BABA TARİHÇİ

abdullahhoca.com YENİ NESİL TARİH ANLATIMI

Üyelik Girişi
MEKANLAR-YOLLAR-GÖÇLER TARİHİ
OSMANLI DEVLETİ TARİHİ
T.C İNKILAP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

TARİH NEDİR?

Tarih, insan topluluklarının geçmişteki faaliyetlerini birbirleriyle olan ilişkilerini sebep-sonuç ilişkisi içinde, yer ve zaman göstererek, belgelere dayalı inceleyen bilim dalına TARİH denir. Tarihi meydana getiren en önemli öge insandır.

İLAÇ BİLGİ:

Tarih kelimesi, “kamer, ay, zaman” anlamına gelen Arapça “verreha” fiilinden türemiştir. Buna göre tarih kelimesinin anlamı, “ay”ın tarihi demektir. Bu anlam bir taraftan tarihî olayın meydana geliş anını belirlemek, diğer taraftan anlatmak, hikâye etmek, nakletmek anlamlarına gelmektedir. Bu kelime birçok doğu diline ve Arapçaya da bu kullanımı ile girmiştir. Türkçeye de Arapçadaki bu kullanımı ve anlamı ile geçmiştir. Kelimenin batı dillerindeki tüm karşılıkları ise Grekçe “İstoria, İstorien” sözcüğünden gelir. “Bildirme”, haber alma yolu ile bilgi edinme anlamlarında kullanılmıştır.


BİLİM İNSANLARININ TARİH BİLİMİ HAKKINDA DÜŞÜNCELERİ

Herodotos (Herodot) (MÖ 484-425) : Tarih, insanların ve insan topluluklarının başlarından geçenleri kaydetme yoluyla edinilen bilgidir.

Leopold von Ranke (Lepold fon Ranke) (1795-1886): Gerçeğin ne olduğu belgelerde saklıdır ve gerçek ancak belgelerin eleştirisiyle ortaya çıkar. Belge yoksa tarih de yoktur.

 Edward H. Carr (Edvırd Kar) (1892-1982):Tarihçi ile olgular arasında kesintisiz karşılıklı bir etkileşim süreci, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalogdur.

 İbn-i Haldun (1334-1406): Tarih, gerçeği araştırmak ve olayların sebeplerini bulup ortaya koymaktır.

Olayların ilkeleri incedir, nitelik ve sebepleri hakkındaki bilgi derindir.

 Voltaire (1694-1778): Tarihi bir nesilden diğer nesle aktarılan ya da intikal eden hikâyeler olarak tanımlamıştır.

 Turner (1775-1851):  Geçmişten bu zamana kadar uzanan, günümüzde ortaya çıkan yorumcu ve eleştirici bir anlayışla incelen kalıntılar olarak tarihin tanımını yapmıştır.

 Ahmet Cevdet Paşa (1822-1895): Tarih bir olayın sadece filan tarihte olduğunu bilmek değil, geçmişte meydana gelen olayları değerlendirmek ve bu olaylardan ders almaktır.

Marc Bloch (1886-1944): Zaman içerisinde insanların ilmi olarak tarihin tanımını yapmıştır.

Fernand Braudel (1902-1985):  Tarihlerin hepsinin toplamı, geçmiş, hal ve gelecekteki mesleki yeteneğe bakış açılarının bir araya gelmesi olarak tarihi tanımlamıştır.

 Halil İnalcık (1916-2016) : Gerçek bir tarih için kaynaklara gitmek, kaynakları iyi tenkit edip değerlendirmek gerekir.Halil İnalcık aynı zamanda dünyaca “Tarihçilerin Kutbu” olarakta bilinmektedir.

 

TARİHİN KONUSU

  • İnsanın tüm faaliyetleri yani göç, savaş, kültür gibi faaliyetleri.
  • Doğal Afetler sonuçları itibariyle tarihin konusu içindedir.

 Örneğin; Toprak kayması coğrafyanın konusudur. Ancak toprak kaymasının yaşandığı bölgedeki insanların evlerinin yıkılması, ekonomik sıkıntılar çekmeye başlamaları ve yaşadıkları bölgeleri terk etmeleri tarihin ilgi alanına girmektedir.
 

TARİH BİLİMİNİN ÖZELLİKLERİ

1-Deney ve gözlem yoktur

2-Tarihi bir olay genelleme yapılamaz.

TARİHİN KAYNAKLARI

Birinci elden Kaynak (Ana Kaynak) : Olayın geçtiği döneme ait eserler. Kitabe, abide, Arkeolojik buluntu, para vb.

İkinci el kaynaklar: Olayın geçtiği döneme yakın ya da o dönemin kaynaklarından faydalanılarak meydana getirilen eserlerdir.”

Sözlü Kaynaklar

    • Efsaneler - Mitler
    • Destanlar
    • Hikayeler
    • Şiirler
    • Menkıbeler
    • Fıkralar
    • Atasözleri

Yazılı Kaynaklar

    • Arşivler
      • Belgeler
      • Çizili ve Görsel Malzemeler
      • Görüntülü ve Sesli Malzeme (Resimler,fotoğraflar, filmler, video,bantları vb.)
    • Kütüphaneler
    • Vekayinâmeler (Kronikler)
    • Takvim-Yıllık
    • Şecereler (Geneoloji)
    • Biyografiler
    • Hatıratlar
    • Seyahatnameler
    • Süreli Yayınlar (Dergi-Gazaete vb..)

Arkeolojik Kalıntılar-Müzelik Nesneler

    • Yerleşmeler ve Mimari Ögeler
    • Nekropol kalıntıları
    • Paralar
    • Armalar

 

TARİH BİLİMİNİN YÖNTEMİ

  • Deney ve gözleme başvuramaz.
  • Tekrarlanamaz.
  • Doğru tarih bilgisine, tarihin kendine özgü bilimsel yöntemleriyle ulaşılır. Araştırmacı tarihçilik (nedenci, nasılcı) adı verilen bu yönteme göre tarihsel olaylar, ilgili kaynaklara başvurularak öğrenilebilir.

Bunlar şöyle sıralanır;

-Tarama (Kaynak Arama)

-Tasnif (Sınıflandırma)

-Tahlil (Çözümleme)

-Tenkit (Eleştiri)

-Terkip (Sentez)

a. TARAMA (Kaynak Arama)

Tarihe kaynaklık edebilecek her türlü bilgi ve verilerin bulunması aşamasıdır.

b. TASNİF (Sınıflandırılma)

Toplanan verilerin bir sistem dahilinde sınıflandırılması aşamasıdır.

c. TAHLİL (Çözümleme)

Elde edilen verilerin kaynak ve bilgi yönünden yeterli olup olmadığının kontrol edilmesi aşamasıdır.

d. TENKİT (Eleştiri)

Toplanan verilerin gerçekliği ve bilgi açısından güvenirliğinin tespit edildiği aşamadır.

e. TERKİP (Sentez)

Toplanan verilerin birleştirelerek sonuca ulaşılması aşamasıdır. Bu aşamada olaylar değişik açılardan (kültürel, ekonomik vb.) incelenerek sonuca ulaşılır.

 

TARİH BİLİMİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

 Tarihe yardımcı olan bilimler şunlardır:

1. Coğrafya: Yer bilimidir. Bir yerin coğrafi özelliklerini aydınlatır.

2. Arkeoloji: Kazı bilimi demektir. Prehistorik arkeoloji, Tarih öncesi arkeolojisidir. Yazının bulunuşundan önceki toplumlara ait, toprak altında kalmış maddi kültür unsurlarını kazılar yaparak ortaya çıkaran, bu buluntuları inceleyerek eski kültürler hakkında bilgi elde etmeye çalışılan bilim dalıdır.

  • Prehistorik arkeoloji: Tarih öncesi arkeolojisidir. Yazının bulunuşundan önceki toplumlara ait, toprak altında kalmış maddi kültür unsurlarını kazılar yaparak ortaya çıkaran, bu buluntuları inceleyerek eski kültürler hakkında bilgi elde etmeye çalışılan bilim dalıdır.

3. Antropoloji: İnsan ırklarını inceleyen bilimdir.

4. Etnografya: Gelenek, görenek ve töreleri inceleyen bilimdir.

5. Hukuk: Toplumda kurallar koyarak düzeni ve adaleti sağlayan bilimdir.

6. Kronoloji: Zaman bilimi demektir.

7. Edebiyat: Tarihle iç içe olan edebiyat, duygu ve düşünceleri söz ve yazı ile anlatma sanatıdır.

8. Felsefe: Akıl ve mantık ilkelerine uygun düşünmeyi esas alan bir bilimdir.

9. Paleografya: Tarih boyunca kullanılan alfabeleri çözerek bu alfabelerle yazılan belgelerin okunmasını sağlar.

10. Epigrafya: Kitabeler bilimi demektir.

11. Sosyoloji: Toplumbilimi anlamına gelir.

12. Filoloji: Diller bilimidir.

13. Diplomatik: Ferman, antlaşma metinleri, şeriye sicilleri, berat vb. belgeleri şekil ve içerik bakımından inceleyen bilime diplomatik denir. Diplomatik bilimi belgelerin sahte olup olmadığı, bu belgeler üzerinde yer alan işaret ve şekillerin ne anlama geldiği, devlet politikası ve anlayışı konularında tarih bilimine katkı sağlar.

14. Nümizmatik (Meskukat): Paralar bilimidir.

15. İstatistik: Elde edilen verileri analiz etmek ve yorumlamak demektir.

16. Onomatoloji: Ülke, bölge, kent, dağ, ırmak vb. adlarının nereden geldiğini ve anlamlarını ortaya çıkaran bilimdir.

17. Heraldik: Armaları inceleyen bilim dalıdır.

18. Sanat Tarihi: Resim, heykel, mimarlık ve süsleme sanatları sanat tarihinin konusuna girer.

19. Kimya: Tarihî bulguların hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde tarih bilimine yardımcı olur. “Karbon 14 Metodu” metodu diye de adlandırılır.

20. Sicilografi: Mühür bilimi demektir.

21. Arkeometri: Arkeolojik buluntuların tarihlenmesinde, kronolojik araştırmaların düzenlenmesinde tarih bilimine katkı sağlar.

İLAÇ BİLGİ

Anakronizm, tarihi olay ya da olguların içerisinde geçtiği zaman ile olay ya da olguda yer alan nesne ya da özelliklerin birbiriyle uyumsuzluğudur.

Örnekler

* Abdullah Hoca’nın Tarih dersini anlatırken Kurtuluş Savaşında Komutanların Watsaap mesajlaşması yaptığını söylemesi.

* Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethine Rolex saatine bakarak başlaması



TARİHTE ZAMAN VE TAKVİM

  • Bilinen en eski takvimler Sümerlere ve Mısırlılara aittir.
  • Miladi takvimin temeli, Mısır takvimine dayanır. Mısır takvimi güneş yılına, Sümer takvimi ise ay yılına göre düzenlenmiştir.
  • Mısırlılar tarafından güneş yılı esasına göre oluşturulan takvim, Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) zamanında yeniden düzenlenmiş ve Julien (Jülyen) takvimi adıyla kullanılmıştır. Julien takvimi, Papa XIII. Gregorian (Gregoryen) tarafından geliştirilerek Gregoryen takvimi adını almıştır. Zaman içerisinde yaygınlaşan bu takvim bugün dünya genelinde kullanılmaktadır.

Takvimin başlangıcı olarak;

-Mısırlılar ve Babiller her saltanat dönemini,

-Yahudiler yaradılış gününü (MÖ 3760),

-Yunanlar ilk olimpiyatları (MÖ 776),

-Romalılar Roma’nın kuruluşunu (MÖ 753),

-Müslümanlar Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini (622)  takvimlerine başlangıç olarak almışlardır.


TÜRKLERİN KULLANDIĞI TAKVİMLER

A-12 Hayvanlı Türk Takvimi;

Türklerin millî takvimidir. Türklerin kullandığı ilk takvimdir ve güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. On iki yılda bir devir yapan bu takvimde yıllar, hayvan adları ile gösterilir. Bu takvimde kullanılan hayvan isimleri ise şunlardır: sıçgan (sıçan), ud (öküz), bars (pars), tavışgan (tavşan), lu (ejder), yılan, yund (kısrak), koy (koyun), biçin (maymun), taguga (tavuk), it (köpek), tonguz (domuz). Hangi tarihten itibaren kullanıldığı bilinmemekle birlikte bu takvim Kök Türkler ve Uygurlar tarafından kullanılmıştır.

B-Hicri takvim,

Türklerin İslamiyet’i kabul ettikten sonra kullandığı takvimdir. Bu takvimde Hz. Muhammed’in hicret ettiği yıl (622), başlangıç kabul edilmiştir. Hz. Ömer Dönemi’nde oluşturulan bu takvim, ay yılını esas almıştır. Bu takvime göre bir yıl 354 gün 8 saat 48 dakikadır. Ayrıca bir ay yılı, bir güneş yılından yaklaşık 11 gün eksiktir. Diğer bir ismi kamerî (ay) takvimidir. Günümüzde İslam dünyası, dinî günleri hicri takvime göre belirlemektedir. Hicri takvim, günümüzde yalnızca dini günlerin, ayların ve dinî bayramların belirlenmesinde kullanılmaktadır.

C-Celali Takvim

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde Ömer Hayyam başkanlığındaki bir kurul tarafından düzenlenmiştir. Güneş yılı esasına dayanmaktadır. Bir yıl, 365 gün 6 saattir. Başlangıcı 1079 olan bu takvim Büyük Selçuklu Devleti’nin yanı sıra Harzemşahlar ve Babürler tarafından da kullanılmıştır.

D-Rumi Takvim

Yılın ilk günü 1 Mart’tır. 1 yıl, 365 gün 6 saat olarak kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde 1839 yılından itibaren mali işlerde (vergi, maaş vb.) görülen aksamanın önüne geçmek amacıyla düzenlenmiştir. Rumi takvim ile miladi takvim arasında 584 yıllık zaman farkı vardır.

E-Miladi Takvim

Bir yıl, 365 gün 6 saat olarak kabul edilmiştir. Gregoryen takvimi adı ile de bilinir. Hz. İsa’nın doğumu takvimin başlangıcı kabul edildiğinden bu takvime miladi takvim adı verilmiştir. Miladi takvimde yılın ilk günü 1 Ocak’tır. Ülkemizde 1926 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

 

TARİHSEL VAKA VE VAKIA’YI İLİŞKİSİ

Tarih biliminin araştırma konusu içerisine giren iki önemli unsurdan birincisi vaka (olay), diğeri ise vakıa (olgu)’dır

  • Vaka; tarihte insanlığı etkileyen siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik dinî gibi konularda kısa sürede meydana gelen gelişmelerdir.

Vakalar; kendine has özelliklere sahiptir, somut bilgiler içerir, yer ve zaman bildirir. Vakaların başlangıç ve bitiş süreleri de bellidir.

  • Vakıa ise tarihte insanlığı etkileyen olayların ortaya çıkardığı sonuçlara göre uzun sürede meydana gelen değişimlerdir.

Vakıalar; geneldir, süreklilik gösterir, soyuttur. Vakıalarda belirli bir yer ve zaman söz konusu değildir.

 

Olay-Malazgirt savaşı   ---------------   Olgu-Anadolu’nun Türkleşmesi

Olay-Talas Savaşı        ----------------    Olgu-Türklerin Müslüman olması

Olay-İstanbul’un Fethi   --------------   Olgu-İstanbul’un Türk şehri olması

 

İbni Haldun’un Olay ve Olgu tanımı;

Tarih bilimine farklı bir bakış açısı kazandıran İbn-i Haldun tarih biliminde yöntemi öne çıkarmış ve İslam tarihçilerinin hatalarını göstererek yöntemlerini eleştirmiştir. Ona göre sosyal olay ve olgular bireyin dışında oluşur ve onları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde incelemek gerekir. Olayların kendilerine has özelliklerinin olduğunu ve âdeta bir zincirin halkaları gibi daha sonra meydana gelen olayları etkilediğini, olgularla genel ilkelere ulaşılabileceğini belirterek tarihin sadece rivayetlerden ibaret olmayacağını vurgular. O, hem geçmişteki olayların bilinmesini hem de geleceğin görülmesini istemiştir.

İLAÇ BİLGİ

Akademik tarihçilik;

  • Akademik tarihçiliğin kurucusu Ranke’dir. Leopold von Ranke (1795 –1886), 19. yüzyıl Alman tarihçisi.
  • Türkiye’de Akademik Tarihçilik ve Milli Tarih-Ekolü Kurucusu İlim Adamı; Mehmed Fuad Köprülü (1890-1966)’dür.

 

TARİH ARAŞTIRMACILIĞI VE TARİH YAZICILIĞI

Tarih yazıcılığı anlayışından günümüz modern tarih yazıcılığına kadar geçen sürede değişiklikler yaşanmıştır. Hititlerdeki anallar (yıllıklar), Ruslardaki kronikler, Kök Türk Devleti’nde Orhun Abideleri ve Osmanlıdaki vakayinameler bu durumun örnekleri arasındadır.

  • Yunan tarihçi Herodotos; Tarih (Historia) adlı kitabını yazarken sadece dinlediklerini aynen anlatmamış, onları yorumlamıştır. Herodotos şairlerden farklı olarak halk içinde dinlediği her şeye inanmamış, bunların doğru olup olmadığını kontrol etmeye çalışmıştır. Bu yüzden Herodotos’a “Tarihin Babası” denmiştir.
  • İslam tarih yazıcılığı, VII. yüzyılda olayların hikâyeci anlatım tarzı ile nakledilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. IX. yüzyılda yaşamış Taberi, İslam tarih yazıcılığını hikâyeci bir anlatımdan kurtarmıştır. Ünlü tarihçi ve sosyolog İbn-i Haldun ise konularını tarih felsefesi çerçevesinde ele almıştır. Kendi ekolünü oluşturup İslam dünyasında derin izler bırakarak birçok İslam tarihçisini etkilemiştir. İbn-i Haldun’un ünlü “Mukaddime”si tarih felsefesinin İslam dünyasındaki gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. İslam dünyasında tarih yazıcılığı; vakanüvislik olarak gelişmiştir. Vakanüvislikte, olayların ortaya çıkış nedenleri üzerinde durulmaz ve olaylar olduğu gibi nakledilir.
  • Türklerde tarih Yazıcılığı: Osmanlılar Döneminde Tarih Yazıcılığı Osmanlılarda tarih yazıcılığında temel amaç, devletin başarılarını gelecek nesillere aktarmaktır. XVIII. yüzyıla kadar olayları devlet tarafından görevlendirilen şehnameci denilen görevliler yazardı. XVIII. yüzyıldan itibaren vakanüvislik ortaya çıkmıştır. Devlet görevlisi olan vakanüvisler, bir yandan kendilerinden önce yazılanları, toplamışlar diğer yandan da kendi dönemlerine ait olayları kaydetmişlerdir. Osmanlılar İslamiyet öncesi Türk Tarihi’ni büyük ölçüde ihmal etmiş İslam merkezli bir tarih anlayışını benimsemişlerdir. Osmanlılardan ilk vakanüvis Naima Efendi’dir. Naima Tarihi adlı bir eseri vardır. Bundan başka Hoca Saadettin Efendi, Peçevi Selaniki ve Ahmet Cevdet Paşa da ünlü tarihçilerdir. Ahmet Cevdet Paşa klasik vakanüvislik anlayışından çıkarak eserlerinde birinci el belgeleri eleştirel bir incelemeden geçirerek kullanılmışlardır. Kendisinden önceki vakanüvisler gibi olayları sadece kronolojik olarak kaydetmemiş, tarihî belgeleri yorumlaması ve değerlendirmesi bakımından modern tarihçiliğin önderliğini de yapmıştır.
  • XIX. yüzyılın sonlarına doğru geçmişin tarihçi tarafından “tarihin olduğu gibi yeniden inşa edilmesi” düşüncesine yönelik eleştiriler ortaya çıkmıştır. Bu eleştiriler sonucunda tarih yazımını en çok etkileyen oluşum, 1920’lerde Fransa’da ortaya çıkan Annalles Okulu’dur. Annallesçiler, devlet ve siyaset merkezli tarih yazımını eleştirmiştir. Onlar tarih bilimine; toplumsal, ekonomik ve kültürel yönden bir bütünlük kazandırmayı amaçlamıştır. Bu ekolün ülkemizdeki önemli temsilcileri olarak Fuat Köprülü, Mustafa Akdağ, Ömer Lütfi Barkan ve Halil İnalcık gösterilebilir.
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarihin bilimsel anlayışta ele alınmasını sağlamak ve Türk Tarihinin doğru bir şekilde öğrenilmesi için 1931’de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti”ni kurdurmuş ve bu kurum 1935’te “Türk Tarih Kurumu” adını almıştır.

 

                                           TARİH YAZICILIĞI

1-Hikâyeci Tarih Yazıcılığı

  • Hikâyeci tarih yazıcılığı İlk Çağda ortaya çıkmıştır. MÖ V. yüzyılda yaşamış olan Herodotos, hikâyeci yazımın ilk temsilcisidir. Heredetos (Heredot)’un yazdığı Tarih (Historia) bu türün ilk örneğidir.
  • Herodotos, tarih kelimesini, “İnsan topluluklarının başından geçenleri, kaydetmesi yoluyla ortaya çıkan bir bilgidir.” anlamında ilk kez kullanmıştır. Herodotos’un yazmış olduğu kitabın adı, tanık olunan ve haber alınan şeylerin anlatılması anlamına gelen “Istorias Apodesis”tir. Onun kullandığı hikâyeci (rivayetçi) tarih yazıcılığında olaylar aktarılırken yer ve zaman hususları dikkate alınmış ancak tarihî olaylar arasında sebep–sonuç ilişkisi kurulmamıştır. Duyduğu olayları, olduğu gibi aktaran Herodotos, tarihî bilgileri eleştiriye tabi tutmadan ortaya koymuştur. Roma’da, Orta Çağ Avrupası’nda ve İslam dünyasında da vekayinâme türü eserler bu görüşle kaleme alınmıştır. Günümüzde daha çok halk için yazılan tarih çalışmaları arasında bu tür kitaplar bulunmaktadır. Hikâyeci tarih yazıcılığı, eski dünyada benimsenip varlığını devam ettirmişse de Heredetos’un yaşadığı çağda, Thukydides (Tukidides) ile başka bir tarih yazıcılığı daha ortaya çıkmıştır.

 

2-Öğretici (Faydacı-Pragmatik) Tarih Yazıcılığı

  • Okuyucuya tarihî olaylardan ders çıkarmak, millî ve ahlaki değerleri benimsetmek için yapılan anlatım tarzıdır. Temsilciliğini Thukydides (Tukidides) yapmıştır. Thukydides’e göre bizzat görülen ve insanların başından geçen olaylar doğru yazılabilir. Herodotos “Tarihin Babası” ismiyle anılıyorsa Thukydides de “Tarih Biliminin Babası” olarak kabul edilmektedir. Bilimsel siyasi tarihin öncüsü olarak kabul edilir.
  • Atinalılar ile Spartalılar arasındaki Peloponnesos Savaşları’nı çok ayrıntılı bir biçimde aktaran Thukydides öncülerinden farklı olarak sadece belli bir konuya yogunlaşması, kronolojiye önem vermesi, olayların neden-sonuç ilişkilerini ortaya koyması ve doğaüstü güçlere eserinde yer vermemesi sayesinde yepyeni bir tarih anlayışının kurucusu olmuştur.

 

3-Kronik Tarih Yazıcılığı

  • Olayları oluş sırasına göre inceleyen tarih yazıcılığı türüdür. Yoruma yer vermez, neden-sonuç ilişkisi incelenmez. Bu türün en güzel örneği Anadolu’da yaşamış Hititlerin tanrılarına hesap vermek amacıyla hazırladıkları anallar (yıllıklar)dır.

 

4-Sosyal Tarih Yazıcılığı

  • Öğretici tarihin duygusal yönlerine yer vermeyen, öğüt ve nasihatı amaç edinmeyen tarih yazıcılığı türüdür.Toplumun her türlü faaliyetleri ayrıtlara inilmeden, siyasi, sosyal ve kültürel açıdan ele alınarak incelenir (Bu tür yazım şeklinde olayların neden ve sonuçları somut esaslara dayandırılmaya çalışılır.).

 

5-Araştırmacı (Neden-Nasılcı) Tarih Yazıcılığı

  • Olayların sebebleri ve sonuçları incelenir. Araştırmacı tarih yazıcılığında tarihî olayların oluşumunda etkili olan dönemin sosyal, dinî, ekonomik, kültürel ve siyasi yapısı ayrıntılarıyla ele alınarak yalın bir şekilde anlatılır. Tarihî olaylar yer-zaman, neden-sonuç ilişkisi içinde verilir.
  • Araştırımacı tarih yazıcılığı XIX. yüzyılda doğmuştur. Bu tarih yazıcılığında tarihî olaylar kaynaklara dayalı olarak araştırılır.
  • Analles Ekolü bu analayışın en önemli kurucusu olarak kabul edilir. Bu ekolün temsilcilerinden bazıları; Fernard Braudel (Fernand Brudel), Marc Bloch (Mark Bloh) ve Halil İnalcık’tır.

 

İLAÇ BİLGİ

Fernard Braudel (Fernand Brudel)

Ünlü fransız tarihçi, coğrafyacı (1902 - 1985); annales dergisinin adıyla anılacak, tarih biliminde bir çeşit devrim yaratmış tarihçilik ekolunun de en önde gelen temsilcisidir.

Marc Bloch (Mark Bloh)

Annales tarih okulu'nun kurucularından biridir. Bloch'un o vakitler tarihe getirdiği en büyük yenilik avrupa merkezci yaklaşımların ve farklı toplumları ötekileştiren ulusçu söylemlerin yanılgılarına işaret edercesine ortaya koyduğu karsilastirmali tarih anlatısıdır.

 

TARİHİN TASNİFİ (SINIFLANDIRILMASI)

Tarih öğrenme ve öğretmeyi kolaylaştırmak amacıyla zamana, yere ve konuya sınıflandırılır.

a. Zamana Göre Sınıflandırma

  • Bu sınıflandırma yöntemine göre tarih, birtakım kronolojik dilimlere bölünür.
  • Örneğin; İlk Çağ tarihi, Orta Çağ tarihi vb. çağlara ya da XVIII, XIX, XX. yüzyıl tarihi gibi bölümlere ayrılır.

b. Mekâna Göre Sınıflandırma

  • Bir kentin, bir bölgenin, bir ülkenin, bir kıtanın ya da yeryüzünün tümünün birer konu olarak ele alınması mekâna göre sınıflandırmadır. Bu, coğrafi sınıflandırma olarak da adlandırılır.
  • Örneğin; Avrupa tarihi, Düziçi’nin tarihi, Dünya tarihi gibi…

c. Konuya Göre Sınıflandırma

  • Bu sınıflandırmada, insanın tüm geçmiş yaşantısı konu edilebileceği gibi bir ulusun ya da devletin siyasal ve sosyal yaşamı, kültür ve uygarlığı da konu edilebilir.
  • Örneğin; Dünya tarihi, uygarlık tarihi gibi insanın tüm geçmişini araştırıp inceleyen tarih bölümüne genel tarih; Osmanlı tarihi, Selçuklu tarihi, Çin tarihi gibi bir ulusun ya da devletin tarihini inceleyen tarih bölümüne de özel tarih denir.

 

İLAÇ BİLGİ

Tarihin Sınıflandırılmasında önemli adımlar;

* Cellarius (Seleriyus) (1634-1707) Avrupa Tarihinde dönemlendirmeyi (sınıflandırmayı) başlatan tarihçi olarak kabul edilir.

*Zeki Velidi TOGAN (1890 - 1970) Türk Tarihinin batı tarzında metodik olarak ele alınması gerektiğini savunmuş bir tarihçimizdir.”Tarihte Usul” adlı kitabı bu bağlamda yazılmış ilk eserdir.

*İbrahim KAFESOĞLU (1912-1984) Batı dünyasının tarih sınıflandırmasına karşı çıkarak yeni bir kavram ortaya koymuştur. “Türk Tarihinin Taksimatı” adlı tezi ile milli tarihimizde yeni bir çığır açmıştır.

 

TARİHÇİLERİN KUTBU: PROF. DR. HALİL İNALCIK (1916 - 2016)

Dünyaca ünlü tarihçimiz Halil İnalcık, 26 Mayıs 1916’da İstanbul’da dünyaya geldi.  “Tanzimat ve Bulgar Meselesi” başlıklı doktora tezi ile yurt dışında büyük yankı uyandırdı.  Halil İnalcık’ın dört uzmanla birlikte hazırladığı eseri “An Economic and Social History of the Ottoman Empire (Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi)” bugün dünya üniversitelerinde el kitabı hâline gelmiştir.

 

                                             KADİM DÜNYADA İNSAN

İNSANLIĞIN İLK İZLERİ

  • Yazıdan önceki dönemin aydınlatılabilmesi için en önemli unsur arkeolojik araştırmalar sonucunda elde edilen araç ve gereçlerdir. İnsanlığın bu döneminde mağaralar, kerpiçten ilkel konutlar, taştan, kemikten, pişmiş kilden yapılmış aletler o döneme ayna tutar.
  • Dünyada ilk yerleşme ile ilgili hareketlilikler Mezapotamya’da görülmeye başlanmıştır. Bu bölge ayrıca “Bereketli Hilal” olarak adlandırılmıştır.

İlk İnsanların Hayat Tarzı ve Geçim Kaynakları

  • İnsanoğlu, kendiliğinden yetişen yabani buğday, arpa, çavdar gibi tahılları toplayarak kullanmıştır. İleriki süreçte insanlar bu yabani tahılları ıslah ederek kendi kontrolünde planlı bir tarımsal faaliyete başlamıştır. Böylece bölgedeki avcı ve toplayıcı toplumlar giderek üretici konuma geçmiştir.
  • Yerleşik yaşam ve tarımsal üretim sonucunda daha kolay beslenme yollarının öğrenilmesi, nüfus artışına yol açmıştır. Anadolu’daki birçok yerleşim bölgesinde yapılan kazılar sonucunda MÖ 9. binlerden itibaren üreticiliğin başladığı görülmektedir. Çayönü Höyüğü (Diyarbakır) ve Cafer Höyük (Malatya) yerleşim yerleri dünyanın en eski buğday türlerinden birisi olan “Emmer evcil buğdayı”nın bulunması buna en güzel örnektir. Ayrıca MÖ 8.500’lerde Urfa ve Diyarbakır çevresinde buğday tarımının başlamış olması, tahılın ana vatanının Anadolu olduğunu ortaya koymaktadır.
  • İlk zamanlarda mağaralarda yaşayan insanlar daha sonra ki dönemlerde megaron tipi evler yapmışlardır. Bunun en önemli örnekleri İzmir’deki Limantepe ve Baklatepe höyüklerinde yapılan arkeolojik kazılarda saptanmıştır.
  • Tarım ürünleri ve hayvanlardan elde edilen liflerle giyinen ilk insanlar, kullandığı araç-gereçlerini çakmaktaşından yapmıştır. Başlangıçta iri ve kaba olarak yontulan taşlar, devam eden süreçte usta bir işçilikle daha kullanılışlı araç-gereçlere yerini bırakmıştır. Araç-gereçlerin yapımında zamanla obsidyen ve kemikler de kullanılmaya başlanmıştır. Obsidyen olarak adlandırılan doğal volkanik cam, bu araç-gereçler için ideal ham madde olup insanlar bunlardan bıçak, iğne ve olta gibi aletler yapmışlardır. Zamanla araç-gereç teknolojisi gelişmiş ve mikrolit adı verilen, önceki dönemlerdeki örneklerinden daha küçük ve değişken yapıda ok ucu, orak gibi birleşik alet ve silahlar yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Bu minik aletler tahta, kemik ya da boynuzdan da yapılmıştır.

Örneğin ;

  • Antalya Öküzini’ndeki araştırmalar, buradaki avcı-toplayıcı toplumların ok ve yayı kullandıklarını göstermektedir. Tahılların beslenmede kullanılması, yemek hazırlama işlemini gerektirmiş ve bunun için de uygun araç-gereçler üretilmiştir. Tahılları kabuğundan ayırmak için kullanılan öğütme taşları, havanlar ve dibekler bunun ilk örnekleridir. Çanak- çömleğin gündelik yaşamda yaygın kullanımı ve kilin ateşte pişirilmesi ise gelişen yeni teknolojinin en açık göstergesi olmuştur. Çanak-çömlek yapım biçimleri, fırınlama teknikleri, süsleme alışkanlıkları, yazıdan önceki dönemin kültürel ve sosyal yapısı hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır.
  • Konya, Akşehir Dursunlu fosil yatakları, Anadolu’da insan varlığına ilişkin kalıntıların ele geçirildiği en eski buluntu yeridir.
  • İstanbul, Yarımburgaz Mağarası’na günümüzden 270 bin-390 bin yıl önce ilk insanların yerleştiği tespit edilmiştir.
  • Antalya, Karain Mağarası, Anadolu’da insana dair en eski kemik kalıntılarını barındırması açısından çok önemlidir.

İLAÇ BİLGİ

Üç Çağ Sisteminin temelini kim attı?

  • C. W. Thomsen (Tamsın) 1836 yılında ilk defa “Üç Çağ Sistemi”ni kurmuş böylece taş, tunç ve demir sıralaması günümüze kadar tarih öncesi arkeolojinin kronolojik sıralamasını oluşturmuştur.
  • 1865 yılında J. Lubbock (Labık) “Üç Çağ Sistemi”ni ayrıntılı bir şekilde yeniden ele almıştır. Buna göre Taş Çağı; Eski ve Yeni Taş çağı yani Paleolitik ve Neolotik çağa ayrılmıştır.

 
                                 

                                    YERLEŞİK İNSAN VE MEDENİYET

 Yerleşik yaşamla ilgili ilk buluntulara Anadolu’da rastlamak mümkündür. Anadolu’da Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Çayönü gibi yerleşim yerleri bu dönemi aydınlatan önemli yaşam bölgeleridir.

İLAÇ BİLGİ

HALET ÇAMBEL

  • Bilim dünyası tarafından “Hitit hiyerogliflerinin çözüldüğü yer” olarak tanınan Karatepe-Arslantaş Höyüğü’nde Türkiye’nin ilk açık hava müzesini kurmasıyla bilinen Halet Çambel, stajyer olarak başladığı kazıları hayatı boyunca sürdürmüştür.
  • Halet Çambel aynı zamanda Türkiye’yi eskrim dalında temsil ederek, Suat Fetgeri Aşeni ile birlikte “Olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcu” ünvanını kazanmıştır.

 

                                  TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR

 A-Eski Taş (Paleolitik) Çağı (MÖ 600.000-MÖ 10.000)

  • İnsanlık tarihinin en uzun dönemidir. İnsanlar beslenme gereksinimlerini doğada hazır buldukları meyveleri, bitkileri, bitki köklerini toplayarak ve çevredeki hayvanları avlayarak sağlamışlardır. Tüketici bir yaşam sürdürmüşlerdir. Bu dönemde insanlar mağaralarda ve kaya sığınaklarında yaşamış kemik, çakmak taşı ve diğer sert taşları işleyerek alet yapmış ve doğaya egemen olmaya başlamışlardır. Bu dönemin en önemli özelliği ateşin bulunmasıdır. Eski Taş Çağına ait ilk izlere İspanya’daki Altmaria ve Fransa’daki Lascaux (Laskö) mağaralarında rastlanmıştır.
  • Anadolu’da bu döneme ait yerleşim yerleri arasında Antalya yakınlarında bulunan Beldibi, Belbaşı, Karain mağaraları ile İstanbul’daki Yarımburgaz Mağarası önemli yer tutar. Yarımburgaz Mağarası yurdumuzda Taş Devri’ne ait en eski yerleşim yeridir.

İLAÇ BİLGİ

ANADOLU’DA İLK YERLEŞİM YERLERİ

GÖBEKLİTEPE-ŞANLIURFA

  • Göbeklitepe kazılarının başkanlığını yürüten Arkeolog Klaus Schmidt (Kılaus Şimit) çok önemli bir keşife imza attı. Bu kazılarda dünyanın en eski tapınağını gün yüzüne çıkarttı.

ÇATALHÖYÜK-KONYA/ÇUMRA

  • J. Mellart (Melır) tarafından gerçekleştirilen kazılar sonucunda dünyanın en eski KENTSEL yerleşim alanı olduğunu ortaya koydu. Çatalhöyük, günümüzde “UNESCO Dünya Mirası” listesinde olan önemli bir yerdir.

ÇAYÖNÜ-DİYARBAKIR/ERGANİ

  • Çayönü Höyüğü’nde yapılan kazılarda Robert J. Braidwood (Rabırt J. Breydvud) ve Halet Çambel gibi önemli arkeologlar görev yapmıştır. Dünya’nın ilk KÖY yerleşimi burada ortaya çıkmıştır.

 

B-Orta Taş (Mezolotik) Çağı (MÖ 10.000-MÖ 8000)

  • Avcılık ve toplayıcılık devam etmiştir. İnsanlar mağaralarda yaşamaya devam etmişlerdir. Taşlar yontulup basit araç gereçler yapılmıştır. İnsanların ateşi bulmalarıyla birlikte yiyeceklerini pişirerek tükettiklerini, soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunduklarını, karanlıktan kurtulduklarını söyleyebiliriz.

Dünyada bu döneme ait kalıntılar;

  • Güney Tacikistan’da Kuldara Bölgesi

Ülkemizde bu döneme ait kalıntılar;

  • Antalya’da Beldibi
  • Göller Yöresi Baradiz
  • Ankara Macunköy
  • Samsun Tekkeköy


C-Yeni Taş (Neolitik) Çağı (MÖ 8000-MÖ 5500)

  • Havaların ısınmasıyla birlikte insanlar su kenarında yaşamaya başlamışlardır. İlk köyleri bu dönemde kurmuşturlar. Tarım hayatı ile birlikte üretim faaliyetleri başlamışlardır. Taş araç ve gereçlerin yanında yiyeceklerini korumak düşüncesiyle topraktan da araç ve gereçler yapmışlardır. At, koyun ve sığır gibi hayvanları evcilleştirmişler, Bitki liflerinden giysiler yapmışlardır. Tüketici durumdan üretici durumuna geçmişlerdir. Tekerleği icat etmişlerdir. ( Böylece ulaşım daha kolay hale gelmiştir.) Yeni Taş Çağı’na ilk önce ÖN ASYA’da (Mezopotamya, Anadolu, İran, Suriye) girilmiştir.

Ülkemizde bu döneme ait kalıntılar;

  • Diyarbakır Çayönü ( Anadolu ve Güneydoğu Avrupa’da kurulan ilk köy yerleşim yeri)
  • Konya Çatalhöyük ( İnsanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesi )
  • Gaziantep Sakçagözü

 

D-Maden Çağı (MÖ 5500-MÖ 1200)

 

1-Bakır (Kalkolitik) Çağı

  • Erime hızının düşük, çıkarılışı kolay olduğu için ilk kullanılan maden bakırdır. Bu dönemde tarım, avcılığa karşı daha fazla önem kazanmıştır. Şehirlerin etrafı surlarla çevrilmiştir.

Ülkemizde Bakır Çağı’na ait yerleşim yerleri;

  • Denizli Beycesultan
  • Samsun İkiztepe
  • Çanakkale Truva ve Kumtepe
  • Çorum’da Alacahöyük

 

2-Tunç Çağı

  • Bakır ile kalayın karışımıyla oluşan tunç bakıra göre daha sert ve dayanıklıdır. İlk şehir devletleri bu dönemde oluşturulmuştur. Mezopotamya’da Sümer ve Akad Anadolu’da Hititler bu dönemde ortaya çıkmışlardır. İnsanların ihtiyacından fazlasını üretmeleri ve farklı araç gereçlere ihtiyaç duymaları ticaret faaliyetlerinin gelişmesini sağlamıştır.

Ülkemizde bu döneme ait kalıntılar;

  • Ankara Ahlatlıbel
  • Kayseri Kültepe ( Asurluların ticaret kolonisi, Asurlu tüccarlar yazıyı Anadolu’yla tanıştırmışlardır.) Anadolu’da ilk yazılı belgeler Kayseri Kültepe’de bulunmuştur.

 

3-Demir Çağı

  • Bakır ve tunca göre daha sert olan demir madeninin işlenmesiyle silahlar bu madenden yapılmaya başlanmıştır. İlk krallıklar bu dönemde kurulmuşlardır. Üretim gelişmiştir. Bu çağın sonunda yazının bulunmasıyla tarih çağları başlamıştır.

Demir Çağında Anadolu’da bulunan önemli yerleşim merkezleri şunlardır:

  • Alişar: Yozgat ilimizin sınırları içindedir.
  • Alacahöyük: Bu yerleşim merkezi Çorum ilinin Alaca ilçesi sınırları içindedir. Atatürk’ün isteği ile 1935 yılında yapılan kazılar sonucunda burada dört ana kültür katı ortaya çıkarılmıştır.
  • Troia (Truva, Troya): Homeros’un İlliada (İlyada) destanında anlattığı ünlü kenttir. Çanakkale / Hisarlık Tepesi’nde bulunmaktadır. Troia, üst üste kurulmuş dokuz kent kalıntısından oluşur. İlk beş katmandaki kentler Bakır Çağına, sonraki katmanlarda bulunan kentler ise Tunç Çağına aittir.
  • Hacılar: Burdur yakınlarındadır. Hacılar höyüğünün etrafı duvarlarla çevrilidir. Bu duvar, düşman saldırısına karşı yapılan surların ilk örneklerindendir.

 

                              KABİLEDEN DEVLETE (MÖ 7500-MÖ 350)

Avcılık ve toplayıcılık ile uğraşan topluluklar hayat standartları biraz daha iyileşerek, zamanla büyüyerek kabile konfederasyonlarını oluşturdu. Kabile; aynı atadan gelen ve birbirine kan bağıyla bağlı bulunanbüyük insan topluluğuna verilen isimdir. Kabileler zamanla kendi devletlerini kurdular. Büyük devletler veya İmparatorluklar oluşsa da kabile yapıları şehir devletleri biçiminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Örneğin; Urartular 8 kabileden oluşmuştur. Sümerler şehir devletleri şeklinde kurulmuştur.

Yunan yarımadasının coğrafi yapısı geniş devleteler kurmaya müsait olmaması nedeniyle bu bölgede ortaya çıkan Atina, Sparta gibi şehir devletleri uzun süre varlıklarını sürdürmüştür. İlk çağlardan itibaren dünyanın değişik bölgelerinde ortaya çıkan uygarlıkların oluşumunda siyasi, sosyal, coğrafi ve ekonomik faktörler etkili olmuştur. Coğrafi şartların sunduğu avantajlar uygarlığın doğuşuna olumlu katkı sağlamıştır. Bunun yanı sıra ülkeler arasında yapılan ticari faaliyetler, kültürlerarası etkileşimlerin meydana gelmesine neden olmuştur. Buna paralel olarak insanların sosyal düzeylerinin artması ve uygarlıkların ilerlemesine etki etmiştir. Bütün bu etkenlerin olabilmesi için güçlü bir siyasi birliğin olması gerekmektedir. Örneğin Sümerler MÖ 4 bin yılında Güney Mezopotamya’ya geldikleri zaman bölge bataklıklarla kaplıymış. Onlar, ilk olarak Dicle ve Fırat nehirlerinin yol açtığı bataklığı kurutmuşlar. Mısırlılar da Sümerler gibi Nil deltasındaki bataklıkları kurutmuş, sulama kanalları açarak tarımsal faaliyetleri başlatmışlardır. Dağlık bir konuma sahip olan Yunanistan, tarım yapmaya elverişli olmadığı için burada bulunan kavimler deniz ticaretine yönelmiştir. Deniz ticareti onlara sadece zenginlik ve refah getirmemiş, birçok kültürle etkileşime girmelerinde de etkili olmuştur. Örneğin Doğu Akdeniz’de Fenikelilerle yaptıkları ticaret sayesinde Fenike alfabesini tanımış ve etkilenmişlerdir. Bu alfabeye sesli harfler ekleyerek geliştirmiş ve kendilerine özgü alfabeyi oluşturmuşlardır. Asurlular, Anadolu halkı ile ticaret yaptıktan sonra buralarda koloniler kurmuşlar, Anadoluda yaşayanlar da Asurlulardan yazıyı öğrenerek tarihî devirlere girmişlerdir.

İLAÇ BİLGİ

İlk Çağ medeniyet alanlarına bakıldığında şehirlere verilen isimler;

  • Mısır’da “nom”,
  • Sümerlerde “site”,
  • İyon ve Dorlarda “polis”
  • İran’da “Satraplık”
  • Uygurlar “balık”

adı verilen şehirler kurulmuştur


Yorumlar - Yorum Yaz
Köşe Yazıları
Anket
Atatürk hangi şehrin fahri hemşehrisidir?
TARİH VİDEOLARI
abdullahhoca

SİTEMİZE GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE TEŞEKKÜRLER...
TARİH BİZDEN ÖĞRENİLİR.
Site Haritası