YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

2.1. AVRUPA'DA DEĞİŞİM ÇAĞI

2. ÜNİTE: DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI

NELER ÖĞRENECEĞİZ


  • Yeni Çağ Avrupası'nda meydana gelen gelişmeleri
  • Avrupa'daki gelişmelere bağlı olarak Osmanlı idari, askerî ve ekonomik yapısında meydana gelen dönüşümleri
  • Osmanlı devlet idaresi ve toplum düzenindeki çözülmeleri önleme çalışmalarını
ÜNİTE KONULARI

2.1. AVRUPA'DA DEĞİŞİM ÇAĞI

2.2. OSMANLI DEVLETİ'NDE DEĞİŞİM

2.3. OSMANLI DEVLETİ'NDE İSYANLAR VE DÜZENİ KORUMA ÇABALARI

KAVRAMLAR

  • Lâle Devri
  • Hümanizm
  • Reform
  • Kapitülasyon
  • Rönesans
  • Burjuvazi
  • Merkantilizm
  • Sekülerleşme
  • Ruhban Sınıfı
  • Rasyonalizm
  • Matbaa
  • Bilim Devrimi
  • HAZIRLANALIM
  • Orta Çağ Avrupası'nda öne çıkan kurumlar hangileridir?
  • Osmanlı Devleti'nin Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermesinin dış politikadaki etkileri nelerdir?
  • Amerika'nın keşfinin Avrupa'da meydana gelen ekonomik gelişmelere etkileri nelerdir?
  • Matbaanın kullanımının okuryazar sayısının artmasına katkısı nelerdir?


2.1. AVRUPA’DA DEĞİŞİM ÇAĞI

TARTIŞALIM“Batı, üç esas üzerinde temellerini oluşturarak bugününü inşa etmeye başlamıştır. Bunlar; Hristiyanlık, Feodalite ve Rönesans'tır.” Marc Bloch (Mark Bloh)
Üç esasın, bugünkü Avrupa medeniyetine etkileri neler olabilir?


XVI. yüzyılın başlarına kadar Avrupa'da siyasi, sosyal ve ekonomik alanda en yetkili kurum Roma Katolik Kilisesi ve bu kiliseyi temsil eden Papalık'tır (Görsel 2.1). Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra otorite boşluğundaki Avrupalılar, Hristiyanlığı temsil eden kiliseye sıkı sıkı sarılmıştır. Avrupa halkı, kiliseye ve kilise mensuplarına saygılı davranarak kurtuluşa ereceğine inanmıştır. Böylece kilise, her alanda yetkilerini genişletmeye ve Orta Çağ Avrupası'nı şekillendirmeye başlamıştır. Sonuçta kilisenin mutlak egemenliği sağlanmış ve ruhban sınıfı hiç kimsenin itiraz edemediği manevi güce ulaşmıştır.

Dinî bir kurum olan Papalık, XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde uyguladığı etkin politikalarla İtalyan şehir devletlerinin en güçlülerinden biri hâline gelmiştir. Özellikle eğitim ve öğretim alanında Oxford (Oksford) (Görsel 2.2), Paris ve Bologne (Bulöni) gibi dönemin önemli üniversitelerinde söz sahibi olan Papalık, buralarda Aristo ve Batlamyus'un öğretilerini okutmuştur. Bu öğretilere karşı çıkanlar ise Engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştır. Hristiyan-lıktan uzaklaşan insanları cezalandırmak amacıyla kurulan Engizisyon mahkemeleri ile kilise kendi ceza mekanizmasını oluşturmuş, bundan dolayı da bilimsel çalışmalar ilerleyememiştir.



YORUMLAYALIM
Bilimin Gelişmesi
Orta Çağ'da; toplumlar din eksenli ortamlarda yaşadığı için bilimsel çalışmalar, kilisenin ve din adamlarının baskısı nedeniyle ilerleyemiyordu.

Aristo’ya göre tanrılar gökyüzünde yaşadığı için gezegenler ve yıldızlar mükemmel yapıdaydı ve lekesizdi. Dünya, evrenin merkeziydi ve tüm gök cisimleri Dünya çevresinde dönerdi. Bu düşünceler kilise tarafından da kabul edildiği için astronomi ilerleyemiyordu. Aristo'nun; “Dünya ve evrendeki her şeyi oluşturan dört ana madde; toprak, su, hava ve ateştir” düşüncesi fizik ve kimyanın gelişmesini engellemişti. Veba gibi ölümcül hastalıkların, insanların günahları nedeniyle ortaya çıktığına inanıldığı ve tedavi amacıyla din adamlarına gidildiği için tıp gelişemiyordu. Avrupa'da ortaya çıkan Aydınlanma Çağı sayesinde; insana ve özgür düşünceye önem verilmeye başlanmış ve modern bilimsel düşünce sistemi, Avrupa'dan tüm dünyaya yayılmıştır.
Ural Akbulut, “Aydınlanma Çağı: Bilimin Gelişmesini Hızlandırdı”, s.1-2'den düzenlenmiştir.
Aydınlanma Çağı'nın günümüz bilim dünyasına etkileri nelerdir?


Saraylarda görkemli bir yaşam sürmeye başlayan papalar, bu yaşantının giderlerini karşılamak için Hristiyan halktan para toplamış ve kilise topraklarından belirli oranlarda vergi almıştır. Bu topraklara piskopos, kardinal (Görsel 2.3) veya rahip atama yoluyla ruhban sınıfı daha da zenginleşerek güç kazanmıştır. Buna karşın merkezî otoritenin güçlü oluğu Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde ise Papalığın etkisi alt düzeyde olmuştur.



Kilise, ekonomik faaliyetleri dinî hayata göre daha önemsiz görmüştür. Ortak mülkiyeti esas alan kilise, başkalarına ait olan malları hazinesine katmış ve mülkiyet sisteminin tartışılmasını yasaklamıştır. Çünkü kiliseye göre gerekli olandan fazlasını istemek hırs ve günah kabul edilmiştir. Buna karşı Avrupa’da faaliyet alanlarını genişleterek yükselmek isteyen burjuvazi, kilisenin bu kısıtlayıcı ve aşağılayıcı yaklaşımından kurtulmak istemiştir. Bu durum, savaşlar için paraya ihtiyaç duyan krallar ve asillerin tek umudu horlanan tüccarlar olmaya başlayınca değişmiştir. Bu nedenle tüccarlara karşı duyulan horlama ve aşağılama duygusu, yerini hayranlık ve saygıya bırakmıştır. Kendilerinden borç alındığı ölçüde tüccarların istekleri kabul edilmiş ve koşullar iyileştirilerek serbest ticaret yapmalarına göz yumulmuştur. Böylece Avrupa’da burjuvazinin aristokrat sınıfa karşı yükselişi hızlanmıştır.



YORUMLAYALIM

Görsellerde verilen gelişmeler (Görsel 2.4, 2.5 ve 2.6), Avrupa’nın hangi kuramsal yapılarını sarsmıştır?


Burjuvazi sınıfının yükselişe geçtiği dönemde Avrupa, İslam kültür ve medeniyeti ile sistemli bir temasa geçmiştir. Arapça ilim ve felsefe eserleri Latinceye tercüme edilmiştir. XI. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar geçen süreçte Batı, İslam dünyasından yaptığı çevirilerle skolastik düşünce yüzünden yitirdiği Eski Yunan felsefesini yeniden keşfetmiştir. Çeviriler aracılığıyla eleştirilecek malzeme ve yeni olgular öğrenen Avrupa, Orta Çağ boyunca kendisini bağlayan otoritelerin baskısına karşı çıkarak bilimsel aydınlanmayı başlatmış ve akıl tutulmasından kurtulmayı başarmıştır.



Rönesans ve Reform

“Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans, XV. yüzyılın sonunda İtalya'da başlamıştır. Rönesans, Avrupa ülkelerinde görülen bilim, güzel sanatlar ve edebiyat alanındaki gelişmeleri ifade eder. Bu dönemde, Avrupa'da radikal değişimler yaşanmıştır. XIV. Yüzyıldan itibaren bazı bilim insanları Yunan ve Roma dönemine ait kaybolmuş veya unutulmuş el yazmalarını araştırmış ve yayımlamıştır. Avrupalılar bu eserleri İslâm dünyası aracılığıyla unutmaktan kurtulmuş ve yeniden hatırlamıştır. Roma, Venedik ve Floransa'da ilk akademiler ve halk kütüphaneleri açılmıştır. Bu çalışmaları yapan aydınlar daha sonra hümanist olarak adlandırılmıştır. Hümanist akım; şair ve yazar Petrarca (Petrarka) (Görsel 2.7) ile başlamış ve hümanistlerin çalışmaları, matbaanın gelişimi ile daha da yaygınlaşmıştır.

Rönesans ile birlikte Yunan ve Roma dönemine artan ilgi, Avrupa'da edebiyatın yanında resim ve heykel gibi sanatların da canlanmasını sağlamıştır. Bu yeniden keşfetme süreci Fransa, Hollanda, Almanya ve İngiltere gibi birçok Avrupa ülkesinde benimsenmiştir. Rönesans sanatçıları, herhangi bir dinî ve toplumsal tabuyu önemsemeden sanat yapmayı ilke edinmiştir.

TARTIŞALIMRönesans'ın İtalya'da başlamasının nedenleri neler olabilir?


Hümanistlerin Yunan-Roma dünyasına olan ilgisi, kilise için tehlike oluşturmuştur. Antik dünya anlayışı, hümanistlerin dünya anlayışını oluşturmuştur. Bu anlayışa göre insan, yeryüzündeki yaşantısında mutlu olmalıdır. Hristiyanlık anlayışında ise gerçek hayat, ölümden sonra başlamaktadır. Bu ve buna benzer pek çok fikir, hümanistleri kilise öğretileri ile çelişen sonuçlara götürmüştür. Bu nedenle hümanistler, inanç bakımından İncil’e ve ilk azizlerin öğretilerine bağlı kalınması gerektiğini savunmuştur. Hümanistlerin inançla ilgili bu düşünceleri, Reform hareketinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.



Reform, Avrupa'nın modern çağa geçerken uğradığı dönüşümün önemli bir gelişmesidir. Din ve kilise, yüzyıllardır toplumun temelini oluşturduğu için Reform, Avrupa'yı derinden sarsmıştır. Dinî değişim gerek devletler arasında gerekse devletlerin kendi içerisinde büyük mücadelelere neden olmuştur.

  • Hümanizm sayesinde, Hristiyanlığın kaynaklarına inilmesi ve serbest düşüncenin yayılması,
  • Matbaanın yeni fikirleri geniş halk kitlelerine yayması,
  • Papalık'ta çöküşün hızlanması ve ıslahat düşüncesinin yayılmasıdır.
Reform, XVI. yüzyılda Katolik Kilisesi'ne bağlı bir kısım hümanist din adamının kiliseye karşı yapmış olduğu dinsel harekettir. Reform hareketi Almanya'da başlamış daha sonra Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde etkili olmuştur. Ruhban sınıfında reform yapılması gerektiğini savunan hümanistler, yeni bir din yaratma iddiasında olmamıştır. Hümanistler; İncil'in ve Hristiyanlık inancını içeren metinlerin orijinal şekillerine dönüştürülmesini istemiştir. Bu yönde yapılan çalışmalarla kutsal kabul edilen yazıların birçoğunun, ilahi kaynaktan olmadığı ve sonradan uydurulmuş metinler olduğu anlaşılmıştır. Reform hareketlerinin sonucunda “Dinin esas kaynağı Tanrı'nın sözlerinden ibarettir. Buna havarilerin ve ilk Hristiyan azizlerin yorumundan başka bir şey katılamaz. Din ve ibadet herkesin vicdanına ait bir iştir" esasları benimsenmiştir. Bu dinsel hareket, Protestanlık mezhebinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

ÖRNEK METİN
Martin Luther ve Protestanlık
Almanya'da çiftçi bir ailenin çocuğu olan Martin Luther, Erfurt Üniversitesinde felsefe okumuştur. Daha sonra ilahiyat eğitimi almış ve rahip olmuştur. Papa X. Leon'un (Lion), kilise harcamalarının artması üzerine 1515 yılında bir bildiri yayımlayarak endüljansın uygulanmasını istemesi, Luther'i karşı harekete geçirmiştir. Endüljans, Orta Çağ Avrupası'nda bir tür günah çıkartma ve ölümünden sonra kişinin cennete gidebilmesi için papadan satın alınan bir af belgesidir. Luther, endüljansı tehlikeli bir uygulama olarak görmüş ve “95 Tez"ini ilan ederek görüşlerini kilise kapısına asmıştır. Luther'in, İncil'i Almanca'ya tercüme etmesi halk arasında büyük yankı uyandırmıştır. Luther'in fikirleri özellikle köylüler arasında kabul görmüş ve toprak sahiplerine karşı isyanlar başlamıştır. Almanya topraklarının üçte birinin Papalığa ait olması, birçok zümrenin kilisenin topraklarını yağmalamasında etkili olmuştur.

Luthercilik hareketi, Protestanlığın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Siyasi açıdan Almanya'nın oluşturduğu din birliği bozulmuş böylece imparatorluğun otoritesi zayıflamıştır. Protestanlık zamanla bütün Avrupa'ya yayılmıştır.

Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, s.169-181'den düzenlenmiştir.​


Protestanlığın ortaya çıkması ile Papalık, Hristiyanların üzerindeki dinî, politik ve ekonomik üstünlüğünü kaybetmiştir. Böylece Hristiyanlığın devlet ve toplum hayatındaki etkisi azalmış ve sekülerleşme adı verilen kavram ortaya çıkmıştır. Antik Roma'da kullanılan hâliyle kutsal olanın dışını yani dünyevî olanı, dinî olmayanı anlatan bir kavram olan sekülarizm, XVII. yüzyıl sonrasında giderek devlet ve kilise hukukunun ayrımı anlamında kullanılmıştır. Avrupa'da sekülerleşmenin uygulanarak dinî kurumlar ile sembollerin egemenliğinin kaldırılması, uzun bir süreçte gerçekleşmiştir.



Bilim Devrimi

Rönesans hareketine öncülük eden diğer bir felsefe de akılcılık yani rasyonalizmdir. Rasyonalizm, insan aklının her türlü rehberliği yapacak güçte olduğunu ve başka hiçbir kaynağa gerek olmadığını dile getirir. Rasyonalistlere göre akıl, işleyişini engelleyen dış faktörler olmadığı takdirde doğru düşünmeyi sağlayacak tek kaynaktır. Aklın doğruya ulaşmasını engelleyen en önemli unsurlar; kilise, hukuka dayanmayan devlet, batıl inançlar, bilgisizlik, yöntemsizlik ve ön yargılardır. Yapılması gereken ise akla karşı olan unsurları gidermek, bilimsel bir çevre hazırlamak ve aklın aydınlanmasını sağlamaktır.

Rönesans ve Reform'un ortaya çıkardığı fikir hareketleriyle birlikte filozoflar, kurallar ve kanunlar geliştirmiş ve doğal dünyayı nasıl anlayabileceklerini araştırmıştır. Bu filozofların “İnsanlık, yaşamı bilimin kurallarıyla anlayabilir" düşüncesi, bilimde büyük değişimleri ortaya çıkarmıştır. Bilimin yeni kanunlar ortaya koymak için kullanılması, bu dönemin Akıl Çağı olarak adlandırılmasını sağlamıştır. Akıl Çağı'nda Galileo (Galile), Kepler (Keplır), Copernicus (Kopernik) ve Newton (Nivtın) gibi bilim insanları sayesinde Avrupa'da, Bilim Devrimi gerçekleşmiştir.

ÖRNEK METİN
Isaac Newton ve Bilim Devrimi
Isaac Newton (Ayzek Nivtın); kütle çekim yasası, astronomi ve fizik tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu başarı onun, XVIII. yüzyıl Bilim Devrimi'nin mimarı olarak adlandırılmasını sağlamıştır. Zamanının neredeyse tamamını gözlem ve deney yaparak geçiren Newton, dalından yere düşen elmanın düşüşünü gözlemlemesinden sonra evrensel çekim yasasını bulmuştur. Çiftlik evinin bir odasını karanlık oda hâline getirip güneş ışığıyla yaptığı deneylerle de ışığın doğasını ilk kez doğru olarak açıklamayı başarmıştır (Görsel 2.9). Modern bilimin iki önemli unsuru olan deney ve gözlem aracılığıyla başarıya ulaşan Newton, 1727 yılında öldüğünde, geliştirdiği bilim anlayışı ve Parçacık Kuramı, bilim topluluklarınca benimsenmeye ve savunulmaya başlanmıştır. Newton'un Fizik Kuramı; ısı, ışık,gazlar kimyası,elektrik, manyetizma ve benzeri alanlarda denenmiştir. Kuantum Mekaniği, görelilik ve ışığın dalga olduğunu savunan dalga kuramlarının doğuşuna giden yolu açmıştır.
Hüseyin G. Topdemir, “Isaac Newton ve Bilim Devrimi”, s.86-91'den düzenlenmiştir.​


Ulus Devletlerin Ortaya Çıkışı

Yeni Çağ Avrupası'ndaki fikrî-manevi dönüşüm siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî alanlarda da etkisini göstermiştir.

Krallar ve asiller, Rönesans'la siyasi güç kazanmış ve devletin kiliseden ayrı olabileceği fikri gelişmiştir. Orta Çağ'daki derebeylerin yerine devleti bir merkezden yöneten krallar ortaya çıkmış ve merkezî yönetim güç kazanmıştır. Bu kralların yönetimi altındaki halklar, ulus olarak tanımlanmaya başlamış ve kral, otoritesini ulusun varlığına dayandırmıştır. Krallar güç ve yetkilerini artırarak bu ulus-devletlere mutlakiyetçi bir karakter kazandırmıştır. Artık Hristiyan dünyasında Haçlı Seferleri gibi ittifaklar görülmemiş ve sekülerleşmenin etkisiyle her ulus-devletin kendi çıkarları için yaptığı ulusal savaşlar gündeme gelmiştir. Bu süreçte devletin içeride ve dışarıda görevlerini yerine getirebilmesi için güçlü olması gerektiği ortaya çıkmıştır.

Ulus-devletlerin kurulma sürecinde yaşanan mali sorunları çözmek için devletlerin sömürgeciliğe yönelmesi, daimî ve merkezî bir ordu bulundurma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu durum kralların hazinede sürekli altın bulundurmasını gerekli kılmış ve bu gereklilik merkantilizmin doğmasına neden olmuştur.

Bu sistemde Avrupalı devletler; altın külçesini para olarak, dış ticareti de altını elde etmenin bir yolu olarak görmüştür. Paralı askerlerden oluşan ordularda ödemeler altın ile yapılmış ve donanmaların masrafları da bu değerli madenler ile karşılanmıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Avrupa'da XV ve XVIII. yüzyıllarda hâkim olan merkantilizm, ülkelerin güç ve zenginliğinin sahip olduğu değerli madenlerle ölçülebileceği fikrine dayanan bir ekonomik sistemdir.


Avrupa'da nüfus, merkantilizmin amacı ile doğru orantılı olarak artırılmaya çalışılmıştır. Fazla nüfus; ucuz iş gücü, fazla üretim, çok kazanç ve asker sayısının artması anlamına gelmektedir. Bu yüzden bu dönemde nüfus hareketliliği yasaklanmış, ülkeye kaçak girenlerin bile çıkışları engellenmiştir. Avrupalı devletlerin üretim ve ihracatı artırabilmek için kurdukları atölyeler, şehirleri büyük merkezler hâline getirmiştir. Bu merkezlerin ihtiyacı olan iş gücü, Avrupa'da kırsaldan kente göçlerin yaşanmasına sebep olmuştur.

Feodalizmden merkantilizme uzanan dönemde, Avrupa'da yaşanan askerî ve teknolojik dönüşüm savaş teçhizatlarının üretiminde de büyük gelişmelere neden olmuştur.XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren barutlu silahlar,savaşın zorunlu araçları hâline gelmiştir. Ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmaya başlanması, Avrupa'da Askerî Devrim'in başlangıcı kabul edilmiştir.

Askerî ve teknolojik gelişmeler sadece ateşli silahlarda değil gemilerin geliştirilmesinde de görülmüştür. XVI. yüzyılda, uzun menzilli toplarla güçlendirilen üç direklilerin ve kalyonların kullanılmaya başlaması, denizlerdeki mücadeleyi Avrupalılar lehine çevirmiştir.

XVII-XVIII. Yüzyıllarda Avrupa Düşünürleri

Rönesans Dönemi'nde yaşanan bilimsel ve kültürel gelişmeler sayesinde Batı dünyası, XVIII. yüzyılda Aydınlanma Dönemi’ne girmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi, bireyin özgürlüğünü esas alan bir felsefe hareketidir. Aydınlanma; Avrupa'da ilk olarak İngiltere'de toplumsal değişimle başlamış, Fransa'da özgürlük hareketine dönüşmüş ve Almanya'da da felsefi temelleri atılmıştır. Böylece Aydınlanma düşüncesi, tüm dünyayı etkileyecek bir modernleşme hareketi hâline gelmiştir.

Aydınlanma düşüncesinin ortaya çıkışında; Copernicus (Kopernik), Machiavelli (Makyavel), Thomas Moore (Tamıs Mur), Immanuel Kant (İmanuel Kant) ve Jean Jacques Rousseau (Jan Jak Russo) gibi düşünür ve bilim insanlarının fikir ve eserleri önemli rol oynamıştır. Bu düşünürler, eserleriyle burjuvazinin siyasal iktidarını meşrulaştırmıştır.

Copernicus

Copernicus, Güneş Sistemini keşfetmiş, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve Güneş'in etrafında döndüğünü ispatlamış ve teorisini 1543'te yayımlamıştır. Copernicus, bu teorisiyle kilise tarafından dogma hâline getirilen Aristo ve Batlamyus'un öğretilerine karşı çıkmıştır. Bu sebeple Copernicus'un yeni teorisi, modern bilimsel devrimin başlangıcı sayılmıştır. Özgür düşünce için aklı ve deneyi ön plana alan Copernicus'un fikirleri, Rönesans sürecinde gelişmiş ve Aydınlanma Çağı'nda olgunlaşmıştır.
Machiavelli

XVI. yüzyılda eserler veren Machiavelli Aydınlanma Dönemi'nde yeni toplumun ve yeni devletin şekillenmesine yardımcı olmuştur. “Hükümdar” adlı kitabında Machiavelli, İtalya'da siyasi birliğin ancak güçlü bir hükümdarla sağlanabileceği fikrini ortaya atmıştır. “Hükümdarın önünde onu sınırlayacak hiçbir engel olmamalıdır.” diyen Machiavelli; din ve ahlak kurallarının bile hükümdarı durdurmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Machiavelli, bir yandan siyaseti din kurallarından ayırarak laikleştirmiş bir yandan da dini, devletin denetimine alarak iktidarın bir aracı hâline getirmeye çalışmıştır. Ona göre esas olan devletin birliğinin sağlanmasıdır.
Thomas Moore
Thomas Moore, İngiltere'de sanayileşmenin getirdiği sorunlardan etkilenerek “Ütopya” adlı eserini kaleme almıştır. Eserinde özel mülkiyetin bulunmadığı bir devleti hayal eden ve anlatan Moore, İngiltere'deki toplum düzenini ve adalet sistemini eleştirmiştir. Ütopya'da herkes devlet için üretir ve para geçerli değildir. Üretilenlerden herkes ihtiyacı kadar alır. Moore, insanların bu şekilde mutlu olabileceklerini düşünerek ütopik bir düzen hayal etmiştir.
Immanuel Kant
Aydınlanma düşüncesini felsefi temellere oturtan kişi Immanuel Kant'tır. XVIII. yüzyılda “Aklını kendin kullanma cesaretini göster.” diyen Alman Filozof Kant, aydınlanmanın parolası olan bu sözüyle insanın aklını başkasının kılavuzluğuna bırakmaması gerektiği üzerinde durmuştur. Ön yargılarından, dinsel inançlarından ve skolastik düşünceden kurtulan insan, aklını kullanarak yeni bir toplum inşa etme sürecine girmiştir.
Jacques Rousseau
XVIII. yüzyılda yaşayan Jean Jacques Rousseau da halkın iktidarını, her alanda eşitliğini ve mutlak demokrasiyi savunan bir düşünürdü. Rousseau'ya göre doğal yaşamında bir birey olarak özgür ve eşit olan insan, toplumsal yaşamda eşitlik ve özgürlüğü kaybedebilirdi. Bu sebeple Rousseau, insanların toplum içinde de özgür ve eşit yaşamaları için bir sistem geliştirdi. Bu sistemde toplumun bir araya gelerek düzen içinde yaşaması için bir “sözleşme” oluşturacağını öne süren Rousseau'ya (Görsel 2.13) göre devlet, halkın egemenliği ile yükseldiğinde meşru olacaktı. Rousseau'nun bu düşüncesi; kan soyluluğuna bağlı ayrıcalıkların ortadan kaldırılması, mutlak monarşik yönetimlerin sona ermesi anlamına geliyordu. Böylece zaten ekonomik güce sahip bulunan burjuvazi, hukuki ayrıcalıkların kaldırılmasıyla siyasi yapıda da güç sağlayabilecekti.

Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası