YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

SANAYİ DEVRİMİ

Sanayi Devrimi

Sanayi Devrimi, insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından, makine gücüne dayalı üretim tarzına geçiştir. Bu üretim tarzı, XVIII. yüzyıl sonunda İngiltere’de ortaya çıkmış ve zamanla Avrupa’nın diğer ülkelerine yayılmıştır.

Sanayi Devrimi’nin temeli, kömürün enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlanması ve James Watt (Ceyms Vat) tarafından buhar makinesinin geliştirilmesiyle atılmıştır. Daha sonra makineleşme tekstil sanayisine uygulanmış ve özellikle demir-çelik üretim yöntemlerindeki gelişmeler bu süreci ileri aşamaya taşımıştır. XIX. yüzyıl ortalarına gelindiğinde İngiltere; maden, tekstil ve demir-çelik sanayini
geliştirmiş fakat Fransa ve Belçika bu faaliyetlere daha yeni başlamıştır

Sanayi Devrimi’nin ortaya çıkmasında Avrupa’da düşünce alanındaki gelişmeler ve teknik buluşlar etkili olmuştur. Teknik gelişmeler, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi sağlamış ve el aletleri, yerini makinelere bırakmıştır. Tarıma dayalı toplumlarda üretim, el tezgâhlarında yapılırken sanayileşmeyle birlikte üretim fabrikalarda yapılmaya başlanmıştır. Fabrikaların çoğalmasıyla da işçi sınıfı ortaya çıkmıştır.

Sermaye sahibi burjuva sınıfının kurduğu büyük fabrikalarda işçiye ihtiyaç duyulduğundan köylerden kentlere göç hızlanmıştır. Böylece Avrupa’da hızlı bir şehirleşme süreci yaşanmıştır. Sanayi Devrimi, sosyal hayatta da değişikliklere neden olmuş ve toplumun geleneksel yapısını tahrip etmiştir. Artık büyük üretim yerleri olan fabrikalar, eski hayat tarzını değişikliğe uğratmış ve işverenle işçi arasındaki farklılıklar iyice belirginleşmiştir.

İşçi Sınıfı
Avrupa’da tarımsal alanlardan sanayi merkezlerine gerçekleşen göçler, yeni sosyal problemlerin de doğmasına sebep oldu. Fabrika çevreleri, hayat şartları iyi olmayan yeni işçilerin yerleşim bölgeleri hâline geldi. Yetişkin erkeklere
göre daha düşük ücret ödenen kadın ve çocukların çalıştırılması yaygınlaştı. Çalışma saatleri uzun ve çalışma şartları çok ağırdı. Çalışanlara verilen ücret bütün aile fertlerinin çalışmalarını gerektirecek kadar azdı. Hafta tatili ve iş güvenliği uygulamaları ile sağlık ve emeklilik sigortaları henüz mevcut değildi. Bütün bu olumsuz şartlar, çalışan kesimde genel bir hoşnutsuzluğa yol açtı. İşçiler ağırlaşan hayat şartlarının, içine düştükleri çaresizliğin sebepleri olarak yeni makineleri gördü. Böylece gerek İngiltere’de gerekse daha sonra kıta Avrupası’nda görülen makineleri kırma ve tahrip etme eğilimleri başladı. Tahta ayakkabı yani “sabot” ile makinelere yapılan tahribat, “sabotaj” kelimesini ortaya çıkardı. 1779’dan itibaren ilk defa İngiltere’de görülen makine kırıcılara, ölüm cezaları öngören yasalar konuldu.

Liberalizm ve milliyetçilik akımlarıyla birlikte Sanayi Devrimi, Avrupa’yı büyük ölçüde değiştirmiş ve sömürgecilik sayesinde tüm dünyaya yayılmıştır. Böylece Avrupa’nın dünyadaki üstünlüğü kesin bir şekilde sağlanmıştır. Bu devrim, XIX. yüzyıl boyunca Avrupa’yı sarsacak olan sosyalizmin doğmasına da neden olmuştur.Yeni ideolojiler, Avrupa’da sınıf mücadelesine bağlı ideolojik karışıklıkları başlatmıştır.

Sanayi Devrimi’nin sonuçları şunlardır:
• Avrupa’da üretimde artış sağlanmış ve ekonomik büyüme yaşanmıştır.
• Geçimlik ekonomi anlayışı terk edilmiş ve ekonomide kâr etmek amaç olmuştur.
• Makineleşme sonucunda işçi sınıfı ortaya çıkmıştır.
• Sanayinin geliştiği ve ticari faaliyetlerin merkezi konumundaki yerlerde kentleşme başlamıştır.
• Tıptaki gelişmelerle nüfusta artış sağlanmıştır.
• Bankacılıkta, ticarette ve para hacminde genişleme olmuştur.
• Yeni hammadde ve pazar arayışı Avrupa devletleri arasında rekabete neden olmuştur.

XVII. yüzyılda İngiltere’nin Norfolk Eyaleti’nde geliştirilen dörtlü
ekim sisteminin yenilenmesiyle tarımsal verimlilik artırılmıştır.
Gübrenin kullanılması, farklı ürünlerin ekilmesi gibi uygulamalar
değişen oranlarda, fazla verim elde
edilmesini sağlamıştır. XVIII. yüzyılda, tohum
ekme makinesinin icat edilmesinden
sonra tarımda verimlilik daha da artmıştır.
Atların çektiği bu makine sayesinde tohumlar,
toprağa daha derin yerleştirilmiş
ve bu işlem sırasında tohum kaybı daha
az olmuştur. Birçok Avrupalı mucit, tohum
ekme makinesi (Görsel 5.5) dışında tarım
alanlarının geliştirilmesi için önemli buluşlar
yapmıştır. Örneğin 1851’de Londra’da
düzenlenen I. Dünya Sergisi’nden
sonra orak makineleri hızlı bir şekilde tüm
dünyaya yayılmıştır. Benzinle çalışan ilk
traktör, 1892’de ABD’de üretilmiş ve bunu biçerdöver, tohum serpme,
pamuk ve mısır toplama makineleri ile hasat makinelerinin
gelişimi izlemiştir.
XX. yüzyıldaki ülke ekonomilerinin en önemli özelliği, Sanayi
Devrimi’nden sonra ortaya çıkan endüstriyel üretim tarzına dayalı
olmasıdır. Bu üretim tarzının ortaya çıkması, Avrupa’da el emeğine
dayalı olarak üretim yapan işletmelerin yavaş yavaş ortadan kalkmasına
neden olmuştur. Endüstriyel üretime geçemeyen ülkeler
ise ihtiyacına cevap verebilecek yeterlikte bir üretim kapasitesine
ulaşamadığı için ithalata yönelmiş ve bundan dolayı tüketici bir
toplum yapısı oluşmaya başlamıştır.
Sanayi Devrimi el emeğine dayanan üretim yerine, sermaye ve
makinelerin yer aldığı yeni bir ekonomik yaşama geçmeyi sağlamıştır.
Bunun sonucunda Avrupa’da mal ve ürünlerde üretim hızı
ve miktarı artmıştır. Bu durum ziraate dayalı Osmanlı ekonomisini
temelden sarsmıştır.


OSMANLI DEVLETİ’NDE SANAYİLEŞME ÇABALARI

Sanayi Devrimi’nden önce Osmanlı Devleti’nin ekonomisi tarıma,
ticarete ve küçük ölçekli atölyelerde yürütülen üretime dayanmaktadır.
Zamanla merkezî otoritenin zayıflaması, tımar sisteminin
bozulması, savaşlarda alınan başarısızlıklar ve toprak kayıpları
sonucunda Osmanlı ekonomisi; sanayileşen Avrupa’yla rekabet
edememiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılın
başından itibaren Avrupa ülkeleri gibi sanayileşmek istemiştir.
Ancak Osmanlı’nın sanayileşme çabaları; sermaye birikiminin yetersizliği,
bilimde ve teknolojide geri kalınması, yetişmiş personel
eksikliği ve geleneksel iktisadi düşünce biçimi gibi nedenlerden
dolayı sonuçsuz kalmıştır. Bunun yanında sömürgeci devletlerin
faaliyetleri ve kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti’nde sanayileşme
politikalarının başarısız olmasına neden olmuştur.
İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi Avrupalı devletler; XVI. yüzyılın
sonlarına doğru merkantilizm sistemi sayesinde sermayelerini
güçlendirmiştir. İlerleyen süreçte ekonomileri güçlenen Avrupa
devletleri sanayileşmeye başlamıştır (Görsel 5.6). Batı’da bu tür
gelişmeler yaşanırken Osmanlı Devleti
merkantilizm karşıtı politikalar
izlemiştir. Merkantilizmin tersine ihracatı
sınırlandıran Osmanlılar, sadece
aşırı bolluk olduğunda ve iç talep karşılandığında
ihracata sıcak bakmıştır.
İhracatın çok az olması ise sermaye
girişini yavaşlatmıştır. Bu durum sanayi
alanında sermaye birikimini olumsuz
etkilemiş ve ülkeden sermaye çıkışını
hızlandırmıştır. Bunun yanında
yabancı tüccarlara sürekli imtiyazlar
tanınması, sermayenin büyük bir kısmının
sadece bu ellerde toplanmasına sebep olmuştur. Osmanlı
toplumundaki gayrimüslimler, ekonomik hayatta ticareti ve tefeciliği
tekelinde tutmuş ve birikimlerini sanayiye aktarmamıştır. Bu
gelişmeler neticesinde Osmanlı’da, Avrupa devletlerinde olduğu
gibi ulusal sanayi, gelişme imkânı bulamamıştır.

Sadrazam Rami Paşa, dokuma ustalarına “Avrupalılar çuha ve
ipekli kumaşların hammaddelerini bizden alıyor, ürettiklerini
bize geri satıyor. Onlarla bu konuda rekabet edemeyişimiz,
çalışma düzenimizin bozuk olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle gerekli alet ve levazımı sağlamalı ve hammaddelerimizi
yurt içinde işlemeliyiz. Bu işe bir düzen verirsek
size her türlü yardımda bulunuruz.” demiştir.
Kemal H. Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, s.73; Yunus Baş, “III.Ahmed
Devri’nde İstanbul’da Kurulan Çuha Fabrikası”, s.923’ten düzenlenmiştir

Osmanlı Devleti’nin sanayileşememesinin bir diğer sebebi Batı’daki
yenilikleri takip edememesidir. XVII. yüzyılın sonlarına doğru
Osmanlı Devleti, bilimde ve teknikte Avrupa’nın gerisinde
kalmıştır. Bunu, Avrupalı devletlerle giriştiği savaşları
kaybetmesiyle anlayan Osmanlılar, teknik gelişmelerden
ilk defa askerî alanda yararlanmaya başlamıştır.
XVIII. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa’da yeni
buluşların, üretim sürecinde kullanılmaya başlaması
ile Osmanlı ekonomisi büyük bir darboğaza
girmiştir. Buhar makinasının bulunması, kok kömürü
enerjisiyle demirin dökümünün yapılması ve ilk
çelik fabrikasının açılması gibi icatlar, Avrupa’da
sanayileşme sürecini hızlandırmıştır. Özellikle buharlı
gemiler ve trenler sayesinde Avrupalı devletler,
kolaylıkla hammadde temin etmiş ve ürettikleri
malları rahatça pazarlama imkânı bulmuştur (Görsel
5.7). Avrupa’da yaşanan bu gelişmelere karşın XIX.
yüzyılın ortalarında bile Osmanlı Devleti’nin genelinde
demiryolu ve deniz yolu ulaşımı söz konusu
değildir. Osmanlı Devleti, sanayideki teknolojik
gelişmelerin yanında tıbbi gelişmelere de kayıtsız
kalmıştır. Salgın hastalıklara karşı modern tıp tekniklerini
uygulayamayan Osmanlı Devleti’nde, nüfus
artışı Avrupa ülkelerine göre kısıtlı kalmıştır.

Osmanlı Devleti’nde sanayileşme çabalarındaki bir diğer engel de
nitelikli personel sıkıntısıdır. Devlet eliyle kurulan sanayi tesislerini
yönetenlerin, rekabetçi bir mantıkla bu fabrikaları işletebilecek
tecrübeleri olmadığı gibi o dönemde Müslümanlar arasında da
yeterli beceriye sahip kişiler yoktur. Bu nedenle Osmanlı devlet
yöneticileri, sanayi tesisleri kurma işini daha iyi yapacağına inandıkları
gayrimüslim girişimcilere emanet etmiştir. Bu tesislerde
çalışacak ustabaşı, zanaatkâr ve nitelikli işçilerin büyük çoğunluğu
Belçika, Fransa, İtalya gibi sanayileşmiş ülkelerden getirilmiştir.
Ancak Avrupa’dan getirilen bu işgücünün maliyeti yüksek olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde sanayileşmeyi yürütecek personeli yetiştirmek
amacıyla 1860’da Islah-ı Sanayi Komisyonu kurulmuştur.
Bu komisyonun sanayi eğitimi vermek (Görsel 5.9),
gümrük vergisini artırmak, sergiler açmak ve esnaf içinde
şirketleşmeyi sağlamak gibi görevleri vardır.

Sanayileşmenin önündeki bir başka engel de devletin ekonomik

kalkınma için uzun vadeli stratejiler üretememesidir. Avrupa’nın
üstün duruma geçmesini başta önemsemeyen Osmanlı Devleti;
oluşan ekonomik sıkıntıları, geçmişle olan bağlarının zayıflaması
şeklinde açıklamıştır. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nde yapılan ıslahatlar,
Batı’nın kendisine üstünlük sağladığı alanları tespit etme
ve bunları gerçekleştirme yönünde değil Yükselme Dönemi’ndeki
kurumların ıslah edilmesine yönelik olmuştur. Bu durum devletin
sanayileşme için uygulaması gereken uzun vadeli stratejilerin
oluşturulmasını engellemiştir.
Osmanlı Devleti’nde sanayileşmenin önündeki engellerden bir
diğeri ise XIX. yüzyılda uzun süren ağır maliyetli savaşlardır. Bu
savaşlar, bir yandan işgücünü azaltırken diğer yandan devletin

sanayileşme için bütçeden gelir ayırmasına engel olmuştur. Ekonomisi
tarıma dayalı olan Osmanlı Devleti’nde, nüfusun üretken
kesimi savaşlarda kullanıldığı için devletin tarımsal üretimi azalmış
ve üründen elde edilen vergi gelirleri düşmüştür. Ayrıca ağır dış
borçlar da devletin sanayileşmesi için gerekli kaynağı ayırmasını
engellemiştir.

Osmanlı yöneticileri, aslında XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren
ülkenin ihtiyaçlarını dikkate alan pek çok sanayileşme hamlesi
yapmıştır. Ancak gerçek anlamda fabrikaların faaliyete geçmesi
XIX. yüzyılın başlarını bulmuştur. Çeşitli alanlarda faaliyet gösteren
fabrikalar çoğalmış, aynı yıllarda özel teşebbüse de fabrika kurması
için çeşitli teşvikler ve kolaylıklar gösterilmiştir. XIX. yüzyılda
ordunun, donanmanın ve sarayın taleplerini karşılamak amacıyla
Osmanlı Devleti, en son kullanılan teknolojiyi Avrupa’dan ithal
ederek bir dizi fabrika kurmuştur. Özellikle Tanzimat Dönemi’nden
sonra hız kazanan sanayileşme hareketi sonucunda; İstanbul ve
çevresinde dokuma, çuha, basma ve demir döküm fabrikaları (Görsel
5.10) ile feshane (Görsel 5.11), tophane ve tersane açılmıştır.
Fakat sanayileşme amacıyla kurulan bu fabrikalar, istenilen başarıları
elde edememiş ve kısa sürede kapanma noktasına gelmiştir.




Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası