BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası

ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ

         ENDÜLÜS’ÜN FETHİ VE VALİLER DÖNEMİ

  • İberya Yarımadası’nın fethi, ilk İslam fetihlerinin son halkasını teşkil eder. Emeviler’in Kuzey Afrika Valisi, Musâ b. Nusayr’ın, Halife Velîd b. Abdülmelik’ten aldığı izinle Tarîf b. Mâlik komutasında 500 kişilik bir birliği 710 yılının ilkbaharında keşif amacıyla İspanya’nın güney kıyılarına yollamasıyla fetih hareketi başlamıştır. Musâ b. Nusayr, Tarîf b. Mâlik’in bu küçük çıkarmadan olumlu sonuçlarla dönmesi üzerine fetih hazırlıklarına başladı.
  • 711 yılının bahar ayında Berberî azatlısı Târık b. Ziyâd komutasında 7000 kişilik bir orduyu ve ardından da 5000 asker takviyesile İspanya’yı fethe yolladı. Bu esnada İspanya’da hâkim olan Vizigot Krallığı taht kavgaları, toplumsal-dinî çatışmalar sebebiyle gücünü yitirmiş durumdaydı. Emevi ordusu kolaylıkla İspanya’ya geçti. Bunda, Vizigotlar ile arası bozuk olan Sebte (Ceuta) Valisi, Julianos’un yardımlarının da etkili olduğu bilinmektedir. İspanya’nın güney ucundaki, Cebel’ü-Tarık veya Cebelü’l-Feth (Gilbraltar, Calpe) dağında karargâh kuran ordu, ilk hamlede el-Cezîretü’l-Hadrâ’yı (Algeciras) ele geçirdi. Kısa süre sonra, Kral Rodrigo komutasındaki Vizigot ordusunu yenilgiye uğrattı.
  • Kısa sürede Malaga, Elvira, Cordoba ve Vizigotların başşehri Toledo ele geçirildi. Artık İspanya fethinin önünde ciddi bir engel kalmamıştı. Böylece Târık b. Ziyad, 711 yılının ilkbahar aylarında ordu komutanı olarak başlattığı bu fetih yürüyüşünü, yaz ayları biterken İspanya’nın yarısını alıp İslam’a açmış bir fatih olarak neticelendirdi. Musâ b. Nusayr da, 712 yılında çoğunluğu Araplardan müteşekkil 18.000 kişilik ordusuyla İspanya’ya geçti. İşbiliye (Sevilla), Karmûne (Carmona), Leble (Niebla) ve Mâride’yi (Merida) fethettikten sonra Tuleytula’da Târık ile buluştu. Ülkenin kuzey istikametine doğru yapılan harekât sonucu 713 yılında Liyûn (Leon), Cıllîkıye (Galicia) bölgesi, Lâride (Lerida), Berşelûne (Barcelona), Saragusta (Zaragoza, Saragossa) şehirleri fethedildi ve hatta Pireneler aşılarak Frank topraklarına girildi.
  • 714 yılında Halife Velid b. Abdülmelik’in emriyle Musâ b. Nusayr, Endülüs’ün idaresini oğlu Abdülaziz’e bırakıp Târık b. Ziyad’la birlikte Dımeşk’e döndü. Böylece 3 yıl gibi kısa bir sürede İberya Yarımadası’nın fethi gerçekleşmiş ve Endülüs’te Valiler Dönemi (asru’l-vülât) başlamış oldu. 756 yılına kadar 21 valinin görev yaptığı bu dönemde fetih hareketleri Avrupa içlerine kadar götürüldü. Mürsiye (Murcia, Tüdmîr, Teodomiro), Arbûne (Narbona) bölgelerinden sonra Paris’e kadar yaklaşıldı. 732 yılında, Tours veya Poitiers (Balâtü’ş-şühedâ) savaşında Franklara yenilen Müslümanlar, bundan sonra daha çok iç savaş ve karışıklıklarla uğraştılar. Valilikler Dönemi, 756 yılında                 I. Abdurrahman’ın Endülüs Emevi Devleti’ni ilanına kadar devam etti.


        ENDÜLÜS EMEVİLERİ (756 - 1031)

1. Emirlik Dönemi

Abbasi Devleti kurulduğunda Emevi hanedanından olan kimseler takip edilerek katledildi. Bu katliamdan az sayıda kişi kurtulabildi. Bunlardan biri olan Abdurrahman bin Muaviye, 755’te Endülüs’e geçti. Onun Endülüs’e geçişi insanları sevindirdi. Önceden olduğu gibi Endülüs’te bulunan mevali,
Emevilere olan bağlılığını devam ettiriyordu. Halk, Kayslıların yönetiminden rahatsız olduğu için Abdurrahman’a destek verdi. O, Yemenliler ve Berberîlerin de desteğini arkasına alarak son vali olan Kayslı Yusuf el-Fihri ile pek çok yerde savaştı. Onu yenerek Kurtuba’ya kadar çoğu yerin hâkimiyetini ele geçirdi. Emirlik ilanı için ortamı uygun bulan Abdurrahman, 756 yılında Kurtuba’da halkın onayını alarak emirliğini ilan etti. Endülüs’te 756’dan 1031 yılına kadar süren, yeni bir Emevi Hanedanlığı kurulmuş oldu. I. Abdurrahman birtakım sorunlarla karşılaştı. Bunların başında iç karışıklıklar geliyordu. O, aldığı tedbirlerle iç karışıklığı önledi. Kabilecilik, ordu içinde büyük rahatsızlıklara sebep olduğu için kabilelerden asker almadı. Orduyu Kuzey Afrika’dan getirdiği paralı askerlerle savaş esirlerinden oluşturdu. Bir kısım muhalif insanı da çeşitli makamlara getirerek kendi yanına çekti. Böylece I.
Abdurrahman iç kargaşayı büyük oranda önledi. O, 778 yılında İspanya’nın kuzeydoğusuna girerek Saragossa’ya yaklaşan Franklarla da savaştı. Franklar, ülkelerinde iç karışıklık çıktığı için çekilmek zorunda kaldılar.
I. Abdurrahman öldüğünde (788) oğlu I. Hişam’a, gücü Abbasiler ve Bizans tarafından da kabul edilen, Suriye -Emevi geleneklerinin hakim olduğu bir devlet bıraktı. Dindar kişiliğiyle Ömer bin Abdülaziz’i hatırlatan I.Hişam (788- 796) tahta geçtiğinde ciddi bir muhalefetle karşılaşmadı. O, âlimlere değer verdi ve Maliki mezhebini Endülüs’ün resmî mezhebi ilan etti. İslam’ın yayılmasını önemsedi. Onun Dönemi’nde yerli halktan pek çok kimse Müslüman oldu. I. Hişam, İspanya’nın kuzeyinde bulunan Hristiyan krallıklara karşı zaman zaman savaştı. Hişam’dan sonra emirlik, oğlu I. Hakem’e geçti (796- 822). I. Hakem Dönemi’nde tekrar iç karışıklık başladı. Arap ve Berberîlerin yanında muvelledun ( İspanyol asıllı Müslümanlar ) da Hakem’e karşı ayaklandı.
I. Hakem zor da olsa bu isyanları bastırdı.5 Hazinenin gelirlerini büyük oranda artırdı. Toplumda adaletin hâkim olması için büyük gayret gösterdi. I. Hakem’in oğlu II. Abdurrahman, babasından problemleri azaltılmış bir yönetim devraldı. O, sahip olduğu tecrübeden de faydalanarak ortaya çıkan birkaç ayaklanmayı kolayca bastırdı. Onun döneminde uzun süre devam eden istikrar, pek çok alanda atılım yapılmasını sağladı.Yine onun zamanında tarım ve imalat sanayinde büyük gelişmeler oldu. Bu dönemde devletin gelirlerinde artışlar zirveye ulaştı. İslam ve Arapça insanlar arasında hızla yayıldı. II.Abdurrahman, İspanyol hükümdarların saldırılarına karşı da gereken karşılıkları vererek Endülüs topraklarını korudu. Tüm bunlardan dolayı onun dönemi “Eyyamü’l-
Arus”(Düğün Günleri) olarak anılmıştır. II. Abdurrahman’dan sonra Muhammed (852- 886), Munzir (886- 888) ve Abdullah’ın (888- 912) hükümdarlık yaptığı yaklaşık 60 sene süren yeni bir dönem başladı. Endülüs Devleti’ni meydana getiren farklı etnik unsur ve dinî gruplar, birbirleriyle çatışmaya başladılar. Diğer yandan Hristiyan hücumları ülkeyi parçalanmanın eşiğine getirdi. Munzir ve özellikle Abdullah döneminde ayaklanmalar şiddetlendi. Ülkenin birliği bozularak pek çok devletçik oluştu. Merkezî devlet, vergi toplayamaz hâle geldi. Ülkeyi siyasi ve sosyal bakımdan bir belirsizliğe sürükleyen bu olaylardan dolayı bu döneme Endülüslüler “Büyük Fitne”(el- fitnetü’l- kübra) adını verdiler.

Endülüste bulunan toplumsal sınıflar şunlardır:
  • Araplar: Arap ülkelerinden Endülüs’e gelenler.
  • Berberîler: Kuzey Afrika’nın yerlilerinden olup Endülüs’e gelenler.
  • Muvelledun: İspanya’nın yerli halkından Müslüman olanlar.
  • Müstarepler: İspanya’nın yerli insanları. Bunlar Müslüman olmadıkları hâlde İslam kültürünün tesiri altında kaldılar.
  • Yahudiler: Müslümanlar Endülüs’ü fethettiğinde orada Yahudiler de bulunuyordu. Vizigotlar tarafından köle statüsüne sokulan bu gruba, Müslümanlar bütün haklarını iade etti.


2-Halifelik Dönemi

Emir Abdullah öldüğünde (912) oğullarından ve kardeşlerinden kimse yönetimi üstlenmeye yeltenmedi. Çünkü sorunlar içinden çıkılmaz bir hâl almıştı. Bu zor dönemde yönetimi, Abdullah’ın yirmi yaşlarında olan genç torunu III.Abdurrahman devraldı. Herkes ona destek verdi. Çünkü o, yaşı genç olmasına rağmen çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Dedesi daha çocuk yaşta onu devlet işlerini yapmaya hazırlamıştı. III. Abdurrahman (912- 961) göreve geldiğinde ilk önce merkezî idareyi yeniden tesis etme yoluna gitti. Sorunları şiddetle değil, konuşma yoluyla çözme metodunu uyguladı. İsyancı gruplara elçiler göndererek onları barışa davet etti. Onun bu yaklaşımı büyük yankı uyandırdı. Ayaklanan kimselerin önderlerini aileleriyle beraber Kurtuba’da zorunlu ikâmete tabi tuttu. İsyancı grupları yeniden merkezî devlete bağladı ve bunların vergi vermelerini sağladı. İçeride birlik ve sükûneti sağlayan III. Abdurrahman, Kuzey Afrika’da Fatımi Devleti’ni kurarak Şiiliği Endülüs topraklarında yaymaya çalışan kimselerle mücadele etti. Berberîler ile anlaşarak Kuzey Afrika’da ağırlığını hissettirdi. Güçlü bir donanma kurarak Kuzey Afrika’daki Septe ve Tanca’yı ele geçirdi. Böylece Kuzey Afrika’dan Endülüs’e ulaşan tek yol olan Cebel’ü-Tarık’ı kontrol altına aldı. III.Abdurrahman, kuzeyde bulunan İspanya krallarıyla da savaştı. Sonuçta Leon ve Pamplona krallıkları vergi vererek onun himayesine girdiler. Ayrıca eğitime büyük değer verdi. Öte yandan Kurtuba’da pek çok eser yapılmasını sağladı. III. Abdurrahman’ın ünü kısa zamanda ülke sınırlarını aştı. Nitekim Bizans ve Germen imparatorları, elçiler göndererek kendisiyle siyasi ilişkiler kurdular. Bütün Endülüslüler tarafından sevilen ve takdir edilen III.Abdurrahman, halkın isteği doğrultusunda kendine “Nâsırlidinillah”(Allah’ın
dininin yardımcısı) sıfatını vererek halifeliğini ilan etti (929). Halk coşku içinde onun halifeliğini tanıdı. Böylece Endülüs Emevi Halifeliği Dönemi başlamış oldu.
III. Abdurrahman’ın ölümünden sonra (961) halifeliğe II. Hakem geçti. O, ilim sahibi ve tecrübeli biriydi. Babasından devraldığı iç huzur ve sükûnet
ortamını devam ettirdi. Kuzeyde, İspanyol kralların karşısındaki üstünlük onun döneminde de sürdü. II.Hakem Dönemi’nde asıl gelişme, ilim ve sanat alanlarında oldu ve eğitim yaygınlaştırıldı.

3. Yıkılışı

II. Hakem’in ölümüyle henüz on iki yaşındaki oğlu II. Hişam getirildi. II.Hişam’ın halifeliği sembolik olup devletin idaresi İbn Ebi Âmir’in elindeydi. Onun çocukluğundan faydalanan Hacip İbn Ebi Âmir, devlet yönetimini ele geçirdi. Kendinden sonra da iki oğlu, yönetimi ellerinde bulundurdukları için bu döneme Âmirîler Dönemi denilmiştir (976- 1008). Bu durum, devletin en üst makamında bir otorite boşluğu meydana getirdi. Bu boşluğun doldurulması için sivil ve askerî idareciler arasında rekabet ve mücadele başladı. İbn Ebi Âmir Dönemi’nde Endülüs’te kısmen bir istikrar ortamı doğdu. Çünkü İbn Ebi Âmir, isyan edenleri en ağır şekilde cezalandırıyordu. O, aynı zamanda İspanyol krallıklarına karşı da başarılı savaşlar yaptı. İbn Ebi Âmir’in oğlu Abdülmelik de babasının başlattığı idari yapıyı devam ettirdi. İspanyol Krallıklara karşı da başarılı mücadeleler verdi. Ancak çok genç yaşta öldü ve yerine üvey kardeşi Abdurrahman geçti (1008). Zayıf bir kişiliğe sahip olan Abdurrahman, zevk ve eğlence içinde bir hayat yaşıyordu. Bundan dolayı Endülüs halkı onu sevmedi. O, kendisinin, II. Hişam tarafından veliaht ilan edilmesini sağladı. Bu olay üzerine Emevi soyundan olan kimseler ayaklanarak II. Hişam’ı görevden alıp Muhammed bin Hişam’ı “el- Mehdi” sıfatıyla halife yaptılar. Abdurrahman öldürüldü. El- Mehdi de Abdurrahman gibi zayıf karakterli ve eğlenceye düşkün
biriydi. İdari görevleri yandaşlarına dağıttı. Bu uygulamalar sonunda siyasi yapı tıkanma noktasına geldi. Zaman içinde Kurtuba halkı ile Âmirîler ailesini destekleyen Berberîler arasında sürtüşme başladı. Kargaşanın gittikçe büyümesi üzerine Kurtuba eşrafı 1031’de Ulu Cami’de toplanarak hilafetin sona erdirilmesi ve ismi bu yönetimle özdeşleşen Emevi sülalesinden kişilerin şehirden sürülmesi kararını verdi. Bundan sonra Kurtuba’nın nasıl idare edileceği şûrada belirlenecekti. Bu kararla birlikte Endülüs’te fiili bölünme gerçekleşti ve her grup bağımsızlığını ilan etti. 1031-1090 yılları arasında nerdeyse her şehir bağımsızlığını ilan ederek yirmi kadar devletçik (mülûkü’t-tavaif) oluştu.

Reconquista: Hristiyanlar İspanya’da bir güç olmaya
başladıkları andan itibaren burada bulunan Müslümanların
İspanya’dan çıkarılması doğrultusunda planlar
yapmaya başladılar. Buna Reconquista denilmiştir.
Bu plan, tüm Müslümanların İspanya’dan sürülmesiyle
amacına ulaşmıştır.
Müslümanlar tarih boyunca farklı kültür ve inançlarla
bir arada yaşamaya gayret göstererek bu insanlarla
barış içinde yaşamayı başarmıştır.


  • Abbasiler, İslam dünyasında egemenliği sağladıktan sonra Emevilere yönelik şiddet politikası uyguladılar. Abbasilerin elinden kaçmayı başaran Emevi ailesinden Abdurrahman ispanya'ya geçerek burada başkenti Kurtuba olan Endülüs Emevi Devleti'ni kurdu (756).
  • Endülüs Emevi Devleti'nin önemli özellikleri şöyle sıralanabilir;
  • Topraklarını genişletmekten çok kültür ve uygarlığın gelişmesine özen göstermişlerdir.
  • Kurtuba Medreseleri dönemin en önemli kültür ve eğitim merkezlerinden birisiydi.
  • Bu medreselerde Avrupa'nın pek çok yerinden gelen öğrenci eğitim görmüştür.

         Bu durum,

  • İslam kültür ve uygarlığının Avrupa'da tanınması,
  • Müslüman uluslarla, Hıristiyan uluslararasında kültürel etkileşimin doğması,
  • Avrupa'da Rönesans'ın başlaması sonuçlarına ortam hazırlamıştır.
  • 3. Abdurrahman (912 - 951) döneminde Endülüs Emevileri “halife” unvanını kullanmaya başladılar.
  • Bir süre sonra Fatımilerin de bu unvanı kullanmaya başlamasıyla İslam dünyası siyasal bakımdan üç farklı halife tarafından temsil edilmeye başlamıştır.
  • İç karışıklıkların artması sonucunda Endülüs Emevileri Devleti yıkılmış, yerine birçok beylik kurulmuştur (1031).

 

İLAÇ BİLGİ

Haricilik, Hz.Ali ile Muaviye arasında cereyan eden Sıffin Savaşı sonrası hakem meselesi sebebiyle ortaya cıkmış şiddet yanlısı ve aşırı fikirlere sahip bir akımdır. Hariciler, “Allah’tan başka hukum sahibi yoktur.” diyerek Hakem Olayı’na karşı cıkmışlar ve hakemlere başvurduğu icin Hz. Ali’yi tekfir edip ondan ayrılmışlardır. İslam’ı tavizsiz bir şekilde yaşadıklarını soyleyen Hariciler, kendilerinden olmayan herkesi kufurle itham edip onlara şiddet uygulamışlardır.



BENİ AHMER DEVLETİ (1232 - 1492)

  • Endülüs Emevi Devleti'nin dağılmasından sonra kurulan beylikler içinde en uzun süre yaşayan Beni Ahmer Devleti olmuştur. Başkenti Gırnata olan bu devlet Orta Çağ'da kurulan devletler içinde kültür ve uygarlık alanında en ileri giden devlet olmuştur.
  • 1469 yılında Kastilya kraliçesi ile Aragonya kralının evlenmesiyle İspanya birliği kuruldu.
  • Bu olaydan sonra güçlenen Hıristiyanlar Gırnata'yı alarak Beni Ahmer Devleti'ne son verdiler (1492).
  • İspanyollar, Endülüs medeniyetine ait bütün kitapları yaktılar, mimari eserleri tahrip ettiler.
  • Müslümanları ve Yahudileri dinlerinden dönmeye zorladılar. İspanya' daki Müslüman ve Yahudilerin yardımına Akdeniz'deki Osmanlı Devleti koştu.
  • Gemilerle ispanya'dan taşınan Yahudiler ve Müslümanlar Osmanlı topraklarına yerleştirildiler.
  • İspanyolların bu tutumları, başka dinlere ve uluslara karşı hoşgörülü davranmadıklarını göstermektedir.
  • Ayrıca kültürel ve sanatsal eserleri tahrip etmeleri Avru-pa'da Müslümanların izlerini silmeyi
  • amaçladıklarını göstermektedir.

 

Enduluste bulunan toplumsal sınıflar şunlardır:

  • Araplar: Arap ulkelerinden Endulus’e gelenler.
  • Berberiler: Kuzey Afrika’nın yerlilerinden olup Endulus’e gelenler.
  • Muvelledun: İspanya’nın yerli halkından Musluman olanlar.
  • Mustarepler: İspanya’nın yerli insanları. Bunlar Musluman olmadıkları halde İslam kulturunun tesiri altında kaldılar.
  • Yahudiler: Muslumanlar Endulus’u fethettiğinde orada Yahudiler de bulunuyordu. Vizigotlar tarafından kole statusune sokulan bu gruba, Muslumanlar butun haklarını iade etti.

 

 

 

İLAÇ BİLGİ

Reconquista: Hristiyanlar İspanya’da bir guc olmaya başladıkları andan itibaren burada bulunan Muslumanların İspanya’dan cıkarılması doğrultusunda planlar yapmaya başladılar. Buna Reconquista denilmiştir. Bu plan, tum Muslumanların İspanya’dan sürülmesiyle amacına ulaşmıştır. Muslumanlar tarih boyunca farklı kultur ve inançlarla bir arada yaşamaya gayret gostererek bu insanlarla barış icinde yaşamayı başarmıştır.

 

 

ENDÜLÜS İSLAM DEVLETİ’NİN ÖNEMİ VE BATI MEDENİYETİNE ETKİSİ

  • Endülüs’te eğitime büyük önem verildiğinden okuma yazma bilmeyen çok azdı.
  • Eğitim cami, medrese ve küttaplarda yapılıyordu.
  • İlmin her dalında yetkin kişiler yetişmişti.
  • Tefsirde Muhammed el-Kurtubi (öl.1273), hadiste İbn Abdi’l-Berr (öl. 1070), fıkıhta İbn Hazm(öl. 1064), el-Endülisi; tasavvufta Muhyittin İbn Arabi (öl.1240) gibi âlimler önde gelen isimlerdendir. Endülüs’te felsefe ve mantık alanlarında da önemli çalışmalar yapılmıştır. Muhammed bin Meserre (öl. 931) ile başlayan felsefe geleneği İbn Bacce (öl.1138), İbn Tufeyl (öl.1185) ve İbn Rüşt (öl. 1198) gibi filozoflarca devam ettirilmiştir.
  • Grek felsefe ve mantığının tamamı Endülüslü filozoflarca Arapça’ya çevrilmiştir. İbn Rüşt’ün öğrencisi Yahudi İbn Meymun da felsefe alanında yetkin isimlerdendi.
  • Endülüs’ün ilimdeki bu parlak döneminde Batı dünyası büyük bir karanlığın içinde bulunuyordu. Avrupa’daki Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkmasında, Endülüs’te bulunan ilmî birikimin büyük payı vardır. Batılılar İlk defa Aristoteles ve Platon gibi filozofları Müslüman bilginlerden öğrenmişlerdir.
  • Endülüslüler kitaba büyük değer verirdi. III. Abdurrahman Dönemi’nde dünyanın en zengin kütüphaneleri Endülüs’te bulunuyordu. Onun inşa ettirdiği Kurtuba Kütüphanesi’nde dört yüz bin kitap olduğu kaynaklarda geçmektedir.
  • Endülüs’te bunun dışında da birçok büyük kütüphane bulunmaktaydı. Bu kütüphaneler engizisyon mahkemelerinin kurulduğu dönemlerde Hristiyanlar tarafından yakılmıştır.
  • Endülüs’te Müslümanlar mimari alanında da önemli eserler inşa ettiler. Medreseler, saraylar ve büyük camiler o dönemin mimari anlayışını göstermektedir.
  • III. Abdurrahman’ın başkentte yaptırdığı Kurtuba Medresesi, o dönemin en önemli eğitim kurumuydu. Burada Avrupa, Afrika ve Asya’dan gelen Müslüman ve Hristiyan öğrenciler öğrenim görmekteydiler. O dönemin bazı meşhur eserleri, Kurtuba Ulu Cami, Medinetü’z-Zehra Camii, Caferiye (Saragossa) ve el-Hamra Sarayı’dır.

 

 

İLAÇ BİLGİ

Mevali, sağlanan ozgurluk ortamından yararlanarak kendilerinin Araplardan daha ustun olduklarını dile getirdikleri eserler kaleme aldılar. Buna karşı Araplar da kendi ustunluklerini savunan eserler yazdılar. Bu eserlerde taraflardan her biri, kendi ustunlukleri yanında karşı tarafın kusurlarını da saydı. Abbasiler Donemi’nde ortaya çıkan bu gelişmeye, Şuubiye Hareketi denmektedir.

 

 

İLAÇ BİLGİ

Surre Alayı, Mekke ve Medine halkına para goturen ozel birliktir. “Surre” kelimesi, para kesesi demektir. İlk kez I. Mehmet Celebi zamanında gonderilmiştir. Her yıl gonderme geleneği ise Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ile başlamıştır. 1864 yılına kadar deve ve atlarla, 1914 yılına kadar deniz yoluyla, Hicaz Demir Yolu yapıldıktan sonra da trenle gonderildi.


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI