YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

4.1. İHTİLALLER ÇAĞI

4.1. İHTİLALLER ÇAĞI

TARTIŞALIM
Yakın Çağ'da, Avrupa'da ihtilaller yaşanmasının nedenleri neler olabilir?


1789 Fransız İhtilali


Fransız İhtilali ile ortaya çıkan gelişme ve olaylar Avrupa'nın siyasi, sosyal ve ekonomik hayatını altüst etmiştir. Sonuçları bakımından da bu ihtilal, bütün dünyayı çok yönlü olarak etkilemiştir.

YORUMLAYALIM
İhtilal Öncesi Fransa
Fransa, XVIII. yüzyılda Avrupa ülkelerinin çoğunda olduğu gibi katı bir mutlakıyetle yönetilmekteydi. Kral, ülkenin yönetimi ve geleceği üzerinde mutlak söz sahibiydi. Orta Çağ'da hâkim olan feodalitenin izlerini taşıyan Fransa'da, toplumsal sınıflar arasında ekonomik, hukuki, siyasi ve sosyal eşitsizliğe dayanan bir yapı vardı. Bu nedenle kral ile halk arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Fransa'da halk, genel olarak ayrıcalıklı ve ayrıcalıksız olmak üzere iki sınıfa ayrılıyordu. Ayrıcalıklı sınıf, din adamları ve soylulardan; ayrıcalıksız sınıf ise burjuvalar ve köylülerden oluşuyordu.
Ülke ekonomisindeki etkileri artan burjuva sınıfı, siyasi ve sosyal haklara sahip olmak istiyordu. Vergi sisteminde de bir adaletsizlik söz konusuydu. Soylular ve din adamları vergi vermezken halktan, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki çeşit vergi alınıyordu. İltizam usulüyle toplanan vergiler, halkın tepkisine neden oluyordu.
Adalet sisteminde yargıçlık ya babadan oğula geçiyor ya da satın alınıyordu. XVIII. yüzyıldaki uzun savaşlar da Fransa'yı maddi ve manevi olarak yıpratmıştı. Ancak aydınlanma düşüncesinin etkisiyle Montesquieu (Montesku), Voltaire (Volter) ve Rousseau (Ruso) gibi önemli düşünürler halkı etkiliyordu.
Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, s. 9-14'ten düzenlenmiştir.​
Fransız İhtilali'nin ortaya çıkmasına neden olan gelişmeler nelerdir?


İhtilalin Başlaması ve Gelişimi


Fransa Kralı XIV. Louis (Lui) ve onu izleyen kralların genişleme politikaları, Fransa'yı ekonomik olarak sıkıntıya sokmuştur. XVIII. yüzyılda özellikle Amerikan Bağımsızlık Savaşları'nda Amerika'ya yapılan yardımlar, Fransa'da halktan daha fazla vergi toplanmasına neden olmuştur. Soylular ile kilise mensuplarının da vergiden muaf olması, hazineyi güç duruma düşürmüş ve Fransa iflasın eşiğine gelmiştir. Kral XVI. Louis, mali bunalıma çözüm bulmak amacıyla 1614'ten beri toplanmayan “Etats Generaux”yu (Eta Jenero) 5 Mayıs 1789'da toplamıştır.

Etats Generaux; soylular, din adamları ve halk temsilcilerinden oluşan bir meclis olup herhangi bir yasama ve yürütme yetkisi yoktur. Bu mecliste alınan kararlarda her sınıfın bir oy hakkı vardır. Böylece çıkarları birbirine yakın olan din adamları ve soylular, mecliste daima çoğunluğu sağlamıştır.

Sınıflar arasında yaşanan güç ve üstünlük mücadelesi nedeniyle bu meclis bir sonuca ulaşamamıştır. 17 Haziran 1789'da Etats Generaux'daki halk temsilcileri, halkın yüzde doksan altısını temsil ettiklerini söyleyerek kendilerinden oluşan meclisi “Ulusal Meclis” olarak ilan etmiştir. Ulusal Meclis, egemenlik hakkını halk adına ele alarak kendilerinin rızası olmadan halktan hiçbir vergi toplanamayacağını bildirmiştir.

Kral, meclisin toplanmasına engel olmak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Ulusal Meclis, anayasa yapılıncaya kadar dağılmama kararı almıştı. Meclis bu hareketiyle yüzyıllardan beri süregelen monarşi yönetimini değiştirmeyi hedef almış ve bu karar Fransız İhtilali'ni başlatmıştır.

Anayasa hazırlamaya başlayan Ulusal Meclis, 9 Temmuz 1789'da kendisini “Kurucu Meclis” ilan etmiştir. Yaşanan bu gelişmeler ayrıcalıklı sınıf olan din adamları ve soyluları korkutmuş ve kralın da desteğiyle meclis dağıtılmak istenmiştir. Meclisin dağıtılacağı söylentileri üzerine halk, 14 Temmuz 1789'da kraliyetin baskısıyla hapse atılanların bulunduğu ve mutlakiyetin sembolü olarak görülen Bastille (Bastil) Hapishanesi'ni basmıştır. Aynı zamanda halk, Paris'te Commune (Komün) adı ile yeni bir yönetim kurmuş ve kralın koruma askerlerine karşı da ulusal bir ordu oluşturmuştur. Paris'te meydana gelen bu gelişmeler, Fransa'nın diğer yerlerine de hızla yayılmıştır.

Kurucu Meclis, feodalite döneminden beri var olan ayrıcalıkları ortadan kaldırmış ve Fransa'da eşitliğe dayanan yeni bir toplum düzenine geçilmiştir. “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”ni ilan eden Kurucu Meclis, bir anayasa hazırlamış ve bu anayasa 1791'de kral tarafından da onaylanmıştır. Fransa'nın bu ilk anayasasıyla egemenlik hakkı halka verilmiş ve güçler ayrılığı prensibi kabul edilmiştir. Böylece Fransa'da mutlak monarşi dönemi sona ererek meşruti monarşi dönemi başlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Temel hak ve özgürlükleri içeren “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”ne göre insanlar özgür ve yasalar önünde eşittir. Herkes memur olabilme hakkına sahiptir. Söz ve basın özgürlüğü vardır. Özel mülkiyet dokunulmazdır ve toplumda vergiler, dengeli bir biçimde dağıtılmalıdır.


Anayasayı hazırlayarak görevini tamamlayan Kurucu Meclis, kendisini feshetmiş ve seçimlere gitmiştir. Seçimler sonucunda 1791-1792 yılları arasında “Yasama Meclisi Dönemi” başlamıştır. Bu meclis döneminden sonra Fransa'da Konvansiyon Meclisi kurulmuş ve bu meclis cumhuriyeti ilan etmiştir. Bu dönemde cumhuriyet rejimi, zor kullanılarak ülkeye yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak bu baskı yönetimine muhalif olanlar, ülke yönetimini ele geçirmiş ve Konvansiyon Dönemi'ne son vermiştir. Böylece Fransa'da Direktuvar Dönemi başlamıştır.

1795-1799 yılları arasındaki bu dönemde, yürütme gücü meclis tarafından seçilen ve direktuvar denilen beş üyeden oluşan bir kurula verilmiştir. Ancak bu yeni idareden memnun olmayan halk, yeniden ayaklanmıştır. Bu isyanları genç bir general olan Napoleon bastırmış ve ülke içerisinde şöhret kazanmıştır. Direktuvar yönetimine son veren Napoleon kendisinin büyük yetkilerle başında bulunduğu bir konsül yönetimi kurmuştur. Ekonomik, idari ve yasal reformlara girişerek büyük başarı sağlayan Napoleon, Fransa'da iç barışı sağlamıştır. Böylece konsüllük yönetimiyle Fransa'da, İhtilal Dönemi sona ermiştir. 1804'te yapılan halk oylaması ile konsül yönetimi imparatorluğa dönüştürülmüş ve Napoleon imparator olmuştur. Böylece Fransa'da 1799 yılından itibaren, on beş yıl sürecek olan Napoleon Dönemi başlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Korsika doğumlu bir topçu subayı olan Napoleon, 1796-1797 İtalya Savaşı'nda sağladığı başarıyla ünlü bir general olmuştur. Roma İmparatorluğu hakkında yazılanları büyük bir ihtirasla okuyan Napoleon, bu imparatorluğun Doğu'daki istilalarını tekrarlamak istemiştir.


İhtilalin Sonuçları

Eşitlik, özgürlük, ulusçuluk, ulusal egemenlik, demokrasi, laiklik, adalet gibi düşünce akımları ve kavramlar; Fransız İhtilali ile Avrupa'ya yayılmıştır. İhtilalin ortaya çıkarmış olduğu bu düşünce akımları ve kavramlar, günümüze kadar uzanan büyük değişikliklerin ve gelişmelerin yaşanmasına yol açmıştır. Fransa, ihtilal hareketlerine karşı olan Avusturya ve Prusya başta olmak üzere Avrupalı devletler ile savaşmıştır. Koalisyon veya İhtilal Savaşları adı verilen bu savaşlar Avrupa'yı siyasi, sosyal ve ekonomik yönden büyük ölçüde değiştirmiştir. Liberalizm ve milliyetçiliğin Avrupa'ya yayılmasıyla ulus-devlet anlayışı ortaya çıkmıştır.

Fransız İhtilali’nin İmparatorluklara Etkisi

Bünyesinde çeşitli milletler bulunduran imparatorluklarda aynı millete ait insanların da ayrı ayrı siyasi teşekküller hâlinde yaşadığı olmuştur. İhtilal savaşlarıyla farklı milletler arasında milliyetçilik ve hürriyet fikirleri yayılmışmış ve bu milletler bağlı oldukları devletlere karşı ayaklanmaya başlamıştır. Fransız İhtilali ile ortaya çıkan bu fikirler; Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı Devleti'nin sosyal ve siyasi hayatlarını etkilemiştir.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, çeşitli ırk ve mezhepten oluşan toplumsal bir yapıya sahiptir. Metternich'in (Meternik) mutlakiyetçi yönetimi altında bulunan Avusturya, hâkimiyeti altındaki toplumların ihtilal düşüncesini benimsemesinden ve yönetime karşı ayaklanmasından korkmuştur. Nitekim Fransız İhtilali'nin etkisi ile 1848 yılında Avrupa'da meydana gelen olaylar, bu korkunun haklılığını ortaya çıkarmıştır. 1848 yılındaki olaylarda özgürlük düşüncesinin etkisiyle ülkede mutlakıyetin kaldırılması istenmiştir. Milliyetçiliğin etkisiyle Alman olmayan uluslar da bağımsızlıklarını elde edebilmek üzere harekete geçmiştir.

Avusturya'da halk, ilk defa 1848'de Viyana'da anayasa için ayaklanmış ve Metternich İngiltere'ye kaçmıştır. Viyana'da toplanan Kurucu Meclis, feodal düzenin vergilerini kaldırmış ve sosyal eşitliği ilan etmiştir. Ancak Avusturya imparatoru, Viyana'yı işgal ederek meclisi dağıtmayı başarmıştır. Olaylar bu noktadan sonra Avusturya egemenliği altında bulunan ulusların bağımsızlık isyanlarına dönüşmüştür. Bunlardan en önemlisi Macarların bağımsızlık hareketi olmuştur. Avusturya, Macarların bağımsızlık hareketine tepki gösteren Rusya ile iş birliği yaparak 1849'da Macaristan'a girmiştir. Macar bağımsızlık hareketi kanlı şekilde bastırılmış ve Macaristan yeniden Avusturya'ya bağlanmıştır. Macar İsyanı'nın bastırılmasından sonra bağımsızlık taraftarlarından bir kısmı Osmanlı Devleti'ne sığınmıştır. Yine bu sırada, Rusya'nın bastırdığı Lehistan İsyanı'ndan kaçan Lehler de Osmanlı Devleti'ne sığınmıştır. Bu mültecilerin Avusturya ve Rusya tarafından Osmanlı Devleti'nden geri istenmesi ve Osmanlı Devleti'nin bu talebi reddetmesi ile “mülteciler sorunu” ortaya çıkmıştır.

TARTIŞALIM
Macaristan ve Lehistan'dan mülteciler Osmanlı Devleti'ne niçin sığınmış olabilir?


Avusturya egemenliğinden kurtulmak ve ulusal birliğini sağlamak isteyen İtalya'da da aynı dönemde ayaklanmalar çıkmıştır. Ancak Piyemonte orduları, Avusturya'ya yenilmiş ve bu nedenle İtalya bağımsızlığını ve siyasi birliğini sağlayamamıştır. Ardından küçük devletlerden meydana gelen ve Avusturya'nın nüfuzu altında bulunan Almanya'da da ayaklanmalar yaşanmıştır. Avusturya'da Metternich'in yönetimden çekilmesinden sonra 1848'de Prusya'nın başkenti Berlin'de halk krala karşı ayaklanmıştır. Bunun üzerine Prusya Kralı IV. Wilhelm (Vilhelm), halka bir anayasa vadetmiş ve böylece Prusya'daki isyan sona ermiştir.

Rusya, 1815 Viyana Kongresi ile Polonya'ya (Lehistan) hâkim olmuştur. Ancak bağımsızlık isteyen Polonyalılar,1830'da isyan etmiştir. Ayaklanma, Rusya tarafından bastırılmış ve anayasa kaldırılarak Polonya bir Rus ili hâline getirilmiştir. Bu olayda Avusturya ve Prusya, Rusya'nın tarafını tutmuş; Fransa ve İngiltere ise tarafsız kalmıştır. Rusya'nın, ülkedeki azınlıklara baskı yapması nedeniyle 1863'te Polonya'da yeni bir ayaklanma daha çıkmıştır.

Rusya bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra azınlıklara karşı Ruslaştırma politikası başlatmıştır.

Rusya, XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki toprakları üzerinde genişleme politikası izlemeye başlamış ve aynı bölgede genişlemek isteyen Avusturya ile rakip hâle gelmiştir. Bölgeye hâkim olmak için Slav toplumlarını bir siyasi birlik altında toplamak isteyen Rusya, Panslavizm politikasını uygulamaya başlamıştır. XIX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Panslavizm, Fransız İhtilali'nin getirmiş olduğu milliyetçilik akımıyla Slavlar üzerinde büyük etki yapmıştır. Panslavizm’e göre Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları yıkılmalı, bunların yerine Rusya'nın egemenliği altında bir Slav devleti kurulmalıdır. Rusya, bu politika gereği Osmanlı Devleti içerisindeki Slav ve Ortodoks topluluklara her türlü yardımı yapmaya başlamış ve bunlara özerklik verilmesini istemiştir.

Osmanlı Devleti; çeşitli ırk, din, dil ve kültüre sahip toplumlardan meydana gelmiştir. Fransız İhtilali'yle birlikte milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti içerisinde yayılmaya başlamıştır. Bu akım XIX. yüzyılın başlarından itibaren birçok isyanın çıkmasına da neden olmuştur. Balkanları ele geçirmek, Mısır'a ulaşmak ve Doğu Akdeniz'de Fransız hâkimiyeti sağlamak isteyen Napoleon, Osmanlı Devleti'ndeki Hristiyan topluluklar arasında bağımsızlık düşüncesinin yayılmasını istemiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Napoleon , Rumları kışkırtmak için komutanlarına şu emri vermiştir: “Halkı kazanmak için elinizden geleni yapınız. Eğer halkın bağımsızlığa eğilimi varsa bağımsızlık duygusunu körükleyiniz.” Bundan sonra da Rumlara silah ve cephane göndermiştir. Aynı şekilde, Mısır'a çıktıktan sonra da buranın halkını Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmaya başlamıştır.


Fransa'dan sonra Rusya da Balkanlarda milliyetçilik fikrini yayarak halkı kışkırtmaya devam etmiştir. Fransızlar, Napoleon'dan sonra bu bölgeden çekilmiş olmalarına rağmen propaganda faaliyetlerine devam etmiştir. Böylece Osmanlı Devleti içerisindeki Hristiyan topluluklar arasında, bağımsızlık istekleri hızla yayılmaya başlamıştır. Bu da Osmanlı Devleti'nde ilk olarak Sırp İsyanına neden olmuştur.



Sırp İsyanı (1804-1817)

Osmanlı Devleti'nin XV. yüzyılda topraklarına kattığı Sırbistan'da halkın kendi diliyle konuşmasına ve kendi inancına göre ibadet etmesine izin verilmiştir. Sırpların yaşadığı bölgede, XVIII. yüzyılın ortalarına kadar devlete karşı önemli bir olay yaşanmamıştır. Ancak bu yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında yapılan savaşlarda Sırbistan savaş alanı hâline gelmiştir. Ayrıca Avusturya ve Rusya, Sırpları ayaklandırmak için milliyetçilik propagandası yapmış, buradaki güvenli ve huzurlu havayı bozmuştur. Merkezî otoritenin zayıflaması, vergilerin artırılması ve yeniçeriler ile âyanların baskılarının artması sonucunda Sırplar, Osmanlı Devleti'ne baş kaldırmıştır.

Sırplar, bağımsız bir devlet kurma isteğiyle 1804'te Kara Yorgi önderliğinde isyan başlatmıştır. Sırpların, isyan hareketine Rusya destek vermiş ve Karadağlıların da katılmasıyla isyan daha da şiddetlenmiştir. Ancak Rusya'nın himayesinde bir Sırp devleti görmek istemeyen Avusturya, bağımsız Sırp Devleti'ne karşı çıkmıştır. Bu durum Avusturya ile Rusya arasında anlaşmazlığa neden olmuştur.

Sırp İsyanı, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1812 Bükreş Antlaşması'na kadar sürmüş ve bu antlaşmayla Sırplara ayrıcalıklar verilmiştir. 1812 Bükreş Antlaşması'ndan sonra Sırpların bağımsızlık hareketleri devam etmiştir. Bu sorunu kesin olarak çözmek isteyen Osmanlı Devleti, 1813'te Kara Yorgi'yi mağlup etmiştir. Böylece Sırp İsyanı sona ermiş ve Sırbistan yeniden devlet merkezine bağlanmıştır. Osmanlı Devleti, 1816'da Sırplara geniş haklar vermiştir. 1817 yılında Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisinde, İstanbul'a bağlı olmak koşuluyla Sırbistan Prensliği ortaya çıkmıştır.

Böylece Osmanlı tarihinde ilk defa bir Hristiyan topluluğu bağımsızlık için harekete geçmiş, sınırlı da olsa başarıya ulaşmış ve siyasi olarak kendini tanıtmıştır. Bu durum diğer azınlıklar için de örnek olmuştur. Nitekim Sırp İsyanından hemen sonra Yunan İsyanı başlamıştır.



Yunan İsyanı (1820-1829)


Yunanistan’da Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsız bir devlet kurma düşüncesi, Rusya ve Fransa tarafından yayılmıştır. Bu devletler, Osmanlı toprakları üzerindeki çıkarlarını sağlamak için azınlıkların bağımsızlık hareketlerini desteklemiş ve Osmanlı’nın yıkılmasını hızlandırmak istemiştir. 1815 Viyana Kongresi’n-den güçlenerek çıkan Rusya, Yunanistan’daki milliyetçilik duygularını alabildiğine kışkırtmış ve 1821’de Mora’da çıkan ayaklanmada başrol oynamıştır.

YORUMLAYALIM
İngiltere’nin Yunanistan Politikası
İngiltere, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını sürdürmesine rağmen Mora İsyanı’nda Yunan bağımsızlığını desteklemiştir. Böylece İngiltere, bağımsızlığını kazanacak olan Mora Yarımadası’nın, Rus etkisi altına girmesini engellemeyi amaçlamıştır. Ayrıca İngiltere, yapacağı yardımından sonra doğacak minnet duygularından yararlanarak Yunanistan üzerindeki etkisini artırmayı amaçlamıştır. Böylece Doğu Akdeniz’de olası Rus genişlemesine karşı stratejik bir müttefik kazanmıştır.
Oral Sander, Siyasi Tarih ilkçağlardan 1918’e, s.299’dan düzenlenmiştir.
İngiltere niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesini engellemek istemiş olabilir?


Osmanlı Devleti, Mora’da başlayan isyanın genişlemesi üzerine Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemiştir. Mısır Valisi’nin de desteğiyle isyanın direnci kırılmıştır. Bunun üzerine İngiltere, Rusya ve Fransa’nın ortak donanması, 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasını yakmıştır. Bunun yanında, 1828’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan 1829 Edirne Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmiştir. Yunan Devleti’nin kuruluşu Osmanlı Devleti’nin dağılmasında başlangıç noktası olmuştur. Çünkü çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı halkı için bağımsız Yunan Devleti bağımsızlık faaliyetleri için bir örnek oluşturmuştur.

CEVAPLAYALIM
Milliyetçilik akımıyla meydana gelen isyanların Osmanlı Devleti’ne etkileri nelerdir?


Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi, insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından, makine gücüne dayalı üretim tarzına geçiştir. Bu üretim tarzı, XVIII. yüzyıl sonunda İngiltere'de ortaya çıkmış ve zamanla Avrupa'nın diğer ülkelerine yayılmıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Sanayi Devrimi'nin temeli, kömürün enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlanması ve James Watt (Ceyms Vat) tarafından buhar makinesinin geliştirilmesiyle atılmıştır. Daha sonra makineleşme tekstil sanayisine uygulanmış ve özellikle demir-çelik üretim yöntemlerindeki gelişmeler bu süreci ileri aşamaya taşımıştır. XIX. yüzyıl ortalarına gelindiğinde İngiltere; maden, tekstil ve demir-çelik sanayini geliştirmiş fakat Fransa ve Belçika bu faaliyetlere daha yeni başlamıştır.


Sermaye sahibi burjuva sınıfının kurduğu büyük fabrikalarda işçiye ihtiyaç duyulduğundan köylerden kentlere göç hızlanmıştır. Böylece Avrupa'da hızlı bir şehirleşme süreci yaşanmıştır. Sanayi Devrimi, sosyal hayatta da değişikliklere neden olmuş ve toplumun geleneksel yapısını tahrip etmiştir. Artık büyük üretim yerleri olan fabrikalar, eski hayat tarzını değişikliğe uğratmış ve işverenle işçi arasındaki farklılıklar iyice belirginleşmiştir.

YORUMLAYALIM
İşçi Sınıfı
Avrupa'da tarımsal alanlardan sanayi merkezlerine gerçekleşen göçler, yeni sosyal problemlerin de doğmasına sebep oldu. Fabrika çevreleri, hayat şartları iyi olmayan yeni işçilerin yerleşim bölgeleri hâline geldi. Yetişkin erkeklere göre daha düşük ücret ödenen kadın ve çocukların çalıştırılması yaygınlaştı. Çalışma saatleri uzun ve çalışma şartları çok ağırdı. Çalışanlara verilen ücret bütün aile fertlerinin çalışmalarını gerektirecek kadar azdı. Hafta tatili ve iş güvenliği uygulamaları ile sağlık ve emeklilik sigortaları henüz mevcut değildi. Bütün bu olumsuz şartlar, çalışan kesimde genel bir hoşnutsuzluğa yol açtı. İşçiler ağırlaşan hayat şartlarının, içine düştükleri çaresizliğin sebepleri olarak yeni makineleri gördü. Böylece gerek İngiltere'de gerekse daha sonra kıta Avrupa-sı'nda görülen makineleri kırma ve tahrip etme eğilimleri başladı. Tahta ayakkabı yani “sabot” ile makinelere yapılan tahribat, “sabotaj” kelimesini ortaya çıkardı. 1779'dan itibaren ilk defa İngiltere'de görülen makine kırıcılara, ölüm cezaları öngören yasalar konuldu.
Kemal Beydilli, “Avrupa”, s.143'ten düzenlenmiştir.
Fabrikalaşmanın artmasıyla ortaya çıkan sosyo-ekonomik sıkıntıları aşmak için işçi sınıfı, hangi yollara başvurmuş olabilir?


Liberalizm ve milliyetçilik akımlarıyla birlikte Sanayi Devrimi, Avrupa'yı büyük ölçüde değiştirmiş ve sömürgecilik sayesinde tüm dünyaya yayılmıştır. Böylece Avrupa'nın dünyadaki üstünlüğü kesin bir şekilde sağlanmıştır. Bu devrim, XIX. yüzyıl boyunca Avrupa'yı sarsacak olan sosyalizmin doğmasına da neden olmuştur. Yeni ideolojiler, Avrupa'da sınıf mücadelesine bağlı ideolojik karışıklıkları başlatmıştır.

Sanayi Devrimi'nin sonuçları şunlardır:

• Avrupa'da üretimde artış sağlanmış ve ekonomik büyüme yaşanmıştır.

• Geçimlik ekonomi anlayışı terk edilmiş ve ekonomide kâr etmek amaç olmuştur.

• Makineleşme sonucunda işçi sınıfı ortaya çıkmıştır.

• Sanayinin geliştiği ve ticari faaliyetlerin merkezi konumundaki yerlerde kentleşme başlamıştır.

• Tıptaki gelişmelerle nüfusta artış sağlanmıştır.

• Bankacılıkta, ticarette ve para hacminde genişleme olmuştur.

• Yeni hammadde ve pazar arayışı Avrupa devletleri arasında rekabete neden olmuştur.



Yeni İhtilallere Giden Yol


Fransız İhtilalinin milliyetçilik ve özgürlük düşünceleri bütün Avrupa devletlerini etkilemiştir. Kendileri için yıkıcı olan bu düşünceleri engellemek isteyen Avrupalı devletler, 1815 Viyana Kongresi kararlarıyla eski düzeni sürdürmeye çalışmıştır. Bu durum özgürlük düşüncelerini geniş ölçüde benimsemiş bulunan Avrupa toplumlarında, bir kez daha otoriteye karşı tepki oluşturmuştur.

Sanayi Devrimi sonrası zenginleşen ve etkinliğini artıran burjuva sınıfı, kendi görüşlerine ve çıkarlarına uygun politika izleyen bir hükûmet biçimi kurmaya çalışmıştır. Bunun yanında işçilerin gerek yaşam gerekse çalışma koşullarının elverişsiz olması, büyük toplumsal sorunları da beraberinde getirmiştir. Burjuvazi ve işçi sınıfının yeni haklar elde etmek istemesi, monarşilerin yetersizliği ile birleşince Avrupa'da yeni devrimler başlamıştır. Meydana gelen bu gelişmeler sonucunda ve özgürlük düşüncesinin etkisiyle Avrupa'da anayasal sistem savunulmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda, mutlakiye-te karşı tepki olarak Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın birçok yerinde ihtilaller başlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Sanayi Devrimi, liberalizm ve milliyetçilik gibi yeni güçler; Avrupa'da Orta Çağ'dan beri hâkim olan monarşi, kilise ve feodaliteye karşı mücadele etmiştir. Bu güçler arasında yaşanan çatışmalar sonucunda Avrupa'da 1830 ve 1848 İhtilalleri yaşanmıştır.


1830 İhtilalleri


Napoleon'dan sonra Fransa tahtına geçen XVIII. Louis (Lui), başlangıçta anayasalı meşruti bir rejim kurmuştur. Ancak yeni kral kısa bir süre içinde özgürlükleri kısıtlayarak basına sansür koymuş ve üniversiteleri denetim altına almıştır. XVIII. Louis’nin yerine geçen X. Charles (Çarls), Fransa'da monarşiyi yeniden kurmak için harekete geçmiş ve kiliseyi koruyan kanunlar çıkarmıştır. Bu kanunlarla X. Charles, iktidarını din adamlarına ve soylulara dayandırmak istemiştir. Gelişmeler karşısında tedirgin olan liberaller, hoşnutsuzluklarını belli etmeye başlamıştır.

X. Charles, ülkede her türlü muhalefeti ortadan kaldırmak isteyince 1830'da Paris'te üç gün süren kanlı çarpışmalar yaşanmış ve kral tahtını bırakarak kaçmıştır. Bunun üzerine Fransız İhtilali'ne olan sempatisi ve liberal fikirleri ile tanınan Louis Philippe (Lui Filip) Fransa tahtına geçmiştir. Mecliste ant içerek görevine başlayan Louis Philippe, halkın seçimi ile Fransa kralı olarak iktidara gelmiştir. Bu nedenle 1830 İhtilali ile Fransa'da daha demokratik bir yönetim kurulmuş ve ihtilal başarıyla sonuçlanmıştır. Viyana Kongresi ve onun temsil ettiği düzene karşı olan 1830 İhtilalleri, Avrupa'da kralların alışık olmadığı bir direnme hareketidir. Bu tarihe kadar genellikle devletler birbirleri ile karşı karşıya gelmiştir. Oysa burada kralın karşısına, bizzat ihtilal düşünceleriyle uyanmış olan Avrupa halkı çıkmıştır.

Fransa'ya yeni bir düzen getirerek halk egemenliğini ortaya koyan bu ihtilal, Avrupa'nın diğer ülkelerinde de yankı uyandırmıştır. 1830 İhtilalleri, Fransa'da olduğu gibi Belçika ve İspanya'da da liberalizmin başarısı ile sonuçlanmıştır. Hollandalılara karşı bağımsızlığını kazanan Belçika'da ve liberallerin yönetimi ele geçirdiği İspanya'da, meşruti yönetimler kurulmuştur.

İngiltere'de liberalizm daha da güçlenmiş ve liberaller hükümete geçmiştir. İtalya ve Polonya'daki bağımsızlık hareketleri ise Avusturya ve Rusya tarafından bastırılarak engellenmiştir.

Dolayısıyla Doğu Avrupa'da mutlakıyet yönetimleri sürmekle beraber Batı Avrupa'da demokrasi gelişmeye devam etmiştir.

C EVAPLAYALIM1830 İhtilallerinde hangi fikir akımları etkili olmuştur?


1848 İhtilalleri


Avrupa'da 1815 ile 1830 yılları arasında görülen siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeler; 1830 İhtilalleri ile daha da güçlenmiştir. Avrupa'da gelişen özgürlük ve eşitlik anlayışı sonucunda ortaya çıkan yeni hak talepleri ile bütün kıtayı derinden etkileyen 1848 İhtilalleri yaşanmıştır. İlk olarak Fransa'da başlayan 1848 İhtilallerinde liberalizmin yanında milliyetçilik ve sosyalizm akımları etkili olmuştur.

1830 İhtilallerinden sonra liberalizm, Fransa'da başarı kazanmış gibi görünse de bu kısa süreli olmuştur. Kendisi de zengin bir tüccar olan Kral Louis Philippe, iktidarını 1848 yılına kadar zengin burjuvaziye dayandırmıştır. Ancak burjuvaziyi toplumun egemen sınıfı yapan sanayileşme, işçi sınıfını ortaya çıkarmıştır. İşçi sınıfının ise çözümlenmesini istediği pek çok sorun vardır. Kral, bu sorunları çözmediği gibi şiddet yoluyla işçi sınıfının greve gitmesini engellemeye çalışmış ve kişi özgürlüklerini her geçen gün kısıtlamıştır. Bu davranış ise özgürlük yanlısı liberallerle birlikte Avrupa'da seslerini duyurmaya çalışan eşitlik taraftarı sosyalistlerin, krala karşı güç birliği yapmalarını sağlamıştır. Paris, tıpkı 1830 Devri-mi'nde olduğu gibi yine kanlı çatışmalara sahne olmuş ve tıpkı daha önceki krallar gibi Louis Philippe de ülkeden kaçmıştır. Bunun üzerine geçici bir hükûmet kurulmuş ve Fransa'da yeniden cumhuriyet ilan edilmiştir.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Fransa'da krallık rejimini ortadan kaldıran liberaller ve sosyalistler, bu noktadan itibaren ayrılmaya başlamıştır. Liberaller sadece siyasi ihtilal istemiş, sosyalistler ise cumhuriyet rejimini, kurmak istedikleri sosyalist düzen için araç olarak kabul etmiştir.


Liberalizm ve sosyalizm hareketleriyle ortaya çıkan 1848 İhtilalleri sonucunda Avrupa'da birçok hükümdar ya tahtından uzaklaştırılmış ya da liberal bir yönetimi kabul etmek zorunda kalmıştır. Böylece mutlakıyetler sona ermiş veya anayasalarla kralların yetkileri sınırlandırılmıştır. Hollanda, İsviçre ve Danimarka'da yeni anayasalar yapılmış ve bunların uygulanması ile bu ülkelerde demokratik yönetimler kurulmuştur. İngiltere'de, işçiler daha geniş haklar elde etmek için harekete geçmiş fakat bu hareketler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu ihtilallerde ulusal birlik ve bağımsızlıklarını sağlamak isteyen İtalya, Almanya ve Macaristan ise amaçlarına ulaşamamıştır.

Avrupa tarihinde 1815-1870 arası üç büyük fikir akımının, toplumları etkilediği ve toplumlarda sarsıntılara neden olduğu bir dönem olmuştur. Bu üç fikir akımı liberalizm, sosyalizm ve milliyetçiliktir.

1848 İhtilalleri Liberalizm, kapitalizm, sosyalizm ve Marksizm gibi ideolojiler; Avrupa merkezli olarak gelişmiş ve modern dünyayı şekillendirmiştir.

Bu ideolojilerin ortaya çıkmasında birey ve toplumun dünyayı anlamlandırma arayışları etkili olmuştur.

Liberalizm ve Kapitalizm

Bireysel özgürlüğü temel değer kabul eden liberalizm; özel mülkiyet, bireysel girişim ve ticaret özgürlüğü üzerine kurulu bir ideoloji olup devlet müdahalesini dışlar. Bunun için devletin, anayasa ile sınırlandırılması gerektiğini savunur. Bu özelliği ile liberalizm, diğer modern ideolojilerden ayrılır.

Liberalizm, XVII ve XVIII. yüzyıllarda dönüşmekte olan birey-devlet ilişkisini, akılcılık üzerinden açıklamaya çalışan siyasal düşünce akımıdır. Bu ideolojiye göre toplum, zümre ya da sınıflardan değil bireylerden oluşur ve bireyler önce kendi kişisel çıkarları doğrultusunda hareket eder. Özgürlüğün hiçbir engel tarafından sınırlan-dırılmaması gerektiğini kabul eden liberalizm; devletin, ekonomik ve toplumsal yaşama kesinlikle müdahale etmemesini savunur. Bu ideoloji, siyasi ve ekonomik liberalizm olarak ikiye ayrılır.

Siyasi liberalizm, devlet faaliyetlerinin bireysel hak ve sorumluluklarını koruyacak şekilde yürütülmesini esas alır. Ekonomik liberalizm ise özel mülkiyet ve serbest ticaret sistemine dayanır. Bireyler, devletin sınırlı koruması altında istedikleri gibi ekonomik faaliyette bulunabilir ve ekonomik ilişkiler kurabilir. Bu sisteme, serbest piyasa ekonomisi adı verilir.

Liberalizm, ekonomik ve toplumsal örgütlenmenin dayandığı lonca gibi katı yapıları ortadan kaldırmıştır. Sanayi Devrimi'nin yayılmasını da kolaylaştıran liberalizm, iş dünyasında burjuvazinin yükselişini sağlamıştır. Ancak bu durum toplumsal açıdan ağır sonuçları beraberinde getirmiş ve işçileri, gittikçe güçlenen patronlar karşısında yalnız ve savunmasız bırakmıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Amerikan ve Fransız devrimlerinde, insan hakları belgelerinin yayımlanması, liberal ilkelerin Avrupa'da hızlı bir şekilde yayılmasını sağlamıştır


Kapitalizm; Yeni Çağ'da, Batı Avrupa'da sermaye ve üretim araçlarının özel mülkiyete geçmesi sonucunda sürekli kâr arama ilkeleri üzerine kurulmuş ekonomik bir sistemdir. Burjuvazi sınıfının yükselişe geçmesi, sanayileşme ve işçilerin ortaya çıkması ile yeni bir ekonomik sistem olan kapitalizme geçiş süreci başlamıştır. Feodal sistemde kendi kendine yeterli olan kapalı bir ekonomik yapı hâkimdir. Sanayi Devrimi'nden sonra bu yapı dışa açık, ticaret ve sermaye birikimine dayalı bir sistem olan kapitalizme yerini bırakmıştır. Kapitalizmde sermaye sahipleri üretim araçlarına da sahip olmuş ve sistemin sürekliliğini sağlamak için daha çok hammadde ve iş gücüne ihtiyaç duymuştur. Gerekli olan insan gücü, hammadde ve pazar Coğrafi Keşiflerle karşılanmıştır. Böylece sistemin devamlılığı sağlanmış ve sömürge imparatorlukları kurulmuştur. Bunun sonucunda, sermaye sahibi girişimci sınıf zenginliğini artırmıştır. Avrupa'da giderek zenginleşen sermaye sahibi girişimci sınıfa kapitalist sınıf, yeni oluşan bu düzene de kapitalizm denmiştir. Kapitalizmle bireylere din ve vicdan hürriyeti yanında mülk edinme imkânı verilmiştir. Ancak bu sistemde toplumda gelir dağılımında eşitsizlikler yaşanmıştır.

Sosyalizm ve Marksizm

Sosyalizm, sermaye sahipleriyle işçiler arasındaki eşitsizliği, servet ve refah farklarını ortadan kaldırma iddiasında olan bir ideolojidir. Kapitalizme tepki olarak doğmuştur. Kapitalizmi sömürü olarak gören sosyalizm; birlikte hareket etmeye, ortak mülkiyete ve sosyal eşitliğe önem vermiştir. Sosyalizm ile birlikte Avrupa'da meydana gelen işçi hareketleri sonucunda halk, sendikalar kurmaya başlanmıştır.

Siyasal bir ideoloji olarak sosyalizm, Napoleon Dönemi'nin sona erdiği 1815 ile Karl Marx'ın (Karl Marks), “Komünist Manifestosu” nu kaleme aldığı ve Avrupa'da devrimlerin yapıldığı 1848 yılları arasında ortaya çıkmıştır. Avrupa'da ilk sosyalist partiler, 1860'lı yıllarda kurulmuştur.

Kapitalizme alternatifler geliştirmek isteyen sosyalizm, farklı düşünceleri de beraberinde getirmiş ve başlıca iki gruba ayrılmıştır. Reformcu sosyalistler, liberal ideallerin gerçekleşmesinde herkese eşit fırsatlar oluşturulmasını istemiştir. Bu amaçla demokratik formüller önermiş ve ihtilalci tutumu reddetmiştir. Devrimci radikal sosyalistler ise piyasa ekonomisini yıkmayı, özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı ve kapitalist sistemin yerine komünist bir sistem getirmeyi hedeflemiştir.

CEVAPLAYALIMGünümüzde kapitalizmi ve sosyalizmi benimseyen devletler hangileridir?


Marksizm, Alman Filozof Karl Marx'ın klasik Alman felsefesini, Fransız sosyalizmini ve İngiliz siyasal düşüncesini bir araya getirerek oluşturduğu ideolojidir. Önceki sosyalist düşünceleri hayalci olarak niteleyen Marx, Frederich Engels'le (Fridirih Engels) birlikte bilimsel sosyalizmi ortaya koymuştur. Marx, tarihin geçmişten itibaren bir sınıf mücadelesinin sonucunda oluştuğuna inanmıştır. Ona göre XIX. yüzyılda egemen sınıf burjuvazidir. Üretim araçlarını elinde bulunduran burjuvazi, işçi sınıfının sömürülmesine olanak tanımıştır. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, sömürülen işçi sayısı da artmıştır. Karl Marx, yapılacak ihtilal için tüm işçileri sınır tanımadan birleşmeye ve devrimci partiler kurmaya çağırmıştır. Bu anlayışa göre işçiler, bir kez iktidara geldikten sonra üretim araçlarını özel mülkiyetten çıkaracak ve bir proleterya diktatörlüğü kurarak iktidara el koyacaktır. El emeğinden başka bir varlığı bulunmayan proleterya; ardından sınıfsız ve devletsiz, komünist bir toplum düzeni kuracaktır.

Devrimci radikal sosyalistlerle reformcu sosyalistler ilk kez XIX. yüzyılın sonlarında karşı kaşıya gelmiştir. 1917 Rus Devrimi’ne kadar komünizm ve sosyalizm eş anlamlıyken bu devrimden sonra sosyalist partiler, kendilerini yeniden tanımlamak zorunda kalmıştır. Buna göre kapitalizmin reformlar yoluyla dönüştürülmesi gerekliliğini düşünen ve siyasal hayatta çoğulculuğu kabul eden reformculara sosyalist denmiştir. Kapitalizmi reddeden ve ihtilal yoluyla ele geçirilen iktidarın tek partinin elinde olması gerektiğine inanan devrimcilere ise komünist denmiştir.

Mutlak Monarşiden, Anayasal Monarşiye Geçiş

Yeni Çağ'da burjuvazinin desteği ile krallar, feodaliteye karşı iktidarını güçlendirmiş ve Avrupa'da mutlak monarşiler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çağda yükselen sınıf olan burjuvazi, kendi üretim ilişkilerini destekleyecek ve güvenli bir merkezî yönetim kurabilecek olan kralların yanında yer almıştır. Böylece Avrupa'da değişen ekonomik yapıya uygun bir yönetim biçimi olan mutlak monarşiler kurulmuş ve ülkenin her yerinde aynı ticaret yasaları hâkim kılınmıştır. Monarşinin oluşum sürecinde, çıkarlarına uygun davranan burjuvazi ile krallar arasında feodal güçlere karşı geçici bir iş birliği yapılmıştır. Ancak Sanayi İnkılabı sonrasında bu iş birliği bozulmaya başlamış ve belirleyici sosyal sınıf olan burjuva, soyluların yerini almıştır. Ekonomik gücüne dayanarak siyasal yapıda da hak arayışları içine giren burjuvazi ile krallar arasındaki denge, burjuvazi lehine değişmiştir. Artık burjuvazi, kralın yetkilerini sınırlandırarak siyasi haklar elde edebilmenin mücadelesini vermeye başlamıştır.

BİLİYOR MUSUNUZ?
Anayasal sistem ilk kez İngiltere'de XIII. yüzyılda doğmuş ve gelişmiştir. Milliyetçilik ve demokrasi anlayışı; Sanayi Devrimi ve sömürgecilikle birleşmiştir. Böylece anayasal süreç; Batı Avrupa'dan Orta Avrupa'ya, oradan da Doğu Avrupa ve Osmanlı Devleti üzerinden geçerek tüm dünyaya yayılmıştır


Avrupa'da Aydınlanma düşüncesi ilkelerine dayanan ilk modern ve yazılı anayasa 3 Mayıs 1791 tarihli Polonya Anayasası'dır. Bu anayasadan bir süre sonra yeni bir anayasa da Fransa'da ilan edilmiştir. İhtilalle birlikte mutlak iktidarını kaybeden kralın yetkileri, anayasayla sınırlandırılmış ve bu yetkiler meclisle paylaşılmıştır. Diğer Avrupa ülkelerinin de örnek aldığı Fransa Anayasası'yla Avrupa'da anayasaya dayalı meşruti monarşiler devri başlamıştır. Bu sayede Viyana Kongresi'nde alınan kararların egemen kılınmak istendiği 1815-1830 yılları arasında bile Avrupa'da birçok ülke anayasa ile yönetilmiştir. Krallar bu anayasaları kaldırmak veya sınırlarını daraltmak için çalışmış, liberaller de anayasanın sınırlarını daha da genişletmek ve tam uygulanmasını sağlamak istemiştir.
Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası