YENİ NESİL TARİH SİTESİ

yeninesiltarih.com ile TARİHE FARKLI BİR BAKIŞ

10.SINIF TARİH DERSİ
12.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ
TÜRK İSLAM DEVLETLERİ TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ
YNT TV

TÜRKİYE-FRANSA İLİŞKİLERİ

TÜRKİYE-FRANSA ARASINDAKİ SORUNLAR

 

Yabancı Okullar Sorunu (1926)

W  Türkiye’nin yabancı okullarda tarih, coğrafya gibi derslerin Türk öğretmenler tarafından okutulması kararına Fransa ve Papalık karşı çıkmıştır. Türkiye, bu konuda Fransa ile görüşmeyerek sorunu bir iç politika sorunu olarak değerlendirip, bağımsızlık ve egemenlik haklarını korumuştur

Türkiye ile Fransa arasında ortaya çıkan sorundur.

W  3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bütün okullar Maarif Vekâleti’ne bağlanmıştır.

W  1926 yılında çıkarılan Maarif Teşkilâtı Kanunu ile de yabancı okullardaki Tarih, Coğrafya ve Türkçe derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması ve bunların Türk müfettişlerce denetlenmesibelirtilmişbu durum Fransa tarafından tepkiyle karşılanmıştır..

W  Başta Fransa olmak üzere bazı Avrupa Devletleri ve Papalık bu karara karşı çıkmış, bu konu Türk-Fransız ilişkilerinin gerginleşmesine yol açmıştır.

W  Türkiye bu konuyu tam Bağımsızlığına müdehale olarak görmüştür. O yüzden Fransa’ya yabancı okullar meselesinin kendi iç sorunu olduğunu ileri sürerek yabancı devletlerle görüşmeyi reddetmiştir. Bu karar doğrultusunda yabancı okullar sorunu Milletler Cemiyeti’ne taşınmadan çözümlenmiştir.

W  Yabancı Okullar sorununun çözülmesi, Yeni Türk Devleti’nin Lozan’dan sonra dış politikadaki ilk siyasî başarısıdır.

 

Adana- Mersin Demiryolu sorunu (1926)

i   Bir Fransız demiryolu şirketine ait olan Adana-Mersin demiryolu nun Türk devleti tarafından alınmak istemesiyle ortaya çıkmıştır.

i   Kapitülasyon sisteminin kalıntılarını temizlemek amacıyla, bir Fransız şirketi tarafından işletilen Adana-Mersin demiryolunun bir kanunla satın alınmak istenişi, Fransa ile aramızda yeni bir uyuşmazlık ortaya çıkarmıştır. Ancak, bu uyuşmazlık da 1929 yılında yapılan bir Antlaşma ile noktalanmıştır..

 

Dış Borçlar Sorunu (1929)

Z      Lozan Antlaşması’nda çözümlenen Osmanlı Devleti’nden kalan borçlar sorunu, antlaşma sonrasında ödeme şekli devletler arasında alınacak kararlara bırakılmıştı.

Z      Alacaklı devletler içerisinde en fazla paya sahip olan ülke Fransa idi. Bu nedenle 1928’de Paris’te bir antlaşma yapılmış ve Osmanlı borçlarının ödenmesi bir sisteme bağlanmıştır.

Z      Osmanlı borçları nedeniyle Türkiye’yi en fazla Fransa uğraştırmıştır.

Z      1929’da bütün dünyada etkili olan ekonomik kriz Türkiye’yi de etkiledi ve borçların ödenmesi güçleşti.

Z      Bu dönemde ABD Cumhurbaşkanı Hoover bir moratoryum yayınlayarak, borçların ödenmesini geciktirecek bir sistemi gündeme getirmiştir.

Z      Bunun üzerine Türkiye Hoover Moratoryumu’ndan yararlanarak borçların ertelenmesini istedi ve 22 Nisan 1932’de Paris’te yapılan yeni bir sözleşme ile borçların faizi indirilerek taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı.

Z      Böylece borçlar sorunu çözümlendi ve Türkiye 1954’e kadar bütün borçlarını ödedi.

Z      Bu dönemde Türk – Fransız ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen bir başka konu da Bozkurt adlı Türk gemisiyle, Lotus adlı bir Fransız gemisinin 1926’da Midilli adası yakınlarında çarpışmasıyla ortaya çıkan durum üzerine başlayan Bozkurt – Lotus Davası’dır. Bu davanın 1927’de Milletlerarası Adalet Divanı’nda Türkiye lehinde çözümlenmesi ile Türkiye – Fransız ilişkilerinde yaşanan gerginlik son bulmuştur.

Z      Fransa ile yaşadığımız bir başka sorun da Fransız şirketi tarafından yapılan Adana – Mersin yolunun Yeni Türk Devleti tarafından millileştirilmesi olmuştur. Fransa buna itiraz etmiş ve konu 1929’da Yeni Türk Devleti lehine çözülmüştür.

Z      Fransa ile ilişkilerimiz Hatay Sorunu nedeniyle geç düzelmiştir.

 

 

Hatay Meselesi

Í  Türkiye, 9 Ekim 1936′da Fransa’ya verdiği bir notada Suriye’ye yapıldığı gibi İskenderun Sancağına da bağımsızlık verilmesini talep etti. Fransa verdiği cevabî notada konuyu Milletler Cemiyetine havale etmeyi teklif etti. Türkiye bu teklifi kabul etti.

Í  Türkiye, Sancak Meselesi’ne büyük önem vermiştir. Atatürk bu önemi şöyle ifade etmektedir; ”…Milletimizi gece gündüz meşgul eden başlıca mesele, hakiki sahibi öz Türk olan “İskenderun-Antakya” ve havalisinin mukadderatıdır. Bunun üzerinde, ciddiyet ve kat’iyetle durmaya mecburuz”.

Í  14-16 Aralık 1936′da toplanan Milletler Cemiyeti, Sancak Meselesi için üç kişilik gözlemci heyeti tayin etti.20 Ocak 1937′de tekrar toplanan konsey İngiltere’nin Türk tezini desteklemesi sonucunda Sancak’ta ayrı bir statünün oluşturulmasını kararlaştırdı.

Í  Bu yeni statüye göre; İskenderun ve Antakya iç işlerinde tam bağımsız, fakat dışişlerinde Suriye’ye bağlı kalacak, ayrı bir anayasası olacak, resmî dili ise Türkçe olacaktı. Daha sonraki görüşmelerde resmî dil Türkçe ve Arapça olarak kabul edilmiştir. Sancak’ın ülke bütünlüğü Türkiye ve Fransa tarafından teminat altına alınacaktı. Fransa ile 29 Mayıs 1937′de bu teminatı sağlayan ve Türkiye-Suriye sınırını tespit eden bir antlaşma yapılmıştır.

Í  Sancak’ta Ağustos 1938′de yapılan seçimlerde, Türk topluluğu 40 milletvekilliğinden 22′sini kazanmıştır. 2 Eylül 1938′de toplanan Sancak Meclisi, İskenderun Sancak’ına Türkçe adıyla “Hatay Devleti” ismini vermiştir. Hatay Meselesi’nin halledilmesinden sonra Türk-Fransız münasebetleri hızlı bir şekilde gelişme göstermiştir.23 Haziran 1939′da Ankara’da iki ülke arasında imzalanan antlaşma, karşılıklı yardımı öngördüğü gibi, Hatay’ın Türkiye’ye katılma talebinin Fransızlar tarafından kabul edilmesine sebep olacaktır. Nihayet, 29 Haziran 1939′da son toplantısını yapan Hatay Meclisi oy birliği ile ana vatana katılmaya karar vermiştir.

 

 

 

 

 

Rektör Uyarıyor

SANDLER RAPORU

Sandler Raporu’nda; Hatay ve çevresinde Türk nüfusun çoğunlukta olduğu belirtilmiş ve Sancak Sorunu ile ilgili bir komisyonun kurulması önerilmiştir. Bu doğrultuda Hatay’da özel bir statünün kurulması ve Sancak’ın ayrı bir varlık olarak sayılması da teklif edilmiştir. Sandler Raporu doğrultusunda, Milletler Cemiyeti bir komisyon oluşturarak statünün ve anayasanın hazırlanmasını sağlamıştır. Böylece Hatay, 2 Eylül 1938’de ayrı varlık statüsü kazanarak bağımsız bir devlet olmuştur. Yapılan seçimler sonucunda 40 milletvekilliğinden 22’sini Türkler kazanmıştır. Tüm milletvekilleri mecliste Türkçe yemin ederek göreve başlamışlar, Sancak’a Türkçe adıyla “Hatay Devleti” adı verilmiştir.

2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti’nin;

İlk Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen-İlk Başbakanı Abdurrahman Melek- İlk Meclis Başkanı Abdülgani Türkmen. Bu gelişmeden bir süre sonra, Hatay Parlamentosu Türkiye’ye katılmak için karar almış ve 29 Haziran 1939’da Hatay Türkiye’ye katılmıştır. Böylece;

X  Hatay’ın ana vatana katılmasıyla en son Suriye sınırı çizilmiştir. Misâk-ı Millî’den verilen tavizlerden birisi daha telâfi edilmiştir. Böylece güney sınırımız Misâk-ı Millî’ye uygun bir şekilde çizilmiştir. Misâk-ı Millî kararları doğrultusunda sınırlarımıza katılan son toprak parçası da Hatay olmuştur.

X  Hatay’ın bağımsızlığını elde etmesi Atatürk dönemi dış politikasının en son gerçekleşen olayıdır. Fakat Hatay’ın ana vatana katılması Atatürk’ün ölümünden sonra (1939) olmuştur. “Hatay Sorunu”nun çözüme kavuşmasında Sandler Raporu ile Atatürk’ün 1924’te söylediği Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamazsözü etkili olmuştur. Ayrıca Atatürk’ün “Âsım Us” takma adıyla 5 gün boyunca gazetede yayımladığı eleştiri yazıları da, hem hükûmetin üzerinde hem de Hatay sorununun çözümünde etkili olmuştur.

 

Bozkurt-Lotus Olayı (2 Ağustos 1926)

Bu olay Türkiye ile Fransa arasında yaşanan bir gerginliktir. Gerginliğe yol açan gelişme, Türk gemisi “Bozkurt” ile Fransız gemisi “Lotus”un 2 Ağustos 1926 tarihinde Ege Denizi’nde çarpışmaları sonucunda, Bozkurt gemisinin batması ve 8 Türk mürettebatın hayatını kaybetmesidir. Milletler Cemiyeti’ne bağlı La Haye Adalet Divanı’na taşınan bu konu hakkında, 7 Eylül 1927’de Türkiye lehine karar çıkmış ve Fransa haksız bulunmuştur.  Bozkurt-Lotus Olayı’nda La Haye Adalet Divanı’nın Türkiye lehinde karar almasında, 1 Temmuz 1926’da çıkarılan Kabotaj Kanunu’nun da etkisi vardır. Mahmut Esat Bozkurt bu davanın kazanılmasında baş mimardır.


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası