YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

OSMANLIDA SOSYAL YAŞAM

OSMANLI TOPLUMU

 

-     Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nden itibaren imparatorluk haline gelen Osmanlı Devleti’nin bünyesinde farklı din, dil, mezhep ve milletten insanlar bir arada yaşamaya başlamışlardır.

-     Osmanlı toplum yapısı; yönetenler ve yönetilenler olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.

1-Yönetenler

Padişahtan dini ve idari yetki alan kimselerden oluşur. Seyfiye, İlmiye ve Kalemiye olarak üç sınıfa ayrılırlar;

a) Seyfiye (Ehl-i Örf): Askeri zümreyi oluşturan gruptur. Sadrazam, Vezirler, Kapıkulu Askerleri ve Tımarlı Sipahilerden oluşur. Padişahın

yürütme gücünü temsil ettikleri için bu sınıfa ehl-i örf, ehl-i seyf veya “ümera” denirdi.

b) İlmiye (Ehl-i Şer): Medreselerde yetişip devletin değişik alanlarında görev alanlardır. Bunlar; Şeyhülislam, Kazasker, Kadı, eğitim öğretim elemanları ve cami görevlileridir (Ulema).

Önemli Uyarı:  İlmiye’nin devlet yönetiminde ve toplum içinde üç önemli görevi vardı; Tedris (Bilgi aktarma), Kaza (Yargı görevi), İfta (yapılan işlerin şeriata uygunluğunu denetleme yani fetva verme)’dır.

c) Kalemiye: Devletin idari ve mali bürokrasisini oluşturan gruptur. Her türlü yazışmalardan, kâtiplik işlerinden ve ekonominin işleyişinden sorumludurlar.

2-Yönetilenler (Reaya)

-     Reaya, yönetime katılmayan, geçimini tarım ve sanayi alanında üretim yaparak veya ticaretle uğraşarak sağlayan, devlete vergi veren halktır.

-     Osmanlı Devleti’nin kendi egemenliği altında yaşayan toplulukları din ve mezhep esasına göre örgütleyip yönetme şekline “millet sistemi” deniyordu. Buradaki millet kavramı günümüzdeki anlamından farklıydı. Aynı dinden ve mezhepten olan topluluklar bir millet sayılıyordu.

-     Osmanlı toplumu ırk esasına göre değil, inanç ve düşünce temeline göre örgütlenmiştir.

Önemli Uyarı:  Osmanlı toplumu içinde köylüler, zanaatkârlar, tüccarlar “reaya”dan sayılırken “Bilginler” reayadan sayılmamışlardır.

-     Osmanlı Devleti çok uluslu devlet olma özelliği taşımış fakat yönetimdeki hâkim unsur Türkler olmuştur.

-     Osmanlı Devleti hoşgörülü bir siyaset izlediği için Müslümanlar (Millet-i Hakime), Hıristiyanlar ve Museviler (Millet-i Mahkume – Zımmi) asırlar boyu birlikte yaşamışlardır.

-     Hıristiyanlar genellikle ticaret ve tarımla uğraşırlardı. Islahat Fermanı’yla (1856) Müslümanlarla aynı haklara sahip olmuşlardır.

Osmanlı toplumu yerleşim durumuna göre üç guruba ayrılırdı;

1-Köylüler:

-     Nüfusun çoğunu köylüler oluştururdu.

-     Çiftçi kendisine verilen toprağı işleyip vergisini Tımarlı Sipahiye veya bir vakfa verirdi.

-     Köylü, toprağı üç yıl üst üste boş bırakıp işlemezse “Çiftbozan” adıyla vergi öderdi. Bundaki amaç üretimi arttırmak, toprağın boş kalmasını önlemekti.

-     16. yüzyılın sonlarında tımar sisteminin bozulması ile “İltizam sistemi” yaygınlaştı. İltizam sistemi sonucunda reayanın durumu kötüleşti. Köyden kente göçler başladı. Bu göçlerle; şehirdeki sorunlar artmaya, köyler boşalmaya ve tarım üretimi azalmaya başladı.

Köylerde yaşayanları şöyle gruplayabiliriz:

  • Çiftçiler: Bunlar dirlik sahiplerinden veya devletten aldıkları 50.150 dönüm arasında  Çiftlik denilen toprakları işlerlerdi.  Ürün vergisi olarak "Öşür" veya "harac" vergisini öder, toprak vergisi olarak da Çift Resmi'ni verirlerdi. Üç yıl toprağını ekmeyen  veya terkeden çiftçinin toprağı başkasına verilirdi ve bu kişiden Çiftbozan Akçesi adıyla bir vergi alınırdı.
  • Tımar Beyleri: Köylerde yaşayan beyler, çiftçinin denetimini yapar, güvenliği sağlarlardı.
  • Muaflar: Köylüler arasında hiç vergi vermeyen veya çok az verenlere " Muaf " denirdi. Derbentçiler, emekli sipahiler, kalelerde görev yapanlar, din görevlileri, ilim adamları muaflar içinde yer alıyordu.

 

2-Şehirliler:

-     Osmanlı şehirleri her türden malın ticaretinin yapıldığı, sanayi işletmeciliğinin var olduğu ve çeşitli sosyal kurumların örgütlendiği; idari, askeri ve dini işlerin görüşüldüğü yerleşim merkezleridir.

-     Şehirlerde yaşayan halkı mesleklerine göre 4 grupta inceleyebiliriz:

a-Askeriler(Umera)         b-Tacirler(Tüccar)     c-Esnaf ve zanaatkarlar   d-Diğer gruplar

a-Askerîler: Osmanlı şehirlerinde seyfiye, ilmiye ve kalemiyeden bir çok görevli bulunurdu.Bu  görevlilere "Askeriler" yada "Ümera" denirdi.Askerî(yönetenler) ve Reâya(yönetilenler) arasındaki tek belirleyici fark askerîlerin vergi vermemesi, reâyanın ise vergi vermesiydi.

b-Tacîrler: ( Ticaretle uğraşanlar)

c-Esnaf Ve Zanaatkarlar :

Ahilik Teşkilatı: Anadolu'da 13. yüzyılda yayılmış olan esnaf, zanaatkâr ve işçileri toplayan teşkilattır.  Anadolu Selçuklu Devletinin sosyal düzeninin sağlanmasında ve Osmanlı devletinin kuruluşunda etkili olan ahîlik teşkilatı dinî, ahlakî, sosyal ve ekonomik bir nitelik taşıyordu.

Lonca Teşkilatı: Osmanlı toplumunda esnaflar Lonca adı verilen teşkilatlara sahiptiler. Her esnaf muhakkak bir loncaya kayıtlı olur, loncasının koruması ve denetimi altında bulunurdu. Bugünkü tabipler odası, mimarlar odası, şoförler cemiyeti gibi...  Dükkan açma hakkına GEDİK denilirdi.

Loncaların başlıca görevleri şunlardı:

  • Üye sayısını, üretilen malların kalitesini, fiyatını belirlemek
  • Esnaf arasındaki haksız rekabeti önlemek,
  • Esnaf ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek,
  • Üyelerine kredi vermek. Her loncada yaşlılardan meydana gelen bir "ustalar kurulu" vardı. Bunların en yaşlısı başkan olur ve Şeyh adını alırdı.

 

3-Göçebeler (Konargöçerler):

-     Yörük olarak da adlandırılan bu insanlar hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlardı.

-     Devletin kendileri için düzenlediği kanunlar çerçevesinde hayatlarını sürdürüyorlardı.

-     Devlet göçebelerden; Adet-i Ağnam, Ağıl resmi, Kışlak ve Yaylak adlı vergileri alırdı.

-     Devlet göçebelerin vergi ve asker toplamada sorun olmaları nedeni ile onları yerleşik hayata geçirmeye çalışmışsa da başarılı olamamıştır.

-     Türk oymaklarının başındakilere Bey, Arap aşiretlerinin başındakilere Şeyh adı veriliyordu.

-     Osmanlılarda toplumun sosyal sınıfları arasında geçiş vardı. İşte bu sosyal hareketlilik iki şekilde oluyordu;

Dikey Hareketlilik: Toplum içerisinde sınıflar arası geçiş yani yer değiştirmektir. Dikey hareketliliğe şu örnekleri verebiliriz; Müslüman olmak, medrese eğitimi görmek, bürokrasi kalemlerine kâtip olmak, Tımar sahibi olmak gibi.

Yatay Hareketlilik: Ülke toprakları üzerinde yer değiştirmektir. Bu hareketliliğin bir kısmı zorunlu olurken bir kısmı da kendiliğinden gerçekleşir. Yatay hareketliliğe şu örnekleri verebiliriz; Savaş kaybetme sonucu Balkanlardan Anadolu’ya olan göçler, ihtiyaç sonucu köyden kente göçler gibi.

Önemli Uyarı: Yenilgiler sonrası Anadolu’ya yapılan göçlerin sonucu olarak Anadolu’daki Türk ve Müslüman nüfus yoğunluğu artarken sınırlarımız ise daralmıştır. Bu ise Osmanlı ekonomisini olumsuz etkilemiştir.

 

Osmanlı’da halkın faydalanması için birtakım sosyal müesseseler yapılmıştır. Bunlar;

İmaret; Medrese talebelerine, fakirlere ve her isteyene bedava yiyecek dağıtmak üzere kurulan aşevleridir.

Kalenderhane: Şehirlere gelen yabancıların ve seyyahların ücretsiz kalıp yemek yedikleri yerdir.

Han ve Kervansaray: Yol üzerinde veya kasabalarda yolcuların konakladıkları ve hayvanlarının barındığı binalardır. Yolcular; milliyet, din, dil, inanç ayırımı yapılmaksızın, üç gün ücret ödemeden kalabilirdi.

Tabhane: Fakirlerin barındığı hayır eseridir. Buraların yiyeceği imaretlerden karşılanırdı.

Darüşşifa (Hastahane): Hastaların tedavi edildiği hastane ve tıp mezunlarının pratik ve tatbikat yaptıkları tıp fakültesi mahiyetindedir.

Önemli Uyarı: Osmanlı Devleti’nde ilk hastahaneler Yıldırım Bayezıd zamanında açıldı.

Ribat: Kale görünüşlü savunmaya yönelik binalardır.

Külliye: Ana yapısı camii olan ve çeşitli ihtiyaçları bir arada karşılayan kompleks yapı topluluğudur. Genellikle bir camii etrafında kurulmuş medrese, kütüphane, imarethane ve şifahane (hastahane) ve hamam gibi yapıların bütünüdür.

 

OSMANLI DEVLETİ’NDE KADIN HAKLARI

-     Avrupa’da başlayan kadın hareketi Osmanlı kadınlarını da harekete geçirdi. Kadınlar, Tanzimat Fermanı ve Kanun-ı Esasi’nin ilanı gibi gelişmelerin de etkisiyle toplumda seslerini daha fazla duyurma, etkin roller üstlenme ve haklarını elde etme mücadelesine girdiler. Özellikle büyük kentlerde kadın haklarının savunulması amacıyla çeşitli dernekler ve yardım kuruluşları oluşturdular Teali-i Nisvan Cemiyeti, Osmanlı Kadınları Şefkat Cemiyeti, İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi ve Müdafaa-ı Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti bu kuruluşlardan bazılarıdır.

-     İlk kez kadınların siyasi haklarından söz eden1868 tarihli Terakki Gazetesi’dir.

-     Kadınları çalışma hayatına girmeye çağıran gazete, büyük ilgi görünce, Osmanlı Devleti’ndeki ilk kadın dergisi olan Teraki-i Muhadderat (Kadınların Yükselişi) Dergisi’ni çıkarmaya başladı.

-     1886’da yayın hayatına başlayan ve Afife Hanım tarafından çıkarılan Şükufezar (Çicek Bahçesi) dergisinin tüm yazarları kadındı.

-     II. Abdülhamit’in destek verdiği Mürüvvet dergisinin yayın politikası, Osmanlı kadınlarını dünya kadınlarından haberdar etmekti.

-     1889’da Hatice Semiha ve Rabia Kâmile adlı kadınlar tarafından çıkarılan Parça Bohçası adlı dergi ise ev düzeni, çocuk bakımı, yemek ve pasta yapımı gibi konularda bilgi veriyordu.

-     Tanzimat Dönemi’nde Namık Kemal, Ahmet Mithat, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil gibi aydınlar da kadın sorunları ve kadın-erkek eşitliği üzerinde durdular. Bunlardan Namık Kemal “Zavallı Çocuk” adlı eserinde dönemin evlenme biçimini eleştirdi. Ahmet Mithat ise “Eyvah” adlı piyesin de çok eşliliği eleştirdi. Yazar bu eserinde “Çok kadınla evlilik doğru değildir ve bu durum büyük facialara yol açar.” ana fikrini işledi.

-     Toplumda cinsiyetler arası farklılıklara bağlı ayrımcılık yapılmasının olumsuz etkilerini gözler önüne sermeye çalışan aydınlarımızdan biri de ünlü şair Tevfik Fikret olmuştur.

-     Kadınlara yönelik yayınlar arasında en dikkat çekeni 1895’te yayın hayatına başlayan Hanımlara Mahsus Gazete idi. Birçok kadın yazarın ilk yazılarını yayımlama imkânı bulduğu bu gazete kadınlar için bir okul görevi gördü.

-     1908’den itibaren önce Demet, ardından da Mehasin ve Kadın adlı dergileri yayımladılar. Bunlardan Demet’te Halide Edip, Fatma Müzehher gibi kadın yazarların yazıları yer aldı. Kadın dergisinde ise tanınmış yazarlardan Fatma Aliye ve Emine Semiye hanımların yazıları yayımlandı.

-     Dönemin bir diğer yayın organı Kadınlar Dünyası adındaki dergiydi. Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyetinin yayın organı olan bu dergi, kadınların eğitim ve çalışma haklarından tam olarak yararlanmaları yönünde yayın yapıyordu.

 

Kadın Haklarında Yaşanan Gelişmeler;

-     1843: Kadınlar Tıbbiye Mektebinde ebelik eğitimi almaya başladı.

-     1858: Kız rüştiyeleri açıldı.

-     1869: Kadınlar için ilk süreli yayın olarak kabul edilen “Kadınların Yükselişi” adlı dergi yayımlanmaya başlandı.

-     1870: Darü’l Muallimat adıyla kız öğretmen okulu açıldı.

-     1871: Aile Hukuku Kararnamesi ile evlilik sözleşmesinin resmî görevli önünde yapılması uygulamasına geçildi.

-     1876: İlköğretim kız ve erkekler için zorunlu hâle getirildi.

-     1892: İlk Türk kadın romancı Fatma Aliye Hanım “Muhadarat” adlı ilk eserini yayımladı.

-     1897: Kadınlar ücretli işçi olarak çalışmaya başladı.

-     1913: Kadınlar devlet memuru olarak çalışmaya başladı.

-     1914: İnas Darü’l-Fünunu adıyla kızlar için bir yüksek öğretim kurumu açıldı.

-     1920: İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul’da sahneye çıktı.

-     1921: Dr. Safiye Ali, tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim olarak tarihimizdeki yerini aldı.

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası