BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

YUMUŞAMA DÖNEMİ

YUMUŞAMA’NIN ANLAMI, KÖKENİ VE ORTAYA ÇIKIŞI

 

±  “Yumuşama (detant)” uluslararası ilişkilerde, Blokların gerginliği azaltmak için karşılıklı görüşmeleri tercih ettiği bir dönemdir. Bu dönemde izlenen politikalarla Doğu-Batı ilişkilerinde çatışma ve gerginlik nispeten azaltılmıştır. Yumuşama politikası, barışa varacak yakınlaşma, anlaşma ve iş birliği aşamalarından oluşmaktadır.

±  ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve SSCB Başkanı Nikita Kruşçev, 1961 yılında bir araya gelerek yumuşama sürecini başlattılar. Bu süreçte Bloklar, silahsızlanma ve bazı silahlarda sınırlandırma yolunu seçtiler.

±  Yumuşama politikasına giden diğer bir sebep ise Bloklar içinde yaşanan siyasi gelişmeler oldu. Soğuk Savaş Döneminde bahsedildiği gibi Doğu Bloku içinde SSCB ile Çin arasında başlangıçtan beri devam eden güven bunalımı, Çin-ABD yakınlaşmasında ve Bloklar arasındaki ilişkilerin başlamasında etkili oldu.

±  Yugoslavya ve Romanya’nın SSCB güdümünden kurtulmak istemesi ve Batı ile diplomatik ilişkilere girmesi Doğu Blokunda SSCB’nin gücünün kırılması anlamını taşımaktaydı.

±  1968’de SSCB’nin Varşova Paktına bağlı güçleri kullanarak Çekoslovakya’yı işgali, Doğu Blokunda tepkilere yol açtı. ABD’nin dünyadaki siyasi gelişmeler karşısında müttefiklerine danışmadan hareket etmesi, Batı Bloku içinde de görüş ayrılıklarına neden oldu. Ardından Fransa’nın NATO’nun askerî kanadından çekilmesi de Batı Blokunda sarsıntılar meydana getirdi.

 

Nixon-Kissinger Doktrini

ABD yönetimi olarak SSCB ile ilişkilerimiz şu üç ilkeye göre düzenlenecektir.

±  Realizm ilkesi: İki ülkenin birçok alanda farklı çıkarları olduğunun da farkındayız. Ortak çıkarlarımız doğrultusunda antlaşmalar yapmaya hazırız.

±  Ölçü ilkesi: iki devletten birisi dünyada oluşan krizlerden tek taraflı avantaj elde etmeye kalkışırsa iki devlet arasındaki ilişkiler sürdürülemez. Başka devletleri zarara uğratacak anlaşmaları desteklemediğimiz gibi ilişkilerde eşitlik ilkesini benimsiyoruz.

±  Bağlantılılık ilkesi: Dünyanın farklı bölgelerinde birbirine bağlı sorunların çözümü için ABD olarak sadece askerî alanlarda değil bütün alanlarda görüşmeler yapılmasını savunuyoruz.

 

YUMUŞAMA’NIN ETKİLERİ

-     Doğu ve Batı Bloku arasındaki ilk ilişkiler, “1958 Berlin Buhranı” sonrasında Cenevre’de yapılan toplantılarla başladı. Toplantıların ardından ABD’nin daveti üzerine SSCB Devlet Başkanı Kruşçev, Eylül 1959’da ABD’ye gitti. Camp David’de Einsenhower ile Kruşçev ilk kez bir araya geldi. Bu görüşmeler sonunda anlaşmazlıkların müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararlaştırıldı. Ancak Berlin konusunda Mayıs 1960’ta ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa arasında Paris’te gerçekleştirilen liderler zirvesi sonuç vermedi. Haziran 1961’de Viyana’da ABD Başkanı Kennedy ile SSCB lideri Kruşçev aynı konuyu görüşmek üzere bir araya geldi. Gergin geçen görüşmelerin ardından NATO’nun kararlı tutumu karşısında SSCB’nin Berlin konusundaki katı politikasını terk etmesi ile iki ülke ilişkilerinde uzlaşma yolu açıldı. Moskova’da “SSCB-ABD Zirvesi” yapıldı (1963).

-     Uluslararası alanda yalnızlıktan kurtulmak isteyen Çin, Japonya’yı etkisiz hâle getirmek ve SSCB’nin baskısından kurtulmak amacıyla dış politikada yumuşama siyasetini benimsedi.

-     SSCB ile Çin arasında muhtemel bir ittifakı önlemek isteyen ABD, bu politika değişikliği üzerine Çin’in uluslararası alanda tanınması gerektiğini savunmaya başladı. ABD’nin Güney Vietnam’dan askerlerini çekmesi Çin ile yakınlaşmayı daha da hızlandırdı. Önce Çin ile ticari ilişkileri başlatan ABD, ardından Çin’in Birleşmiş Milletlere üye olmasında etkili oldu.

 

Yumuşama Dönemini başlatan durumlar;

-     ABD Başkanı Kennedy ile SSCB Başkanı Kruşçev’in 1961’de bir araya gelmesi

-     Hem Doğu hem de Batı Bloku içinde yaşanan sorunlar

-     SSCB ile Çin arasındaki güvensizlik ve izlenecek dış politika konusunda anlaşmazlıklar

-     1964’te Romanya’nın SSCB’den bağımsız hareket etmeye başlayarak, Fransa ve Batı Almanya ile yakın İlişkiler kurması

-     ABD’nin Müttefiklerine danışmadan hareket etmesi

-     Fransa’nın Nato’nun askeri kanadından çekilmesi

-     Bağlantısızlar Hareketi’8nin ortaya çıkması ve nükleer silahlara karşı etkili bir kampanya başlatılmaları

-     Olası bir nükleer savaşın iki tarafta da ağır tahribata yol açabilecek olması

 

ABD’NİN PEKİN ZİYARETİ (PİNG-PONG DİPLOMASİSİ)

Z      Amerika’nın Çin’e karşı yaklaşma siyasetini Çinliler cevapsız bırakmadı. Japonya’da dünya şampiyonası için bulunan Amerikan masa tenisi (ping pong) takımı, 6 Nisan 1971 günü Çin’e davet edildi. Çoğunluğu Amerikalı olan yedi Batılı gazeteciye de giriş vizesi verildi. Amerikan masa tenisi takımı 14 Nisan 1971’de Çin Başbakanı tarafından kabul edildi. Aynı gün, ABD Başkanı Nixon da, yirmi yıldan beri Çin’e karşı uygulanmakta olan ticari ambargoyu kaldırdı. Amerika’ya gelmek isteyen Çinlilere vize verileceği bildirildi. Amerikan ping-pong takımının yapmış olduğu bu ziyaretle Çin ile ABD arasında ilk temaslar başlamış oldu. Bu temaslardan sonra ABD Başkanı Nixon Şubat 1972’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret etti.

 

STRATEJİK SİLAHLARI AZALTMA GÖRÜŞMELERİ

SALT-I VE SALT-II ANTLAŞMALARI

-     Küba buhranı konusunda bahsedileceği üzere SSCB ile ABD arasında yaşanan füze krizinin uzlaşma yoluyla çözümlenmesi nükleer silahların sınırlandırılmasında başlangıç oldu.

-     1963’te de ABD, SSCB ve İngiltere arasında Moskova’da ilk kez “Nükleer Denemelerin Kısmen Yasaklanması Anlaşması” imzalandı. Ancak bu anlaşmadan sonra devletler nükleer alanda yarışa devam ettiler.

-     Nükleer silahların sınırlandırılması konusunda 1969’da Helsinki’de ABD-SSCB arasında gerçekleştirilen SALT-I (Stratejik Silahları Azaltma Görüşmeleri) önemli bir aşama oldu. Sadece savunma füzelerinin sınırlandırılmasının kararlaştırıldığı SALT-I Antlaşması, 26 Mayıs 1972’de ABD Başkanı Richard Nixon ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Leonid Brejhnev arasında Moskova’da imzalandı. Bu Antlaşma ile sorunların barışçı yollarla çözülmesi süreci başlatıldı.

-     ABD-SSCB ilişkilerinin temel esasları belirlendi. Görüşmelerin başladığı 1969 yılı “Yumuşama Dönemi”nin başlangıcı sayıldı. Bu gelişmeler, uluslararası ilişkilerde bir yumuşama ortamı yarattı ve SALT görüşmelerinin arkasından Helsinki Deklerasyonu geldi.

-     Yumuşama Döneminde SALT-I Anlaşması’ndan sonra nükleer silahsızlanma konusunda birçok anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaların en önemlisi 1979’da ABD ve SSCB arasında Viyana’da imzalanan SALT-II Antlaşması ile uzun menzilli nükleer silahlar sınırlandırıldı. 18 Haziran 1979'da Viyana'da Jimmy Carter ile Leonid Brejnev arasında imzalanabildi. Ancak SSCB’nin 1979’da Afganistan’ı işgali nedeniyle ABD kongresi bu antlaşmayı onaylamadı.

 

HELSİNKİ NİHAİ SENEDİ (AGİK) (1 AĞUSTOS 1975)

-     II.Dünya Savaşı sonunda güç dengelerini yeniden oluşturacak bir anlaşmanın yapılamaması, Avrupa′da siyasi istikrarın oluşmasını güçleştirmiştir. Batı Almanya′nın SSCB dışındaki Doğu Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini kesmesi, ayrıca II.Dünya Savaşı sonrasında Polonya ve Çekoslovakya sınırlarını tanımaması, Avrupa′daki istikrarsızlığın iki önemli unsuru idi.

-     SALT-I Anlaşması’ndan sonra Arnavutluk dışında bütün Avrupa devletleriyle ABD ve Kanada’nın katıldığı Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı(AGIK) Helsinki’de toplandı.

-     Bloklar ve devletler arasında sürekli görüşme sağlanarak uluslararası ilişkilerde yumuşama politikası hâkim oldu. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler alanında da önemli gelişmeler kaydedildi.

-     ABD ve SSCB arasında stratejik silahların sınırlandırılmasına ilişkin anlaşma imzalanması, Batı Almanya’nın Polonya ve Çekoslovakya ile olan sınırlarını tanıması ve Doğu Almanya ile ilişki kurması Avrupa′nın güvenlik ve istikrarının sağlanması yönünde olumlu bir adım oluşturmuştur.

-     Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, Ocak 1973 tarihinde Helsinki′de çalışmalarına başladı. Konferans, 1Ağustos1975′de Helsinki Nihai Senedini imzalamasıyla sonuçlandı.

Helsinki Nihai Senedinde ortaya koyulan on temel ilke şunlardır:

-     İçişlerine karışmama,

-     Sınırların ihlal edilmezliği,

-     Devletler arasında işbirliği,

-     Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı,

-     İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı,

-     Anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü,

-     Devletlerin toprak bütünlüğünün korunması,

-     Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma,

-     Halkların eşit haklardan ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması,

-     Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.

 

 

YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARI

 

NÜKLEER SİLAH YARIŞI VE SOĞUK SAVAŞA SON VERME ÇALIŞMALARI

-     Soğuk Savaş′ın sürdüğü yıllarda iki süper güç arasındaki silahlanma yarışı, iki devletin de füze yapımında ileri gitmeleri nedeniyle bir çeşit uzay yarışı şeklini almıştı. Her iki ülke de bir savaş halinde büyük yıkıma yol açabilecek güçte olduğunu kanıtlamış durumda idi.

-     Nükleer yıkımın uyandırdığı endişe Mayıs 196O′ta Paris′te Zirve Konferansı yapılmasını gündeme getirdi. Bu arada SSCB lideri Kruşçev 5 Mayıs 1960′ta ülkesinde bir Amerikan U2 casus uçağının düşürüldüğünü açıklayarak ABD yönetiminin özür dilemesini istedi. ABD′nin red cevabı üzerine konferans toplanamamıştır.

 

U-2 KRİZİ

4     ABD 1957’den itibaren SSCB üzerinde U-2 adı verilen casus uçaklar uçurabilmek için Pakistan’ın Peşaver kentinde bir üs inşasına başladı. U-2 uçakları İncirlik (Adana) ve Peşaver üslerine yerleştirildiler. Paris’te düzenlenmesi planlanan Doğu-Batı Zirvesi’nden 15 gün önce, 1 Mayıs 1960’ta bir Amerikan U-2 casus uçağı, SSCB üzerinde keşif görevi icra ederken düşürüldü. Başlangıçta ABD uçağın casus değil meteoroloji uçağı olduğunu iddia etse de uçağın pilotu Francis Garry Powers sağ olarak Sovyetler tarafından ele geçirilmiş ve tüm operasyonu anlatmıştı.

4     14 Mayıs’ta Paris’te toplanan Zirve’de konuşan Nikita Khrushchev U-2 casus uçağının ülkesine karşı düşmanca faaliyetin bir parçası olduğunu ifade ederek, ABD Başkanı Eisenhower’ı ülkesinden özür dilemeye çağırdı. Eisenhower özür dilemeyince de Nikita Khrushchev toplantıyı terk etti. U-2 Olayı sadece Doğu ve Batı blokları arasında diyalog çabalarını olumsuz yönde etkilemedi, aynı zamanda SSCB’nin Türkiye ile iliş­kilerinde bir krize yol açtı. Zira U-2 uçuşlarının İncirlik Üssü’nden de yapıldığı gerekçesiyle SSCB Türkiye’ye bu tür “düşmanca eylemleri” tekrar etmemesi uyarısında bulundu. Türkiye’nin ise kendi topraklarında yürütülen bu casusluk faaliyetinden haberi bile yoktu.

 

KÜBA BUHRANI

N     Küba Füze Krizi ya da Ekim Füzeleri Bunalımı, ABD’nin Türkiye’ye, SSCB’nin de Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan süreçtir. Bu bunalım Ekim 1962’de dönemin iki süper gücünü ilk kez direkt olarak karşı karşıya getiren ve dünyayı nükleer savaş tehdidi altında bırakan bunalımdır. Bu iki süper güç birbirlerinin sınırlarına nükleer başlıklı füze yerleştirerek aleni bir şekilde birbirlerini tehdit etmişlerdir.

N     Bu sürecin temelinde ABD'nin Küba'da devrim sonrası gelmiş Fidel Castro hükumetini devirme amacı yatmaktadır. Dünyanın iki süper gücü olan Sovyetler Birliği ve Amerika ilk kez bu bunalım sürecinde direkt olarak karşı karşıya gelmiştir. Bu ise olası bir diğer Dünya Savaşı'nın temeli demektir. Soğuk savaş döneminin doruğa ulaştığı Ekim Füzeleri Bunalımı ‘nda SSCB, ABD'nin Domuzlar Körfezi Harekatı'ndaki başarısızlığından faydalanarak Küba'ya maddi ve manevi destek vermiştir. SSCB, ihtiyaç duymasa da maddi destek vermek için Küba’nın şeker ihracatının büyük bir kısmını kendisi almış ve Küba’ya olası bir Amerikan müdahalesine karşı güvence vermiştir.

N     28 Ekim 1962 tarihli NATO Konseyi toplantısında ABD Küba’yı işgal hareketine girişirse Türkiye’nin Sovyet işgaline uğrayabileceği ve NATO’nun savaşa sürüklenebileceği konusu masaya yatırılmıştır. NATO, Konseyi’ndeki bazı delegeler ABD’den Küba’yı işgal etmeme garantisi istemiş, ABD delegesi ise bu güvenceyi vermekten kaçınmıştır.

N     Nükleer savaş ihtimali karşısında ABD ve SSCB geri adım atmak zorunda kaldı. SSCB, Türkiye’deki ABD’ye ait Jüpiter füzelerinin sökülmesi karşılığında Küba’daki füzeleri sökebileceğini bildirdi. ABD’nin öneriyi kabul etmesi sonucunda karşılıklı füze sökümü ile Küba Buhranı çözüldü.

N     28 Ekim 1961'de bu son mektup ile bunalım bitmiş, NATO rahatlamış ve füzeler geri çekilmiştir. Soğuk savaşın zirveye ulaştığı bu olaydan sonra ise yumuşama dönemine geçilmiştir.

N     20 Haziran 1963’te Sovyet Rusya ile ABD arasında, özellikle buhran dönemlerinde yanlış anlaşılmaları önlemek için “Kırmızı Telefon Hattı” kurulmuştur.

 

VİETNAM SAVAŞI

-     Fransa’nın sömürgesi durumundayken, 1954 yılında imzalanan Cenevre Anlaşması ile Kuzey ve Güney Vietnam adı altında bağımsız devletler durumuna gelmişlerdi. Cenevre Anlaşması’na göre 1956’da yapılacak seçimlerle Kuzey ve Güney Vietnam birleşecekti. Güney Vietnam yönetimi, birleşme seçimlerine katılmadı. Komünist olan Kuzey Vietnam yönetimi ise 1957’de Güney Vietnam yönetimini değiştirerek birleşmeyi sağlamak için gerilla savaşına başladı.

-     ABD devreye girerek kendi güvenliğini ve millî menfaatlerini gerekçe göstererek Güney Vietnam’a ekonomik ve askerî yardım yapacağını dünya kamuoyuna duyurdu.

-     Vietnam’a asker gönderilmesi ABD’de özellikle büyük şehirlerde ve üniversitelerde protesto gösterilerine sebep oldu. Gösterilerin yaygınlaşması ABD kongresinin savaşa karşı tutum değiştirmesine yol açtı. Batılı müttefiklerin de savaşı onaylamaması ABD yönetiminin işini daha da zorlaştırdı. ABD Vietnam’da hedeflediği başarıyı gösteremedi ve bir çıkmaz içine girdi.

-     ABD, 1968 yılında Paris’te Kuzey Vietnam ile barış görüşmelerine başladı. Yeni başkan Nixon, ABD askerlerini Vietnam’dan çıkarma kararı aldı. ABD askerleri geri çekilirken saldırılarını da şiddetlendirdi. Bunun amacı Vietnam’ı barışa zorlamaktı. Paris’te yapılan görüşmeler sonucunda, Vietnam Barışı 27 Ocak 1973’te imzalandı. SSCB ve Çin’in ABD ile politik yakınlaşması antlaşmanın imzalanmasında etkili oldu.

-     Antlaşmaya göre: ABD kuvvetleri Vietnam’dan çekilecek, esirler karşılıklı geri verilecek, Kuzey ve Güney Vietnam arasında yapılacak müzakerelerle birleşme gerçekleştirilecekti.

-     1975’te Kuzey Vietnam’ın Güney Vietnam’ı ele geçirmesiyle 1976’da iki devlet birleşerek Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı.

 

Rektör Uyarıyor

MUHAMMED ALİ CLAY (1942-2016)

v  Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü boksörlerinden biri olan Muhammed Ali Clay, Vietnam Savaşı nedeniyle askere çağrılmasına rağmen savaşa gitmeyi reddetmiş ve “Vietkonglar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım” şeklindeki tarihi sözünü söylemiştir. Onun bu davranışı dünya şampiyonluğunun elinden alınmasına, lisansının iptal edilmesine ve 3 yıl boyunca resmî maçlara çıkmasının engellenmesine sebep olmuştur. Daha sonra lisansı geri verilen Muhammed Ali spor hayatına devam etmiştir.

 

Rektör Uyarıyor

Guam Doktrini

-     Nixon Doktrini (Guam Doktrini olarak da bilinir), ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri başkanı Richard Nixon'un, 25 Temmuz 1969 tarihinde Guam'da yaptığı basın toplantısında dile getirilmiştir. ABD-Uzak Doğu ilişkileri uzmanı Gregg Brazinsky, Nixon'un bu konuşmasında, ABD'nin müttefik ve dostlarının gelişmesine ve savunmalarına yardım edeceğini, fakat özgür dünyanın jandarmalığına soyunmayacağının altını çizdiğini söylemiştir. Bu Doktrin uyarınca, ABD hiçbir müttefikinin savunmasından doğrudan sorumlu olmayacak, fakat talep halinde veya olası bir tehlike anında, onları nükleer koruma şemsiyesinin altına alacaktı. ABD ve müttefikleri arasında geliştirilecek iş birliği çerçevesinde, ülkeler arasında barışın tesis edilmesini öngörmekteydi. Richard Nixon bu Doktrinle, Asya'ya yönelik ABD politikalarının yönünü değiştirmek istiyordu. Özellikle Vietnamlaştırma (Vietnamizasyon) adı verilen yöntemle (ABD'nin Vietnam'da müttefikleri ile birlikte savaşması yerine, onlara askeri eğitim verip, gerekli yardımları sağlayıp, askeri varlığını tedricen azaltıp, sonunda Vietnam'dan tamamen çıkmak) Vietnam Savaşı'ndan tamamıyla çıkmayı amaçlıyordu.

 

KEŞMİR SORUNU (Pakistan & Hindistan)

ý  İngiltere’nin 1947 Ağustos’unda bölgeden çekilmesiyle burada Pakistan ve Hindistan adı ile bağımsız iki devlet kurulmuştu. Bu iki devlet bağımsızlıklarından itibaren birbirleriyle sorunlar yaşamışlardır. Çatışmaların en önemli nedeni Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Çin’in kesişme noktasında yer alan, verimli topraklara ve yer altı zenginliklerine sahip olan Keşmir’dir. Pakistan, Keşmir halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı buranın kendisine ait olması gerektiğini belirtmekteydi. Hindistan ise Keşmir Mihracesi’ nin kendi topraklarıyla birleşme kararından dolayı burada hak iddia ediyordu. Bu nedenlerle iki devlet 1948’de ilk kez savaştı. Birleşmiş Milletler araya girdi ve Keşmir’de halk oylaması yapılması şartıyla ateşkes sağlandı. Bu çatışmada Pakistan, Keşmir’in küçük bir kısmını ele geçirirken büyük kısmını Hindistan almıştı. Hindistan, BM kararına rağmen bugüne kadar elinde tuttuğu Keşmir topraklarında halk oylaması yapmamıştır.

ý  Hindistan, SSCB ile yakınlaşarak bu devletin desteğini aldı. Buna karşılık Pakistan, Batı yanlısı bir politika takip ederek 1954’ten itibaren ABD’den askerî yardım almaya başladı. Pakistan’ın 1955’te Bağdat Paktı’na üye olmasıyla da SSCB, iki devlet arasındaki tüm anlaşmazlıklarda Hindistan’ın yanında yer aldı.

ý  Pakistan ile Hindistan SSCB’nin aracılığı ile 10 Ocak 1966’da Taşkent Deklarasyonu’nu imzalayarak 1965’teki savaştan önceki sınırlara çekilmeyi ve anlaşmazlıklarını barışçı yollarla çözmeyi kabul etti. Fakat Keşmir meselesi Pakistan-Hindistan münasebetlerinde çözümlenemeyen bir sorun olarak günümüze kadar geldi.

 

Rektör Uyarıyor

Bu dönemdeki diğer bir gelişme de Mart 1959’da Çin’in Tibet’i işgal etmesi ve Tibet’in ruhani lideri olan Dalai Lama’nın (Dalay Lama) da Hindistan’a sığınması oldu. Bu gelişme; Çin-Hint ilişkilerinin bozulmasına, Çin-Pakistan arasında ise yakınlaşmaya yol açtı. 1962 Çin-Hindistan Savaşı’nda Çin’i destekleyen Pakistan, Çin ile Gilgit Eyaleti sınırındaki anlaşmazlığını da giderdi.

 

 

SSCB’NİN AFGANİSTAN’I İŞGALİ

b      Afganistan’da 1973’te başbakan olan Muhammet Davut, krallık yönetimine son vererek cumhuriyet ilan etti. Cumhuriyet Dönemi’nde 1978’e kadar başkanlığı sürdüren Davut, 1978’de Sovyetler Birliği yanlısı bir darbe ile devrildi. İktidarı ele geçirenler, Sovyet yanlısı Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin egemen olduğu Demokratik Afgan Cumhuriyeti’ni kurdular. Partinin başında bulunan Nur Muhammet Taraki, bağlantısız bir dış politika izleyeceğini ilan etmesine karşın, 1978’in Aralık’ında SSCB ile “Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması” imzaladı. Böylece Afganistan, hızla Sovyet etkisi altına girmeye başladı. Eylül 1978’den itibaren Sovyet yönetime karşı çeşitli Müslüman grupların direnişleri başladı. Hükûmet, bu direniş hareketlerine karşı koyamayınca Sovyetler’den yardım istedi. 25 Aralık 1979’da Doğu Avrupa’da sürgünde bulunan Babrak Karmal, bir Sovyet uçağı ile Kabil’e geldi ve Sovyet desteği ile başkan oldu. Sayıları 1980 Ocak’ında 85.000’e yükselen SSCB birlikleri de Karmal’la birlikte ülkeye girdiler ve ülkenin stratejik noktaları ile başkent Kabil’e yerleştiler. Sovyet işgaline karşı Afgan mücahitleri direniş başlatarak kırsal alanın büyük kısmını elde tuttular. Bu olaylar sırasında üç milyona yakın Afgan mülteci Pakistan’a sığındı.

b      Afganistan’ın işgalinden sonra ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı tarım ürünleri ambargosu da dâhil uluslararası tedbirler alınması için girişimlere başladı. Ayrıca Haziran 1980’de Moskova’da yapılması kararlaştırılan Olimpiyat Oyunları’nın boykot edilmesi, iptali ya da başka bir ülkeye alınması için de uğraş verdi.

b      SSCB’nin Afganistan’ı işgali İslam dünyasını da harekete geçirdi. Pakistan ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Ocak 1980’de İslamabad’da İslam Konferansı toplandı. İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları işgali şiddetle kınadı, Afganistan’ın İslam Konferansındaki üyeliği askıya alındı ve 1980’deki Moskova Olimpiyat Oyunları’nın boykot edilmesi istendi.

b      Doğu Avrupa ülkelerinden Romanya, Yugoslavya ve Arnavutluk Sovyet işgalini kınadı ya da en azından haklı çıkarmaya çalışmadı.

b      Afganistan’daki Sovyet işgali, 1982’de BM gözetiminde ABD, SSCB, Afganistan ve Pakistan’ın katıldığı uzun süren görüşmeler sonucu 14 Nisan 1988’de Cenevre’de imzalanan antlaşma ile son buldu. Sovyet askerlerinin geri çekilmesi ise 15 Mayıs 1988'de başladı ve 15 Şubat 1989'da büyük kayıplar nedeniyle Mihail Gorbaçov'un emriyle sona erdi.

 

BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ

-     1960'ların başından itibaren, milletlerarası politikanın yeni bir faktörü, Doğu ve Batı bloklarının dışında "Bağlantısızlık" adı ile yeni bir hareketin ve yeni bir uluslararası gruplaşmasının ortaya çıkmasıdır. Bu hareket, çeşitli şekillerde başlayıp geliştiği için Üçüncü Dünya, Asya-Afrika Bloku, Tarafsızlar veya Bağlantısızlar Bloku gibi isimler almıştır. Tüm bunların başlangıç noktası ise, Nisan 1955'de Endonezya'da toplanan Bandung Konferansı'dır.

-     Bandung Konferansı, daha önce Hollanda'nın bir sömürgesi durumunda bulunan Endonezya'nın 1945-1949 yılları arasında vermiş olduğu bağımsızlık mücadelesi neticesinde bu ülke tarafından ortaya atılan bir gelişmedir. Endonezya'nın teşebbüsleri neticesinde yine bu ülkenin Bandung şehrinde yapılan bahse konu konferans Asya-Afrika Konferansı adını almıştır. Gerçekten de, 1955'li yıllarda Asya'da hemen hemen hiç bir sömürge durumunda ülke bulunmazken Bandung Konferansı'na katılan 29 ülkeden, ancak altı Afrika ülkesi bağımsız statüde bulunuyordu Bunlar Mısır, Habeşistan, Ghana, Liberya, Libya ve Sudan idi.

-     Bağlantısızlığın, yani hiçbir bloka veya askeri ittifaka bağlı olmama hareketinin, ilk teşkilatlanması, Yugoslavya lideri Tito ile Mısır Başbakanı Nasır'ın teşebbüsü ile 1961 yılında olmuştur. Bu iki liderin teşebbüsü ile 1-6 Eylül 1961 tarihlerinde Belgrad'da 25 tarafsız ve bağlantısız ülkenin katılması ile bir konferans toplandı. Toplantının sonunda 27 maddelik bir Deklarosyan ile, Amerika ve Sovyet Rusya'ya hitaben bir Barış Çağrısı yayınlandı.

-     Bağlantısızların ikinci toplantısı, 5-10 Ekim 1964'te Kahire'de yapıldı ve "Barış ve Milletlerarası İşbirliği Programı" yayınlandı. Bu program, bütün ülkelerin nükleer silahlardan vazgeçmesini, bütün yabancı üslerin tasfiyesini, devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmamalarını, yeni sömürgecilik ve emperyalizme karşı çıkılmasını ve bu arada da Kıbrıs’a self-determinasyon hakkının tanınmasını istiyordu.

-     Bağlantısızların üçüncü toplantısı; "Zirve" toplantısı olarak, 8-10 Eylül 1970'de Zambia'nın başkenti Lusaka'da yapıldı ve buna 54 ülke katıldı. Zirvenin sonunda altı tane karar alındı ki, bunların en önemlisi de "Barış, Bağımsızlık, İşbirliği ve Milletlerarası Münasebetlerin Demokratizasyonu üzerine Lusaka Deklerasyonu"dur. Bu deklarasyonda açıklananlar, daha öncekilerle ve daha sonra söylenecekler ile fazla bir farklılık göstermemektedir.

-     Bağlantısızların 16. toplantısı 26-31 Ağustos 2012 tarihinde İran’ın başkenti Tahran’da 17. si ise 14 Eylül 2016 yılında Venezüela’da yapıldı.

-     Bağlantısızların mücadeleleri sonucunda ortaya çıkan gelişmelerden en önemlileri; Afrika Birliği Teşkilatı ve İslam Konferansıdır.

 

Rektör Uyarıyor;

JAWAHARLAL NEHRU (1889-1964)

±  1889’da doğan Nehru, İngiltere’de eğitimini tamamladıktan sonra Hindistan’a geri dönerek “Hindistan Ulusal Kongresi” adlı siyasî partinin başkanı olmuştur. 1942’de İngilizlere karşı düzenlenen “Hindistan’ı Terk Edin!” eylemleri sırasında tutuklanmıştır. II. Dünya Savaşı sonuna kadar tutuklu kalan Nehru, 1947’de kurulan Hindistan’ın ilk başbakanı olmuş, 1964’te ölümüne kadar bu görevde kalmıştır.

 

Afrika Birliği Teşkilatı:

-     1955 Bandung Konferansı sırasında Afrika'da 5 bağımsız devlet mevcut iken, Mayıs 1963'de Afrika Birliği Teşkilatı kurulduğunda bu miktar 32 rakamına ulaşmış idi.

-     Gelişmeler karşısında, yeni bağımsız olan Afrika ülkeleri, bloklardan kendilerini uzak tutabilmenin çaresini biraraya gelmede ve bir Afrika Birliğinin teşekkülünde gördüler.

-     Bu çabalar ve zaruretler sonucu, 32 Afrika ülkesinin temsilcileri (çoğu devlet başkanları), 22-24 Mayıs 1963'de, Afrika'nın en eski bağımsız ülkesi Habeşistan'ın başkenti Addis-Abada'da toplanarak, Afrika Birliği Teşkilatı'nı kurdular ve Birliğin 33 maddelik bir Anayasası'nı da kabul ettiler.

Önemli Uyarı: Habeşistan İmparatoru Haile Selassie'nin gayretleri ile 25 Mayıs 1963'te Etiyopya'nın Başkenti Addis Ababa'da otuz iki bağımsız Afrika ülkesinin imzaladığı antlaşma ile Afrika Birliği Örgütü adıyla kuruldu. 9 Temmuz 2002 tarihinden itibaren Afrika Birliği (AfB - African Unity - AU) adını alan örgütün temel amacı Afrika ülkeleri arasında dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Merkezi Etiyopya'nın Addis Ababa şehri idi.

 

İslam Konferansı:

-     Bağlantısızlar içinde ayrı ve mühim bir grubu da, İslam ülkeleri ve bunların oluşturduğu İslam Ülkeleri Konferansı teşkil etmektedir.

-     İslam Konferansının ortaya çıkışı tamamen İsrail ile ilgili olup, ilk toplantısını yaptığı 1969 yılından bugüne kadar da, toplantılarının ve çalışmalarının ağırlık noktasını genellikle İsrail meselesi teşkil etmiştir. İsrail işgali altındaki Kudüs'te, Müslümanların kutsal yerlerinden olan El-Aksa Camiinde, 21 Ağustos 1969 akşamı bir yangın çıkmış ve camide bazı hasarlar meydana gelmiştir. Bu olay, Arap ve Müslüman dünyasını harekete geçirmiştir. Arap dünyası bu yangını İsrail’in kasten çıkarttığı görüşünde birleşmiştir. Fakat kısa sürede, yangının, Denis Michael Rohan adında Avustralyalı aşırı dinci biri tarafından çıkarıldığı anlaşılmıştır.

-     Yangın haberi üzerine Amman, Bağdat, Şam, Kahire ve diğer Arap başkentlerinde, Israil’e karşı "Cihad", yani "kutsal savaş" ilan edilmesini isteyen gösteriler yapılmıştır.

-     Ürdün Kralı Hüseyin de Arap Birliği liderlerine mesajlar göndererek, hemen bir "Arap Zirvesi" yapılmasını istemiştir. Bunun üzerine Arap Birliği Dışişleri Bakanları 25 Ağustos 1969'da Kahire'de toplanmışlardır. Fakat, bu toplantıda bir Arap Zirvesi'ne değil "İslam Zirvesi" ne karar verilmiştir. İslam Zirvesi fikri Suudi Arabistan'dan gelmiştir. Ürdün ise, bir Arap Zirvesi'ni İsrail'e karşı daha müessir bir tedbir olarak görmüştür.

-     25 Ağustos 1969’da Kahire’de kurulmuştur örgütün merkezi Cidde’dir. Amacı, İslâm ülkeleri arasında iktisadî, sosyal, kültürel, bilimsel alanlarda iş birliğini güçlendirmek ve uluslararası örgütlerle dayanışmayı yürütmektir.

-     İslam Zirvesi, 22-25 Eylül günlerinde Fas'ın başkenti Rabat' da toplandı. Zirveye 36 Müslüman ülke davet edildi, ancak Türkiye'de dahil 25 ülke katıldı. Zirveye, Filistin Kurtuluş Örgütü davet edilmediği için Irak; Fas ile diplomatik münasebetleri olmadığı için de Suriye zirve' ye iştirak etmediler.

-     İslam Zirvesi'nin ikincisi; 22-24 Şubat 1974'de Pakistan'da Lahore' da yapıldı.

-     Bu zirvede alınan kararlar da da ; Kudüs'ün "Arap" olarak kalması; İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve Filistinlilere, "milli haklarının tanınması ve kendi vatanlarına sahip olmaları istendi. Ayrıca bu toplantıda, "İslam Ülkeleri Ekonomik Dayanışma" sının esasları da kabul edildi.

-     Lahore Zirvesi'nin en önemli hadisesi, 1971 Mart'ında ayaklanıp bağımsızlığım ilan ederek Bangladeş adını alan Doğu Pakistan'ın, diğer Müslüman ülkelerin aracılığı ile Pakistan tarafından tanınması oldu.

 

Rektör Uyarıyor

Cemal Abdülnasır (1918 - 1970):

-     15 Ocak 1918’de Mısır’ın İskenderiye şehrinde doğmuştur. Sudan’daki Mısır ordusunda görev yaparken İngiliz egemenliğine ve krallık yönetimine son vermeyi amaçlayan gizli “Hür Subaylar” örgütünün kuruluşuna katılmıştır.

-     I. Arap-İsrail Savaşı’nda (1948-1949) Filistin Faluce’deki başarısı nedeniyle “Faluce Kaplanı” olarak ünlenmiştir. Hür Subaylar örgütünün 23 Haziran 1952’de kansız bir darbeyle yönetimi ele geçirip Kral Faruk’u devirmesiyle başbakanlık görevini üstlenen Nasır, büyük toprak sahibi feodal güçleri tasfiye ederek başlattığı toprak reformuyla kendine özgü sosyalizmi ortaya koymuştur.

-     En güçlü muhalefet odağı olan Müslüman Kardeşler’i sindirerek konumunu pekiştirmiştir.

-     1956’da, o zamana kadar İngiliz denetiminde olan Süveyş Kanalı’nı millileştirerek Arap dünyasında bağımsızlık mücadelesinin önderi olarak benimsenmiştir. Bu başarısı üzerine anti-emperyalist kampta bir kahramanlık simgesine dönüşen Nasır, emperyalizmin yenilmezliği efsanesini yıkarak 1950’lerde bağımsızlık savaşları için bir moral kaynağı olmuştur.

-     23 Haziran 1956’dan 28 Eylül 1970’e kadar Mısır Cumhurbaşkanı olan Nasır; Sovyetlere yakın durmuş, Tito ve Nehru ile Bağlantısızlar’a öncülük etmiştir. Arap dünyasını birleştirme çalışmaları sonuçsuz kalmıştır.

 

 

 

 

ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER

 

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI

1948 - 1949 Arap-İsrail Savaşı

İsrail’e karşı; Mısır, Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan birlikte savaştı.

Savaşın nedeni: BM kararıyla Filistin topraklarında İsrail Devleti’nin kurulmasıdır.

Savaşta; ABD, SSCB ve İngiltere İsrail’i destekledi. ABD ve İngiltere, Filistin’e silah ambargosu uygularken SSCB, İsrail’e silah sevkiyatı yaptı.

Sonuçları: İsrail savaşı kazandı. 1949’da BM aracılığıyla taraflar arasında ateşkes imzalandı. İsrail öngördüğünden daha fazla toprak kazandı. Savaş neredeyse tamamen Filistin Devleti için ayrılmış topraklarda sürdü. Bu nedenle çok sayıda Filistinli komşu ülkelere sığındı ve Filistinli mülteciler sorunu başladı. Böylece günümüze kadar devam eden Filistin Sorunu küresel bir kriz hâline geldi.

 

1956 Mısır - İsrail Savaşı

Savaş, Mısır ile İsrail ve İsrail’i destekleyen İngiltere ve Fransa arasında yaşandı.

Savaşın nedeni: Mısır lideri Nasır’ın İngiltere yönetimindeki Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi ve İsrail’in Filistinlileri kendi ülkelerinden çıkararak mülteci durumuna düşürmesine tepki göstermesidir.

Savaş öncesi;  İngiltere, Fransa ve İsrail savaş stratejisini belirlediler. Savaş, İsrail’in Mısır’a saldırması ile başlayacak, İngiltere ve Fransa, araya giriyor gibi yaparak Mısır topraklarını işgal edecekti. İsrail Sina Yarımadası’nı işgal edip askerî harekâtını bitirince İngiltere ve Fransa’nın amacı ortaya çıktı. Bu olay ABD ve SSCB’nin, İngiltere ve Fransa’ya karşı BM’de ilk kez ortak tavır almasana yol açtı. Bunun sonucunda İngiltere ve Fransa Mısır’daki kuvvetlerini geri çekti.

Sonuç olarak;  İsrail, savaş öncesi 1949 sınırlarına geri döndü. Mısır Başkanı Nasır, savaşı kaybetse de Arap dünyasının lideri durumuna geldi. Orta Doğu, ABD ve SSCB’nin etkin bir mücadele alanına dönüştü. ABD, İsrail’in; SSCB, Arapların yanında yer aldı.

 

1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşları)

İsrail’e karşı; Mısır, Ürdün ve Suriye birlikte savaştı.

Savaşın nedeni: Süveyş Kanalı’ndaki BM birliklerinin geri çekilmesinden sonra Mısır lideri Nasır’ın Akabe Körfezi’ni İsrail’e kapatmasıdır. Ayrıca Filistinlilerin haklarını savunmak için kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Ürdün’e yerleştirilmesi de savaşın başlamasında etkili olmuştur.

Savaşın sonucunda;  İsrail başarılı oldu ve Doğu Kudüs, Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Sina Yarımadası’nın tamamını ele geçirdi. Tiran Boğazı’nı ele geçirerek Süveyş Kanalı’na ulaştı. İsrail Devleti, 1948’deki topraklarını dört katına çıkardı. Mısır lideri Nasır’ın Arap dünyasında prestiji sarsıldı. BM Güvenlik Konseyi, İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesine yönelik 242 sayılı kararını aldı.

Savaş sırasında, SSCB ile birlikte savaşı önleme çalışmaları başlatan ABD, BM’de İsrail yanlısı tutum aldı. Birçok Arap ülkesi ABD ile ilişkilerini kesti. SSCB ise Araplara destek vererek Orta Doğu’daki etkinliğini arttırdı. Suriye, Mısır ve Cezayir’de deniz üsleri kurdu. Bunun üzerine ABD barışı sağlamak için daha aktif rol alarak bölgede üstünlüğün SSCB’ye geçmesini önlemeye çalıştı. Fransa, Orta Doğu’daki etkinliğine geri dönmek için bazı girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı.

 

1973 Yom Kippur - Ramazan Savaşı

-     Savaş, İsrail’e karşı Suriye ve Mısır ittifakı arasında gerçekleşti.

-     Savaş, Yahudilerin oruç tuttuğu Yom Kippur ayı ile Müslümanların oruç tuttuğu Ramazan ayında gerçekleşti.

-     Savaşın nedeni: Mısır ve Suriye’nin 1967’deki Altı Gün Savaşları’nda kaybedilen toprakları İsrail’den geri almak istemesidir. SSCB Araplara, ABD İsrail’e yardım etti. Ancak ABD, Suriye Cephesi’nde İsrail’in ilerlemesi üzerine SSCB’nin savaşın derhal durdurulmasına yönelik yaptığı çağrıyı destekledi. BM Güvenlik Konseyi, 1967 tarihli kararlara uyulması kararını aldı. Mısır ile İsrail, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Mekik Diplomasisi” sonucunda 1974’te Sina Antlaşması’nı imzaladılar. İsrail, savaşı kazanmasına rağmen imzaladığı bu antlaşma ile Süveyş Kanalı’nın tamamını Mısır’a bıraktı. Bu sonuçla Mısır, Sina’daki toprağının bir bölümünü İsrail’den geri aldı. ABD, Mısır ile ilişkilerini düzeltme olanağını buldu ve 1978 Camp David (Kemp Devid) Antlaşması’na giden yol açıldı.

Savaş sırasında petrol üreticisi ve OPEC üyesi Arap ülkeleri, ham petrolün fiyatını dört kat arttırarak Birinci Petrol Krizi’nin yaşanmasına yol açtılar. Bu arada savaşın hemen ardından başlayan, başını Suudi Arabistan’ın çektiği ve İsrail’i destekleyen ülkeleri hedef alan petrol ambargosu Mart 1974’e kadar sürmüştür. Bu ambargo sonucu petrol fiyatları yükselirken, dünya çapında benzin sıkıntısı baş göstermiştir.

 

 

FİLİSTİN MÜCADELESİ ve FKÖ

-     1964′te kurulan Filistin Kurtuluş örgütü (FKÖ), İslam ülkeleri Zirve Konferansı, Afrika Birliği, Arap Birliği, UNESCO ve Birleşmiş Milletler tarafından Filistinlilerin temsilcisi olarak tanındı.

-     Bağlantısızlar hareketinin üyeliğine kabul edilen FKÖ, Arap Birliği′ne de tam üye oldu.

-     FKÖ′yü etkisiz hale getirmek için Lübnan′daki mülteci kamplarına pek çok kez saldıran İsrail binlerce insanın ölümüne sebep oldu.

 

Mısır ABD′ye Yaklaşıyor

-     Orta Doğu′da barış zeminini kuvvetlendirmek isteyen Başkan Nixon, Haziran 1974′te Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, İsrail ve Ürdün′ü ziyaret etti.

-     İsrail′i işgal ettiği topraklardan çıkarmak için ABD′nin desteğini almaya yönelen Mısır, 1977′de Mısır-Sovyet dostluk antlaşmasını ve Sovyet donanmasının Mısır limanlarından yararlanmasını sağlayan anlaşmayı feshetti.

 

Enver Sedat’ın İsrail′e Ziyareti

-     İsrail′le ilişkilerini normalleştirmek isteyen Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat, Kasım 1977′de İsrail′e gitmeye hazır olduğunu ifade edince, İsrail Hükümeti Enver Sedat′ı resmen İsrail′e davet etti. İsrail′i ziyaret eden Sedat, İsrail parlamentosunda bir konuşma yaptı.

-     İsrail ile Mısır arasında bir diyalog başlamış oluyordu. Fakat bu diyalog Arap ülkelerinde tepki ile karşılandı. Buna karşılık İsrail Cumhurbaşkanı Menahem Begin de Aralık 1977′de Mısır′ı ziyaret etti.

 

Camp David Antlaşması 1978

-     İki taraf arasında uzayıp giden görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine ABD devreye girdi. Ancak İsrail′in Batı Şeria′da yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurmaya başlaması barışı engelliyordu.

-     ABD′nin girişimleriyle Washington yakınlarındaki Camp David′de bir araya gelen Mısır ve İsrail devlet başkanları, ABD Başkanı Carter′ın da katılımıyla görüşmelere başladı. 17 Eylül 1978′de Mısır, İsrail ve ABD arasında Camp David Antlaşması imzalandı.

Camp David Antlaşması ile,

-     İsrail′in varlığı bir Arap devleti (Mısır) tarafından ilk defa resmen tanındı.

-     Batı Şeria ve Gazze′de Filistinlilere özerklik verilmesi için görüşmelerin sürmesi kararlaştırıldı.

-     İsrail′in Sina Yarımadasından çekilmesi kararı alındı.

-     Fakat ne doğru dürüst görüşmeler yapılabilmiş, ne de önerilen özerkliği Filistinliler kabul etmişlerdir. Zira İsrail Batı Şeria′da yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurmayı sürdürüyordu. Bu arada Kudüs meselesine değinilmemişti. Zira iki tarafın bu konudaki görüşlerini uzlaştırmak mümkün değildi.

-     Camp David Antlaşmaları, “Orta Doğu Barışının Esasları” ve “İsrail-Mısır Barışının Esasları” olmak üzere iki çerçeveden oluşmaktaydı. Filistin sorununun çözümüne yönelik olan “Orta Doğu Barışının Esasları” kısa sürede imzalandı.

-     İsrail-Mısır barışına yönelik antlaşmanın imzalanması, her iki tarafın antlaşmanın maddelerini kendilerine göre yorumlamasının etkisiyle gecikti. 1979 Şubat’ında İran’da Humeyni liderliğinde bir Şii rejimin kurulması, çoğunluğu Sünni olan Arap dünyasını altüst etti, ABD ve İsrail’in de bölgedeki stratejik planlarını değiştirdi.

-     Bu gelişme, İsrail ile Mısır arasındaki görüşmeleri hızlandırarak 26 Mart 1979’da bir barış antlaşmasının imzalanmasında etkili oldu.

-     Antlaşma ile 1948’den beri sürmekte olan savaş durumuna son verilerek bugünkü İsrail-Mısır sınırı belirlendi ve taraflar birbirlerinin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına saygı göstermeyi kabul etti.

-     Bu antlaşma; Arap ülkelerinin Mısır’a ve ABD’ye tepki duymasına, Suriye ve Irak gibi ülkelerin bölgede ön plana çıkarak SSCB’yle yakınlaşmasına neden oldu.

 

Rektör Uyarıyor

Camp David Antlaşmaları’na Tepkiler

Antlaşmaya Avrupa devletleri destek verirken SSCB, FKÖ ve Arap ülkeleri tepki gösterdi. Arap Birliği ülkeleri, 27 Mart 1979’da Bağdat’ta toplanarak aşağıdaki kararları aldılar:

-     Arap devletleri, Mısır’dan büyükelçilerini çekerek Mısır ile diplomatik ilişkilerini kesecek.

-     Arap Birliği merkezi, Kahire’den Tunus’a taşınacak.

-     Mısır’ın İslam Konferansı, Arap Birliği ve Bağlantısız üyelikleri askıya alınacak.

-     ABD şiddetle kınanacak.

-     Mısır’a Arap ülkelerince yapılan her türlü ekonomik yardım durdurulacak.

 

ULUSLARARASI POLİTİKADA PETROLÜN YERİ

OPEC

  • Dünya Savaşı’ndan sonra Orta Doğu üzerinde hâkimiyetlerini yitirmeye başladığını anlayan Batılı devletler, petrol şirketleri aracılığıyla etkinliklerini devam ettirmeye çalıştılar. Şirketlere ayrıcalık veren ülkelerdeki milliyetçi gösteriler bu ülkelerin petrol satışından da pay istemelerine ve bazı ülkelerde de (Iran vb.) petrol şirketlerini millîleştirilmesine neden oldu.

-     Bu millîleştirme girişimleri karşısında Batılı Devletler petrol üreten başka ülkelere yönelerek üretimlerini arttırdılar ve fiyat kontrolünü ellerinde tutmaya devam ettiler. Bu tarihlerde petrol piyasasına girmek isteyen SSCB gibi ülkeler düşük fiyatlardan petrol satmaya başladılar.

-     Bu gelişmelerden olumsuz etkilenen petrol üreticisi ülkeler, Ağustos 1960’ta OPEC’i (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı) kurdular. OPEC’in amacı petrol fiyatlarını yüksek seviyeye çıkarmak ve üretici ülkeler arasında teknik konularda iş birliğini sağlamaktı.

OPEC′i (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü)

-     9-14 Eylül 1960 tarihinde Bağdat′ta bir araya gelen Suudi Arabistan, İran, Kuveyt, Irak ve Venezuela OPEC′i (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) kurdu. Örgüte daha sonra Katar (1961), Libya (1962), Endonezya (1962), Ekvador (1963-1993), Birleşik Arap Emirlikleri (1967), Cezayir (1969), Nijerya (1971), Gabon (1975-1995) ve Angola (2007)katılmıştır.

-     OPEC bağısız petrol üreten ülkeler arasında işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan bir kuruluştur.Öte yanda petrol fiyatlarını ve üretim miktarlarını belirlenmesi açısından tekel özelliği göstermektedir. Ancak örgüt üyelerinin çoğu kez örgütün aldığı kararlara uymayabildikleri gözlemlenmiştir.

-     1970’li yılların başında OPEC amacına ulaştı ve petrol şirketlerine karşı üstünlük sağladı. Petrol üretimini daha pahalıya mal ettiği için düşük fiyatta petrol satışından zarar gören ABD’nin petrol şirketlerine destek vermemesi, OPEC’in başarılı olmasında etkili oldu.

-     Bu arada 1967 (Altı Gün Savaşı) Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra petrolün İsrail’e karşı siyasi bir silah olarak kullanılmasını sağlamak için OAPEC (Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatı) kuruldu.

-     Ancak Arap ülkeleri arasında dayanışmanın sağlanamaması ve Batılı ülkelerin OAPEC dışındaki ülkelerden petrol satın alması OAPEC’in istediği sonucu alamamasına sebep oldu.

-     Ekim 1973’te çıkan Orta Doğu savaşından sonra OAPEC tarafından petrol fiyatlarının yükseltilmesiyle yaşanan petrol krizi hız kazandı.

OAPEC (Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri)

1968’de esas olarak Suudi Arabistan, Kuveyt ve Libya’nın önderliğinde kurularak daha ziyade geleneksel Arap ülkeleri arasındaki dayanışmayı yansıtan bir görünüme de sahip olarak doğmuştu. Ancak 1970’de Cezayir, Bahreyn, Katar, BAE’nin 1972’de ise Irak, Suriye ve Mısır’ın üye olmalarıyla OAPEC’in üye yapısı değişmiştir.

-     Bu durum özellikle Batı Avrupa’da ve Japonya’da paniğe yol açtı. Japonya 22 Kasımda İsrail’e karşı tavır aldı.

-     İngiltere 1973 Arap-İsrail Savaşı’nda Orta Doğu ülkelerine uygulamaya başladığı silah ambargosunu kısa bir süre sonra kaldırarak sadece İsrail ile sınırlı tuttu.

-     Suudi Arabistan’ın İsrail’e destek veren ABD ve Hollanda’ya karşı uyguladığı petrol ambargosu özellikle ABD’nin Orta Doğu politikasını değiştirmedi. Hatta ABD, bu politikanın Batı’nın sanayisine ciddi zararlar vermesi hâlinde Basra Körfezi bölgesine bir silahlı müdahale ihtimalini belirterek oldukça sert bir tepki verdi.

-     1974’te enerji ve özellikle petrolün sağlanmasında, kullanılmasında iş birliği ve ortak planlamayı gerçekleştirmek amacıyla Avrupa İktisadi İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) çerçevesinde “Milletlerarası Enerji Ajansı” kuruldu.

-     1973-1974’ten itibaren OPEC ülkelerinin ham petrol fiyatlarına her altı ayda bir zam yapmaları, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler, artan petrol fiyatlarından olumsuz etkilendiler.

 

IRAK’TA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ

-     1920 San Remo Konferansı’nda manda yönetimi kurulan Irak’ta 1921’de Meşruti Krallık kuruldu. 1932’de Milletler Cemiyetine bağımsız bir devlet olarak katıldı. 1933’te Kral Faysal’ın ölümünün ardından ülkede dinî ve etnik çatışmalar arttı. II. Dünya Savaşı öncesi dünyadaki gelişmeler Orta Doğu’da yeni oluşumlar için zemin hazırladı. 1934’te Türkiye’nin de üye olduğu Sadabat Paktı’na katılan Irak, II. Dünya Savaşı sonrası ABD ve Batılı devletlere paralel politikalar izleyerek Bağdat Paktı (1954) içinde yer aldı.

-     1958’de 1958’de General Kasım liderliğindeki askerî müdahale sonucu ülkede monarşi rejimi yıkılarak cumhuriyet ilan edildi. Irak rejim değişikliğinden sonra Bağdat Paktı’ndan çekildi.

-     1963’te iktidara gelen Irak BAAS Partisi, aynı yıl karşı bir darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. 1968’te General Ahmet Hasan al-Bakr liderliğindeki Baasçılar yönetimi yeniden ele geçirdi. Baas yönetimi, ekonomik ve askerî yardım aldığı SSCB ile 1972’de Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’nı imzaladı.

-     Baas Partisi 1968’de Irak’ta yönetimde söz sahibi oldu, SSCB ile yakınlaşarak bu ülkeden ekonomik ve askerî yardım almaya başladı. Bu durum Batı’ya dönük bir politika takip eden İran ile arasındaki ilişkileri zayıflattı. Diğer taraftan, 1970’te İngiltere’nin Basra Körfezi’nden çekilmesinden sonra İran’ın, buraya tek başına hâkim olmak istemesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.

-     Baas Partisinin 1972’de, SSCB ile imzaladığı dostluk antlaşmasıyla beraber bu ülkeden silah satın almaya başlaması İran’ı tedirgin etti. Ancak 1975 Martında Cezayir’in arabuluculuğu ile imzalanan Cezayir Anlaşması’yla Irak ile İran arasındaki Şattülarap Su Yolu’nun en derin yeri sınır kabul edilirken karşılıklı dostluk ve iş birliğinin taahhüt edilmesi ilişkileri bir süreliğine düzeltti.

BAAS HAREKETİ

-     BAAS Partisi, 1943’te Şam’da bir Hristiyan olan Michel Eflak ve bir Müslüman olan Salah el-Bitar tarafından tek bir Arap ulusu yaratmak, Arapları yabancı boyunduruğundan kurtarmak ve sosyalizmi uygulamak için kurulmuştur. Bu girişim Irak, Ürdün ve Lübnan’da benzer faaliyetlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. “Birlik, hürriyet, sosyalizm” sloganını kullanan BAAS, Araplar arasında dinsel ve mezhepsel farklılıkları reddettiği ve Arap birliği temelinde bir milliyetçilik geliştirdiği için laik olarak nitelendirilmekle birlikte İslam dinini, Arap ulusçuluğunun ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu. Baas partileri iktidar oldukları ülkelerin ordularıyla iç içe geçmişlerdir.

-     Baas, Suriye’de 1953’ten beri iktidardadır.

-     Irak’ta ise 1963’te iktidara gelen Baas, 1968’de bir darbeyle yönetime tam egemen oldu. 1979’da yeni bir darbeyle Saddam Hüseyin, Baas’ın iktidarını 2003’e kadar sürdürdü.

 

İRAN’DA REJİM DEĞİŞİKLİĞİ

X  1973 petrol krizi ile petrol fiyatlarının yükselmesi, İran′ın petrol gelirini beklenmedik bir şekilde artırdı. ABD′ye milyarlarca dolarlık silah sipariş eden İran, Basra Körfezi üzerinde egemenlik kurmayı planlıyordu. Şah’ın kendi ailesinin ve taraftarlarının lüks içinde yaşaması, birçok şirketin hissedarı olmaları, ülkede rüşvet ve iltimasa göz yumulması, muhalefetin ise gizli istihbarat örgütü SAVAK tarafından acımasızca bastırılmaya çalışılması Şah rejimine karşı çok çeşitli muhalif grupların ortaya çıkmasına yol açtı.

X  Ülkede zamanla sosyal ve ekonomik dengesizlikler arttı. Şah karşıtı güçler halk desteği bulmaya başladı. Bu güçler arasında en önemli grup liderliğini Ayetullah Humeyni′nin yaptığı grup idi.

X  Şah′a karşı muhalefetinden dolayı 1963 yılında Irak′a geçen Humeyni, 1978′de Paris′e yerleşti. Humeyni muhalefetinin ayaklanmaya dönüşmesi, Ocak 1978′de başlayan ayaklanmalarla olmuştur. Ocak 1979′da İran Şahı Pehlevi ülkeden ayrılmasıyla İran′da monarşi fiilen sona erdi. 30 Mart 1979′da yapılan halk oylaması ile İran İslam Cumhuriyeti ilan edildi.

Ayetullah Humeyni 1962’de başlayan “Ak Devrim” reformlarına karşı gelen kesim içinde önemli bir siyasî önder olarak sivrilmiş, ancak Şah kendisine rakip olabilecek Humeyni’yi sürgüne gönderme kararı alınca kendisi Fransa’ya gitmişti.

X  11 Şubat’ta İran ordusu, gerillalar ve militanlar Şah’a bağlı gruplara karşı üstünlük sağlayınca, Şah “tarafsız” olduğunu ilan etmiş ve tamamen çökmüştür.

X  Humeyni’nin İran’a dönmesinden sonra, 1 Nisan 1979’da İran İslâm Cumhuriyeti kurulmuş, Aralık 1979’da ülke teokratik bir Anayasa’yı ve Humeyni’nin ülkenin dinî lideri olmasını da onaylamıştır.

X  Bu süreçte Beni Sadr cumhurbaşkanı olmuş, genel af çıkarılmış, belirli bir süre için müzik ve gazete yasağı getirilmiştir.

X  Humeyni lider olduktan sonra hem ABD hem de SSCB’ye karşı uzlaşmaz bir tutum izlemiş, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ndeki rehine krizinden sonra İran-ABD ilişkileri kopmuştur.

X  İran’da başa geçen Humeyni, dış politikada bağlantısızlık ilkesini benimsedi. ABD öncülüğünde kurulan CENTO’dan ayrıldı, bu durum CENTO’nun dağılmasına yol açtı.

 

İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988)

  • 1979’daki Camp David Antlaşması’yla Arap dünyasının liderliği Mısır’dan Irak’a geçmişti. 1980’e gelindiğinde, İran’ın tüm Şiilere ve Basra Körfezi’nin çevresine sahip olma politikası, Irak lideri Saddam Hüseyin’i tedirgin etti.
  • Rejim değişikliğinden dolayı İran’ın iç sorunlar yaşamasından yararlanmak isteyen Irak, 1975’teki Cezayir Antlaşması’nı feshettiğini açıklayarak 22 Eylül 1980’de İran’a saldırdı.
  • ABD ve SSCB, başlangıçta gelişmelere tarafsız kaldılar. SSCB, ilerleyen yıllarda İran yanlısı bir tutum aldı. ABD ve Avrupa ülkeleri ise İran’daki Humeyni rejimine karşı oldukları için Irak yanlısı bir politika izlediler.
  • Savaşta, Suriye ve Libya İran’ı; diğer Arap ülkeleri ise Irak’ı destekledi.
  • Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Saddam Hüseyin’in tüm Körfez’e egemen olma tehlikesine karşın Irak’ın Şii tehlikesini yok etmesini çıkarlarına uygun buldular.
  • Mısır ise Irak yanlısı olsa bile bölünmeye katılmayarak Arap dünyasında etkisini arttırdı. 1986’da SSCB’nin yardımını da alan İran, Basra Körfezi’ne hâkim olmaya başladı. Bu gelişme Orta Doğu petrollerine bağımlı olan ABD ve Batılı ülkeleri harekete geçirdi.
  • 1987’de ABD, İngiltere ve Fransa Basra Körfezi’ne donanma göndererek İran’ın Irak karşısındaki üstünlüğünü kırdılar. BM’nin çağrısıyla 6 Ağustos 1988’de ateşkes yapıldı. Barış antlaşması ise Irak’ın 1990’da Kuveyt işgaline ABD’nin müdahalesinden sonra gerçekleşti. Böylece Irak, ele geçirdiği toprakları İran’a geri verdi.

 

Rektör Uyarıyor

İRANGATE OLAYI (1986)

b      Irangate olayı ABD yönetiminin İranla, İsrail aracılığı ile gizlice silah satması ve sattığı silahların parası ile Nikaraguakadaki kadar ki contra eylemcilerini yani komünist rejime karşı faaliyet gösteren gerillaları destek sağladığının ortaya çıkmasıdır. 1986 da ortaya çıkan skandal, Ortadoğuyu karıştırmıştır.

b      Dönemin başkanı Reagan, İran'daki ılımlı yöneticiler ile arayı yapmak, ilişkileri geliştirmek için el altından silah satıldığını bildiğini fakat Nikaraguakada ki contra eylemcilerinden haberi olmadığını itiraf etmiştir bu olaydan sonra....

b      Irangate skandalı ortaya çıkaran ise 1986 kapsamında Lübnan'da bir dergide çıkan bu haber olmuştur. Haberde ABD'nin 1985 ağustosundan itibaren İran'a gizli silah ve askeri malzeme satması konu ediyordu.Bu satışa İsrail aracılık ediyordu.Bu olayın büyümesi üzerine soruşturma yapılmış ve skandal ortaya çıkarılmıştır.

b      Bu olayın bu kadar büyümesinin sebebine gelirsek; İran'da yaşanan İslam devrimi'nde rehin alınan Amerikalı büyük elçilik görevlileri nedeniyle İran ve Amerika savaşın eşiğine gelmeş ve rehine krizi çözülmesinin ardından İran ile ilişkiler bugün bize devam eden şekilde ambargo uygulanmakta ve sıkılaştırılmışdır. Fakat İrangate skandalı ile ortaya çıkan kirli ilişkide İran'a el altından silah satıldığını ortaya konmuştur.İran islam devrimi gerçekleştiren Humeyni ve adamları baktılar ki ülkede yeterli cephane ve askeri mühimmat yok, bu nedenle araya giren İsrail ile Amerika'dan gizlice yüklü miktarda silah satın aldı.Ordu güçlendirdiler.Çelişki burada başlamaktadır.Amerika'nın düşman ilan ettiği devlete el altından silah atması hem Amerika'ya hem dünyayı karıştırmıştır.

 

 

 

YUMUŞAMA DÖNEMİ’NDE DÜNYADAKİ GELİŞMELER

 

EKONOMİK GELİŞMELER

  • II. Dünya Savaşı sonrasında bilim ve teknolojideki ilerlemelerin sanayide kullanılması ile büyük bir gelişme kaydedildi.
  • Önceki dönemlerde lüks sayılan merkezî ısıtma sistemi, evlere kadar suyun getirilmesi, çamaşır makinesi, telefon ve televizyonun yaygın olarak kullanılması insan hayatında büyük kolaylıklar getirdi.
  • Petrol, elektrik ve otomotiv sektörlerinde önemli üretim artışı gerçekleştirildi.
  • Sanayideki büyüme, enerji tüketimini artırırken enerji kaynağı olarak kömürün yerini alan petrol, kimya sanayiinde yeni ürünlerin ortaya çıkmasını sağladı. Yaşanan gelişmelerle dünya ekonomisi hızlı bir büyüme dönemine götürdü. 1970’lere kadar büyümenin kesintisiz devam etmesi işsizlik oranını da düşürdü.
  • Dünya ekonomisindeki büyümeye bağlı olarak talep fazlası ürünleri pazarlama ihtiyacı reklam sektörünün gelişmesini sağladı..
  • İşlevleri artmaya başlayarak geniş kitlelere ulaşan radyo ve televizyon bu ürünlerin reklam tanıtımında önemli birer araç hâline geldiler.
  • Uydu teknolojisi sayesinde de televizyon programları uluslararası bir boyut kazandı. İlk kez “1964 Tokyo Olimpiyatları” canlı televizyon yayını ile tüm dünyaya ulaştırıldı.
  • Uluslararası alanda ticaretin yaygınlaşması bu dönemin dinamizmini oluşturdu. Serbest ticaret ve çok uluslu şirketler tarafından yapılan uluslararası yatırımların gelişmesi ilerlemeyi perçinledi. Dünya ticaret hacmi de büyük bir büyüme gösterdi. Uluslararası ticaret hacmi % 7 oranında büyüdü.

 

BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK GELİŞMELER

  • Yumuşama dönemde bilimsel ve teknolojik anlamda önemli buluşların yapılmasında Soğuk Savaş Dönemindeki bloklar arasındaki rekabet önemli bir etken olmuştu. Özellikle füze sistemlerinin geliştirilmesi iki süper gücü ABD ve SSCB’yi uzay yarışına itti.
  • 1957’de SSCB ilk uzay aracı olan Sputnik’i uzaya fırlatıldı.
  • 1958’de ABD, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesini (NASA) kurarak ilk uydusunu uzaya gönderdi.
  • 1958’de ABD ilk uydusu olan Explorer 1’i (Eksplorır) fırlattı.
  • 1959’da SSCB Luna 2 adlı uzay aracını Ay’a indirmeyi başardı.
  • 1961’de Rus kozmonot Yuri Gagarin, Vostok-1 uzay aracı ile ilk kez uzaya giden insan oldu.
  • 1962’de ABD aynı şekilde karşılık vererek uzayda rekabeti hızlandırdı.
  • 1969’da ise Amerikalı astronot Neil Amstrong’un Ay’a inmesi ile ABD uzay yarışında liderliği ele geçirdi.
  • İlk zamanlarda ABD ile SSCB arasında devam eden uzay yarışına, daha sonra sınırlı olarak İngiltere, Fransa, Japonya ve Çin Halk Cumhuriyeti de katıldı.
  • 1970’te Japonya ve Çin uzaya ilk uydularını gönderdiler.
  • 1971’de SSCB Salyut adı ile bilinen ilk laboratuvarı uzaya gönderdi.
  • Gelişmiş ülkeler bütçelerinin önemli bir kısmını uzay çalışmalarına ayırdı. Bu da toplumların ihtiyacı olan diğer alanlarda (eğitim, sağlık vb.) yapılacak olan yatırımları kısıtladı.
  • Uzay araştırmaları sırasında yapılan önemli buluşlar, insanoğlunun günlük hayatında kullandığı bazı ürünlerin (teflon, haberleşme uyduları gibi) geliştirilmesinde temel oldu. Uzay araştırmaları ülkelerin gelişmişlik düzeyinde bir ölçüt olarak kabul gördü. Uluslararası ilişkiler ve rekabet uzaya kadar yayıldı.
  • 1964’te Uluslararası Telekomünikasyon Uydu Örgütü (INTELSAT) kuruldu.
  • Uzay yarışının başlamasından hemen sonra, uzayda egemenliği ve diğer konuları kapsayan “uzay hukuku” tartışmaları yaşandı.
  • BM, 1961’de aldığı bir kararla, uzayın ve gök cisimlerinin hiçbir devletin egemenliği altına alınamayacağını kabul ederken 1962’de teknik alanda iş birliğini onayladı ve 1963’te bu kararlara açıklık getirdi.
  • Savaş yıllarında yapılan ilk bilgisayar geliştirilerek 1970’te kişisel bilgisayar üretildi.
  • 1978’de üretilen APPLE’ın fabrikalarda kullanılmasıyla bilgisayar, sanayi alanına girmiş oldu.
  • İletişim alanında telefon ile başlayan gelişmeler XX. yüzyılda görüntülü telefonla devam etti.
  • Uydu teknolojisinin yerleşmesi ile iletişimde kıtalar arasındaki uzaklık ortadan kalktı. İletişimdeki bu sınır tanımaz gelişme İnterneti ortaya çıkardı.
  • 1969 yılında ilk olarak ABD’de bilim adamları arasındaki iletişimi sağlamak maksadı ile deneme niteliğinde olan “ARPANET” Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi (Advanced Research Projects Agency Network) kuruldu. Daha sonra “ARPANET” ABD’deki bütün üniversitelerin araştırma kuruluşlarının bilgisayarlarını bünyesinde toplayarak büyüdü.
  • 1972’de ilk e-mail (elektronik) posta geliştirildi.
  • 1975’te üretilen bilgisayar Apple-1, 1978’de fabrikalarda kullanılmaya başlandı.
  • Apple-1 bilgisayarlarının piyasaya sürülmesiyle kişisel kullanım alanında önemli ticari başarılar elde edildi.
  • 1974’te ABD’de polaroid fotoğraf tekniği; aynı yıl Fransa’da ilk mikrobilgisayar geliştirildi.
  • 1975’te Japonya’da cihaz montajını gerçekleştirebilen ilk robot yapıldı.
  • 1989’da Montreal Mc Gill (Montreal Mak Gil) Üniversitesinin çalışmaları sonucunda İnternet alanında önemli gelişmeler oldu.
  • 1991’de ABD’de İnternetin, ticari amaçla kullanılmasını engelleyen tüm kısıtlamalar kaldırıldı.
  • 1992’de grafik web tarayıcı “Mozaic” devreye girmiş ve İnternetin bir alt kümesi olan “World Wide Web” (Geniş Dünya Ağı) yıllık büyüme hızı artmaya başlamıştır.
  • Tüm dünyayı kapsayan bu ağ ile aralarında bağlantı bulunan tüm belgeler ve dijitalleştirilmiş nesneler bir araya getirilmek istenmiştir. Bilgisayar ile telefonun iş birliğine insanın bilgisinin de eklenmesiyle ortaya çıkan İnternet, günümüzde önemli bir yere sahiptir.

 

BU DÖNEMDE ÖNEMLİ BULUŞLAR

b      1962’de ilk haberleşme uydusu olan Telstar-1 geliştirilmiştir.

b      1962’de ilk sınaî robot icat edilmiştir.

b      1963’te yer eksenli haberleşme uydusu geliştirilmiştir.

b      1963’te ilk kadın kozmonot Valentina Tershkova uzaya gönderilmiştir.

b      1965’te ilk uzay yürüyüşünü Alexei Leonev gerçekleştirmiştir.

b      1965’te dik havalanabilen ilk uçak “Hawker Harrier” icat edilmiştir.

b      1965’te Christian Bernard tarafından ilk kalp nakli gerçekleştirilmiştir.

b      1968’de Ay’ın etrafında ilk pilotlu uçuş yapılmıştır.

b      1969’da Neil Armstrong Ay’a ayak basan ilk kişi olmuştur.

b      1971’de mikro işlemci icat edilmiştir

b      1972’de ilk videokaset ve disk icat edilmiştir

b      1973’te mini bilgisayar üretilmiştir.

b      1974’te hafıza kartı üretilmiştir.

b      1975’te Hepatit B aşısı bulunmuştur.

b      1977’de nötron bombası üretilmiştir.

b      1978’de ilk tıbbî görüntüleme (MR) gerçekleştirilmiştir.

b      1979’da compact disk (CD) ve PC ev bilgisayarı üretilmiştir.

 

KÜLTÜREL GELİŞMELER

2    Yumuşama Dönemi’nde hızlı bir sanayileşmeyle birlikte köylerden kentlere doğru göç hızlanmış, kadınlar sosyal hayatta daha aktif rol almaya başlamışlardır. Ayrıca bu gelişmeler, edebiyat ve sanatta da yeni akımların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

2    1960’tan itibaren Fransa’da yapılan çalışmalar sonucunda, modernizme tepki olarak ortaya çıkıp mimarlık, sanat, politika, eğitim, toplum gibi çok farklı alanlarda “postmodernizm” kavramı ve düşüncesi gelişti.

2    Müzik alanında bu döneme damgasını vura “Rock And Roll” tarzı müzik yaygın olarak dinleme alanı bulmuştur. Bunun yanında dönemin siyasî ve politik çekişmelerini, savaş, göç vb. toplumsal sorunları dile getirmek amacıyla yeni müzik türleri ve grupları ortaya çıkmıştır. Heavy Metal müzik türü ve bu türün temsilcisi 1962’de Londra’da kurulan The Rolling Stones grubu yumuşama dönemine damgasını vurmuştur.

2    Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) düzenlediği dünya kupası 1942 ve 1946’da II. Dünya Savaşı nedeniyle yapılamadı.

2    Sporda ise olimpiyatlar toplumların kaynaşmasına vesile olmuştur. 1960-1980 yılları arasında yapılan olimpiyatlarda ABD, SSCB, Japonya ve Doğu Almanya madalya sıralamasında önde gelen ülkelerdir. Türkiye ise istediği başarıyı elde edememiştir.

2    1960-1980 yılları arasında düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nda sırasıyla; Brezilya (1962), İngiltere (1966), Brezilya (1970), Almanya (1974) ve Arjantin (1978) şampiyon olmuştur. Bu dönemde “FIFA Dünya Kupası”nda kurallar gereği kupayı 3. Kez kazanan Brezilya, 1970’te kupayı müzesine götürmüştür.

2    1932’de kurulan FIBA (Uluslararası Basketbol Federasyonu) dört yılda bir ulusal erkek basketbol takımlarının katıldığı bir turnuva düzenlemektedir. SSCB, Yumuşama Dönemi’nde kadın ve erkek basketbol turnuvalarında en başarılı ülke oldu. Basketbol ve futbolda olduğu gibi voleybolda da kadınlar ve erkekler için dört yılda bir düzenlenen turnuva, 1947’de kurulan FIVB (Uluslararası Voleybol Federesyonu) tarafından organize edilmektedir. Dünya Voleybol Şampiyonası, erkekler için 1962’den, kadınlar için 1964’ten beri dört yılda bir düzenlenmektedir.

2    Başlangıçta “Avrupa Uluslar Kupası” adıyla anılan “Avrupa Futbol Şampiyonası” UEFA tarafından 1960 yılından itibaren dört yılda bir düzenlenecek şekilde organize edilmiştir.

2    Türkiye ise 1960-1980 döneminde finallere katılma hakkını elde edememiştir. Ancak 1951’den itibaren düzenlenen Akdeniz Oyunları’nın tamamına katılan Türkiye, 1971’deki VI. Akdeniz Oyunları’na İzmir’de ev sahipliği yapmıştır. 1963-1979 yılları arasında düzenlenen bu oyunlarda Türkiye 1963’te 4., 1967’de 5., 1971’de 4., 1975’te 5. ve 1979’da ise 6. olmuştur. İlki Mısır’da düzenlenen Akdeniz Oyunları’nın tamamına katılan Türkiye, toplamda 763 madalya alarak İtalya, Fransa ve İspanya’dan sonra en çok madalya alan dördüncü ülke oldu. Türkiye ayrıca 1971’de düzenlenen 6. Akdeniz Oyunları’na İzmir’de ve 2012’de 17. Akdeniz Oyunları’na Mersin’de ev sahipliği yaptı.

2    FIBA (Uluslararası Basketbol Federasyonu) tarafından dört yılda bir düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonası, ulusal erkek basketbol takımlarının dört yılda bir katıldığı bir turnuvadır. Bayanlar Dünya Şampiyonası da dört yılda bir düzenlenir. Bu dönemde yapılan şampiyonalarda her iki kategoride de SSCB en başarılı ülke olarak dikkat çekmiştir.

2    Erkekler için 1962, bayanlar için ise 1964’ten itibaren FIVB (Uluslararası Voleybol Federasyonu) tarafından düzenlenen Dünya Voleybol Şampiyonası da dört yılda bir yapılmaktadır.

 

Rektör Uyarıyor

Dünya’da 68 Hareketi

  • 60’lı yıllarda ekonomik sorunlarla birlikte siyasal sorunlar da baş göstermiştir. Özellikle emperyalist güçlerin ulusal kurtuluş mücadelesi veren sömürge, yarı sömürge ülke halklarına karşı giriştikleri haksız işgaller ve katliamlara karşı gençliğin tepkisi iyice yükselmişti.
  • 1958 – 62 Fransa Cezayir’dedir, 1960’da İngiltere, Fransa, Belçika Kongo’da; 1961 – 62’de ABD Küba’da ve 64’ten sonrası Vietnam’da Vietnam’la biriken sorunlar patlak vermiştir.
  • Öğrenciler,  Vietnam savaşının durdurulması, zorunlu askerliğin kaldırılması, öğrencilerin askere alınmasını getiren yasaların değişmesi için celp kâğıtlarını ( mahkemeye çağırma kâğıdı )  yakıyor, yürüyüşler, gösteriler düzenliyordu. Gözaltılara, tutuklanmalara, ölümlere rağmen yüz binlerce öğrenci polisle çatışıyordu.
  • 68 kuşağını başlatan olayların ilki Fransa'daki Sourbonue Üniversitesi'nde meydana gelen öğrenci isyanıdır. Ayrıca Latin Amerikalı devrimci E.Che Guevera’nın 1967 yılında Bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesi bu olayların başlangıcına sebep oluşturduğu söylenebilir.
  • 68 eylemlerinin bir yönü de ırkçılığa karşı olmaktı. Siyah lider M. Luther King’in 4 Mart 68’de katledilmesinin ardından siyahların ayaklanması başladı. ABD’de Colombia Üniversitesi, siyah ve beyaz öğrenciler tarafından birlikte işgal edildi. Tepkiler bir paydada buluştu. ‘’ Kahrolsun emperyalizm, Kahrolsun sömürgecilik’’
  • 68 eyleminin önemli bir özelliği de, işçi – öğrenci birleşik mücadelesidir. Özellikle Fransa’da 9 milyon işçinin genel greve gitmesi ve öğrencilerle birlikte sokaklarda yürümesi siyasi iktidarı sarsar. Dönemin başbakanı hemen o gece ‘’ referandum’’ kararını açıklamak zorunda kalır.
  • Türkiye’deki 68 Kuşağı, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Mahir Çayan, Harun Kararadeniz, Sinan Cemgil gibi Sol önderlerin liderliğinde oluşan Türkiye’deki Sol hareketin ismidir.
  • Türkiye’deki 68 eylemleri Avrupa ile doğrudan bir bağlantısı olduğunu söylemek doğru değildir.  Bir etkileşim söz konusudur, ancak emperyalizm ve işbirlikçilerinin iddia ettikleri gibi 68 eylemlerinin daha çok Avrupa’yı taklit etme hevesinden kaynaklandığı şeklinde bir etkilenme söz konusu değildir.
  • Türkiye’de 68 eylemleri 27 Mayıs öncesinden başlayarak 1960 sonrası adım adım yükselen bir öğrenci hareketidir.

 

 

YUMUŞAMA DÖNEMİ’NDE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

 

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ

ý  1930’lu yıllarda dünya barışını tehdit eden gelişmeler üzerine Atatürk ve Venizelos liderliğinde Balkan devletleri arasında ittifakı sağlamak için çaba sarf edilmişti. Bu çalışmalar iki ülke arasındaki ilişkileri olumlu etkilemişti. Ancak 1954 yılına gelindiğinde Türkiye ve Yunanistan ilişkileri Kıbrıs meselesine bağlı olarak yeniden gerginleşmeye başladı.

ý  Türkiye ile Yunanistan arasındaki diğer önemli anlaşmazlık konuları ise; Eğe adalarının silahlandırılması, Kıta Sahanlığı, Hava Sahası, Fır Hattı gibi temel sorunlardır.

 

KIBRIS SORUNU

ý  1571 yılında II.Selim döneminde Lala Mustafa Paşa tarafından Türk hakimiyetine alınan Kıbrıs 1878 tarihinde İngilizlere kiralanmış I.Dünya Harbinde İngilizler adayı işgal ettiğini açıklamışlar Lozan Barış Antlaşması ile şartlı olarak İngiliz Hakimiyetine bırakılan ada toprakları daha sonra İngilizlerin adadan çekilme kararı sonucunda Lozan da belirtilen hüküm gereğince garantör devlet olan Türkiye adadan hak iddia etmiştir. Böylece Türkiye adada Türk varlığının devamı için çalışma içerisine girecektir. Diğer garantör devlet Yunanistan da kendi varlığını devam ettirmek için adaya asker yığmaya başlamıştır.

ý  Kıbrıs’taki Rumlar, İngiliz yönetimi altındayken Adayı Yunanistan’a katma idealleri (Enosis) doğrultusunda faaliyetlerde bulundular. Enosis’i gerçekleştirmek için yapılan ilk önemli ayaklanma 1931’de görüldü. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs konusuna daha çok ilgi gösteren Yunanistan, 1951’de Kıbrıs’ın kendisine verilmesi için İngiltere’ye resmen başvurdu. Bu girişimi olumsuz karşılanan Yunanistan, 1954’te Kıbrıs sorununu BM’ye taşıyarak meseleyi uluslararası bir konu hâline getirdi. Kıbrıs’ta ulusların kendi geleceklerini tayin etme ilkesinin (self-determinasyon) uygulanmasını isteyen Yunanistan’ın bu girişimi BM tarafından reddedildi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda harekete geçmesinde önemli rol oynadı. Böylece Kıbrıs sorunu, Türk dış politikasının en önemli konularından birisi hâline geldi. .

ý  Rumlar, Kıbrıs’ta EOKA terör örgütünü kurarak önce İngilizler, sonra da Türklere yönelik katliam  hareketlerine başladılar. Bu örgütün amacı: İngiltere’yi Kıbrıs an atmak, Türkleri imha etmek ve Enosis’i gerçekleştirmekti.

ý  1959’da Türkiye ve Yunanistan başbakanları Zürih’te bir araya gelerek Kıbrıs anlaşmazlığını çözümlemek için görüşmelere başladılar. 11 Şubat 1959’da Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyet kurulması kararı alınarak Zürih Anlaşması yapıldı. Bu antlaşmadan sonra  Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Londra’da Kıbrıs Meselesi’ni ele aldılar. Londra toplantıların sonunda Zürih Anlaşması esas alınarak bağımsız bir Kıbrıs Devleti’nin kurulmasına karar verildi. 23 Şubat 1959’da imzalanan Londra Anlaşması; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulma anlaşması, Garanti Anlaşması, İttifak Anlaşması ve Uyuşma Anlaşmalarından oluşmaktaydı.

ý  Zürih ve Londra Anlaşmaları doğrultusunda 16 Ağustos 1960’ta bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi. Cumhurbaşkanlığına Rum lider Makarios, yardımcılığına da Türk lider Dr. Fazıl Küçük getirildi.

ý  Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamı uzun sürmedi. Yunanistan’ın asker ve silah göndererek desteklediği EOKA, Türklere karşı büyük katliam hareketlerine girişti. Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere 1955’te kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) vasıtasıyla karşı koymaya çalıştı.

ý  24 Aralıkta “Kanlı Noel” denilen ve 24 Türk’ün şehit edildiği olay üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ilk uyarı uçuşunu yaptı. Türkiye’de İnönü Hükûmeti’nin istifasıyla yaşanan bunalımdan yararlanan Makarios, Türklerin imhasını ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını öngören Akritas Planı’nı uygulamaya koymuştur. Bu plan çerçevesinde Rum çeteleri Türk köylerini yakıp yıkmış, pek çok Türk’ü de öldürmüştür.

ý  1964’te Yunanistan’ın Ada ya daha çok asker ve silah göndermeye başlaması üzerine olayların büyümesinden endişelenen BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü kurulması kararı aldı.  Ancak Barış Gücü Ada ya henüz gelmeden Rum çetelerinin saldırıya geçmesi Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale kararı almasına yol açtı. Ancak bu kararın uygulanmasını istemeyen ABD Başkanı Johnson, yazdığı mektupla Türkiye’yi kararından vazgeçirmeye çalıştı.

ý  Küba Krizine bağlı olarak 1963’te Türkiye’deki ABD’ye ait Jüpiter füzelerinin bilgi verilmeden sökülmesi ve Türk-Yunan meselelerinde ABD’nin Yunan yanlısı politikası iki ülke arasında güven bunalımına sebep olmuştu. 1964’te ABD Başkanı Johnson’un mektubu da Türk-ABD ilişkilerini olumsuz etkileyerek Türkiye’yi SSCB ve Orta Doğu politikasını yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

ý  Johnson’un mektubundan sonra yapılan diplomatik temaslar sonucunda Türkiye Kıbrıs’a müdahale kararını bir süre askıya aldı.

ý  1967’de Rumların genel saldırı hareketlerine geçmesi üzerine Türkiye, Yunanistan’a bir nota verdi. Devam eden olaylar yüzünden Rumlarla bir arada yaşamanın mümkün olamayacağını anlayan Kıbrıs Türkleri, 28 Aralık 1967’de “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”ni kurdular. Kıbrıs Anayasası hükümleri saklı kalmak üzere kurulan bu yönetimin başkanlığına Dr. Fazıl Küçük, başkan yardımcılığına da Rauf Denktaş seçildi.

ý  1968’de meselenin çözümü için Kıbrıs Türk toplumu lideri Rauf Denktaş ve Rum toplumu lideri Glafkos Klerides arasında gerçekleştirilen ikili görüşmeler, altı yıl kadar sürmesine rağmen bir sonuç alınamadı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios, Ada’daki Türklere ekonomik ve sosyal baskılarda bulunarak göçe zorlayan bir politika uyguladı. Ancak Enosis’in hemen gerçekleştirilmesini isteyen EOKA üyeleri Yunanistan’dan aldıkları destekle 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirdi. EOKA üyeleri Nikos Sampson’u cumhurbaşkanlığına getirirken “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan ettiler.

ý  Türkiye 20 Temmuz’da Enosis’e engel olmak, barışı yeniden kurmak ve Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı.

ý  Lefkoşa’ya kadar ilerleyen Türk kuvvetleri, 22 Temmuz’da BM’nin ateşkes çağrısına uydu. Kıbrıs meselesinin görüşülmesi maksadıyla 25 Temmuzda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Cenevre Konferansında bir araya geldi. Görüşmelerden barışı sağlayacak bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “İkinci Barış Harekâtı” başladı. Türk birlikleri Ada’nın yaklaşık üçte birine hâkim oldu. Türkiye BM’nin ateşkes çağrısına uyarak 16 Ağustosta askerî harekâtı durdurdu.

ý  ABD’nin bu harekâtı gerekçe göstererek ekonomik yardımı keserek silah ambargosu uyguladı. Bunun üzerine Türkiye, 1969 “Savunma Iş Birliği Anlaşması”nı yürürlükten kaldırdı ve 1975’ten itibaren Türkiye’deki bütün ABD üs ve tesislerine el koydu. Ancak 1978’de ABD ambargosunun kalkmasıyla ilişkiler normale döndü.

ý  Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Türk toplumu 13 Şubat 1975’te Rauf Denktaş’ın liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni kurdu.

ý  BM Genel Kurulu, 13 Mayıs 1983’te Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs Hükûmeti” olarak tanıma kararı aldı. Bu gelişmeler karşısında Türk toplumu da 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kurdu. Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurulduğu gün tanıyan ilk devlet oldu.

 

EGE ADALARININ SİLAHLANDIRILMASI

ý  Türk-Yunan ilişkilerini 1974 yılından itibaren olumsuz etkileyen diğer bir anlaşmazlık da Ege adaları sorunudur. Bu sorun Yunanistan′ın Ege′nin tamamına egemen olmak amacından doğmuştur.

ý  Yunanistan Lozan Antlaşması kararıyla Ege Denizi′ndeki Bozcaada, Gökçeada, Meis ile Oniki Ada dışında kalan diğer adalara yerleşmişti. İtalya′nın egemenliği altında bulunan Oniki Ada ve Meis′i ele geçirmek için de çalışmaya başladı.

ý  II. Dünya Savaşı sonunda İtalya teslim olunca Oniki Ada temsilcileri Yunanistan ile birleşmek istediklerini açıkladı. Ancak Oniki Ada Alman egemenliğine geçmişti. Savaştan sonra Oniki Ada′yı terk eden Almanlar Türkiye′yi adaları almaya çağırdı. Türkiye bu davete olumlu yaklaşmayınca İngilizler Oniki Ada′yı ele geçirdi.

ý  Yunanistan, Oniki Ada′nın kendisine verilmesi için İngiltere′ye başvurmuş, böylece Oniki Ada fiilen Yunanistan′ın eline geçmiştir.

ý  10 Şubat 1947 Paris′te Antlaşması ile Meis ve Oniki Ada Yunanistan′a verildi. Ancak Yunanistan′ın Oniki Ada′da askeri üs kuramayacağı, asker ve silah bulunduramayacağı kararlaştırıldı.

ý  Ayrıca karasularını on iki mile çıkarma politikasını da uygulamaya çalıştı. Türkiye, Yunanistan’ın bu tutumu karşısında çeşitli dönemlerde notalar vererek bu politikalara seyirci kalmayacağını dile getirdi. 1980’de NATO’nun askerî kanadına geri dönen Yunanistan, Ege Adaları’nı NATO tatbikatlarında kullanarak silahlandırmayı meşrulaştırmak istedi. Türkiye bu adanın statüsünde asla değişikliğe izin vermeyeceğini duyurdu. NATO nezdinde yaptığı itirazlarla bu duruma engel olmaya çalıştı.

ý  Türkiye 1975 yılında İzmir’de Ege Ordusu denen IV. Ordu’yu kurdu.

 

KITA SAHANLIĞI SORUNU

ý  Kıta sahanlığı, kara sularının bitiş noktasından başlayan deniz altındaki devamını ifade eder. Kıyıya sahip her devlet kıta sahanlığına da sahiptir. Ancak kıta sahanlığına sahip ülkenin sadece bu bölgedeki canlı-cansız doğal kaynakları arama ve işletmede egemen yetkileri vardır; su alanı ve hava sahası uluslararası statüsünü korur.

ý  Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nin kuzey ve batı kıyılarında petrol arama ruhsatı vermeye başladı. 1970 başlarında arama ruhsat alanını Doğu Ege’yi kapsayacak şekilde genişletti. Böylece Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye ile deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışması iki ülke arasında anlaşmazlığa sebep oldu. Türkiye de 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı vermiştir. Yunanistan’ın bu duruma itirazı iki ülke arasında “Kıta Sahanlığı Sorunu”nu ortaya çıkarmış, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın gerçekleştirilmesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirmiştir.

ý  1975’te yapılan ikili görüşmelerde anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı’nda görüşülmesine karar verilmişse de yapılan toplantıdan sonuç çıkmamıştır.

ý  1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde araştırmalar yapması üzerine Yunanistan, BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmuştur. Güvenlik Konseyi sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararı almış; Uluslararası Adalet Divanı ise Yunanistan’ın Ege’nin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol arama girişimlerinin durdurulması isteğini reddetmiştir.

ý  İki ülke temsilcilerinin Bern’de yaptıkları görüşmeler sonunda Bern Deklarasyonu imzalanmış, böylece taraflar Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmayacaklarını kabul etmiştir.

 

KARASULARININ 12 MİLE ÇIKARILMASI SORUNU

b      Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’nde kara suları genişliği 3 mil olarak kabul edilmişti. Bu genişlik 1936’da Yunanistan 1964’te Türkiye tarafından 6 mile çıkarıldı. 1974’ten itibaren Yunanistan değişik dönemlerde kendi kara sularını 12 mile çıkaracağını ileri sürdü. Bu durum Türkiye tarafından tepkiyle karşılandı..

b      Türkiye, 1976’da Yunanistan’ın karasularını 6 milin üzerine çıkarmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ve böyle bir girişimin savaş nedeni olacağını açıklamıştır.

b      Yunanistan’ın on iki mil kararı Türkiye açısından Batı Anadolu’nun güvenliği, Ege üzerinde Türk uçaklarının uçuşu ve Türk gemilerinin Akdeniz’e çıkışında olumsuzluklar yaratacaktı. Bu yüzden Yunanistan’ın kara sularını on iki mile çıkarma hakkı bulunduğuna dair demeçleri Türkiye tarafından sert bir biçimde yanıtlandı. Bunun Latincede “Casus Belli” sözcükleriyle ifade edilen bir savaş nedeni sayılacağı bildirildi.

 

EGE HAVA SAHASI (FIR HATTI) SORUNU

±  Yunanistan, 1931’e kadar 3 mil olan hava kontrol sahasını 10 mile çıkarmış, fakat Türkiye iki ülke arasındaki iyi ilişkilerden dolayı tepki göstermemiştir.

±  Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), Türkiye’nin Ege karasuları sınırını “FIR Hattı” olarak kabul edince, Ege Denizi üzerindeki hava sahasının kontrolü büyük ölçüde Yunanistan’a geçmiştir.

±  FIR Hattı, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye’nin güvenliğini tehdit edince, Türkiye 6 Ağustos’ta yayınladığı NOTAM (Notice to Airmen: Havacılara İhtar Bildirimi) ile yeni bir FIR hattı oluşturmuştur. Buna göre; Türkiye yönünde uçuş yapan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililerine bildirecekti.

±  Yunanistan ise Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Ege Denizi’nin tümünü “tehlikeli bölge” ilan edip bölgede FIR hizmetlerini durdurarak Ege semalarını uluslararası hava trafiğine kapatmıştır. Türkiye’nin Ege’deki haklarını zedeleyen bu durum iki ülke arasında yeni bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

±  1977’de Türkiye’nin, Ege hava sahasını Yunanistan ile ortaklaşa kontrolü konusundaki girişimleri Yunanistan tarafından kabul edilmedi. NATO’nun Türkiye ve Yunanistan ile yaptığı temaslar sonucunda her iki tarafın da daha önceden almış olduğu Ege hava sahası ile ilgili kararları yürürlükten kaldırmaları ile sorun çözüldü. Ege Denizi tekrar sivil hava trafiğine açıldı.

 

TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU POLİTİKASI

ú     1955-1959 arası dönemde SSCB, bölgedeki nüfuzunu sürdürmek için Batı’yla çatışma hâlinde olan Arap ülkelerinin Türkiye ile diyalog kurmasını önlemiştir.

ú     Türkiye, 1963’ten 1973 Petrol Krizi’ne kadar olan dönemde Kıbrıs Meselesi’ nden dolayı Orta Doğu’ya açılma politikası izleyerek Arap ülkeleriyle ilişkilerin iyi olmasına önem vermiştir.

ú     Türkiye, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda Arap devletlerini destekleyerek ABD üslerinin Arap devletleri aleyhine kullanılmasını engellemiş, bu ülkelere insanî yardımda bulunmuştur.

ú     1969’da Mescid-i Aksa’nın kundaklama girişimine büyük tepki gösteren Türkiye bu gelişme üzerine Rabat’ta toplanan İslâm Zirve Konferansı’na katılarak Arap dünyası ile ilişkilerini geliştirmiştir.

ú     Türkiye, 1981’deki İslâm Zirvesi’ne ilk defa başbakanlık düzeyinde katılmıştır.

ú     1973 Petrol Krizi’nin etkisiyle yükselen petrol fiyatları Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirme ihtiyacını artırmış, özellikle bu ülkelerle ihracat yapılması için girişimler artmıştır.

ú     Arap ülkelerinin reddettiği Camp David Antlaşması’nı bu devletlerle olan ilişkiler çerçevesinde reddeden Türkiye, Filistin konusunda da İsrail’in uluslararası hukuka aykırı eylemlerine tepki göstermiştir.

 

ERMENİ TERÖR OLAYLARI VE ASALA (ERMENİ GİZLİ ORDUSU)

b      Lozan Antlaşması’nda Türk vatandaşı olan gayri müslimlerin siyasi ve medeni hakları belirtilmiş olmasına rağmen Ermeniler azınlık statüsünü istemeyerek diğer Türk vatandaşları ile aynı kanunlara tabi olmayı kabul etmişlerdi. Ermeni diasporası ve bazı devletler politik amaçlarla Ermeni meselesini yeniden canlandırmışlardır. Diaspora, iddialarını dünyaya tanıtmak ve Türkiye’ye kabul ettirmek, Türkiye’den tazminat ve toprak almak son aşamada da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmekti. Bu amaçla propoganda faaliyetlerine de başlayan Ermeniler“Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu” adı verilen ASALA adlı terör örgütünü kurdular. 

b      1973’te Los Angeles’te Başkonsolos Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir’in bir Ermeni terörist tarafından katledilmesi, Ermeni iddialarının dünya kamuoyuna duyurulması için yeni bir yöntemin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu olaydan sonra Ermeni teröristler, genellikle yurt dışındaki Türk temsilcilerini ve diplomatlarını hedef alan terör faaliyetlerine giriştiler.

b      Ermeni terör örgütleri, amaçlarına ulaşabilmek için Türkiye’de etkinlik gösteren ayrılıkçı terör örgütleriyle iş birliği yapmıştır. Bu örgütler aynı zamanda Türkiye’nin sorunlar yaşadığı bazı ülkelerle de yakın ilişkiler kurmuşlardır.

b      Ermeni terörünü asıl yönlendiren terör örgütü ASALA olmuştur. ASALA’nın 1973’te başlatarak 1994 yılına kadar devam ettiği terör faaliyetlerinde çoğu diplomat olan 35 Türk şehit edilmiştir. Bu durum karşısında Türkiye, önlemlerini artırmış, ulusal ve uluslararası platformlarda tezimizi ortaya koyan çalışmalar yaparak faaliyetlerini sürdürmüştür.

N  ASALA Terör Örgütü, 1983 Paris Orly Havaalanı Saldırısı’ndan sonra birçok ufak gruba bölünmüştür. Zamanla örgüt içinde anlaşmazlıklar ortaya çıkmış, kurucularından Agop Agopyan öldürülmüş, Ermeni halkından da yeterli destek göremeyip tarih sahnesinden çekilmiştir.

 

TÜRKİYE’DE MEYDANA GELEN GELİŞMELER (1960-1983)

 

SİYASÎ GELİŞMELER

27 Mayıs 1960 İhtilâli

ý  Türkiye, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti ile ilk yıllarda birçok alanda büyük gelişme kaydetmişti. Fakat 1957’den itibaren ülke ekonomisi bozulmaya başladı. Ülkemizde demokrasinin tam olarak yerleşmemiş olması ekonomik nedenler siyasi ortamı gerginleştirdi. Bu şartlar altında 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesi gerçekleştirilerek DP iktidarına son verildi.

ý  Anayasa yürürlükten kaldırılarak meclis kapatıldı.

ý  Cumhurbaşkanı, başbakan, pek çok bakan ve milletvekili yargılandı.

ý  Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi (1961).

Önemli Not:11 Nisan 1990 tarihinde kabul edilen kanunla, idam edilen bu devlet adamlarının itibarları iade edilmiş ve aynı kanun uyarınca naaşları kendileri için İstanbul’da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle defnedilmiştir.

ý  Türk Silahlı Kuvvetleri anayasa hazırlamak amacıyla oluşturduğu Millî Birlik Komitesi Kurucu Meclis Kanunu’nu kabul etti.

ý  Siyasi partiler, barolar, basın, ticaret odaları temsilcileri, sendikalar ve gençlik kuruluşlarından seçilerek oluşturulan Kurucu Meclis üyeleri 6 Ocak 1961’de çalışmalarına başladı. Aynı zamanda siyasi partilerin faaliyetlerine de izin verildi.

ý  Millî Birlik Komitesi siyasi partilerin ilk genel seçimlere katılabilmeleri için 13 Şubat’a kadar kuruluş işlemlerini tamamlamış olmaları gerektiğini duyurdu. Bu açıklamadan sonra Türk siyasetine yeni siyasî partiler girmiş oldu. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan yeni anayasa 9 Temmuz 1961’de yapılan halk oylaması sonucunda kabul edilerek yürürlüğe girdi.

ý  15 Ekim 1961’de yapılan seçimlere Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Adalet Partisi (AP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), Yeni Türkiye Partisi (YTP) katıldı.

ý  Seçimlerden sonra oluşan Meclis, Cemal Gürsel’i cumhurbaşkanlığına seçti.

ý  10 Ekim 1965’te yapılan genel seçimleri AP kazandı.

ý  27 Ekim 1965’te Süleyman Demirel’in başbakanlığı ile başlayan AP iktidarı, 12 Mart 1971 Askerî Muhtırasına kadar devam etti.

ý  Demokrasiye zarar veren bu muhtıra sonucunda Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Daha sonra ise partisinden istifa ederek bağımsız kalan Nihat Erim başbakanlığında meclis dışından ve farklı partilerin milletvekillerinden oluşan geniş tabanlı ve hiçbir siyasi partiyle doğrudan ilişkili olmayan bir hükûmet kuruldu.

ý  Nisan 1973’te AP ve CHP’nin desteklediği emekli Oramiral Fahri Korutürk cumhurbaşkanı seçilirken 14 Ekim 1973’te genel seçimler yapıldı.

ý  Seçimlerde hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamadı. Bu arada 25 Aralık’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü vefat etti. Üç gün sonra devlet töreniyle Anıtkabir’e defnedildi.

ý  1974’ten 1980 yılına kadar Türkiye’de, kısa süreli koalisyon hükûmetleri iktidarda kaldı.

ý  Sık sık gerçekleşen hükûmet değişikliğine bağlı olarak ülkede siyasi istikrar sağlamada zorluklar yaşandı. Siyasi istikrarsızlık ekonomik ve toplumsal gelişmeyi olumsuz etkileyerek ülkede iç huzursuzluk, siyasi anlaşmazlık ve ekonomik sıkıntıların artmasına yol açtı.

ý  Türk Silahlı Kuvvetleri yer yer meydana gelen şiddet ve terör olaylarını gerekçe göstererek 12 Eylül 1980’de demokratik yönetimi ortadan kaldıran askeri müdahaleyi gerçekleştirmiştir.

ý  24 Kasım 1983’e kadar devam eden bu dönem, Türk siyasi tarihine “12 Eylül Dönemi”olarak geçti.

ý  Bu dönemde 1961 anayasası yürürlükten kaldırılmış, Parlamento ve siyasi partiler ile dernek, sendika vb. pek çok sivil toplum kuruluşu kapatılmış ve demokratik süreç kesintiye uğramıştır.

ý  12 Eylül 1980’de siyasi iktidarı eline alan Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren başkanlığında kuvvet komutanlarından oluşan Millî Güvenlik Konseyini (MGK) oluşturdu. Kenan Evren aynı zamanda devlet başkanlığı görevini de üstlendi. Bülent Ulusu’nun başkanlığında Bakanlar Kurulu oluşturdu. Prof. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında kurulan komisyonun hazırladığı anayasa 7 Kasım 1982’de halkoyuna sunularak kabul edildi.

ý  Anayasanın kabulünden sonra seçim hazırlıkları başladı. 6 Kasım 1983 seçimlerine Anavatan Partisi (ANAP), Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) katıldı.

ý  Bu seçimler sonucunda birinci parti olarak çıkan ANAP, Turgut Özal başkanlığında tek başına iktidar oldu. 1960 ve 1970’li yıllarda koalisyon hükûmetleri ile bunalımlar yaşayan Türkiye, Turgut Özal iktidarı ile ülke yönetiminde siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda köklü kararlar aldı.

ý  1961 Anayasası’nın en önemli özelliği, devlet yönetiminde ve toplum yaşamında bireye ağırlık verilmiş olmasıdır. İnsan haklarına dayanan devlet olma özelliğine bağlı olarak temel hak ve ödevler ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Anayasa’da klasik hak ve özgürlüklerle birlikte sosyal ve ekonomik haklar da verilmiştir. 1961 Anayasası, temel hak ve özgürlükleri güvenceli bir statüye oturtmuştur. Parlamentonun çıkardığı yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek ve özgürlükleri korumak için Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Ayrıca Anayasa Mahkemesi ile birlikte Cumhuriyet Senatosu ve Yüksek Hâkimler Kurulu gibi yeni kurumlar oluşturulmuştur.

ý  1982 Anayasası ise hak ve özgürlükler açısından “birey”e değil “devlet”e ağırlık veren bir anayasa özelliği taşır. 1961 tarihli Anayasa’nın öngördüğü temel hak ve özgürlüklere ilişkin ilkeleri korumuştur. Ancak temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması konusunda daha ayrıntılı bir düzenleme getirmiştir. Bu sınırlandırıcı hükümler daha sonra Anayasa ve yasalarda yapılan değişiklikler ile büyük ölçüde düzeltilmiştir. 

 

EKONOMİK GELİŞMELER

ý  Devlet Kalkınma planları hazırlamak amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruldu (1960).

ý  Bu doğrultuda beş yıllık kalkınma planları yapılarak uygulamaya konuldu.

ý  1960-1970 yılları arasında uygulanan “ithal ikameci sanayileşme” ile daha önce ithal edilen tüketim mallarının ülkede üretimi amaçlanmıştı. Bu dönemde, sanayi daha çok demir-çelik, çimento, kâğıt, kimya, petrol rafinerisi, alüminyum ve madencilik alanında yoğunlaştı.

ý  1970’li yıllarda uygulanan “ileri ithal ikameci model” ile buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim mallarının yanı sıra ülkemizde artık otomobil de üretilmekteydi.

ý  1966’da piyasaya sürülen Anadol marka otomobilden sonra 1971’de kurulan Türk Otomobilleri Fabrikası Anonim Şirketi (TOFAŞ), Bursa’da FIAT lisansıyla “Murat 124” tipi otomobiller üretmeye başladı.

ý  Türkiye ekonomisi 1970’lerde istikrarsız koalisyon hükûmetleri, 1973 petrol krizi, 1974 Amerikan ambargosu ve işçi dövizlerindeki azalma ekonominin çökmesine neden oldu.

ý  Türkiye’de 1977 yılında ülkede birçok temel malda kuyruklar, karaborsa ve aşırı fiyat artışı görüldü.

ý  Türk lirasının yabancı paralar karşısında değer kaybetmeye başladı.

ý  Ekonomideki bu kötü gidişi önlemek için çeşitli ekonomik programlar hazırlandı. Bu programlar içerisinde karma ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlayan 24 Ocak Kararları önemli bir yer almaktadır (1980). 

 

Rektör Uyarıyor

Ocak Kararları; Türkiye Hükûmeti tarafından 24 Ocak 1980 tarihinde ekonomik literatüre geçen ve yapısal dönüşümleri içeren bir program. Süleyman Demirel, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirdiği Turgut Özal'a yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi vermiş ve bu program kısa sürede hazırlanmıştı.

 

Türkiye’de 68 Olayları; Türkiye’de 68 Hareketi Fransa’da başlayan, dünyanın birçok ülkesinde yaşanan, özellikle ABD’nin Vietnam’a yönelik politikalarını protesto eden 68 Gençlik Hareketleri Türkiye’de de etkili oldu. Türkiye’de 1954’te kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), 1960’larda gençlik içinde sosyalist akımların yayılıp tartışılmasında etkili oldu. 1968’de Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde başlayan boykot diğer fakültelere de yayıldı. Başlangıçta tamamen eğitim sistemiyle ilgili olan protestolar, zamanla politik ve ekonomik sistem tartışmalarına dönüştü ve öğrenci eylemleri yaygınlaştı. 1969’da Amerika’nın 6.Filosu’nun İstanbul’da protesto edilmesi, ODTÜ’de ABD Büyükelçisi Robert Commer’in (Rabırt Komer) arabasının yakılması dönemin öne çıkan eylemleri oldu.

 

Sosyal ve Kültürel Hayat

ý  1960-1980 yılları arasında Türkiye’de köyden kente göç, gecekondulaşma, işçi sayısındaki artış yaşandı.

ý  Sendikal faaliyetlerin yoğunlaşması gibi önemli toplumsal değişimler yaşandı.

ý  Belediyelerin göçler karşısında önlem almaması Çarpık kentleşmelerin ortaya çıkmasını sağladı.

ý  1960’tan sonra Türk toplumunun sosyoekonomik yapısında görülen değişiklikler edebiyat, sinema ve müzik alanında etkisini gösterdi.

ý  Edebiyatta 1950 sonrasında görülen edebî akımlar etkilerini 1960’lara kadar sürdürdü.

ý  Garipçilere karşı ortaya çıkan “İkinci Yeni Akımı” 1960’ların ortalarına kadar etkisini devam ettirdi. Bu akımın temsilcileri arasında Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Sezai Karakoç gibi isimler yer alır.

ý  Bu dönem edebiyatında “köy romancılığı” Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü”, Şevket Süreyya Aydemir’in “Toprak Uyanınca” eserleriyle ön plana çıkmıştır.

ý  1960’lı yılların ortalarından itibaren “Toplumculuk” edebiyatta bir akım olarak ortaya çıktı. Kendilerini toplumcular olarak adlandıran temsilcileri Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Rıfat Ilgaz olan şairler topluluğu da döneme damgasını vurdu.

ý  Ayrıca herhangi bir grupta yer almasalarda  Can Yücel, Hilmi Yavuz, Necip Fazıl Kısakürek gibi yazar ve şairler bu dönemde değişik konularda ürün verdiler.

ý  Türk Edebiyatında bu dönemde önemli kişiler şiirlerinde mistik anlayışı kullanacaklardır. Bu şairlerin başında Necip Fazıl Kısakürek gelir. Şair, şiirlerini “Çile” adlı kitabında toplamıştır. Şairler yalnızca dünya görüşleriyle değil şiirleriyle de kendilerinden sonrakileri etkilemişlerdir.

ý  Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir gibi yazarlar daha çok kırsal kesimin sorunlarını dile getirdikleri romanlara yöneldiler. Orhan Kemal, kentlere göç eden insanların sorunlarını dile getirdi. Yusuf Atılgan, Tezer Özlü ve Oğuz Atay gibi bireyin iç dünyasına yönelen yazarlar modernist anlayışla önemli eserler verdiler.

ý  1970’lerden itibaren toplumdaki siyasi kutuplaşmaların  hızlanması, çarpık kentleşmenin meydana çıkardığı sorunlar ve işsizliğe bağlı dış göç, edebiyatın başlıca konularını oluşturdu. Attila ilhan, Adalet Ağaoğlu ve Vedat Türkali bu dönem romancıları içerisinde önemli bir yer tutar.

ý  Kemal Tahir kitaplarında konuları genellikle halk hayatından ve Kurtuluş Savaşı’ndan seçmiştir.

ý  Haldun Taner konularını şehir hayatından seçerken hikayelerin de ince gülmece ve hiciv anlayışını ustalıkla kullanmıştır.

ý  Mizah edebiyatında Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz geniş okur kitlesine ulaştı. Özellikle Rıfat Ilgaz’ın yazdığı, Ertem Eğilmez’in yönettiği “Hababam Sınıfı” serisi büyük beğeni topladı.

ý  Tarık Buğra ise kişisel yaşantıların yanı sıra toplumsal ve tarihî meseleleri konu olarak seçmiştir. Yazar roman, hikâye ve tiyatro eserleriyle edebiyatımızda önemli bir yer edinmiştir.

ý  Yusuf Ziya Ortaç Gezi, hatıra türünde;

ý  Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan ve Cemil Meriç deneme eleştiri türünde, önemli yazarlarımızdandır.

ý  1960’tan önce kurulmalarına rağmen Dormen Tiyatrosu ve Kent Oyuncularının oluşturduğu Birleşik Sanatçılar Topluluğu 60’lı yıllarda Batı modelindeki özel topluluklara öncülük etti. Gülriz Sururi-Engin Cezzar, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner toplulukları bunlardandı.

ý  Zeki Alaysa ve Metin Akpınar tarafından kurulan Devekuşu Kabare Tiyatrosu günlük konuların eleştirel bir biçimde ele alındığı müzikli güldürülerle tanınarak ön plana çıktı.

ý  Politik hayattaki canlılık tiyatroya yansımış, köy, gecekondu ve göç sorunları oyunlara konu olmuştur. Keşanlı Ali Destanı, Yedi Kocalı Hürmüz, Kanlı Nigar, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Üç Karagöz, Kurban, Sultan Gelin, dönemin farklı özelliklerini yansıtan eserlerdir.

ý  Haldun Taner, Turgut Özakman, Orhan Asena, Cahit Atay, Turan Oflazoğlu, Necati Cumalı, Recep Bilginer dönemin önemli tiyatro yazarlarıdır.

ý  Metin Erksan’ın 1963’te “Susuz Yaz” filmi, Berlin Film Festivali nde Altın Ayı” ödülünü kazanarak uluslararası alanda önemli bir ödülün sahibi oldu.

ý  Öte yandan politik sinemaya örnek olabilecek filmler de yapıldı. Yılmaz Güney’in birçok uluslararası ödül alan filmi “Sürü” bu alanda önemli bir yapıttır.

ý  Bu filmlerin yanında, Malkoçoğlu, Tarkan, Kara Murat gibi tarihî olay ve kahramanları konu alan filmler de yapıldı. Cüneyt Arkın ve Kartal Tibet bu alanda birçok filmde rol aldılar.

ý  Türk sinemasının gelişme göstermesiyle ilk kez 1964’te Antalya Film Festivali düzenlenmeye başlandı. Ömer Lütfi Akad, Metin Erksan ve Halit Refiğ dönemin önemli yönetmenlerindendir.

ý  Kırsaldan göç eden insanların var olan değerleri ile şehir kültürünün kaynaşması “arabesk” adı verilen yeni bir anlayışı ortaya çıkardı.

ý  1960’lı yıllarda bu müzik, Arap müziğinden alınan ezgilere sözler yazılması şeklinde farklılık gösterdi. Orhan Gencebay ile tanınan arabesk müzik, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut ve İbrahim Tatlıses ile toplumun büyük kesiminde yaygınlaştı.

ý  Fecri Ebcioğlu’nun öncülüğünde1960’lı yılarda aranjman (düzenleme) tarzı müzik ortaya çıktı. Bu tarz, yabancı müziklere Türkçe sözlerle şarkılar yazılarak oluşturuldu ve Türkçe bestelerin yolunu açtı.

ý  1965 yılında Altın Mikrofon Yarışması düzenlenmeye başlandı. Bu ilk yarışmada birinciliği kendi bestesi “Gençliğe Veda” ile Yıldırım Gürses aldı. Altın Mikrofon Yarışmasının kazandırdığı müzisyenlerden Cem Karaca ve Erkin Koray, 60’ların sonunda yaptıkları çalışmalarla Popüler Batı Müziği’ne yeni bir yön verdiler.

ý  Moğollar isimli grupla 1970’te “ileri teknikle zengin folklor öğelerini birleştirmek” amacıyla “Anadolu Rock”  adı altında yeni bir müzik tarzından ilk kez bahsedildi. Bu tarzın önemli isimlerinden biri de Barış Manço oldu.

 

Rektör Uyarıyor

Türkiye’de İlk Televizyon

1970’lerde günlük yaşama giren televizyonun ilk yayını İstanbul Teknik Üniversitesinde (İTÜ), ardından 31 Ocak 1968’den itibaren Ankara’da haftada üç gün deneme yayını olarak başladı. TRT bünyesinde televizyon yayını, tek kanallı ve siyah-beyaz olarak 1970’lerde yayın faaliyetini genişletti. 1982’de ilk renkli yayını yapan TRT, 1984’te tümüyle renkli yayına geçti. 1990’da ilk özel televizyon kanalı Star Tv yayına başladı.

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası