermektedir. Sultan İbrahim’e verilen risale on sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu risalede, daha çok ülke yönetiminde uygulanacak yöntemlerin, askeri, mali ve mülki konularda alınacak kararların nasıl olacağına dair önerilerde bulunulmuştur.

Tesbitleri ve eleştirileri

Koçi Bey önceki uygulamalardan sapmaları, geçmişte yapılan hataları ortaya koymuş ve birçok eleştirilerde bulunmuştur.

 “Evvelce Beylik ve Beylerbeyilik ve diğer padişah memurlukları memleket idaresinde iş görmüş, emektar, doğru ve dindar kimselere verilip, karşılığında bir akçe ve bir habbe rüşvet ve bahşiş alınmazdı. Bilhassa sancak beyleri ve beylerbeyleri yirmişer, otuzar yıl yerlerinde kalırlardı”.

Vezir-i Azamlık ulu bir makamdır. Yerinin adamı olduktan sonra sebepsiz azlolunmayıp, nice yıllar sadrazamlık makamında kalması ve işlerinde müstakil olması gerektir”.

Şanı yüksek divan katipleri, eli kalem tutan yazı erbabı, kanun bilir maharetli ve etraftaki hükümdarlara mektup yazmaya muktedir kimselerdi. Defter-i hakani ve Maliye katipleri bilgili, doğru, şuurlu ve sadık olanlardı. Dergah-ı ali çavuşları tecrübeli işbilir, etraftaki hükümdarlar yanında elçilik yapmaya kudretli olan kimselerdi”.

Bu kadar karışıklık, fitne ve fesada, reayanın ve memleketlerin harap olmasına, hazinelerin ve malların azalmasına sebep, rüşvet şeytanı olmuştur

Koçi Bey Enderun ve Birun (dış) halklarının saltanat ve devlet işlerine karışmaması gerektiğini belirterek olumsuz bir uygulama olarak, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, padişahın eski usullere uymadan has harem hademelerinden silahtarı olan İbrahim Paşa’yı Vezir-i Azam yapmasını ve kızı Mihrimah Sultanı, Rüstem Paşa’ya verip onu Vezir-i Azam yapmasını örnek olarak vermiştir. Ayrıca padişahın yakınında bulunanlar, yani Enderun ve Birun halkının devlet işlerine karışması birçok vezir-i azam ve vezirlerin sebepsiz yere öldürülmelerine vesile olmuştur. Koçi Bey Ferhat Paşa’nın haksız yere katledilişini şöyle anlatmaktadır; “…….şahın kardeşinin oğlunu da beraberinde devletli padişah katına götürüp teslim etti. Bu kadar hizmetler karşılığında padişah tarafından iltifatlar, okşamalar ve ihsanlar beklenirken nedimler, yakınlar, dedikoducu hasetçilerden bazıları, Ferhat Paşa hakkında birçok iftiralar edip, sonunda günahsız olarak katlettiler.”

Koçi Bey tımar ve zeamet (fethedilen toprakların birbölümünün asker ve subaylara dağıtılması) sahiplerinin din ve devlet uğruna can ve baş veren seçme kişilerden olduklarını, aynı zamanda cesur, benzerlerinden üstün, itaatli kişiler olup aralarında yabancı kimsenin bulunmadığını, hepsinin ocak ve ocak zadeler, baba ve dedelerinden kalma padişah dirliğine sahip kişiler olduğunu, savaşta faydası görülmeyenlerin maaşında artış yapılmadığı belirtilmiştir. Tımar ve zeamet sisteminde bozulmaların 1584 yılında başladığı bu tarihte “Özdemir oğlu Osman Paşa’nın” bazı yabancılara tımar ve zeamet verdiği belirtilmektedir. Tımar ve zeametin bölge halkı dışında bir kimseye İstanbul’dan verilmesi, yönetimin bölge halkı üzerindeki etkinliğini kaybetmesine neden olmuştur. Önceden savaşta yararlık gösteren, bölge halkı içinden seçilen kişilere Beylerbeyiler tarafından tımar ve zeamet verilmekte iken halk şikâyetini İstanbul’a yaparken, sonraları İstanbul’dan Vezir-i Azam tarafından hak etmeyen kişilere tımar ve zeametin verilmesi, haksızlığa uğrayan kişilerin, şikayet edeceği bir makamın bulunmaması anlamındaydı. Bu durum huzursuzluklara ve bazı tımar ve zeamet sahiplerinin savaşlara katılmamasına ve İstanbul’da bulunan devlet görevlilerinin ve saraya yakın kimselerin tımar ve zeamet almak için rüşvet gibi çeşitli hilelere başvurduğu görülmektedir. Rüşvetle dağıtılan tımar ve zeametlerin devlet hazinesini zarara uğrattığını, hak sahibi olmayan kişilere verilen tımar ve zeametler sonucu emektar, yararlı ve şecaatli kişilerin fakirlik içinde bir köşede kaldıklarını belirtmektedir. Koçi Bey rüşvetle dağıtılan tımar ve zeametle ilgili olarak şunları anlatmaktadır; “………onlardan sonra gelen vezirler, mecburen iç halkına uyup, havalarına göre hareket edip, her ne isteseler reddetmez oldular. Onlarda pek çok işlere karışmaya başlayıp, kan pahasına nice yüz yıl evvel fetholunmuş köyleri, tarlaları birer yolunu bulup, kimini paşmaklık ve kimini arpalık, kimini mülk olarak verdirip, kendileri tamamen doyduktan sonra her biri adamlarına nice tımar ve zeametler verdirip, kılıç erbabının dirliklerini kesitler”.

Koçi Bey yeniçeri ve askerlik konusunda ilk önce, devletin önceki dönemlerdeki uygulamalarını anlatmıştır. Yeniçerilerin, cebecilerin, topçuların ve diğer ocaklardaki askerlerin genellikle devşirme sistemi içinde yetiştirildiğini ve bunların içine başka yerlerden kişilerin alınmadığını, devşirmelerin ise özellikle Arnavut, Bosna, Rum, Bulgar ve Ermenilerden olduğunu belirtmektedir. Koçi Bey “Yeniçeri kethüdası ve çavuşları yedişer, sekizer yıl makamlarında kalıp sebepsiz azlolunmazlardı” şeklinde anlatarak, söz konusu görevlilerin belirli sürelerle bu görevlere atandırıldıklarını, her hangi bir suç işlemediği takdirde görevden alınmadıklarını belirtmektedir. Koçi Bey sipahilerin, tımar sahiplerinin tımarlarında, görev yerlerinde bulunduğunu, izinsiz başka yerlere gitmediklerini, böylece bölgelerinde olup biten her şeyden haberlerinin olduğunu anlatmaktadır.

Koçi Bey 1582 yılına kadar halktan vergilerin alınma yöntemini anlatarak, miktarı sabit olan bu vergiler dışında fazla vergi almanın hiç kimsenin yetkisi dâhilinde olmadığını belirtmektedir. Vergi miktarının artmasını, ulufeli (Kapıkulunun her sınıfına aylık, Acemilere üç ayda bir verilen maaş) asker sayısının artması ile birlikte masrafların artmasına bağlamakta, masrafları karşılayabilmek amacıyla vergi miktarlarının artırıldığını belirtmektedir. Artan vergi miktarları karşısında halkın zor durumda kaldığını, vergisini veremeyen halk üzerinde baskılar uygulandığını, halkın zulüme uğradığını, harap ve bitap olduğunu belirtmektedir.

Koçi Bey halkın içinde olduğu kötü durumu şöyle anlatmaktadır; “……Vergi artınca reayaya zulüm ziyade olup, alem harap olmuştur. Evvelce ev başına kırkar, ellişer akçe alınırken şimdi yalnız miri için her neferden ikişer yüz, kırkar akçe ve her ev halkından üçer yüz akçe, her koyun başına bir akçe tayin olundu”.

Bilim adamlarına önceki padişahlar döneminde büyük değerler verildiğini ve bu değerin meyvesi olarak nice güzel eserlerin meydana getirildiğini belirten Koçi Bey “bilginin devamı bilginlerdedir” sözü ile bilim adamlarına büyük değer vermektedir. Koçi Bey bilgin olarak şeyhülislamları, kazaskerleri (şeri davalara bakan askeri hakim), kadıları, mülazımları (teğmen) anlatmaktadır. Bilginler içinde en bilgili ve faziletli olan, en yaşlı ve dindar olanın şeyhülislam olduğunu ve şeyhülislam rütbesine sahip olanın görevden alınmayacağını belirtmektedir. Şeyhülislamdan sonra kazaskerlerin geldiğini, bunlarında faziletli, bilgili insanlardan seçildiğini ve uzun süre görevde kaldıklarını anlatmaktadır. Bu kimselerin görevlerinin bitiminde ise belirli bir miktar para ile emekli olduklarını ve emekliliklerini bilime adayarak güzel eserler verdiklerini belirtmektedir. Ancak 1594 tarihinden itibaren uygulanan düzenin bozulduğunu şeyhülislam Sunullah efendinin birkaç kez sebepsiz şekilde görevden alındığını örnek vermektedir. Sık sık görevden almalar karşısında şeyhülislam ve kazasker, kadı gibi görevlilerin devlet büyüklerine karşı dalkavukluk yapmaya mecbur kaldıklarını, padişah huzurunda doğruları anlatmaktan çekindiklerini ve herkesin hatırını güzel tutmaya çalıştıklarını belirtmektedir.

Çözüm önerileri

Koçi Bey devlet idaresinde tespit ettiği aksaklıklara günümüzde halen geçerli olan çözüm önerilerini sunmuştur. Koçi Bey önerilerinde devletin bekasını öncelik olarak görmüş ve bunu sağlayabilmek amacıyla devlet kurumlarında gerek yapısal gerekse de işlevsel açıdan önlemler sunmuştur. Koçi Bey’in sunduğu öneriler Padişah’a nasihatler şeklindedir.

Koçi Bey’in sunduğu önerilerin en başında rüşvetin önlenmesi gelmektedir. Rüşveti önlemek için Vezir-i Azamların görevlerine karışılmaması, Enderun ve Birun halkının devlet işlerinden uzak tutulması, beylerbeyiler ve sancak beylerinin liyakatli, işini bilen, devletine daha önceden hizmetlerde bulunmuş kişilerden seçilmesi, bunların çeşitli saray oyunları ile kısa sürede görevden alınmamasını belirtmiştir. Tımar ve zeamet sisteminin düzeltilmesi ile ilgili olarak öncelikle dağıtımda adil olunmasını, “din ve devlete layık” hizmetlerde bulunanlara ve kendi aralarında savaşta yararlık gösterenlere verilmesini önermektedir.

Yeniçeri ocağının düzeltilmesi ile ilgili olarak ocağa ihtiyaçtan fazla kişinin alınmamasını, ocak içinde eğitim ve disiplinden taviz verilmemesini, yeniçeri ağası ve çavuşları ile kethüdalarının sebepsiz yere süresi dolmadan görevden alınmamalarını ve eski kanunların aynen uygulanmasını, halkın durumunun düzeltilmesi için halka adaletli davranılmasını, gereksiz yere vergilerin arttırılmamasını önermektedir. Koçi Bey’in bilim adamları ile ilgili önerilerini tespit ederken hareket noktamızı Koçi Bey’in kadı seçiminde uygulanan ölçütünü esas kabul etmemiz gerekmektedir. Bu ölçütün günümüzde dahi pek çok yerde uygulanmadığını görülmektedir. Koçi Bey’in kadıların atanmasını ile ilgili ölçütleri şöyledir; “İlmiyeye ait yüksek makamların şunun bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerekir. Kadılık yolunda vasıta bilgidir. Yaş ve sene, soy ve sop değildir. Şimdi adaletli iş gördükleri vakit, makamı eskilere verirler. Hâlbuki eskilik Allah yanında kadılığa sebep değildir”.

Sonuç

Risale sonrası Padişah IV. Murat ilk olarak ülkede meydana gelen taşkınlıklara son vermek amacıyla taşkınlık çıkaranların faillerini ve onların işbirlikçisi vezir ve devlet adamlarını ortadan kaldırmıştır. (Vezir-i Azam Recep Paşa’nın idamı, Deli İlahi’nin öldürülmesi, Köse Mehmet Ağa’nın ve Defterdar Mustafa Paşa’nın idamı, İznik Kadısı ve Şeyhülislam Hüseyin Efendi’nin öldürülmesi vd.).  IV. Murat hükümdarlığı süresince devlet kurumlarında rüşveti önleyerek, yeniçerileri disiplin altına almıştır. Saray ve çevresinde padişahın sert ve tavizsiz tutumu sayesinde müsamahalar ve devlet işlerine müdahaleler ortadan kalkmıştır. Bunların dışında risaleler Osmanlı’ya değişiklik getirmemiştir.








KAYNAK
bpakman.wordpress.com


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI